Sabahın henüz aydınlanmadığı saatte, liman bölgesindeki otopark ofisinde tek bir floresan lamba yanıyordu. Selim, masanın üzerine bir kâğıt koydu. El yazısıyla yazılmış, mürekkep hafifçe bulanmış. Tek isim. Baran. Erkan o isme baktı. Uzun süre baktı. Sigarasını yaktı, dumanı yavaşça içine çekti. Selim karşısında bekliyordu — her zamanki gibi düzgün, her zamanki gibi mesafeli. Ama Erkan, yılların verdiği o keskin sezgiyle Selim'in gözlerindeki ince titreşimi fark etti. Sanki bu bilgiyi sunarken bir şeyi saklıyordu. Erkan o titreşimi not etti. İçindeki o karanlık mahzene koydu ve üzerine kapıyı örttü. "Dışarı çık," dedi. Kapı kapandığında Erkan uzun süre hareketsiz kaldı. Bu isim ona yabancı değildi — hiç doğrudan öğrenmemişti ama Melike'nin geçmişinde, o yedi yıllık enkazın içinde, bu

