Melike bilmiyordu ne kadar öylece kaldılar. Zaman bu sarılışın içinde farklı akıyordu — daha ağır, daha yavaş, sanki her saniye kendi ağırlığını taşıyarak geliyordu. Erkan'ın göğsü inip kalkıyordu — düzenli, derin, her zamankinden daha sakin. Melike o ritmi hissediyordu yanağıyla. O ritme kulak verdi. O ritmin içinde o "seni seviyorum" cümlesi hâlâ titriyordu — kemiklerinde, derinin altında, o donmuş yerin tam ortasında. Sonra Melike geri çekildi. Yavaşça, zorlamadan — ama çekildi. Erkan bıraktı. Hemen değil, bir an daha tuttu, ama sonra bıraktı. Ve bu bırakış — bu o her zamanki sahiplenmenin değil, gerçek bir bırakışın bırakışı — Melike'nin içinde bir şeyi daha erittti. İkisi birbirine baktı. Kapının önünde, eşikte, o sabahın soluk ışığında. "İçeri gir," dedi Melike. Sesi düzdü. Ne s

