Giriş
Sabah gözlerimi açtığında ilk yaptığım şey kafamın dibinde asla susmayan alarmı kapatmak oldu. Alarmın sesi bile fazla ciddi geliyordu bazen. Eve zaten ancak sabah doğru gelebiliyordum. Bütün gece, bir gece kulübünde insanlara alkol hazırlamak insanı ne kadar yorabiliyorsa o kadar yoruyordu. Hayatı tamamen tepetaklak yaşıyordum şu sıralar.
"Tamam, tamam kalkıyorum." diye söylendim.
Yatakten kalkarken saçlarım birbirine girmiş bir haldeydi. Uykulu bir halde kendimi tuvalete attım. Aynaya baktığımda dün silmediğim makyajımın aktığını gördüm. Saçlarım gerçekten birbirine girmişti. Dünden kalan makyajımı silip hemen yenisini yaptım. Saçlarımı da düzeltebileceğim kadar düzelttim. Tekrar aynaya baktığımda en azından insana benzediğime kanaat getirmiştim.
Odama geri gidip dolabımı açtım. Siyah düz bir tişört ve kot pantolonumu elime aldım. İşe gitmeme biraz daha zaman vardı. Dışarı çıkıp hava almak istiyordum. Çünkü evde kaldığım her süre kendimi tekrar yatağa atmama istememe sebep oluyordu.
"Bugün kimseyle tartışmayacağım." Üstümü değiştirirken kendi kendime telkin vermekle meşguldüm. Biraz daha benimle uğraşan sarhoş erkekler olursa ben onlara daha fazla çıkışacaktım ve sonra, bum! Kovuldum.
Bu olayın yaşanmaması için kendimi sakinleştirmem ve huzurlu hissetmem gerekiyordu. Ne yapsam acaba bir şeyler mi çeksem bilemedim ki. Saçmalama artık Alya. O kadar da değil.
Değil dimi?
Komidinin üstünden telefonumu aldım. Artık her gün borç mesajı görmeye o kadar alışmıştım ki, görmemek beni tedirgin ediyordu. Elimdeki telefonun titrediğini hissettim. Baktığımda Emre arıyordu.
Gülerek telefonu açtım. "Bak uyanığım, bugün geç kalmayacağım merak etme."
"Şaşırttın beni, hiç senden beklenecek hareketler değil bunlar." O da benimle birlikte güldü. "Bugün davet varmış Orhan bey aradı beni. Sadece servis yapılacak ama diğerlerine göre ücreti daha iyi. Buradaki yakın bir otelde olacak."
"Tamamdır. Her türlü gideceğim zaten, parası ne kadar iyi fark etmez. Kötü de olsa para paradır sonuçta."
"Tamam, aşağıdayım, bekliyorum seni."
Aşağı indiğimde Emre direğe yaslanmış sigara içerek beni bekliyordu. Bir tane de ben içmek istedim, neden bilmiyorum. O an çok canım istemişti. Sanırım vücudum kendini gergin hissediyordu. Ben de arada bir Emre'den alıp içiyordum işte böyle. Sigara içerek yürümeye başladık. Yürüyerek sigara içmeyi hiç de sevmezdim halbuki ama davete bir tık daha erken gitmemiz gerekiyordu. Benim hava alma hayalleri de böyle suya düşmüştü işte.
Emre biraz sessizlikten sonra konuşmaya başladı. "İçim rahat değil bu işte ama.. Neden bilmiyorum."
Dönüp ona baktım. "Senin için hiç rahat oldu mu ki zaten?"
"Orası doğru ama bu sefer daha farklı."
"Aman Emre ne olacak sanki. Servisimizi yapacağız, paramızı alıp çıkacağız işte. Bu kadar."
Havadan sudan konuşarak sonunda davet olan yere varmışlardı. Akşam olmaya yavaş yavaş başlamıştı. Arka kapıdan içeriye girip baş garsonu bulduk. Bize kıyafetlerimizi verdi, gidip üstümüzü değiştirdik. Elimize şampanyaları tutuşturup bizi davetin olacağı ana salona yolladılar. İçeri girdiğimizde yüzümdeki ifade değişmedi ama ortamın farklımolduğunu anlamıştım.
Pahalı, fazla düzenli ve sessiz bir yerdi. Orada bulunan insanlar sanki soyutlanmış gibiydi.
"Buradaki insanlar hiç gülmüyor mu? Sahte sohbet, sahte kahkaha falan da mı yok?" diyerek Emre'ye fısıldadım.
O da kulağıma doğru eğildi. "Parası olan insanlar gülmeyi unutuyor herhalde. Ben öyle anladım."
"Diğer davetlerde de insanların parası vardı. Ama gülüyorlardı."
"Bunlar kadar yoktu demek ki. Ne bileyim ben kızım?" Bunları derken omzunu silkti.
Elimizde tepsilerle davetlilerin arasında gezinmeye başladık. Yürürken kendi kendime şarkı fısıldıyordum. Duyulmayacak kadar sessizdi, kimse fark etmiyordu.
"Bugün güzel bir akşam olacak." diye düşündüm. "Ya da en azından kötü bir akşam olmayacak."
Şampanya almak için tekrar mutfağa döndüm. O sırada Emre ile karşılaştım. Yanıma geldi. "Bak," dedi. "Bugün farklı bir hava var." Etrafı işaret ediyordu.
Ben de etrafa gözlerimi gezdirerek "Bana böyle yerler hep farklı geliyor zaten."
"Hayır işte. Diyorum ya, bu farklı. Anlayamadığım bir şey var, çözemediğim. Herkes gergin gibi. Kimse eğlenmiyor, konuşmuyor. Değişik."
"Bu insanlar hep değişik Emre. Çok da takılmamak lazım. Hadi gel, işimizi yapalım."
Tekrar içeri döndüm. Bir masaya içecekleri bırakırken iki adamın konuşmasını duydum.
"Gelecekmiş."
"Bugün mü?"
"Evet... Volkov."
Elimdeki tepsiyi daha sıkı tutarak dolaşmaya devam ettim. Ne konuştuklarını duymamış gibi yaptım. Zaten benim farkımda olduklarını bile zannetmiyordum. Ama bu iki adamı bu kadar geren Volkov'un kim olduğunu merak etmiştim. Bir isim nasıl bu kadar ciddiyet yaratmıştı ki?
Emre tekrar yanıma geldiğinde yüzü daha ciddiydi. "Hayırdır, sen de mi onlara benzemeye başladın?"
"Duydun mu?"
"Neyi duydum mu?"
Emre kısık sesle konuştu. "Volkov."
Kafam karışık bir şekilde yüzüne baktım. "Az önce ismi duydum da, ne alaka? Davetlilerden biridir işte. Ne bu ciddiyet?"
Emre cevap vermedi. Sadece kısa bir süre etrafa baktı. Sonra ilk kez normal ses tonunu düşürerek söyledi. "Görmezsin."
"Neyi görmem Emre? Kimi görmem? Neyden bahsediyorsun ya, anlamıyorum."
"Gerçekten görmezsin Alya. Sadece ismini duyarsın."
Emre'ye bakıp gözlerimi devirdim. Sonra alay ederek konuştum. "Ne bu, şehir efsanesi mi?"
Emre bu sefer gülmedi. "Efsane değil," dedi. "Sorun da o zaten."
Bir an durdum. "Voldemort mu bu adam?"
"Saçmalama Alya."
"Ne saçmalama Alya. Öyle anltıyorsun adamı. Herkes fısıldayarak adamı konuşuyor. "
Emre başını salladı ama gülümsemesi oldukça kısa sürdü. Sonra yanımdan gitti. Beni öyle arkasından mal gibi bakarken bıraktı. Neler olduğunu gerçekten anlamıyordum. Emre neyden bahsediyordu, bu insanlar neyden bahsediyordu en ufak fikrim yoktu. Bence zaten olmasına da gerek yoktu ama Emre'nin davranışları beni birazcık rahatsız etmişti. Ya da belki anlam veremediğim için böyle oluyordu. Şu an sadece işimin bir an önce bitmesini istiyordum. Bir an önce bitsin ki eve gideyim istiyordum.
Etrafa iyice baktım. Bu sefer fark etmiştim. İnsanlar gerçekten tedirgindi. Bir şey olacakmış gibi davranıyorlardı ama kimse ne olduğunu söylemiyordu. Ya da onlar da anlamıyorlardı. Bu davetlere katılmak için belli bir ücret verilmesi gerektiğini biliyordum. Bu insanların da huyu buydu. Para verip kendi statülerindeki insanlar ile aynı ortamda bulunmak. Ama bu kadar para verme sebepleri kendilerini korkutmak mıydı gerçekten? Bu kadar tedirgin olmak için mi bu davete katılmıştı insanlar? Uzun zamandır gördüğüm en sessiz ve en soğuk davet buydu sanırım.
Ben bunları düşünürken giriş kapısında bir hareketlilik oldu. Etraf öncekinden bile daha sessizdi. Bardak şıngırtısı bile duyulmuyordu. Bazı insanlar olduğu yerde doğrulup üstünü başını bile düzeltmeye başlamıştı. Ben de herkes ile birlikte kapıya doğru baktım. Birilerini görmeyi bekledim ama gelen giden yoktu, kapı hala aynı kapıydı. Emre'nin tekrar yanıma döndüğünü gördüm. Eğilip ona fısıldadım.
"Ne oldu şimdi? Hiçbir şey anlamadım ben!" Fısıltı ile karışık bağırıyordum. Nasıl oluyorsa işte artık.
O beni duymamıştı. Kendi kendine "Garip," dedi.
"Ne garip?"
"Geleceği söylenmişti."
Kaşımı kaldırıp sordum. "Yani bütün bu dram boşuna mıydı?"
Sonunda Emre rahatlamış bir şekilde güldü. "Bilmiyorum," dedi. "Ama sanırım evet."
Elimdeki tepsiyi hafifçe havaya kaldırdım. "Harika! İnsanlar daha görünmeyen bir adam için panik oluyor, ben de elimde şampanya taşıyorum."
Emre gülerek başını salladı. "Sen olayı çok yüfarklı yerden yaşıyorsun şu an."
"Hayır. Bence herkes fazla abartıyor."
Ama bunu söylerken bile içimdeki o his kaybolmamıştı.
Çünkü ilk kez bir isim, bir ortamın havasını değiştirmişti.
Ve bunun nedenini gerçekten merak ediyordum.