Gözlerimi açtığımda salon hala aydınlıktı. Başımı kaldırıp tepemde yanan avizeye uykulu gözlerle baktım. Akşam mı olmuştu yani? O kadar fazla uyuyacağımı düşünmemiştim. Aklıma gelen kişi başımı diğer tarafa çevirmeme neden oldu. Kanepenin üzerinde yalnızca hırkası vardı. Doğrulduğum sırada üzerimdeki pike -o ana kadar fark etmemiştim- kucağıma düştü.
Gözlerimi kısarak koridora baktım. Işık yoktu. Yavaşça ayağa kalktım. Beni evde bırakıp dışarı çıkma ihtimalini düşündüm. Yapabilirdi. Yapmaması için bir sebep yoktu. Tıpkı o hastayken başında beklemiş olmam gibi. Ama sonuç olarak beklemiştim, sonunda pişmanlık yaşasam da.
"İhsan?" diye seslendim ilk olarak. Önce Eymen'in adını seslenmek istemedim çünkü evde olabilirdi. Koridora doğru başımı uzattım. Banyo kapısının altından gelen ışığı görünce hızla arkama dönüp salona geri gittim. Toparlanmıştı demek. Daha fazla burada kalamazdım. İhsan da burada olduğumu bildiği halde gelmemişti.
Montumu giyerken duvarda asılı duran saate baktım. Yediyi on geçiyordu. Gözlerimi irice açtım ve kaç saat uyuduğumu hesaplamadan telefonumu cebime koydum. Kilit sesi duyunca irkilerek arkama döndüm. Açılan kapıdan içeri giren İhsan'ın sırıtan yüzünü görünce kaşlarımı çattım.
"Ben de evin yolunu unuttuğunu sanıp arayıp tarif edecektim." Gülüşü genişledi. Arkasından gelen Yamaç'ı görünce şaşkınlığım arttı. Onun yüzü daha ciddiydi. "Yamaç?"
"Kayıp kızımız buradaymış." diyerek salona geldi ve bana sarılmadan koltuğa oturdu. İhsan'ın elindeki poşetleri fark ettim. Kime ne soracağımı şaşırmıştım.
"Siz birlikte miydiniz?"
Elindekileri sehpaya bırakıp ceketini koltuğa fırlattı. "Akşamüstü araştık. Şirketteydim ben gün boyu." Bakışları masada duran beze indiğinde sırıtışı son buldu. "Eymen nerede? Gelmeden aradım açmadı."
"Bilmiyorum." dedim. "Ben uyuyordum." Banyoda olduğunu söyleseydim tuhaf bakışların izleyicisi olacağımı düşündüm.
"Bırak şimdi Eymen'i." Yamaç'a döndüm. Sinirliydi. "Ortadan kayboluyorsun madem, ne diye açmıyorsun telefonlarımızı?"
"O zaman kaybolmuş sayılmazdım." dedim gülerek ve yanına oturup kolumu beline doladım. Yamaç genelde gergin olurdu zaten. Bu yüzden sinirli hallerine alışmıştım. Kısa saçlarımı karıştırırken bile gülmüyordu. "Sen Eymen ile ne zaman tanıştın?" Kolumu kendime çektim. İhsan poşetlerden yiyecek çıkarıyordu ama yardım etmedim.
"Dün akşam." dedi önemsiz bir konudan bahseder gibi.
"Sence de biraz tuhaf biri değil mi?" diye sordum sessiz olmaya özen gösterip.
"Adamın dedikodusunu o evde varken yapmasanız diyorum." İhsan'a kaşlarımı çatarak baktım. "Ben bir bakıp geleyim. Çıkmadı hala."
Arkasından tekrar Yamaç'a baktım. Kaşları çatıktı ama ısrarla yorum yapmıyordu.
"Sana soruyorum. İhsan için çok değerli, baksana üzerine titriyor."
"Dün konuştuk biraz İhsan ile. Almanya'dayken çok yardımı dokunmuş." Omzunu silkti. "O güveniyor diye üstelemedim. Görürüz zamanla." Başımı salladım. Keşke dün onlarla olsaydım. Ne konuştuklarını merak ediyordum ama ilgili görünmemek için başka soru sormadım. "Sen gidiyor muydun?"
Montuma bakıp düşünceli bir şekilde iç geçirdim. "Öyleydi ama siz geldiğinize göre biraz daha kalabilirim."
"Yarın boş günüm." dedi ve nadiren yaptığı bir şey yapıp gülümsedi. "Bence de kalmalısın." Cevap olarak montumu çıkardım. Öğlen tost yediğimiz tepsi ortada yoktu. Onları kaldırıp bezi ortalık yerde bırakması da ayrı bir tuhaftı.
Yaklaşık on dakika sonra İhsan üzerini değiştirmiş bir şekilde yanımıza geldi. Arkasından gelen Eymen'i istemeden de olsa inceledim. Çünkü bana bakmamıştı. Bakışları hala yorgun baksa da ayakta dururken zorlanmıyor gibiydi.
"Hoşgeldin." dedi Yamaç'a bakarak.
"Hoşbuldum." Eymen'in oturmasını bekledikten sonra ekledi. "Geçmiş olsun."
"Teşekkür ederim. Bir anda halsizlik çöktü." Bakışları sanki yanlışlıkla yapmış gibi bana değdi ve bir saniye bile sürmeden uzaklaştı. Benim ona bakmamam gerekirken o mu surat yapıyordu?
"Devrem sana kola döküyorum." Yamaç başını salladı. İhsan bu kez bana baktı. "Ne vereyim kardeşime?" diye sordu alayla. Kaşlarımı çattım.
"Meyve suyu."
"Rakı alalım dedim sana." diyen Yamaç'a çevirdim bakışlarımı. Ben alkollü içecek sevmezdim. Bir iki kere Fatih ile birlikte rakı içmiştim ama o kadardı. Yamaç ise haftada bir kere rakı günü yapardı. İhsan gittiğinden beri ayda bire düşse de hala içiyordu. Neyse ki hiçbirimizin başka bir kötü alışkanlığı yoktu.
"Aylin içmiyor, Eymen de içmez. Ben de havamda değilim." İhsan sonunda yerine oturup yiyecek paketlerini açtı. Kutularda lahmacun ve pide görünce istemsizce dudaklarımı yaladım.
"Sen görmeye gittin mi Yeşim'i?" Ağzı dolu bir şekilde soruyu soran Yamaç'a baktım. Bana soruyor sanmıştım ama İhsan'la konuşuyordu. Cevap alamayınca başını iki yana salladı. "Bazen nasıl uçak mühendisi olabildiğini düşünüyorum."
"Karşılaştık ama benimle konuşmadı." dediğinde ona sorgulayıcı bir bakış attım.
"Ne bekliyordun? Kaldığınız yerden devam edeceğinizi mi?" Sesim biraz öfkeli çıkmıştı.
"Bizim kaldığımız bir yer yok. Başlamamıştık bile."
"Doğru ya, nasıl bir korkak olduğunu unutmuşum."
Bardağını masaya sertçe bıraktığında hiçbirimiz irkilmedik. Yalnızca sehpaya birkaç damla kola sıçramıştı o kadar.
"Bana acı verme Aylin. Ne kadar üzgün olduğumu görmüyor musun?" Gözlerinde sinirle harmanlanmış bir acı vardı. Bunun farkındaydım ama yokluğunda Yeşim'in nasıl üzüldüğünün de o farkında değildi.
"Kusura bakma." dedim ve yemeyi bıraktım. Kimse konuşmuyordu. Göz ucuyla Eymen'e baktım. Elini İhsan'ın omzuna götürüp dostça sıkmıştı. Yamaç'ın görüp görmediğini anlamak için baktığımda yemek yediğini gördüm. Bu kadar samimiyet çok fazlaydı.
"Yemediniz bir şey."
"Aç değilim Yamaç." dedim arkama yaslanıp.
"Doydum ben de." İhsan'ın düşen yüzüne baktım. Aslında hiçbir şey yememişti. Tadını ben mi bozdum yani?
"Dışarı çıkalım o zaman. Yakalayamazsınız beni bu hafta, çok yoğun olacağım."
Yamaç'ın teklifini içimden düşünürken Yeşim'in de gelmesi için ısrar etmek gelmişti aklıma. Ama İhsan'ın daha fazla üzülmesini istemediğim için sustum.
"Bana uyar." İhsan çoktan ayağa kalkıp telefonunu siyah eşofmanının cebine koymuştu. "Kapıyı kilitler inersiniz."
"Ben buradayım. Size iyi eğlenceler." İhsan, Eymen'i duyunca duraksadı.
"Sen de geliyorsun. Hırka falan al üzerine." dedi ve çıktı. Çocuk gibi küsüp gitmesi sinirimi bozuyordu. Montumu elime alıp ben de ayaklandım.
"Nereye gideceğiz?"
"Buluruz bir yer." Yamaç'ın arkasından ben de çıktım. Eymen'in arkamızdan geldiğini biliyordum. Dışarı çıktığımızda İhsan'ın arabada beklediğini gördüm. Gözlerimi devirdim. Bayılıyordu pişman olup yanına gitmeme.
"Ben İhsan'la gideceğim." dediğimde Eymen'in duraksadığını gördüm. O da İhsan ile gidecekti anlaşılan. Birbirimize sessizce bakarken Yamaç yanımızdan geçip İhsan'ın arabasına bindi. Eymen, sokak lambasının altında bile belli olan mavi gözlerini kıstı.
"Tek araba gideceğiz." Bakışlarım dudaklarından dökülen buhara kaydı. "Hava soğudu." Ellerini hırkasının ceplerine sokmadan önce bakışlarıyla elimdeki montu gösterdi. Arabaya doğru giderken arkasından baktım. İhsan kornaya bastı. Düşünmeyi bırakıp adımlarımı hızlandırdım. Arkaya geçip cama doğru sindim. Yan tarafımda Eymen vardı, dönüp bakmadım.
"Haklısın Yamaç pişman oldum." Dikiz aynasından İhsan'a baktım. "Rakı balık yapalım en iyisi." Kaşlarımı çattım. İnadına bana bakmıyordu.
"Bana uyar." Arkasına dönüp bize baktı. "Sizi de sürükledik ama kusura bakmayın."
"Sorun değil." diyen Eymen'e baktım. Gayet de sorundu. Onları içerken izlemek için mi dışarı çıkıyorduk? Bilseydim kendi arabamla giderdim. Yanlarından erken ayrılma şansım olurdu.
"Bu arada, nasıl oldun Eymen?" diye sordu İhsan. "O an unuttum hasta olduğunu."
"İyiyim."
"Ateşi vardı bugün." dedim camdan dışarı bakarken. Şikayet ediyor gibi gözüktüm sanırım.
"Üşürsen, yani üşürseniz arabayı alıp dönersiniz. Biz taksiyle geliriz." Büyük ihtimalle ben öyle yapacaktım. Eymen'in gelip gelmemesi umurumda değildi. Yani büyük oranda umurumda değildi.
"Aynen, ben İhsanlardayım zaten bu gece."
Planlar çoktan yapılmıştı zaten. Sessiz kaldım. En iyisi indikten sonra taksiyle eve gitmekti. Arabayı tanıdık bir mekanın çevresine park ettiğinde inip inmemek arasında gidip geldim.
"Ne karar verdiniz?"
Arabadan inip Yamaç'a baktım. "Dolaşacağım ben." Montumu giyip önümü kapatırken Eymen'in belli belirsiz güldüğünü fark ettim. Bugün yeterince sinirimi bozmamış gibi hala zıttıma gidiyordu demek.
"Bu havada dolaşılır mi?"
"Dolaşılır İhsancım." dedim ve arabadan sadece telefonumu alıp Yamaç'a döndüm. "Sıkılırsam sizi ararım, belki erken dönerim."
Yamaç hemen "Tek gönderemem seni." dedi. Ona cevap vermek için ağzımı araladığım sırada Eymen sözümü kesti.
"Ben onunla kalırım. Zaten içmeyeceğim." ihsan arabanın anahtarını Eymen'e fırlattı. Harika, kaçmaya çalıştıkça burnumun dibinde bitiyordu. Onu beklemeden yürümeye başladım. Arkamdan İhsan'ın "Bir dahakine size uyarız." dediğini duydum. Ona dil çıkarmak istesem de yapmadım çünkü arkamdan gelen ayak sesleri buna engel olmuştu. Biraz sonra yanımda yürümeye başladı. Elindeki anahtarlığın halkasına parmağını geçirmiş sallıyordu. Sesi sinirimi bozsa da dönüp bakmadım.
"Üşüdüğünde döneriz." dedi. Sessiz kaldım. Aslında hala ona sinirliydim. "Bugün için teşekkür ederim, bana çok yardımcı oldun." Demek konuşmak için ısrarcıydı ama ne yazık ki ben değildim. Bana kurduğu cümle onun olmasa da benim hala aklımdaydı.
"Kim olsa yardım ederdi." dedim soğuk bir sesle.
"Etmezdi, etmedi." Cümlesi dikkatimi çektiği için bakışlarımı ona çevirdim. Anahtarı sallamayı bırakıp ellerini ceplerine koymuştu.
"Anlamadım."
"Herkes yardım etmez demek istiyorum." Adım atmayı kesince o da durdu. Gözleri şimdi gece gibiydi, lacivert.
"Benim hakkımda ne düşünüyorsun?" diye sordum. Şaşkın bir bakışla karşılık verdi.
"Anlamadım."
"Bugün sana yardım ettim, evet. Yine olsa yine ederim." İçimden belki diye geçirdim. "Ama sen bana ne dedin Eymen?" Adını kullanmak garibime gitmişti. Dudaklarımdan öylesine bile olsa yabancı birinin adının dökülmesine alışkın değildim.
"Ne söyledim sana?" Sesi endişeliydi. Az önceki durgun hali kaybolmuştu. "Kırdım mı seni?" Zihnim aniden beni kırmaktan neden korktuğunu sorgulamaya başladı. Ben olsaydım kendimde değilken yanlış bir şey söyleyip söylemediğimi merak ederdim, onu kırıp kırmadığımı değil.
"Neden beni kırabileceğine inanıyorsun?"
"Ne söyledim sana?" diye sordu tekrar. Kaşlarımı çattım.
"Tişörtümü ne olursa olsun çıkarma, dedin" Elimle saçlarımı kulağımın arkasına ettim ama düz oldukları için bir yenisi yanağıma doğru süzüldü. Gözlerinde sebebini anlayamadığım bir rahatlama sezdim. Neden bu kadar tedirgin olmuştu ki?
"Yanlış anladın beni." diyerek güldü ama sessiz ve ilgimi çekmeyen bir gülüştü. "O an çok üşümüştüm. Hırkamı çıkarınca tişörtümü de çıkaracağını düşünüp korktum o kadar."
Gerçeği söyleyip söylemediğini merak etmedim. Hiçbir şey sormadım da. "Neyse ne." dedim ve yürümeye devam ettim. Fazla beklemeden tekrar benimle birlikte yürümeye başladı.
"Bana inanmıyor olabilirsin ama gerçekten niyetim buydu."
"Açıklama yapmak zorunda değilsin."
"Evet değilim, sadece benim hakkımda yanlış bir şey düşünmeni istemedim o kadar." Güldüm. Öylesine bir gülüş olduğunun farkındaydım. Bakışlarımı bir saniye kadar yüzüne çevirdim.
"Aslında kurduğun cümleden sonra senin benim hakkımda kötü bir şey düşünüp düşünmediğini sorgulamamız gerek."
"Hayır düşünmedim, gerçekten." Daha fazla üstelemek istemediğim için sustum. Zaten bugün onunla fazla konuşmuştum. Daha yeni aldığım bir kararla onunla olabildiğince az bir araya gelmeyi planlamıştım ancak sabahtan beri onunla birlikteydim.
"Buraya yerleşecek misin, yani Türkiye'ye?" diye sordum.
"Bilmem, buraya gelmeden önce döneceğim tarih hakkında bir düşünce yoktu aklımda."
"Peki İhsan mı teklif etti sana asistanı olmasını?" Onunla konuşmaya çalışmam hoşuna gitmiş olacak ki hevesli bir şekilde başını salladı.
"Evet o teklif etti. Aslında Türkiye'ye yıllardır gelmediğim için bir ara dönüş yapacaktım ama bu kadar uzun kalacağımı zannetmiyordum." Dişlerini göstermeden gülümsedi ve konuşmaya devam etti . "Görünen o ki daha uzun kalacağım. Onu yarı yolda bırakmak istemem." Kaşlarımı havaya kaldırdım, söyledikleri zihnimde başka bir soru doğurmuştu.
"Daha geleli bir hafta olmadı. Uzun kaldım demek için az bir süre değil mi?" Tuhaf bir soru sormuşum gibi önce kaşlarını çattı ve yüzü düşünür bir hal aldı.
"Öyle mi? Bana çok uzun geldi."
"Nedense bana daha önce geldiniz gibi geliyor." Bu düşünceye şu an varmıştım. Çok şüpheci davranıyordu, elimde değildi.
"Saçmalama Aylin." Hafif bir rüzgar saçlarımı savurdu. Yüzümü gizledikleri için onlara teşekkür ettim çünkü adımı söyledikten sonra yüzüm durgun bir hal almıştı. "İyi misin?"
"İyiyim. Sen dön istersen, ben taksiyle eve dönerim." dediğim anda çantamı arabada bırakmış olmanın verdiği öfke nöbeti birkaç saniye esir aldı beni.
"Olur mu öyle şey? Birlikte dönelim, ben bırakırım." Cebinden anahtarı çıkarıp bana gösterdi. Gözlerimi devirdim. Anlaşılan kurtuluş yoktu. Ona arkadaş olmak için şans vermeyi hiç düşünmedim. Çünkü hala hayatımda yeni bir erkeğin olmasına hazır değildim. Şu an İhsan ve Yamaç yeterliydi.
İhsanlara haber vermek için içeri girdiğinde arabada onu bekledim. Arka koltuğa uzanıp çantamı aldım. Telefonumu içine koyarken gördüğüm kutu bakışlarımı istemsizce mekanın kapısına çevirdi. Eymen'in gözlerinin üzerimde olduğunu gördüm ve hızla başımı çevirdim. Yan tarafıma oturduğunda gözlerimi camdan ayırmadım. Elim hala çantanın içindeki kadife kutudaydı.
"Neden öyle duruyorsun?"
Ona bakmadan yanıtladım. "Nasıl?"
"Her an silah çıkaracakmışsın gibi." Güldüm. Sanırım haklıydı. Elimi çıkarıp çantamın üzerine koydum. "Evine mi gideceksin?"
"Sen beni İhsan'a götür." dedim hemen. "Arabam orada."
Bir şey söylemeden arabayı sürmeye devam etti. Terleyen avucumu dizimin üzerine koydum. Kolyeyi ona verip vermemeyi düşünüyordum. Tek başına almış olsaydı kesinlikle kabul etmezdim lakin İhsan'da işin içindeydi. Araba durduğunda geldiğinizi anladım. Ona hiç bakmadan indiğimde onun da kapı sesini duydum. Beklemeden hızlı bir şekilde "İyi geceler." deyip arabama ilerledim.
"İyi geceler Aylin." Arabama binmeden önce soğuk bir tebessümle karşılık verdim. Ben gözden kaybolana kadar eli arabanın kapısında beni bekledi.
Onunla ilgili hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Yalnızca İhsan ile birlikte çalışmak için buraya gelen ve yalnızca İhsan'ın arkadaşı olan bir adamdı o kadar. Benimle arkadaş olmak zorunda değildi.
Gözlerimi devirdim.
Hayır, ben onunla arkadaş olmak zorunda değildim. Tabii Yamaç'a karışamazdım. Kendine yakın hissederse istediği gibi onunla görüşebilirdi. Hatta üçü birlikte çok iyi arkadaş da olabilirdi. Ne de olsa İhsan Eymen'i yanından ayırmıyordu. Gerçekten hangi ara bu kadar yakın olmuştu bunlar?
Gerçi İhsan ile tanıştıktan kısa bir süre sonra biz de samimi olmuştuk. Yani 2 yıl samimi olmaları için yeterli bir süre idi. Yine de içimden gelen sese kulak verdim.
Ondan uzak durmalıydım.
***