TİMUR Saat ilerledikçe gece ağırlaşıyordu. Soğuk çökmüştü ama kimsenin bunu umursadığı yoktu; çünkü bu saatten sonra mesele üşümek değildi, mesele uyanık kalmaktı ve ben, sahadaki herkesin aksine, uyanık kalmak için çaba harcamıyordum. Gözlerim yanıyordu, başım zonkluyordu ama zihnim tek bir an bile kapanmıyordu. Çünkü kapandığı an, onu düşünmemek mümkün değildi. Eylül’ü. Haritaya her baktığımda, koordinatların arasında onun adını görür gibi oluyordum. Mantığım bana hâlâ aynı şeyi söylüyordu: Yer değiştirmediler. Hâlâ aynı hatta tutuluyor. Bu kadar uzun süre bekletilmesi mantıksız. Ama mantıksızlık, sahada her zaman bir şeylerin ters gittiğinin işaretidir. Telsizi kulağımdan indirmedim. Cızırtılar, kesilen kanallar, kısa süreli parazitler… Hepsi tek tek not ediliyordu. Çünkü düşman

