Kutunun yerini biliyordu. Her zaman bilmişti — o rafın en üstünde, diğer kutulardan biraz daha arkada, biraz daha tozlu. Ceyda o kutuya çocukluğundan beri bakardı. Bazen babasının bodrum odasına indiğinde görürdü onu, bazen bu odada, kendi rafında. Hiç açmamıştı. Açmak istemiyordu. Ama bu sabah farklıydı. Babası bahçedeydi — o küçük bankta, her zamanki gibi. Malikane sessizdi. Ceyda çalışma odasında değildi, yatak odasında da değildi. O rafın önünde duruyordu. Elini uzattı. Kutuyu aldı. Ağırdı. Beklediğinden ağırdı. Masasına götürdü. Oturdu. Önünde tuttu — o soluk mavi kutu, üzerinde hiçbir yazı yok, hiçbir işaret yok. Sadece rengi vardı. Soluk mavi. Ceyda o rengi bir yerden tanırdı hep ama nereden tanıdığını bilmezdi. Şimdi biliyordu. Annesinin en sevdiği renk bu değil miydi? O

