5-PAPATYA

1135 Words
Adını, sanki bilinmemesi gereken bir sır gibi dile getirdikten sonra doğruldu. Adının ne anlama geldiğini ya da neden benimle konuşmaya çalıştığını sorgulamadım. "Memnun oldum." Hayır olmadım. "İşte buradasınız." İçeri giren İhsan'ı görünce rahatladım. Yeterince gerilmiştim. "Nasıldı görüşme?" diye sordum heyecanla. Avuçlarını birbirine sürttü ve kolunu sanki kırk yıllık arkadaşıymış gibi Eymen'in omzuna attı. "Kaldığımız yerden devam edebiliriz." dediğinde gülümsedim. Ayağa kalkıp ona içten bir şekilde sarıldım. "Çok sevindim." "Emin misin? Beni doğumgününden kovdun." Geri çekildi. Eli hala sırtımdaydı. Eymen'e bakarak gülümsediğinde gülüşüm soldu. Bu kadar yakın olduklarını düşünmemiştim. "Şakaydı. Akşam bekliyorum." dedim ve tekrar masaya oturdum. Eymen'i özellikle davet etmiyordum çünkü nasılsa İhsan ile birlikte gelirdi. Günün geri kalanında ikisini de toplantı dışında pek görememiştim. Aslında Eymen'den uzak durmaya çalışıyordum. Yeni bir arkadaşlığa hazır değildim. Ama soğuk davranışlarım pek umurunda değil gibiydi. Çünkü her karşılaştığımızda bana selam veriyordu. "Aylin?" Adımı duyunca elim arabamın kapısında duraksadım. Bugün pek görmediğim Hakan'a döndüm. "Efendim?" "Eve mi gidiyorsun?" Başımla onayladım. Hakan neredeyse yedi yıldır babamla çalışıyordu. Şirketin ortağı sayılırdı. O da artık tesadüf olmadığına inandığım karşılaşmalarını arttırmıştı. "Bugün doğumgünün." Bilmiyordum çok sağol. "Evet." "Kutlayacak mısın?" diye sorduğunda göz devirmek istedim. Neden doğumgünüm herkesi ilgilendiriyordu? "Sanırım evet. Küçük bir şey ama, parti değil." "Olsun. Yeni yaşın kutlu olsun şimdiden. Akşam görüşürüz." Davet ettiğimi hatırlamıyordum. Bozulmasın diye samimiyetsiz bir gülüşle karşılık verdim. Sohbetin uzamasına izin vermeden arabama binip uzaklaştım. İhsan ve arkadaşı çoktan gitmişti. Onlarla çıkmam için ısrar etse de kabul etmemiştim. İhsan yalnız olsa belki ama yanında ruhsuz varken gitmek istemedim. Eve gittikten sonra Yeşim'in gelmesini bekledim. Makyajımı ona yaptıracaktım. Aslında hiç istemiyordum kutlamayı. İhsan girmişti aklıma. Derdim hediye falan değildi. Fatih'in en çok beni düşündüğünü ve bu yüzden kendimi düşünmem gerektiğini söylediğinde almıştım bu kararı. "Ben geldim!" Odamın kapısı hızla açıldığında içeri nefes nefese giren Yeşim'e baktım. Üzerindeki kırmızı elbiseyi görünce dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. "Ciddi misin?" Ayağa kalkıp onu süzdüm. Aynı dalgalı saçlar, aynı ayakkabı. Belki de makyajı bile aynıydı. Üzerindeki her şey İhsan'a onu sevdiğini söylediği gün de üzerindeydi. "Kime bu ceza? Ona mı sana mı?" "Gecenin sonunda göreceğiz." dedi ve kapıyı kapattı. "Hadi başlayalım." "Neden yapıyorsun bunu?" Masamın üzerinde duran makyaj malzemelerimi kontrol etti. Soruma cevap vermeyeceğini anladım. "Otur hadi." Uzatmak istemedim. Zaten bu konu hakkında konuşacak çok vaktimiz vardı. Yaklaşık yarım saat boyunca sessizce makyajımı bitirmesini bekledim. Gözlerimin etrafına sürdüğü siyah farın abartılı olup olmadığını düşündüm. Açık kahve gözlerim saçlarımla uyum içindeydi. Saçlarım. Fatih çok severdi saçlarımı. Onları parmağına dolayıp burnuna götürmeyi, koklamayı çok severdi. "Ne oldu şimdi? Neden ağlıyorsun?" Yeşim'in sesiyle aynadaki yansımama baktım. Sol gözümden akan yaş yanağımı ıslatmıştı. Aynada Yeşim'le göz göze geldim. Buruk bir ifadeyle başını omzuma götürüp bana yaslandı. "Özlediğini biliyorum." Bakışlarımı kucağıma indirdim. Kendimi zorla istemediği adamla evlendirilen bir kız gibi hissetmiştim. "Hem de çok." dedim titrek bir sesle. "Olmuyor işte Yeşim. Onun yokluğuna alışamıyorum." Yüzümü avuçlarıma gömdüm ve bir çocuk gibi hıçkırarak ağladım. "Fatih?" "Söyle sevgilim." "Benim için papatya koparmanı istemiyorum." Elindeki bir demet papatyaya bakıp "Ama koparmazsam kokmazlar ki." Kollarımı boynuna doladım. İkimizin de yüzünde tatlı bir tebessüm vardı. "O zaman gül al. Onlar dalında da kokuyor. Suçlu hissetmeyiz en azından." Zihnimde canlanan anı ellerimi yüzümden ayırmamla son buldu. Bakışlarım aynanın kenarına kırmızı bir bantla yapıştırdığım güle kaydı. Çiçeği içine kapanmış, rengi solmuş; kurumuş bir gül. "Canım yapma bunu kendine. Seninle birlikte biz de üzülüyoruz." Yanağımı tutup ona bakmamı sağladı. "Kendini hırpalaman onu geri getirmeyecek. Senden ona güldüğün gibi başkalarına gülmeni istemiyoruz. Sadece artık kaybettiğin kendini bulmanı istiyoruz." Haklıydı. Kendimi kaybetmiştim. Onunla birlikte ben de kaybolmuştum. Belki de gerçekten artık kendimi bulma zamanıydı. "Hadi devam edelim." dedim ve tekrar aynaya döndüm. Biliyorum sevgilim, ben iyi olunca sen de iyi olacaksın. Bu yüzden ayağa kalkacağım. Hava karardığında hemen hemen herkes gelmişti. Değerli arkadaşlarım hariç. Umarım Yamaç'ın işi çıkmazdı. Bu gece sadece onları görmek istiyordum. Yani ruhsuz hariç, diğerlerini. Anneme herkesi çağırmamasını söylediğim halde bahçe ağzına kadar doluydu. Bir köşede Yeşim'le dudaklarımızı kemirirken gelen gidene selam veriyorduk. Ben bu kadar kalabalığa alışkın olmadığım için gergindim. Yeşim ise kesinlikle İhsan'ı düşünüyordu. "Sonunda buldum sizi." Gözlerimi devirip arkama döndüm. Hakan yüzünden eksik olmayan gülüşüyle karşımdaydı. Avucunu bana uzattığında bir süre eline baktım. Bir ortağa göre fazla samimiydi bizimle. Bizden kastım aslında bendim. Kibar olduğumu düşünerek bir gülüşle karşılık verip elimi uzatmadım. Yüzü düşse de başını sallayıp elini cebine götürdü. "İkiniz de çok güzelsiniz." Yeşim'in sessiz kalması beni zor durumda bırakıyordu. Göz ucuyla ona baktığımda donuk bakışlarla karşıya baktığını fark ettim. Gözlerini takip ederek nereye daldığına baktım. Onunla bakışan bir İhsan görmeyi beklemiyordum. "Yeşim dağılma." diye fısıldadım ve Hakan'a dönüp "Teşekkür ederiz." dedim. Yeşim'in koluna girip İhsan'a doğru yürürken Yeşim'in ayakları geri geri gidiyordu sanki. Hala birbirlerine bakıyorlardı. İhsan'ın yüzüne bir tane geçirmek istedim. Hem kendisine hem de Yeşim'e eziyet ediyordu. "Hoşgeldin." diyerek İhsan'a sarıldım. Yanında ne Yamaç vardı ne de asistanı. "Hoşbuldum." Geri çekildiğimde Yeşim'e çevirdi bakışlarını. İki yıl sonra ilk defa konuştu onunla. "Merhaba Yeşim." Göz ucuyla ona baktım. Dudaklarını birbirine bastırmıştı. Konuşsa ağlayacak gibiydi. Konuyu dağıtmak adına tekrar devreye girdim. "Yamaç ve Eymen nerede?" "Yamaç'ın işi çıktı." Başıyla sağ tarafı işaret etti. "Eymen geliyor. Hediyeni arabada unuttuk da." Başımı çevirip gösterdiği yere baktım. Eymen bakışlarını benden ayırmadan yanımıza doğru yürüyordu. Elinde siyah bir paket vardı. Daha bugün tanıştığı bir kız için hediye mi almıştı? Yaklaştıkça belirginleşen mavi gözlerine daha fazla bakmak istemediğim için önüme döndüm. "İyi akşamlar." Yeşim'le selamlaştıktan sonra ben de "Hoşgeldin." dedim kısa bir bakış atarak. "Aylin." dediğinde başımı ona çevirdim. Aramızda üç adım vardı yoktu. Parfümünü duyabileceğim kadar yakındı. Yine başlamıştı rahatsız edici tavırlarına. "Efendim?" "Biraz gelir misin?" Beni yönlendirmesi için İhsan'a bakmak istedim ama ayıp olacağını düşünüp vazgeçtim. Sonuçta İhsan ona güveniyorsa, güvenilir biridir. Aksi olsa sesini çıkarırdı. Hem ne konuşabilirdi ki benimle? Hediyeyi verecekti büyük ihtimalle. Bir şey demeden önünden yürümeye başladım. Kalabalığı aşıp havuzun kenarına doğru yürürken arkamdan geldiğini biliyordum. Durup ona döndüm. Burası daha aydınlıktı. Üzerindeki haki gömleği ve mavi gözlerinin nasıl içten baktığını daha iyi görebilmiştim. Gömlek gereksiz bir detaydı. Sorgulayarak baktığım, gözlerimden uzaklaşmayan gözleriydi. Elindeki siyah paketi bana uzattığında bakışlarım eline kaydı. O hala bana bakıyordu. "Gerek yoktu. Yani senin hediye alman çok..." Uygun bir kelime aradım. Saçma? Gereksiz? "Tuhaf." "Haklısın. Ama İhsan'ın sana çok değer verdiğini biliyorum. Senden biraz bahsedince bundan daha mantıklı bir şey alamazdım diye düşündüm." Eli hala bana uzanmışken uzatmak istemediğim için paketi aldım. "Yalnızca İhsan bana değer verdiği için hediye mi aldın?" "Evet. Doğum günün kutlu olsun." Cevabımı beklemeden arkasına dönüp uzaklaştı. Teşekkür bile edemedim. Gözden kaybolduğunda paketi açtım. İhsan ona neyden bahsetmiş olabilirdi de Eymen'e ilham olup bana hediye almasına neden olmuştu? Paketle aynı renk kadife bir kutu görünce etrafta biri var mı diye kontrol edip kutunun kapağını kaldırdım. Gördüğüm şey, daha bir saat önce zorlukla zihnimden uzaklaştırdığım anıyı tekrar soktu gözüme. Neden? Neden böyle bir hediye alma gereği duymuştu ki? İstemsizce Eymen'in az önce gittiği yola baktım. Kimse yoktu. Şaşkınlığım hala yüzümdeyken tekrar kutunun içinde duran kolyeye çevirdim bakışlarımı. Ucunda papatya asılı kolyeye. ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD