Beni kilitleyenin Melis çıkmasına gerçekten şaşırdım. Bir umut Başak çıkar diyordum. Böylelikle Berk’e nasıl biriyle sevgili olduğunu ispatlayabilecektim. Ama olmadı. Daha aldatıldığını bile söyleyemedim.
Sınıfa girer girmez Berk yanıma geldi. Beni kilitliyenin kim olduğunu merak ediyor tabii. Göz ucuyla Başak’a bakıyorum. Yalnızca gülümsedi. Ben de aynı şekilde gülümseyip Berk’e beni kilitleyenin Melis olduğunu söyledim. Eşyalarımı toplamak için sırama geçtim.
“Ne o, bir yere mi gidiyorsun?” soruyu soranın Başak olması hayrete düşürüyor beni.
“Evet, eve gitmek istiyorum.”
“Ya öyle mi,” diyor imalı imalı.
Ben de kafamı sallayarak toparlanmaya devam ediyorum.
“Yarını unutmadın, değil mi?”
Yarın karne günüydü değil mi? Başak yardım istemişti esrarengiz bir biçimde.
“Hayır, unutmadım.”
“İyi o zaman, yarın görüşürüz,” diyerek uzaklaşıyor yanımdan. Ben de sınıftan çıkıyorum.
Daha erken olduğu için otobüste yer bulmakta zorlanmıyorum. Eve çantamı bırakıp yanıma bir şeyler alarak mezarlığa gidiyorum. Düşüncelerimi toparlamak için yalnız kalmaya ihtiyacım var. Henüz Selin’in anlattıklarını sindirememişken bir de Melis’in olayı var. Üstelik Berk’le de konuşamadım.
*
Hava soğuk olsa da yağışın olmamasına seviniyorum. Ağacımın altına bir şeyler serip dinlenebilirim. Acaba Karmen’i de görebilir miyim? Her şeyi ona da anlatmak istiyorum. Bu saatte orada olur mu acaba? Yine de yolumu değiştirmiyorum. Annemin endişeli bakışlarını görmezden gelerek evden çıktım sonuçta.
Gözlerimle onu aramıyormuşum gibi yaparak örtümü her zaman serdiğim yere seriyorum. Eşyalarımı yerleştirip sırtımı ağaca yaslayarak oturuyorum. Bir süre sessizliği gözlerimi kapatıp dinlemek istiyorum.
“Uzun zaman oldu Ece.”
Onun sesini duyar duymaz gözlerimi açıyorum. Güneş olsaydı gölgesi üzerime düşerdi ama hava kapalı.
“Evet, biraz öyle oldu. Nasılsın?” diyerek yanıma oturabileceğini işaret ediyorum.
“Eh işte. Sen nasılsın?”
Ben de iyiyim diyorum sadece. Konuşmayalı öyle uzun zaman oldu ki muhabbete nasıl gireceğimi bilemiyorum. Karmen de suskun görünüyor. Aklında yine bir şeyler var sanki.
“Biliyor musun, yarın karne alıyorum. İki hafta tatilim var.”
“Biliyorum, eminim başarılı bir öğrencisindir.”
“Evet,” diyerek sırıtıyorum.
“Ece, yarın okul çıkışına gelebilir miyim?”
İlk defa benimle direkt bir yerde buluşmak istediğini söylediği için şaşırıyorum. Ama aynı zamanda mutlu da oluyorum.
“Çok isterdim ama ne yazık ki yarın için başka birine sözüm var.”
Berk için yapılacak doğum günü partisine katılmam gerekiyor. Başak’a da söz verdim.
“Tamam, sen bilirsin,” diyor sadece. Bozulduğunu görmek isterdim ama ifadesi sanki zaten ne diyeceğimi biliyormuş gibi olağan görünüyor.
“İstersen cumartesi günü bir şeyler yapabiliriz,” diyorum hemen. Bana mı öyle geliyor yoksa onun ifadesini yanlış mı yorumladım, bilmek istiyorum.
“O gün geldiğinde bakarız,” diyor sadece.
Bir süre sessiz kalıyoruz.
“Bu hafta başıma neler geldi, bir bilsen,” diyerek konu açmaya çalışıyorum.
“Anlat bakalım, neler gelmiş?” diyerek tüm dikkatini bana yöneltiyor. Gözleri gözlerime kilitlenmiş gibi başka yöne bakmazken konuşmaya başlamakta zorlanıyorum. Biraz utanıyorum galiba.
“Senin bu hallerini çok seviyorum, biliyor musun?” diyerek yine elini saçlarıma götürüyor. Ama bu sefer saçlarımı yandan ördüğüm için karıştıracak tutam bulamıyor.
“Seninle uğraşmak istedim ama hazırlıklı gelmişsin bakıyorum,” diyor gülerek. Onun gülümsemesiyle ben de gülümsüyorum. Tıpkı rüyamda gördüğüm gibi...
“Eee anlatmayacak mısın,” diyerek rüyamdan gerçekliğe dönmemi sağlıyor. Ben de Selin’in anlattıkları dahil her şeyi Karmen’e anlatıyorum. Ona bu kadar güveniyor olmama şaşırıyorum ama gerçekten Karmen’e çok güveniyorum. Ne ara ona bu kadar bağlandım?
“İlk önce Berk’le konuşmalısın.”
“Haklısın, ben de aynı fikirdeyim fakat bunu nasıl yapacağımı bilemiyorum. Zor bir durum. Üstelik kanıtım da yok.”
Karmen bir süre sessiz kalıyor. Konunun dağılmaması için ben de sabırla onun konuşmasını bekliyorum.
“Aslında konuşmasan daha iyi olabilir,” diyor şimdi de.
“Neden fikrini değiştirdin?”
“Berk henüz Başak’ın sana yaptığı manipülasyonun farkına varamamışken bir de bu durum...”
Cümlesini bitirmesini bekliyorum ama konuşmaya devam etmiyor. Bir süre sonra konunun kapandığını anlıyorum. Karmen başka bir şey söylemiyor. Geleli birkaç saat olduğunu fark edip eve dönüyorum ben de.
*
Sonunda karne günü de geldi. Yalnızca karne dağıtımına gideceğimiz için üniforma giymeden gidiyoruz okula. Yoldayken Berk’e bana biraz zaman ayırmasını söylüyorum. Neyse ki uzatmadan kabul ediyor.
Karne dağıtımı çok uzun sürmüyor. Berk, Başak’la konuşup benimle geliyor. Başak’la anlaşmış olabileceğimizi düşünemeyeceğinden bu partinin Berk’e gerçekten sürpriz olacağını sanıyorum.
“Yine takdir almışsın, tebrik ederim,” diyor yanımda yürüyen Berk.
“Sağ ol,” diyorum ben de. Onun karnesi ilk kez bu kadar kötü geldiği için çok uzatmıyorum. “Diğer dönem düzeltirsin,” diyorum.
“Eee, benden nasıl bir yardım istiyorsun?”
Berk’i ikna etmiştim ama bir mazeretim yoktu aslında.
“Şey, ben...” ne diyeceğimi bilemez hâlde yürümeye devam ediyorum. Birkaç dakika içinde bir sebep bulmazsam Berk şüphelenecek.
“Merak etme, biliyorum ben her şeyi.”
Biraz rahatlasam da ne zannettiğini öğrenmek istiyorum. Acaba parti düzenlendiğini anladı mı?
“Her şeyi derken? Neden bahsediyorsun Berk?”
“Onu sen söyleyeceksin. Sonuçta dertleşmek isteyen sen değil misin?”
Dertleşmek de nereden çıktı? Yine kaçırdığım bir şeyler olmuş belli ki.
“Suçluluk duymanı anlıyorum. Sonuçta Melis de sana yanlış yapmış.”
Bir dakika ya, Melis de nereden çıktı şimdi? Berk ne saçmalıyordu böyle?
“Berk, neden bahsettiğini bilmiyorum. Ben sadece eski günlerde olduğu gibi karnelerimizi kutlayalım istedim. Ama senin karnenin böyle olacağını bilemezdim.”
Aklıma gelen ilk senaryonun cümlelerini sıraladım hemen. Aslında yalan da sayılmaz. Her yıl karnelerimizi aldıktan sonra birlikte başarımızı kutlar, eve de öyle giderdik.
“Nasıl yani? Sen benimle bu yüzden mi vakit geçirmek istedin?”
“Evet, unuttun mu? Başak’tan önceki her karne alışımızda birlikte vakit geçirmiyor muyduk?”
“Of, yine mi Başak? Bu kız ne yaptı sana böyle? Onu da çağırabilirdik o zaman.”
“Ne yani biz seninle dışarıda bir şey yapamaz mıyız?”
“Onu mu demek istedim şimdi?”
“Bilemiyorum artık.”
“Kızı öylece diğerleriyle bıraktık. Madem sadece eğlenelim istiyordun Başak da gelseydi. Ne olurdu sanki?”
Berk’in söylediği de son derece mantıklı. Sonuçta sevgilisiyle de ilk karne günüydü. Keşke başka bir şey bulsaydım.
“Tamam neyse, haklısın. Hadi onu da almaya gidelim.”
Berk’in keyfi yerine geldi anında. Onun gülümsemesiyle ben de mutlu oldum. Çocuğun doğum günü sonuçta. Canını sıkmanın anlamı yok.
“Bu arada Melis ne alaka?”
Okula varmadan bu konuya açıklık getirmek istiyorum. Partiden sonra ben de unuturum kesin.
“Bak söyleyeceğim ama yine kızma.”
İyice meraklandım şimdi. Umarım sinirleneceğim bir şey değildir.
“Tamam Berk, söyle hadi. Çatlatma insanı.”
Berk derin bir iç çekişin ardından ağzındaki baklayı çıkardı.
“Melis’in okuldan ayrılışında senin payın var diye konuşuluyor. Ben de bana içini dökeceksin sandım.”
“Bu da nereden çıktı şimdi?”
“Asya, Melis’i elinde sopayla senin kilitlendiğin kapıya giderken görmüş.”
“Madem bunu o gün söyleseymiş de ben de o kadar vakit kilitli kalmasaymışım.”
Berk’e böyle söylesem de ben bile nasıl kilitlendiğimi görevli kadından, Melis’in yaptığını da dün öğretmenden öğrendim. Asya nasıl biliyor da bir dedikodu çıkartıyor?
“Senin kilitlendiğini benden öğrendiler. Biz de sandık ki...”
“Ne sandınız Berk?”
“Of tamam söylediğime pişman etme beni.”
“Aklında soru işareti kalmasın Berk. Melis’in yaptığını daha dün öğrendim ben. Okuldan ayrılışıyla hiç alakam yok.”
“Tamam, özür dilerim. Asya öyle söyleyince Başak’la ben ondan intikam almak isteyeceğini düşündük.”
“Gerçekten siz mi öyle düşündünüz yoksa Başak mı öyle düşünmenizi istedi Berk?”
Bu çocuğun kafası Başak söz konusu olunca çalışmıyor, belli. Karmen haklı. Ona aldatıldığını söylersem bana asla inanmaz.
“Bu da ne demek şimdi Ece?”
“Boş ver Berk. Zaten okula geldik.”