Gözlerini açmadan önce duydu. Manavın sesi — o her sabah aynı saatte, aynı tonda, aynı enerjide bağırışı. «Gel bakalım, taze geldi!» Melike bu sesi alarm saati yerine kullanıyordu artık. Telefonun o yapay, o sinir bozucu çalarından çok daha güzeldi bu ses. Gerçekti. İnsandı. Bu mahallenin sesiydi. Gözlerini açtı. Tavan beyazdı. Her sabah aynı tavan — boyası sararmamış, çatlağı olmayan, sıradan ve temiz. Melike o tavana baktı. Birkaç saniye sadece baktı. Bu birkaç saniye onun kendine verdiği bir şeydi — o günün gürültüsüne atlamadan önce, o makas sesine ve müşterilere ve siparişlere karışmadan önce, sadece bu. Sadece o tavan ve o sessizlik ve o «buradayım» hissi. Doğruldu. Pencereden o sabah ışığı giriyordu. Soluk, gri, henüz tam kararlı olmayan bir ışık. İstanbul sabahları böyle başl

