Ertesi gün…
Şehrin dışında eski bir depo.
Burası yeraltı dünyasında tarafsız bölge olarak biliniyordu.
İçeride büyük bir masa vardı.
Masada şehrin en güçlü mafya liderleri oturuyordu.
Herkes sessizdi.
Kapı açıldı.
İçeri Karan Alp Arslan girdi.
Yanında Emir vardı.
Biraz geride ise Beren duruyordu.
Masadaki adamlardan biri alaycı bir şekilde güldü.
“Demek söylentiler doğruymuş.”
Başka biri sordu.
“Gerçekten bizi bunun için mi çağırdın Karan?”
Karan masanın başına yürüdü.
Hiç oturmadı.
Ellerini masaya koydu.
“Selim Kara.”
Masadaki adamların yüzü değişti.
Biri homurdandı.
“O deliden bahsetme.”
Karan sert bir sesle konuştu.
“Onun yüzünden hepimiz tehlikedeyiz.”
Bir adam ayağa kalktı.
“Kanıtın var mı?”
Karan Emir’e baktı.
Emir dosyayı masaya koydu.
“Burada.”
Adamlar dosyaya bakmaya başladı.
Fısıldaşmalar yükseldi.
Bir süre sonra adamlardan biri konuştu.
“Demek yıllardır bizi birbirimize düşüren oymuş.”
Beren sessizce onları izliyordu.
Sonunda yaşlı bir adam konuştu.
“Peki planın ne Karan?”
Karan’ın gözleri karardı.
“Selim’i bitireceğiz.”
Masadaki adamlardan biri güldü.
“Bunu zaten yıllardır deniyoruz.”
Karan sakin bir şekilde konuştu.
“Bu sefer farklı.”
Adam kaşlarını çattı.
“Nasıl?”
Karan yavaşça cevap verdi.
“Çünkü bu sefer nerede olduğunu biliyorum.”
Masadaki herkes ona baktı.
Emir bile şaşırmıştı.
“Abi… biliyor musun?”
Karan başını salladı.
“Evet.”
Beren merakla sordu.
“Nerede?”
Karan yavaşça konuştu.
“Şehrin limanında.”
Sonra sert bir sesle ekledi.
“Bu gece.”
Masadaki adamlar birbirine baktı.
Biri sordu.
“Yani savaş mı diyorsun?”
Karan’ın sesi soğuktu.
“Hayır.”
Sonra gözleri karardı.
“Av.”
Ama tam o sırada…
Depo kapısı aniden açıldı.
İçeri koşan bir adam bağırdı.
“SELİM’İN ADAMLARI!”
Herkes ayağa kalktı.
Silahlar çekildi.
Ve dışarıdan silah sesleri duyulmaya başladı.
Beren’in kalbi hızlandı.
“Bizi buldu…”
Karan silahını kaldırdı.
Yüzünde karanlık bir gülümseme vardı.
“Hayır.”
Sonra kapıya doğru yürüdü.
“Biz onu bulduk."
Depoda bir anda kaos başladı.
Kapının dışından gelen silah sesleri duvarlarda yankılanıyordu.
Bang! Bang! Bang!
Masadaki bütün adamlar hızla silahlarını çekti.
Birisi bağırdı:
“Kapıları kapatın!”
Ama artık çok geçti.
Depo kapısı tekrar açıldı.
İçeri maskeli birkaç adam girdi.
Silahlarını doğrultmuşlardı.
Emir hemen ateş etti.
Bang!
İçeri giren adamlardan biri yere düştü.
Karan sert bir sesle bağırdı:
“Herkes pozisyon alsın!”
Depodaki mafya liderleri ve adamları hızla kolonların arkasına saklandı.
Beren duvarın yanına çekildi.
Kalbi deli gibi atıyordu.
Bu kadar büyük bir çatışmanın ortasında ilk kez kalıyordu.
Emir onun yanına geldi.
“Başını aşağıda tut.”
Beren başını salladı ama gözleri kapıda olanları izliyordu.
Karan ise saklanmamıştı.
Depo kapısına doğru yürüyordu.
Emir bağırdı:
“Abi ne yapıyorsun?!”
Karan cevap vermedi.
Silahını kaldırdı.
Kapıdan içeri giren başka bir adama ateş etti.
Adam yere düştü.
Karan’ın sesi depoda yankılandı:
“SELİM!”
Depoda kısa bir sessizlik oldu.
Sonra kapının dışından ağır adımlar duyuldu.
Bir adam içeri girdi.
Uzun boylu…
Siyah palto giymişti.
Yüzünde alaycı bir gülümseme vardı.
Selim Kara.
Beren’in nefesi kesildi.
“Bu o…”
Selim yavaşça alkışladı.
“Bravo Karan.”
Etrafına baktı.
“Bütün şehrin mafyalarını toplamışsın.”
Karan’ın gözleri karardı.
“Bu gece bitecek.”
Selim güldü.
“Gerçekten mi?”
Sonra Beren’e baktı.
“Beren Demir…”
Beren’in kalbi hızlandı.
Selim başını eğdi.
“Baban seninle gurur duyardı.”
Beren sinirle bağırdı:
“Babamın adını ağzına alma!”
Selim omuz silkti.
“Gerçekleri bilseydin böyle konuşmazdın.”
Karan araya girdi.
“Yeter.”
Silahını Selim’e doğrulttu.
“Bu sefer kaçamayacaksın.”
Selim başını iki yana salladı.
“Ben hiç kaçmadım Karan.”
Sonra yavaşça konuştu:
“Ben sadece… sabrettim.”
Tam o anda…
Depoda bulunan mafya liderlerinden biri aniden silahını kaldırdı.
Ve Karan’a doğrulttu.
Emir bağırdı:
“Abi dikkat!”
Beren’in gözleri büyüdü.
Adam soğuk bir sesle konuştu:
“Üzgünüm Karan.”
“Selim haklı.”
Depoda herkes donmuştu.
Adam devam etti:
“Bu şehir artık ona ait.”
Selim yavaşça gülümsedi.
“Demek sonunda doğru tarafı seçtin.”
Karan’ın yüzü karardı.
“Demek içimizde hain vardı.”
Adam silahı biraz daha kaldırdı.
“Her savaşta olur.”
Beren korkuyla fısıldadı:
“Karan…”
Ama Karan geri adım atmadı.
Gözlerini Selim’e dikti.
“Bu iş burada bitmeyecek.”
Selim sakince cevap verdi:
“Hayır.”
Sonra parmağını kaldırdı.
Ve bir anda deponun ışıkları kapandı.
Her yer karanlığa gömüldü.
Sonra dışarıdan bir ses duyuldu.
Arabalar… onlarca araba.
Emir şaşkınlıkla fısıldadı:
“Abi…”
“Sanırım bütün ordusunu getirmiş.”
Karan’ın sesi karanlıkta duyuldu.
Sakin…
Ama tehlikeli.
“Güzel.”
Emir şaşırdı.
“Güzel mi?”
Karan silahını tekrar kaldırdı.
“Çünkü bu gece…”
Bir kurşun sesi duyuldu.
Bang!
Ve Karan cümlesini tamamladı:
“Bu savaşın kazananı belli olacak.”
Deponun ışıkları kapanmıştı.
Her yer zifiri karanlığa gömülmüştü.
Sadece dışarıdan gelen araba farlarının ışığı kapıdan içeri vuruyordu.
Silah sesleri tekrar yükseldi.
Bang! Bang!
Adamlar bağırıyordu.
Koşuşturma sesleri depoyu doldurmuştu.
Emir hemen Beren’in kolunu tuttu.
“Buradan ayrılmamız lazım!”
Beren başını salladı.
“Hayır! Karan içeride!”
Tam o anda Karan’ın sesi duyuldu.
“Ben iyiyim!”
Karan bir kolonun arkasına geçmişti.
Silahını dikkatle doğrulttu.
Kapıdan içeri giren adamlardan birini daha vurdu.
Selim ise karanlığın içinde geri çekiliyordu.
Ama yüzündeki gülümseme hâlâ duruyordu.
“Görüyor musun Karan?” dedi.
“Bu şehir artık benim.”
Karan soğuk bir sesle cevap verdi.
“Daha değil.”
Bir kurşun daha sıktı.
Selim’in yanındaki adam yere düştü.
Ama o sırada…
Karan’a silah doğrultan hain mafya lideri tekrar konuştu.
“Artık bitti Karan.”
Silahı Karan’ın sırtına doğrultulmuştu.
Emir bağırdı:
“Abi dikkat!”
Ama Karan hareket etmedi.
Sadece yavaşça konuştu.
“Gerçekten mi?”
Adam kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
Karan hafifçe gülümsedi.
“Ben her zaman plan yaparım.”
Tam o anda…
Deponun arka kapısı aniden açıldı.
İçeri onlarca adam girdi.
Hepsinin elinde silah vardı.
Önde yürüyen adam bağırdı:
“Kimse hareket etmesin!”
Selim’in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
“Bu da ne?”
Emir gülümsedi.
“Bizim adamlarımız.”
Karan yavaşça döndü.
Hâlâ silah doğrultan haine baktı.
“Ben yalnız gelmedim.”
Adam şaşkınlıkla geri çekildi.
Selim dişlerini sıktı.
“Demek oyun oynuyorsun.”
Karan sert bir sesle konuştu.
“Bu oyunu sen başlattın.”
Depoda artık Karan’ın adamları üstünlüğü ele geçirmişti.
Silahlar Selim’in adamlarına doğrultulmuştu.
Selim yavaşça geri adım attı.
Ama gözleri hâlâ sakindi.
“Beni burada öldüreceğini mi sanıyorsun?”
Silah sesi depoda yankılandı.
Bang!
Selim’in elindeki kumanda yere düştü ve metal zeminde yuvarlandı.
Herkes aynı anda arkasını döndü.
Kumandayı vuran kurşun onu parçalamıştı.
Selim şaşkınlıkla bağırdı:
“Kim ateş etti?!”
Depodaki herkes silahlarını kaldırmıştı.
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra karanlığın içinden bir adam öne çıktı.
Uzun boylu…
Siyah bir ceket giymişti.
Emir’in gözleri büyüdü.
“Sen…”
Beren de şaşkınlıkla baktı.
Karan’ın yüzü sertleşti.
Çünkü gelen kişiyi tanıyordu.
Adam ağır adımlarla yaklaştı.
Sonra sakin bir sesle konuştu:
“Selim… oyunun bitti.”
Selim’in yüzü bir anda değişti.
“Sen… nasıl…?”
Adam durdu.
“Uzun zamandır seni izliyordum.”
Beren fısıldadı:
“Bu kim?”
Emir cevap verdi:
“Murat Yalçın.”
Beren şaşırdı.
“Kim o?”
Karan sert bir sesle konuştu:
“Eski bir mafya lideri.”
Selim dişlerini sıktı.
“Sen yıllar önce ortadan kaybolmuştun.”
Murat soğuk bir şekilde gülümsedi.
“Kaybolmadım.”
Gözlerini Selim’e dikti.
“Sadece doğru zamanı bekledim.”
Selim sinirle bağırdı:
“Senin burada ne işin var?!”
Murat yavaşça cevap verdi:
“Adalet.”
Beren merakla Karan’a baktı.
“Karan… bu adam neden burada?”
Karan kısa bir cevap verdi.
“Selim yüzünden ailesini kaybetti.”
Depoda ağır bir sessizlik oluştu.
Murat tekrar konuştu.
“Senin yüzünden birçok insan öldü Selim.”
Selim geri adım attı.
Ama yüzünde hâlâ kibirli bir ifade vardı.
“Ve sen beni durduracağını mı sanıyorsun?”
Murat silahını kaldırdı.
“Bu gece bitecek.”
Tam o anda…
Depodaki hain mafya lideri fırsatı gördü.
Bir anda silahını kaldırdı.
Ve Karan’a ateş etti.
Bang!
Beren çığlık attı.
“KARAN!”
Karan geriye doğru sendeledi.
Kurşun omzuna isabet etmişti.
Emir hemen ateş etti.
Bang!
Hain adam yere düştü.
Beren hızla Karan’ın yanına koştu.
“Karan!”
Karan dişlerini sıktı.
“İyiyim…”
Ama kan omzundan akıyordu.
Selim bunu görünce güldü.
“Demek güçlü mafya lideri böyle düşüyor.”
Murat bir adım öne çıktı.
“Artık yeter.”
Selim geri çekilmeye başladı.
Kapıya doğru ilerliyordu.
Ama Karan bağırdı:
“Selim!”
Selim durdu.
Karan acıya rağmen ayağa kalktı.
Silahını tekrar doğrulttu.
Gözleri karanlıktı.
“Bu iş burada bitecek.”
Selim soğuk bir şekilde gülümsedi.
“Belki.”
Sonra bir anda kapıya doğru koştu.
Emir bağırdı:
“Kaçıyor!”
Birkaç silah sesi duyuldu.
Ama Selim karanlığın içinde kaybolmuştu.
Depoda sessizlik oluştu.
Beren hâlâ Karan’ın yanındaydı.
“Karan yaralandın…”
Karan derin bir nefes aldı.
“Bir şey değil.”
Ama yüzü ciddiydi.
Çünkü Selim yine kaçmıştı.
Murat yanlarına geldi.
“Onu yakalayacağız.”
Karan gözlerini kapıya dikti.
Sonra yavaşça konuştu:
“Evet…”
Bir an durdu.
“…ama bu sefer saklanacak hiçbir yeri kalmadı.
Depoda ağır bir sessizlik vardı.
Barut kokusu havayı doldurmuştu.
Yerde yaralanan adamlar, kırılan sandalyeler ve boş kovanlar vardı.
Beren hâlâ Karan’ın yanındaydı.
Omzundan akan kanı görünce endişeyle konuştu.
“Bu çok kanıyor.”
Karan dişlerini sıktı.
“Önemli değil.”
Emir yanlarına geldi.
“Abi hastaneye gitmemiz lazım.”
Karan başını salladı.
“Hayır.”
Emir şaşırdı.
“Ne demek hayır?”
Karan kapıya baktı.
“Selim kaçtı.”
Murat yavaşça konuştu.
“Ama çok uzağa gidemez.”
Karan ona baktı.
“Onun saklanabileceği yerleri biliyor musun?”
Murat birkaç saniye düşündü.
Sonra başını salladı.
“Evet.”
Emir merakla sordu.
“Nerede?”
Murat derin bir nefes aldı.
“Şehrin dışında eski bir tersane var.”
Beren kaşlarını çattı.
“Tersane mi?”
Murat devam etti.
“Yıllar önce Selim orayı depo olarak kullanıyordu.”
Karan’ın gözleri karardı.
“Demek hâlâ orayı kullanıyor.”
Emir hemen konuştu.
“Abi bu bir tuzak olabilir.”
Karan kısa bir cevap verdi.
“Olabilir.”
Sonra silahını tekrar kontrol etti.
“Yine de gideceğiz.”
Beren ona baktı.
“Yaralısın.”
Karan sert bir sesle konuştu.
“Bu gece bitecek.”
Beren sessiz kaldı.
Artık Karan’ı tanıyordu.
Karar verdiğinde kimse onu durduramazdı.
Emir iç çekti.
“Peki.”
Sonra adamlara döndü.
“Herkes arabaları hazırlasın!”
Depoda hareket başladı.
Adamlar silahlarını topluyor, yaralıları taşıyordu.
Beren ise hâlâ Karan’ın yanında duruyordu.
Yavaşça konuştu.
“Karan…”
Karan ona baktı.
“Ne var?”
Beren’in sesi yumuşaktı.
“Dikkatli ol.”
Karan birkaç saniye sustu.
Sonra kısa bir şekilde başını salladı.
“Olacağım.”
Ama tam o sırada…
Murat’ın telefonu çaldı.
Murat ekrana baktı.
Yüzü bir anda değişti.
Karan fark etti.
“Ne oldu?”
Murat yavaşça konuştu.
“Bir haber aldım.”
Emir merakla sordu.
“Ne haberi?”
Murat birkaç saniye sustu.
Sonra Beren’e baktı.
Beren’in kalbi hızlandı.
“Bana neden bakıyorsun?”
Murat sonunda söyledi.
“Selim…”
Bir an durdu.
“…senin babanı öldürmedi.”
Beren dondu.
“Ne?”
Depodaki herkes sustu.
Karan da şaşırmıştı.
“Ne demek bu?”
Murat devam etti.
“Azad Demir’in ölümünün arkasında…”
Beren’in kalbi hızla atıyordu.
“…başka biri var.”
Emir kaşlarını çattı.
“Kim?”
Murat yavaşça cevap verdi.
“Ve o kişi…”
Tam o anda depo kapısı tekrar açıldı.
İçeri koşan bir adam bağırdı:
“Selim’in adamları tersanede toplanıyor!”
Karan’ın gözleri karardı.
“Güzel.”
Silahını kaldırdı.
“Artık saklanmıyor.”
Emir gülümsedi.
“Demek son savaş geliyor.”
Karan kapıya doğru yürüdü.
Beren de arkasından geldi.
Ama Beren’in aklında tek bir şey vardı.
Murat’ın yarım bıraktığı cümle.
“Babamı kim öldürdü…”