İkimiz için de yorucu bir gün olmuştu. Evden çıktığımızdan beri Aslan sessizleşmişti. Onun için zordu farkındaydım. Akşam yemeğini de sessiz geçirdikten sonra hep beraber salona geçip oturduk. Adil abi, Ece ile oynarken Aslan ve Erdal bey işlerle ilgili konuşuyorlardı. Yiğit göğsüme yatmış bir eli yine sıkı sıkı yakama yapışmıştı. Diğer eliyle saçlarımı tutuyordu. Bir eksiklik hissediyordu sanırım bu küçük adam. Benimle de bu eksikliği gideriyordu. Maral abla ve Ayten hanım dergilerden mobilya filan gösteriyorlardı. Her şeyi bir an önce halletmemiz gerekiyordu. Bazı mobilyalar hoşuma gitse de Aslan'ın da beğenmesi önemliydi tabi. Renk konusunda ise yine sade renkler tercih ederdim. Maral ablanın gösterdiği bir koltuk takımı hoşuma gidince Maral ablayı durdurdum. Gri - gümüşe dönük renk koltuklar ideal gibi görünse de Aslan'ın fikri de önemliydi. Aslan'a dönüp baktığımda hala Erdal bey ile konuşuyordu. Onları bölmek istemediğimden Aysel hanıma dönüp ona sormaya karar verdim.
"Aysel hanım bunu beğendim ama Aslan'ın da beğenmesi önemli. Çok canlı renkler pek Aslan'a göre değil gibi. Çok koyu olmadığından salonu da ferah gösterir. "
"Kızım, Aslan sen ne istersen onu kabul eder. Sen seç yeter."
"O şekilde olmaz. Aslan da yaşayacak o evde. Onun da beğendiği rahat ettiği bir ortam olmalı."
Gülümseyerek bana baktığında hafif bir tebessüm de ben gönderdim. Eşya olayını Aslan ile birlikte seçmemizi söyleyip ortadan kaldırdı. Bugün eve getirttiği nikah şekerlerine ve davettiyelere baktık. Aysel hanım davettiye ve nikah şekerine bizim karar vermemizi söylediğinde hep birlikte sade bir davettiyede ve nikah şekerinde karar verdik. Düğün yerini de Erdal bey ayarlamıştı.
Gelinlik ve damatlık için de Aslan ile birlikte alışverişe çıkınca bakacaktık. Geriye ne yapacaktık bilmiyordum. Nişandır kınadır onlar olmayacaktı zaten. Onlar için yeterince zamanımız yoktu. Her ne kadar biz evlenene kadar Maral ablalar burada kalsa da etraftan laf söz olmasa iyiydi. Yiğit'in birden doğrulması ile gözlerimi ona çevirdim. Kendi dilinde bir şeyler mırıldanıyor gülücükler saçıyordu etrafa. Dayanamayıp koklayarak öptüm meleğimi. Nasıl da tatlı bir çocuktu bu böyle.
Taktığı şapkalar öyle çok yakışıyordu ki. Öyle güzel bir bebekti ki bakmaya kıyamıyor aynı zamanda doyamıyordum. Yiğit ile oyalanırken zaman nasıl geçiyor anlamıyordum. Yiğit iyice mayışana kadar oynadım onunla. Mayıştığında koluma yatırıp az da olsa çıkmış olan saçlarını okşadım. Uyuduğunda ise yukarı çıkıp beşiğine bıraktım. Geri aşağı indiğimde Erdal beyler bahçedeki koltuklara geçmişlerdi. Ben de tam yanlarına geçecekken mutfaktan elinde kahvelerle çıkan Aslan'ı gördüm. Elindeki kahveleri orta sehpaya koyup beni yanına çağırdı. Yanına gidip koltuğa oturdum. Hemen yanıma da o yerleşti. Mobilya kataloğunu eline alıp benim beğendiğim mobilyayı açtı.
"Beğendim bunu. Evin duvarlarını da açık bir renk yaparsak güzel olur. Sence?"
"Güzel olur."
"Başka ne var aklında İnci? Nereyi değiştirelim?"
"Ünite. Çok fazla köşesi var. Yiğit için tehlikeli olur. Belki televizyonu duvara monte edebiliriz. Böylece hem Yiğit'in üzerine düşme tehlikesi olmaz hem de taş duvarın rengi de ortaya çıkar."
"Haklısın. O duvarın taş olduğunu bile unutmuşum. Bütün güzelliğini kapatıyor o ünite. Belki duvara birkaç resim asarız."
"Olur. Yiğit'in oradaki odasında da birkaç değişiklik yapabilir miyiz?"
"Tabi ki yapabilirsin İnci, sormana gerek yok. Artık çekinme."
Başımı sallayarak onayladım onu. Yiğit için aklımda olanları saymaya başladım.
"O oda biraz şey.. Bir bebeğe uygun olduğunu düşünmüyorum ben. Belki bebek bakmaktan anlamam ama.. Çok boş mesela. Yiğit'i de yansıtmıyor bence. Yani tamam ben sadece iki gündür buradayım ama dikkatimi çeken birkaç şey oldu. Yiğit daha çok lego oynuyor. Peluş oyuncakları seviyor. Etrafa bak mesela sadece bir tane oyuncak araba var ve Yiğit onunla çok nadir oynuyor. Arabalara ilgisi o kadar fazla değil. O odada araba dışında pek oyuncak yok. Şimdilik buradaki beşiği koyabiliriz. Bir yıla kalmaz beşikten yatağa geçer zaten. Sonuçta on sekiz ayı doldurmuş. O zaman daha uygun bir yatak alabiliriz. Dolaplar Yiğit'in eşyalarına göre küçük. Daha büyük gözlü bir dolap olabilir. Çocuk bu bir sürü kıyafeti ıvır zıvırı olacak. Belki oyuncakları için raflar yapabiliriz. Rengarenk olabilir duvarlar, sırf mavi yapılmış oda. Belki bir de okuma koltuğu koyabiliriz odaya. Aklı ermeye başlamış bazı şeylere, yakında masal dinlemek isteyecektir. "
"Çok güzel olur. Yarın mağazalara bakarız birlikte olur mu?"
"Olur."
"Peki yatak odası?"
Utançla çektim gözlerimi ondan. Adam yatak odası deyince daha da bir heyecan bastı beni. Ben şimdi bu adamla birlikte uyuyacak, birlikte mi uyanacaktım?
"Eğer istersen kalsın öyle fark etmez bana. Sonuçta sadece sana aitmiş orası."
"Hayır. Simsiyah bir odaya ihtiyacım yok artık. Birlikte seçelim."
Birlikte yatak odalarının olduğu kataloğa baktık. Büyük bir yatak beğenmiştik. Aslan'ın boyu uzundu anca sığardı adam yatağa. Büyük bir dolapta karar kılmıştık. Takım elbisesi çokmuş Aslan'ın. Düzenli olmalıydı dolap. Bir de makyaj aynası ve masası seçtiğimizde eşya olayı kaba taslak bitmişti. Yarın Aslan ile mobilyacıya gidip katalogda seçtiklerimize bir kez daha bakacak siparişini verecektik. Bir de nalbura gidip boyaları seçmemiz gerekiyordu. Öğleden sonra da Aysel hanım ve Maral abla ile gelinlik bakacaktık. O sırada da Aslan evdeki eşyaları boşalttıracaktı ki bir an önce boya yapılmaya başlansın.
Her şeyi konuştuğumuzu düşünerek ikimiz de aynı anda arkamıza yaslandık. Kahvelerimiz çoktan bitmişti. Aslında daha çok eksik olsa da zamanla halledebilirdik ancak. Kısa sürede anca bu kadarı halloluyordu. Haftasonu düğünümüz olacaktı sonuçta ve düğüne kadar elimizden geldiğince toparlamalıydık.
Ertesi gün hızlı bir maraton bizi beklediğinden sabah erkenden kahvaltımızı yapıp Aslan ile ayrıldık evden. Duvar boyalarını seçtikten sonra siparişi verip çıktık nalburdan. Mobilyalar için büyükçe bir alışveriş merkezine girdiğimizde korkmadan yapamamıştım. İstanbul her şeyi ile şuan beni korkutuyordu. Her yer çok büyük ve kalabalıktı. Bursa'da da büyük yerler vardı ama bu kadar büyük değildi. Ve tabi bu kadar kalabalıkta değildi. Gerçi Bursa İstanbul ile kardeş sayılırdı çok yakınlardı. Gelişmiş bir şehirdi Bursa her açıdan. Ama evden işe, işten eve gidip gelen biri olarak doğru düzgün bir yer bilmiyor, kalabalığa karışmıyordum. Buydu korkmamın sebebi. Aslan'a bir adım daha yaklaşıp yanından yürümeye başladım. Kaybolursam ne yapardım bilemiyordum. Aslan benim ona yaklaşmam ile bana dönmüş, yüzümü taramıştı gözleriyle. Gözlerimi kaçırıp etrafa korku dolu bakışlar attım. Durumu anlamış olmalı ki elini uzatıp parmaklarını benimkilerden geçirdi. Beni biraz daha yanına çektikten sonra ilerlemeye başladı. Böyle kendimi daha rahat hissetmiştim.
"Düğünden sonra ne yapmak istersin?"
"Nasıl yani?"
"Balayı için bir yerlere gitmek istersin diye düşündüm."
"Dün işlerle ilgili sıkıntı olduğunu söylemişti Erdal bey. Bir yere gitmesek de olur."
"Dert etme sen onu. Eğer gitmek istersen gideriz."
"Bence babanı şimdi yalnız bırakmamalısın. Hem ben İstanbul'u hiç bilmiyorum. Boş zamanlarında beni gezdirirsen de balayı gibi olur."
"Teşekkür ederim. Gezdiririm tabi. İşler yoluna girince de başka bir yere tatile gideriz."
"Olur."
Mobilya mağazasına girdiğimizde Aslan dün katalogtan işaretlediklerimizi görevliye gösterdi. Görerek almak daha sağlıklı olmuştu çünkü koltuk kumaşını beğenmemiştik. Evde bebek de olunca kumaşları antibakteriyel olanlarla değiştirme kararı aldık. Böylesi daha iyiydi. Aslan her şeyin iyisini düşünüyor onu alıyordu. Bu kadar para harcamasına gerek yoktu aslında. Ben öyle çok pahalı şeyler istemezdim ki. Yine de Aslan'a karşı çıkamıyordum. Sonuçta onun da evi olacaktı. Nasıl rahat olacaksa öyle döşemeliydi evini. İşleri aşağı yukarı hallettiğimizde Aslan annesini aramış ve haber vermişti. Onlar gelene kadar bir şeyler yemiş ve kahve içmiştik. Pek konuşma geçmiyordu aramızda. Hala tanımıyorduk birbirimizi. Aysel hanımlar gelmeden önce Aslan elime bir kart tutuşturmuş, ihtiyacım olan her şeyi almamı söylemişti. İtiraz etsem de kabul etmemiş ve zorla tutuşturmuştu elime. Utanarak eğmiştim başımı. Bugüne kadar hep kendi kazandığım parayı harcamıştım. Babamdan bile para almamıştım ki ben kullansaydım bu kartı.
Aysel hanımlar geldiğinde Aslan eve gitmek için yanımızdan ayrıldı. Önce ufak tefek şeyleri halletmek için mağazaları dolaşmaya başladık. Gelinliği en sona bırakmıştık. En çok iç çamaşırı mağazasında utanmıştım. Önlerine ne gelirse alıyorlar ve itiraz etmeme izin vermiyorlardı. Ödemek için Aslan'ın kart verdiğini söylediğim halde ödetmiyorlardı. Sıra gelinliğe geldiğinde ise Aysel hanım ve Maral abla bir adım geri çekilmiş ve gelinliği seçmem için bana öncelik tanımışlardı. Uzun uzun incelediğimiz, o mağazadan o mağazaya gezerek geçirdiğimiz saatler sonunda bitmiş ve ben istediğim gelinliği bulmuştum. Kalın askılı zarif gelinlik abartıdan uzak ve oldukça sadeydi ancak aynı zamanda da gösterişliydi. Hafif bir göğüs ve sırt dekoltesi olsa da oldukça hoşuma gitmişti. Eteği kabarık değildi ve çok az bir kuyruğu vardı. Kuyruğun arkada sürüklenmesi hoşuma gitmişti. Üzerindeki dantel işlemeler de fazlasıyla zarifti. Aysel hanıma dekoltelerin fazla olup olmadığını sorduğumda gayet yerinde olduğunu belirtmişti. Gelinliği aldığımız mağazadan uygun ayakkabıyı da beğendik. Bu kez Aysel hanım ödememe bir şey dememişti.
Saat akşamın dokuzunu gösterdiğinde Aslan aramış ve nerede olduğumuzu sormuştu. Yiğit de durmuyormuş zaten. Gelip bizi alışveriş merkezinden aldı. Kısa sürede eve geldiğimizde Aslan aldıklarımızı odaya taşıdı. Peşinden birkaç poşeti yüklenip ben de odaya çıktım. Hazır yalnızken cüzdanımdan çıkardığım kartı Aslan'a uzattım.
"Kalsın sende."
"Yok kalmasın Aslan teşekkür ederim. Bu arada Aysel hanım gelinlik dışında hiçbir şeyin parasını ödetmedi. Çok ısrar ettim ama dinlemedi haberin olsun."
"Sorun değil İnci. Hadi aşağı inelim de yemek ye sende."
Birlikte aşağı indiğimizde direk mutfağa geçtim ve Maral ablaya yardım ettim sofrayı hazırlamada. Her şey hazır olduğunda herkes gelmişti mutfağa. En son mutfağa giren Aslan'ın kucağındaki Yiğit'i görmem ile bütün yorgunluğum geçmişti bile. Beni görür görmez küçük kahkahalar atan Yiğit herkesin neşesi olmuştu. Babasının kucağından bana doğru uzanınca kollarıma aldım hemen. Aslan bugün huzursuz olduğunu söylemesine rağmen oldukça keyifliydi şuan. Soframızın neşesi, kahkahaları kesilmeden devam etti bütün gece. Benim yüzüm de her ne kadar gülse de buruktu bir yanım. Benim ailemde hiç böyle kahkahalar atılmamıştı. İmrenerek düşlediğim ailelerden biri de benim olmuştu. İşte bu yüzden içimdeki burukluğu atıp babamı düşünmeyi bıraktım ve kendimi kahkahaların tınısına teslim ettim. Mutluluğu herkes gibi ben de hak ediyordum.