Gece ilerlemişti.
Şehrin dışındaki eski tersane neredeyse tamamen karanlıktı.
Rüzgâr denizden sert esiyordu.
Paslı vinçler ve eski gemi parçaları gölgelerin içinde duruyordu.
Uzaktan araba farları göründü.
Birbiri ardına siyah arabalar tersanenin girişinde durdu.
Kapılar açıldı.
İçlerinden Karan, Beren, Emir ve adamları indi.
Karan etrafa dikkatle baktı.
Burası yıllardır kullanılmıyormuş gibi görünüyordu.
Ama içgüdüsü ona bir şey söylüyordu.
“Buradalar.”
Emir silahını kontrol etti.
“Her yer puslu abi.”
Murat da arabadan indi.
“Selim burayı iyi biliyor.”
Beren sessizce etrafı inceliyordu.
Denizin sesi ve metalin gıcırtısı ortamı daha da gerilimli yapıyordu.
Karan yavaşça konuştu:
“Herkes dikkatli olsun.”
Adamlar gruplara ayrıldı.
Tersanenin içine doğru ilerlediler.
Paslı bir hangarın önüne geldiklerinde Emir durdu.
“Abi…”
Karan baktı.
Hangarın kapısı hafifçe açıktı.
Karan kapıya yaklaştı.
Sonra tekmeyle kapıyı açtı.
Kapı gürültüyle duvara çarptı.
Herkes silahlarını kaldırdı.
Ama içeride kimse yoktu.
Sadece büyük, boş bir alan.
Emir kaşlarını çattı.
“Kimse yok.”
Karan içeri birkaç adım attı.
Tam o anda…
Projektörler bir anda yandı.
Tersanenin içi ışıkla doldu.
Beren gözlerini kapattı.
Sonra yukarıdan bir ses duyuldu.
“Hoş geldiniz.”
Herkes başını kaldırdı.
Yukarıdaki metal platformda Selim Kara duruyordu.
Arkasında onlarca adam vardı.
Selim yavaşça alkışladı.
“Gerçekten geleceğinizi biliyordum.”
Karan sert bir sesle konuştu.
“Bu gece bitiyor Selim.”
Selim gülümsedi.
“Evet.”
Sonra başını eğdi.
“Birimiz için.”
Beren öfkeyle bağırdı:
“Yeter artık!”
Selim ona baktı.
“Ah Beren…”
Başını iki yana salladı.
“Babana çok benziyorsun.”
Beren dişlerini sıktı.
“Babamı sen öldürdün!”
Selim güldü.
“Hayır.”
Beren dondu.
“Ne?”
Selim omuz silkti.
“Ben sadece fırsatı kullandım.”
Karan kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
Selim yavaşça konuştu:
“Babanı öldüren kişi…”
Beren’in kalbi hızlandı.
“…senin düşündüğün kişi değil.”
Beren bağırdı:
“Kim?!”
Selim gülümsedi.
“Tam arkamda duruyor.”
Herkes şaşkınlıkla Selim’in arkasına baktı.
Ve platformdan biri öne çıktı.
Beren’in gözleri büyüdü.
“Bu… imkânsız…”
Çünkü öne çıkan kişi…
Murat’tı.
Emir şaşkınlıkla bağırdı:
“Ne yapıyorsun?!”
Karan’ın yüzü karardı.
“Demek bütün bunların arkasında sensin.”
Murat sakin bir şekilde konuştu:
“Geç oldu ama sonunda öğrendiniz.”
Beren’in sesi titriyordu.
“Babamı… sen mi öldürdün?”
Murat soğuk bir şekilde cevap verdi:
“Evet.”
Tersanede ölüm sessizliği oluştu.
İhanetin Gerçeği
Tersanede derin bir sessizlik vardı.
Herkes Murat’a bakıyordu.
Beren’in gözleri dolmuştu.
“Babamı… sen mi öldürdün?”
Murat hiç tereddüt etmedi.
“Evet.”
Beren’in dizleri titredi.
“Niye?”
Murat’ın yüzü sertleşti.
“Çünkü baban benim ailemi öldürdü.”
Karan kaşlarını çattı.
“Bu doğru değil.”
Murat ona döndü.
“Doğru.”
Sonra yavaşça konuştu.
“Yıllar önce yeraltı dünyasında üç büyük güç vardı.”
Parmağıyla saydı.
“Azad Demir… Selim Kara… ve ben.”
Emir fısıldadı:
“Üçlü ittifak…”
Murat başını salladı.
“Evet.”
Sonra gözleri karardı.
“Ama o ittifak uzun sürmedi.”
Beren sessizce dinliyordu.
Murat devam etti:
“Baban daha fazla güç istedi.”
“Benim aileme saldırdı.”
Beren başını salladı.
“Hayır… babam böyle biri değildi.”
Selim yukarıdan güldü.
“Ah Beren… insanlar düşündüğün kadar masum değildir.”
Beren bağırdı:
“Sus!”
Karan da Murat’a baktı.
“Peki sonra?”
Murat’ın sesi buz gibiydi.
“Sonra ben de intikam aldım.”
Beren’in kalbi sıkıştı.
“Babamı öldürdün…”
Murat başını salladı.
“Evet.”
Sonra Selim’e baktı.
“Ama Selim akıllıydı.”
Selim alaycı bir şekilde eğildi.
“Teşekkür ederim.”
Murat devam etti.
“O bütün suçu Azad Demir’in üzerine attı.”
Karan’ın yüzü sertleşti.
“Ve bizi birbirimize düşürdü.”
Selim gülümsedi.
“Plan işe yaradı.”
Beren gözyaşlarını sildi.
Sonra yavaşça konuştu.
“Demek… bütün hayatım bir yalandı.”
Karan onun yanına geldi.
“Beren…”
Ama Beren geri çekildi.
“Hayır.”
Gözleri öfkeyle doluydu.
“Bu gece bitmeli.”
Selim alkışladı.
“İşte bu!”
Sonra elini kaldırdı.
“Adamlar!”
Platformun arkasından onlarca silahlı adam çıktı.
Emir hemen bağırdı:
“Abi!”
Karan silahını kaldırdı.
“Hazır olun!”
Selim gülümsedi.
“Son savaş başladı.”
Bir saniye sonra…
Silah sesleri tersaneyi doldurdu.
Bang! Bang! Bang!
Adamlar her yönden ateş ediyordu.
Karan bir kolonun arkasına geçti.
Emir de yanında ateş ediyordu.
Beren ise yerdeki bir silahı aldı.
Emir şaşırdı.
“Beren!”
Beren kararlı bir şekilde konuştu.
“Bu benim savaşım.”
Ve ilk kez…
Beren de ateş etti.
Selim yukarıdan bu sahneyi izliyordu.
Yüzünde karanlık bir gülümseme vardı.
“Harika…”
Sonra yavaşça fısıldadı:
“Şimdi gerçek eğlence başlıyor.”
Son Hesaplaşma
Tersanenin içi silah sesleriyle dolmuştu.
Bang! Bang! Bang!
Kurşunlar metal duvarlara çarpıyor, kıvılcımlar saçılıyordu.
Karan bir kolonun arkasından ateş ediyordu.
Emir onun yanında pozisyon almıştı.
“Abi sağ taraf!”
Karan hemen döndü ve ateş etti.
Selim’in adamlarından biri yere düştü.
Beren de birkaç metre ilerideydi.
Elindeki silahı sıkıca tutuyordu.
Kalbi hızla atıyordu ama artık korkmuyordu.
Bir adam ona doğru koştu.
Beren gözlerini kapatmadan tetiğe bastı.
Bang!
Adam yere yığıldı.
Emir şaşkınlıkla baktı.
“Vay…”
Karan kısa bir bakış attı.
“İyi iş.”
Ama o anda yukarıdaki platformdan bir silah sesi geldi.
Bang!
Kurşun Karan’ın yanındaki metale çarptı.
Karan başını kaldırdı.
Yukarıda Murat duruyordu.
Silahını tekrar dolduruyordu.
Karan sert bir sesle bağırdı:
“Murat!”
Murat aşağı baktı.
“Yıllardır beklediğim an.”
Karan bir adım öne çıktı.
“Bitti.”
Murat başını salladı.
“Hayır.”
Sonra platformdan aşağı atladı.
Metal zemine sertçe indi.
İkisi şimdi yüz yüzeydi.
Selim yukarıdan bu sahneyi izliyordu.
Gülümsedi.
“İşte görmek istediğim şey.”
Murat silahını kaldırdı.
Karan da aynı anda silahını doğrulttu.
Beren bağırdı:
“Karan dikkat!”
Ama artık çok geçti.
İkisi de aynı anda ateş etti.
Bang!
Bang!
Kurşun sesleri tersanede yankılandı.
Bir an herkes durdu.
Sonra Murat geriye doğru sendeledi.
Göğsünden kan akıyordu.
Dizlerinin üzerine düştü.
Beren şaşkınlıkla baktı.
Murat nefes nefese konuştu:
“Demek… sonum böyle olacak…”
Karan silahını indirdi.
Murat yere düştü.
Hareketsiz kaldı.
Selim’in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Demek Murat da bitti…”
Sonra yavaşça alkışladı.
“Bravo Karan.”
Ama tam o anda…
Selim arkasındaki kapıya doğru yürümeye başladı.
Emir fark etti.
“Abi kaçıyor!”
Karan hemen başını kaldırdı.
Selim kapıya ulaşmak üzereydi.
Karan bağırdı:
“SELİM!”
Selim durdu.
Son kez arkasına baktı.
“Bu gece kazandığını mı sanıyorsun?”
Karan soğuk bir sesle konuştu.
“Hayır.”
Silahını tekrar kaldırdı.
“Şimdi kazanacağım.”
Selim hafifçe gülümsedi.
Ama o anda…
Bir silah sesi daha duyuldu.
Bang!
Selim’in vücudu bir anda sarsıldı.
Göğsünden kan akmaya başladı.
Herkes dondu.
Selim yavaşça yere düştü.
Beren’in elinde silah vardı.
Ellerinin titrediğini fark etti.
Emir şaşkınlıkla fısıldadı:
“Beren…”
Beren Selim’e bakıyordu.
Gözlerinde yaş vardı.
“Bu… babam içindi.”
Tersanede sessizlik oluştu.
Selim yerde hareketsiz yatıyordu.
Karan yavaşça Beren’e baktı.
Sonunda savaş bitmişti.
Tersanede artık silah sesleri yoktu.
Her şey bitmişti.
Selim yerde hareketsiz yatıyordu. Murat da öyle.
Rüzgâr denizden esiyor, metal parçalar hafifçe gıcırdıyordu.
Karan birkaç saniye hiçbir şey söylemeden durdu.
Sonra yavaşça Beren’e baktı.
Beren hâlâ elindeki silaha bakıyordu.
Ellerinin titrediğini fark etti.
Silahı yavaşça yere bıraktı.
Gözleri dolmuştu.
“Bitti…”
Karan ona doğru birkaç adım attı.
“Evet.”
Beren başını kaldırdı.
“Her şey bitti ama… içimdeki karmaşa bitmedi.”
Karan sessizce onu dinledi.
Beren konuşmaya devam etti.
“Babam sandığım kadar masum değilmiş…”
Sesi titriyordu.
“Hayatım boyunca yanlış şeylere inanmışım.”
Karan yavaşça konuştu.
“Gerçekler bazen ağırdır.”
Beren acı bir şekilde gülümsedi.
“Sen nasıl bu kadar güçlü kalabiliyorsun?”
Karan birkaç saniye sustu.
Sonra cevap verdi.
“Çünkü yıllardır yalnızım.”
Beren ona baktı.
İlk kez Karan’ın gözlerinde o sertliğin altında derin bir yalnızlık gördü.
Beren yavaşça konuştu.
“Artık yalnız değilsin.”
Karan şaşırdı.
“Ne demek istiyorsun?”
Beren birkaç adım ona yaklaştı.
“Ben de yalnızım.”
Rüzgâr saçlarını savuruyordu.
“Belki… birlikte daha az yalnız oluruz.”
Karan uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra yavaşça elini uzattı.
Beren’in yüzüne dokundu.
“Beren…”
Sesi ilk kez bu kadar yumuşaktı.
“Hayatıma girdiğin günden beri her şey değişti.”
Beren’in kalbi hızla atıyordu.
Karan devam etti.
“Benim dünyam karanlık bir dünya.”
“Kan, ihanet ve düşmanlarla dolu.”
Beren gözlerinin içine baktı.
“Biliyorum.”
Karan ciddi bir şekilde konuştu.
“Bu dünyada kalmak zorunda değilsin.”
Beren başını salladı.
“Artık gidecek bir yerim yok.”
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Ama kalmak istediğim bir yer var.”
Karan merakla sordu.
“Neresi?”
Beren bir adım daha yaklaştı.
“Senin yanın.”
Karan birkaç saniye dondu.
Sonra onu kendine çekti.
Beren’in kalbi göğsünde hızla atıyordu.
Karan fısıldadı.
“Beren Demir…”
“Sen benim en büyük zayıflığımsın.”
Beren hafifçe gülümsedi.
“Belki de en büyük gücünüm.”
Karan ona baktı.
Ve ilk kez…
Onu öptü.
Denizin sesi ve rüzgârın uğultusu arasında…
İki yalnız insan birbirini bulmuştu.
Tersaneden birkaç gün geçmişti.
Şehirde her şey yavaş yavaş sakinleşiyordu.
Selim’in ölümü yeraltı dünyasında büyük bir boşluk yaratmıştı.
Artık herkes tek bir isimden bahsediyordu.
Karan Alp Arslan.
Şehrin en güçlü yeraltı lideri olmuştu.
Ama Karan için önemli olan güç değildi.
Onun aklında sadece bir kişi vardı.
Beren.
Karan’ın büyük villasının bahçesinde akşam sessizliği vardı.
Gökyüzü turuncuya dönmüştü.
Beren bahçedeki bankta oturuyordu.
Elinde bir çay vardı ama içmiyordu.
Düşünceliydi.
O sırada kapı açıldı.
Karan bahçeye çıktı.
Siyah gömleği ve ciddi bakışlarıyla her zamanki gibi güçlü görünüyordu.
Ama Beren’i görünce yüzü biraz yumuşadı.
Yavaşça yanına geldi.
“Ne düşünüyorsun?”
Beren gökyüzüne bakmaya devam etti.
“Hayatımı.”
Karan sessizce oturdu.
Beren konuşmaya devam etti.
“Birkaç hafta önce her şey çok farklıydı.”
“Normal bir hayatım vardı.”
Sonra Karan’a baktı.
“Şimdi ise bir mafya liderinin yanındayım.”
Karan hafifçe gülümsedi.
“Pişman mısın?”
Beren hiç düşünmeden cevap verdi.
“Hayır.”
Karan şaşırdı.
Beren devam etti.
“Çünkü ilk kez kendimi gerçekten güvende hissediyorum.”
Karan ona baktı.
“Benim yanımda mı?”
Beren başını salladı.
“Evet.”
Karan birkaç saniye sustu.
Sonra ciddi bir sesle konuştu.
“Beren…”
“Benim hayatım tehlikeli.”
“Düşmanlarım çok.”
Beren onun sözünü kesti.
“Biliyorum.”
Sonra elini Karan’ın elinin üzerine koydu.
“Ve buna rağmen buradayım.”
Karan’ın bakışları yumuşadı.
Beren hafifçe gülümsedi.
“Kaçmıyorum.”
Karan onun elini tuttu.
“Ben de seni bırakmam.”
O sırada kapıdan Emir geldi.
İkisini görünce gülümsedi.
“Romantik anı böldüm galiba.”
Beren güldü.
Karan başını iki yana salladı.
“Ne oldu?”
Emir ciddi bir yüz ifadesiyle konuştu.
“Abi…”
“Yeraltı dünyasında bazı gruplar hareketlenmeye başlamış.”
Karan kaşlarını çattı.
“Kimler?”
Emir cevap verdi.
“Selim’in eski ortakları.”
Beren merakla baktı.
“Ne istiyorlar?”
Emir yavaşça söyledi.
“İntikam.”
Bahçedeki sessizlik tekrar ağırlaştı.
Karan ayağa kalktı.
Gözleri tekrar o tanıdık karanlığa dönmüştü.
“Demek savaş bitmemiş.”
Beren de ayağa kalktı.
“Bu sefer yalnız değilsin.”
Karan ona baktı.
Ve hafifçe gülümsedi.
“Biliyorum.”