Sabah güneşi camdan süzülürken odanın içi sarı bir sessizliğe bürünmüştü. Sare yatağında doğrulmadı. Ne yüzünü yıkamak için kalktı, ne kahvaltı sofrasına indi. O sabah, şehir başka bir nikaha hazırlanırken Sare başka bir vedaya hazırlanıyordu. Pencereden süzülen ışık, duvarlara çarparken gözlerinin altındaki yorgunluğu aydınlatıyor, içinde büyüyen boşluğu görünür kılıyordu. Herkes Yusuf’un nikahını konuşuyordu, her sokakta, her fısıltıda o vardı. Ve Sare, hiçbir şey duymamak için sadece bir karar aldı: Gitmek. Sessizce çantasını hazırladı. Çok şey almadı yanına. Birkaç parça giysi, bir defter, bir kitap, kimliği. Nereye gideceğini bilmiyordu. Ama nerede olmaması gerektiğini çok iyi biliyordu: Bu şehirde. Yusuf’un olduğu her yer, artık sadece bir sızıydı ona. Ayak sesleriyle evin içinde yan

