Erkan gözlerini açmadan önce o sesi duydu. Martılar. Bu evde martı sesi duyulmazdı — o küçük ev şehrin içindeydi, Boğaz'dan uzakta, o dar sokakların arasında. Martı sesi oraya kadar gelmezdi. Ama bu sabah geliyordu. Çünkü bu sabah o küçük ev yoktu. Malikaneydi. Erkan gözlerini açtı. Tavan yüksekti — beyaz, düzgün, o küçük evin o sararmış, çatlaklı tavanı değil. Erkan o tavana baktı. Tanıdık ama farklı. Her zaman bu tavana baktığında içinde o "sen buraya aitsin ama burası senin değil" hissi olurdu. Bu sabah o his yoktu. Doğruldu. Yanı boştu — Ceyda erken kalkardı, bunu biliyordu. O her zaman şehirden önce uyanırdı, o her zaman penceresi önündeydi, o her zaman Boğaz'ı görmeye hazırdı. Bu Ceyda'nın ritüeliydi. Erkan bu ritüele dokunmamıştı — sadece bırakmıştı. Olmasına izin vermişti.

