KINA

1330 Words
Yeni bir sabaha güzel başlamak paha biçilemezdi. Diğer günlerden hiçbir farkı yoktu aslında. Tek farkı Yiğit'in kollarımın arasında olmasıydı. Biraz daha sarılıp iyice kendime çektim bebeğimi. Mis kokusunu çektim içime. Bebekler nasıl bu kadar güzel ve masum kokuyorlardı? O uyanana kadar uzanmaya devam ettim yatakta. Uyanıp da mırıldanmaya ellerini kollarını sallamaya başladığında gülerek oynamaya başladım. Bir gülüş insanı bu kadar büyüleyebilir miydi ki? Ben Yiğit'e her baktığımda büyüleniyordum. Hayranca bebeğimi izlerken bir yandan da içimden dua ediyordum bebeğime zarar gelmesin, kimsenin gözü değmesin diye. Benim bile... Kapının sessizce açılmasıyla o tarafa döndüm. Sessiz olmaya çalışan Aslan hala görmemişti bizim uyandığımızı. Yerimde doğrulup seslendim ona. "Gel Aslan uyandık biz." Gülümseyerek bize doğru gelmeye başladı. "Yatak keyfi ha. Güzelmiş. Babacım uyandın mı sen? Anneyle keyif mi yapıyorsun? İyice papucum dama atıldı ha unuttun beni sıpa. Kıskanıyorum artık." Yataktan kalktım ve bir süre izledim ikisini sonra da hazırlanmak için eşyalarımı alıp banyoya geçtim. Hızlı bir duşun ardından giyindim ve saçlarımı kuruttum. Kıyafetlerimi giyindikten sonra odaya döndüğümde Aslan da Yiğit'i giydiriyordu. Hepimiz hazır olduğumuzda aşağı indik. Herkes daha yeni yeni iniyordu. Maral abla ile mutfağa geçip kahvaltı hazırladık. Aysel hanımlar da geldiğinde başladık kahvaltıya. Hızlı bir kahvaltı sonrası hep birlikte yeni evimize gidip işe koyulduk. Temizlik çok fazla vakit almasa da yorulmuştuk. Sağ olsun Aslan ve Adil abi de çok yardım etmişti. Temizliği biraz kolaylayınca eve geçip yiyecek bir şeyler hazırladım. Hızlı bir şekilde kek de yapmıştım. Çayın yanına yenirdi. Bizim için bu kadar yorulan insanlar için en azından ufak da olsa bir şeyler yapmalıydım ki içim rahat etsin. Bahçedeki masaya sofrayı hazırlayınca herkesi çağırdım. Birlikte bir şeyler atıştırırken ustaların bahçeye girdiğini görünce Aslan onları boya için eve yönlendirdi. Ustalar hiçbir zarar vermeden evi boyadıklarında yaptığımız kaba temizlik de olsa zarar görmemişti. Bütün camlar açık bırakılmıştı hava alsın diye. Yarın eşyalar gelmeden ince temizlik yapacaktık ve sonra da eşyaları yerleştirecektik. Ertesi gün sabah erkenden kalkmış ve işe koyulmuştuk. İnce bir temizlik sonrası mola vermiştik ve eşyalar gelene kadar dinlenmiştik. Gelen eşyalar ile yeniden ayaklanmış ve yerleştirmeye başlamıştık. En son kalan halıları da serdiğimizde her şey tamamdı. Çok yorulsak da güzel olmuştu ev. Eski rengarenk ev gitmiş yerine daha sade daha oturaklı bir ev gelmişti. Aslan'ı ve beni yansıtan. Hayallerimden bile daha öteydi. Ben her zaman küçük bir dairede yaşarım diye düşünmüştüm. Ama şimdi kocaman bir evde yaşayacaktım. Fazlasında hiçbir zaman gözüm yoktu. Huzur olsun evimizde yeterdi. Huzur olmayan bir evde yaşanan cehennemi bilirdim ben. Ne uyurken rahat olurdun ne yemek yerken. Kendi evim gibi bile hissetmezdim orayı. Yıllardır benim evim olamamıştı. Düşününce babamı özlemiştim ama neredeyse bir haftadır burada olmama rağmen bir kere olsun aramamıştı. Hediye teyze sağ olsun her gün arıyordu mutlaka. Hem beni hem Aysel hanımı. Geleceklerdi düğünüme. Hem anasız hem babasız kalmayayım diye ana baba olacaklardı bana. Eksiklik hissetmeyeyim diye. Oysa ben ta içimde hissediyordum öksüzlüğü. Yetimliği de tam anlamıyla hissetmeye başlamıştım son haftalarda. Aysel hanımın seslenmesi ile düşüncelerimden sıyrılıp ona döndüm. "Kusura bakmayın Aysel hanım ne demiştiniz?" "İyi misin kızım daldın birden?" Gülümseyerek baktım ona. İyi bir insandı Aysel hanım. Hakkı ödenmezdi. "Hiç öylesine, iyiyim merak etmeyin." "Tamam güzel kızım. Biz diyoruz ki düğün pazar akşamı yapılacak o zaman neden kına gecesi yapmayalım? Ne dersin?" "Gerek yoktu zahmet etmeyin boşuna. Yoruldunuz zaten kaç gündür yetiştircez diye koşturmaktan." "Tatlı yorgunluk bunlar kızım. Yapalım biz en iyisi her şey tam olsun." Yüzüne baktığımda itiraz etme gibi bir şansım olmadığını anlamıştım. Kabullenerek oturmaya devam ettim. Ben de isterdim her genç kız gibi kına gecem olmasını. Onlar da sağ olsunlar her şeyi tam yapmaya çalışıyorlardı. Bir süre sonra herkes yorgunluktan odasına çekilmeye başlamıştı. Ben de yatmak istesem de küçük paşamın pek uykusu yok gibiydi. Tabi gündüz biz çalışırken bol bol uyumuştu. Dizlerime yaslanmış elindeki oyuncağı göstererek küçük kıkırtılarını sunarken bize dizlerimde başka bir ağırlık hissettim. Başımı eğip dizlerime baktığımda Aslan ile gözlerimiz kesişti. Ne yapıyordu bu adam böyle? Kaşlarım çatılıp ona bakmaya devam ederken ilk kez o çekti gözlerini benden. Yan dönüp Yiğit ile oynamaya başladı. Onları izlerken kolumu koltuğun kenarına yaslayıp başıma destek oldum. Diğer kolumu nereye koyacağımı bilemeyerek Aslan'ın sırt tarafında koltuğa bırakmıştım. Onlar oynaya dursun benim iyice uykum gelmiş gözlerim kapanmaya başlamıştı. Ne kadar dirensem de gözlerimin kapanmasına mani olamadım ve kendimi derin bir uykunun kollarına teslim ettim. Sabah duyduğum fısıltılarla uykum açılmaya başlamıştı. Başım arkaya doğru düşmüş acıyordu. Gözlerimi aralayıp elimi boynuma götürdüm ve ovalamaya başladım. Canım gerçekten acıyordu. Dizlerim de uyuşmuş karıcalanıyordu. "Şunların haline bak Maral. Oh paşalar yatsın rahat rahat olan şu kızcağıza olmuş her yeri tutulmuş baksana." "Evet anne. Seslenelim Aslan'a da kalksın." Aysel hanımın sesini duymamla gözlerim tam anlamıyla açıldı ve hemen yerimden doğrulmak için hareketlendim. Dizlerimdeki ağırlıktan ve hissizlikten dolayı olduğum yerden kalkamadım ama. Saf saf etrafa bakınıp Aysel hanımdan gözlerimi kaçırırken onların gülüşmelerine homurdanarak Aslan uyandı. "Bir uyutmadınız anne ya." "Paşama bak. Uyanacaksın tabi. Siz iki paşazade rahat rahat uyuyun bu kız böyle iki kat tutulup kalsın. Oh ne ala. Kalk çabuk git toparlan baban inmeden." Aslan Yiğit'i kollarıma bırakıp yukarı çıkarken ben yüzümü eğmiş kucağımda uyuyan oğlumla bekliyordum. "Hadi kızım sen de çık odaya yatır Yiğit'i gel kahvaltı yapalım." Başımla onaylayıp kucağımda Yiğit ile yukarı çıktım. Yiğit'i yatağın üstüne bırakıp uyandırmadan altını temizledim. Bu işte her geçen gün daha da iyi oluyordum. Banyoya geçip elimi yüzümü yıkayıp üstümü değiştirdim. Biraz daha toparlandıktan sonra kimseyi bekletmemek için hızlı adımlarla aşağı indim. Herkes yavaş yavaş toparlandığında kahvaltımızı yaptık. Kahvaltımız bittiğinde yukarı çıkıp Yiğit'i kontrol ettim. Yeni yeni uyanan miniğimi kucağıma alıp aşağı indirdim. Sütün içine biraz bisküvi ezdikten sonra biraz da ceviz ezdim. Karıştırıp yedirmeye başladım. Artık yavaş yavaş öğreniyordum Yiğit'e bakmayı. Güzelce karnını doyurduktan sonra üstüne güzel bir tulum giydirdim. Erkekler çocukları da alıp dışarı çıktığında biz de hemen hazırlıklara koyulmuştuk. İkram edilecek şeyleri hep bir elden hazırlamıştık. Akrabalardan da gelen kişiler olunca yetişmişti hazırlıklar. İşimiz bitince hazırlanmam için Maral abla beni odama gönderdi. Üstüme siyah yarasa kol bir elbise giymiştim. Biraz kısa olsa da zaten sadece kadınlar olacak diye dert etmemiştim. Çok az da göğüs dekoltesi vardı. Ayağıma rahat olması için platformlu bir ayakkabı giymiştim. Maral abla her şeyi düşünmüştü. Sağ ayak bileğime yatağın üzerine konmuş halhalı taktım. Başka takıya gerek yoktu. Zaten Maral abla da aldığı taç ile bunu kanıtlamıştı. Saçlarımın bir kısmını geride tutturup tacı taktım. Kendimi prenses gibi hissediyordum. Hafif bir makyaj yaptıktan sonra aşağı indim. İner inmez gördüğüm kişi ile birlikte yüzümde güller açtı ve koşarak kendimi Hediye teyzenin kollarına bıraktım. Nasıl da özlemiştim. Sığınacak limanım gelmişti. Nasıl sevinmezdim ki? Sıkı sıkı sardı beni kollarına. Uzun uzun okşadı saçlarımı. Sevgiyle minnetle baktım ona. Aysel hanımın yönlendirmesiyle benim için hazırlanan koltuğa oturdum. Hemen yanımdaki sandalyeye de Hediye teyze oturdu. Bütün kadınlar hep bir ağızdan konuşuyor gülüşüyorlardı. Ben de Hediye teyzenin elini sıkı sıkı tutmuş anlatılanlarını dinliyor, sürekli gülümsüyordum. Bir ara gözüm Aysel hanıma takıldı. Yüzünde buruk bir ifade ile Hediye teyzenin ellerini tutan ellerime bakıyordu. Hediye teyze ile çok eski arkadaş olmalarına rağmen kıskançlık gibi bir his vardı gözlerinde. Biliyorum o da istiyordu ki kabulleneyim onu, annem yerine koyayım. O an da aklıma ilk geldiğim zaman benden anne dememi, onu annem gibi görmemi istediği gelmişti. Ben yapamam diye düşünüp zaman istemiştim. Sanırım zamanı gelmişti. Ha bugün ha yarın ne fark edecekti ki hem? Kadın gözümün içine bakarken onu mutlu etmek için ağzımdan sadece tek bir kelime çıkması yeterliydi ve ben bu güzel yürekli kadını mutlu etmek istiyordum. "Anne Aslan'ı arasak mı Yiğit'i getirse. Uykusu gelmiştir." Önce gözlerini bana çeviren Aysel hanım ile gözlerimiz kesiştiğinde gülümseyerek baktım ona. Aysel anne de gözleri parlayarak gururla baktı bana. "Ara annem. Getirsin oğlanı." Gülümsemem iyice arttı. Aysel anne de gülümseyerek bana baktı. Ne kadar zor olsa da başarmıştım işte. Eninde sonunda diyecektim ona anne. Hem mutlu etmiştim onu daha ne. Mutfağa geçip Aslan'ı aradım. Yiğit ve Ece'yi getireceklerini söyleyip kapattı telefonu. İçeri geçtiğimde herkes toplanıp kına yakıldı. Ağlasam da sonradan bir şekilde beni güldürmeyi başarmışlardı. Aysel annenin ise keyfi gayet yerindeydi.Güzel bir gün olmuştu bizim için. Mutluluk beni bulmuştu sonunda. Prenses gibi hissettiğim bir günü kucağımda yakama yapışmış oğlum ve yanı başımda oturmuş hafif çakır keyif müstakbel kocamla bitirdim. Kalbimde ise yarının heyecanı vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD