Şehir her zaman böyleydi. Büyük, gürültülü, kayıtsız. Milyonlarca insan, milyonlarca hikâye, milyonlarca sabah — hepsi aynı anda, hepsi birbirinden habersiz, hepsi bu şehrin içinde. İstanbul bunları taşırdı. Şikâyet etmeden, yavaşlamadan, durmadan taşırdı. Bu sabah da taşıyordu. Eminönü'nde bir çaycı kepenklerini kaldırdı. Her sabah aynı saatte, aynı hareketle. O metal kepenkler yukarı kalktığında çıkan ses — o gıcırtı, o metalik ses — sabahın bir parçasıydı. On yıldır böyleydi. Çaycı bunu düşünmüyordu — sadece kaldırıyordu. Ve o kaldırış, o küçük, o sıradan hareket, o mahallenin bir kişisine her sabah "gün başlıyor" diyordu. Bugün de dedi. Boğaz'da bir tanker geçiyordu. Ağır, yavaş, hiçbir şeyden habersiz. O devasa gövde suyun üzerinde süzülürken altında dalgalar oluşuyordu — küçük

