Üç gün sonra anlattı Erkan.
O gece oturma odasının loş ışığında, yarısı bitmiş bir kadeh viskiyle, şehrin o geç saatteki ağır sessizliğinde konuşmaya başladı.
Akrep ölmeden önce bir şey söylemişti.
"Ne dedi?" diye sordu Melike.
Erkan kadehine baktı.
"O kadın senin sonun olacak."
Oda buz kesti.
---
Melike bu cümleyi duydu, içinde bir yerde sakladı. Akrep kimi kastetmişti?
Erkan, Baran için söylendiğini sanıyordu şüphesiz.
Ama Akrep Baran'ı kastetmemişti.
Melike biliyordu. Akrep o bodrum katta karşısında oturan kadını kastetmişti. O kadın senin sonun olacak. Lanet değildi bu. Son anında, onlarca yıl bu şehirde kalmış bir adamın son öngörüsüydü.
Ve Erkan yanlış anlamıştı.
"Baran'ı kastetti muhtemelen," dedi Melike. "Bu adamın sana zarar verdiğini gördü. Son anında bile hesap yapıyordu."
Erkan kadehten bir yudum aldı. "Belki."
Melike başını yavaşça omzuna yasladı. Erkan nefes verdi. Omuzları biraz düştü.
---
Ertesi sabah Melike balkona çıktı.
Hava soğuktu. Bornozunu sıkıca çekti, Boğaz'a baktı.
Akrep gitmişti. Sabah soğuğunda farklı duruyordu bu düşünce.
Pişmanlık yoktu. Ama bir ağırlık vardı. Yapılan işin ağırlığı. Her seçimin o sessiz yükü.
Hâlâ hissediyorum, diye düşündü. Bu iyi. Bu tehlikeli.
---
Kısım I kapanmıştı.
Cümle kendi zihnine ait değildi ama öyle hissettiriyordu. Kitaplarda bir bölüm kapanır ya, işte öyle.
Baran gelmişti. Para hareket etmişti. Döngü tamamlanmıştı. Akrep gitmişti.
Şimdi başka bir şey başlayacaktı.
Melike hissediyordu. Kudret vardı. Elmas vardı. Ceyda vardı.
Bu isimler bir aradayken ortaya ne çıkıyordu?
---
O gece geç saatte, Erkan uyuduktan sonra, Melike gözlerini açtı, tavana baktı.
O beyazlıkta, o sabahın ilk ışığında tek bir düşünce vardı. Net, sade, süssüz.