Daire Ceyda'nın topuklarının son yankısından sonra yeniden sessizliğe battı. Ama bu sessizlik artık farklıydı. O pahalı yasemin kokusu bile huzur vermiyordu — şimdi bir tuzağın içine sindirilmiş, süslü bir yalanın kokusuydu. Melike masanın üzerindeki zarfa bakıyordu. Uzanmıyordu, dokunmuyordu. Sanki dokunursa gerçek olacaktı. Git. Kalma. Git. Bu iki kelime zihninde birbirini boğmaya çalışan iki düşman gibi güreşiyordu. Aynaya baktı. Karşısındaki kadın tanıdık gelmiyordu. Yedi yıllık bir hayatın, iki erkeğin ve sayısız yalanın törpülediği biriydi o. Ne Erkan'ın sığınağına, ne Baran'ın nostalji oyuncağına, ne de Ceyda'nın satranç tahtasındaki piyona benziyordu artık. Peki kim olduğunu biliyor muydu? Zarfa uzandı. Parmakları kâğıdın soğuk yüzeyine değdiğinde durdu. Kavramak yerine sade

