Yağmur sesi, kulaklarımı dolduruyordu. Yaz yağmuru demiştim ama şiddeti sanki sonbahar yağmuru gibiydi. Ağustosun sonundaydık, eylüle girmemize az kalmıştı. Belki de ondandı bu sağanak yağış.
"Hem gündüzüm hem gecem..."
Radyoda çalan şarkıyı duyduğumda gülümsedim. "Ateş ses versene."
Yüzyüzeyken konuşuruz... En sevdiğim grup.
Ateş uyuzluk yapmadı ve ses verdi. Dışarıda yağmur yağıyordu, arada sıcaktı ve radyoda en sevdiğim şarkı vardı...
"Nereye gidiyoruz şimdi?" dedim yüzümdeki gülümsemeyi bozmadan.
"Kuyumcuya." dedi düz bir sesle. Yani uyuzluk yapmasa olmazdı. Ne olurdu bir kere gülümsese? Hiç görmemiştim onu gülerken. Ruh emici psikopat ya.
"Sonra eve mi gideceğiz?"
"Hayır."
"Sonra nereye gideceğiz?" O kadar umursamaz ve ketumdu ki sinirimi bozuyordu ve bir şekilde onu konuşturmaya çalışıyordum.
"Terziye?"
"Niye?" Ne gerek vardı ki terziye gitmeye?
"Senin gelinliğin için."
Ağzım şaşkınlıkla açıldı. "Ama gelinlik üstüme tam oldum Terzilik bir şey yok. Ayrıca sen seçtin!" diye savundum ama umrunda olmadı.
"Dekoltesi çok fazla. Onu bu şekilde giyemezsin."
"Ama güzel dedin! Ayrıca tekrar söylüyorum, sen seçtin!"
Yine başlamıştık kavgaya.Yine, yine. Hep böyle mi gidecekti bu?
"Arkadaşlarının yanında kötü olmuş mu deseydim!?"
"Deseydin! Niye demedin! En azından uğraşmazdık tersiyle falan. Niye güzel deyip beni umutlandırıyorsun ki?"
Bıkkın bir nefes verdiğinde ben de sinirlenmiştim. Kavgaysa kavga ama haklı olduğuma inanıyorsam kendimi ezdirmezdim!
"Çok konuşma Rüya. Kuyumcu, sonra terzi. Son ev. Bitti. Üstüne söz söyleyip başımı ağrıtma. Sabahtan beri peşinde geziyorum zaten!"
Öfke ile ona baktım. Cevap vermeyi çok istedim ama tartışmayı uzatırsam zaten gelinlik denemekten bulanmış midemi bu sefer de kavga ederken bulandıracaktım. Mazallah arabasına falan kusarım şimdi, vurur beni!
Zaten gelen olarak kısa şeyler giymeyi seven bir kız değildim. Sevmediğimden değil, erkeklerin bakışlarından rahatsız olduğum için. Bu yüzden üstelememe kararı aldım ve "Peki, tamam." deyip sustum. Onunla ne kadar az konuşursam o kadar az kavga edecektik. O zaman hiç konuşmamak en iyisiydi!
Araba sonunda bir yerin önünde durduğunda dışarıda az önce çiseleyen yağmurun aksine bardaktan boşalırcasına yağıyordu.
"Çantanda şemsiye var mı?"
Sorusuyla birlikte başımı olumsuz anlamda iki yana salladım ama cevap vermedim. Zira onunla ne zaman konuşsam sonu ya kavgaya ya da kötüye bağlanıyordu.
"O zaman arabada kalacağız dinene kadar. Çünkü kuyumcu biraz uzakta, oraya arabayla geçemeyiz yol dar."
"Tamam." dedim, itiraz etmedim.
Ben yağmurda yürümeyi severdim. Yağmurda yürümek benim için özgürlüktü. Saçlarıma değen damlalar, içimdeki kiri söküp atardı sanki. Yağmurda şemsiye ile gezenlerin aksine ıslanmayı seçenlerdendim.
Uzun süre konuşmadık. Radyoda çalan müzik aramızdaki sessizliği bozan tek şeydi. "Bilmem kaç yüz kişi içinden, gördüm deli gözlerini birden. Sakin kalamazdım belki o konsere gelmesen. Baksettiğim seks değil, o da içinde ama tek değil. Türkçe yazılmış bir şiiri sana çevirircesinden."
Şarkıda geçen seks kısmında utanıp başımı cama doğru çevirdim. Aslında utanılacak bir şey değildi, yanımda Aslı ya da Deniz olsa hatta Arda bile olsa dalga geçip gülerdim ama yanımda Ateş vardı. Beni, yatakta intikamını almak ile tehdit eden Ateş hem de...
Ateş müziği kapattığında kaşlarımı çatarak ona baktım. Ama yine de bir şey demedim. Beni sinirlendirmek istediğine dair şüphelerim oluşmaya başlamıştı. Bence bilerek yapıyordu, onunla kavga etmemi, ona sataşmamı, laf atmamı istiyordu. Bu sayede hıncını benden çıkartabilecekti. Ama hayır, ona istediğini vermeyecektim. Ne olursa olsun sessiz kalmayı seçtim.
"Susmak sana yakışmıyor." dediğinde de cevap vermedim.
"Ne yani, trip mi atıyorsun şimdi sen bana?"
"Hayır, atmıyorum." diye açıklama yaptım ama gözleri bu açıklamadan ikna olmamış gibi bakıyordu gözlerime.
"Peki, öyle olsun. Triplerden nefret ederim. Sakın, aklından bile geçirme."
Cevap vermedim. Onun yerine başımı cama doğru çevirip yağan yağmuru izlemeye devam ettim. Olur da yağmur diner ve yerine güneş açarsa ciddi ciddi üzülürdüm zira güneşli havalardan nefret ederdim. Karanlık, kasvetli, yağmurlu havalar kesinlikle daha güzeldi.
Sonunda yağmur şiddetini azalttığında "İn hadi arabadan ve beni takip et. Ama hızlı ol." diyen Ateş'i dinledim ve hızlı olmaya çalışarak arabadan indim.
Ateş hızlı hızlı ondan yürürken ben de ona yetişmek için hızımı arttırdım. Ama onun cüssesi yaklaşık benim iki katım olduğu için tabii ki benden önde ilerliyordu. Sonunda fark edip arkasına döndüğünde aramızda oldukça fazla mesafe vardı. Kaşları her zamanki gibi öfke ile çatıldı.
"Ben sana hızlı yürü demedim mi, bilerek mi yapıyorsun?"
"Hayır, elimden gelen bu." diye açıklama yaptım. Onunla kavga etmemek için hep alttan almaya çalışıyordum ama bu adam, daha doğrusu bu psikopat sanki sürekli benimle kavga etme derdindeymiş gibi durmadan laf atıyordu bana. Tabii hâliyle moralimi de bozuyordu!
Kuyumcuya doğru ilerlemeyi bırakıp doğru hızlı hızlı yürümeye başladı. Korku ile geri çekilmek istedim ama fayda etmeyeceğini bildiğimden durup yanıma gelmesini bekledim. Acaba şimdi ne söyleyecekti de nasıl bir kavga çıkartacaktı?
Tam önümde durduğu sırada sertçe bileğimi tuttu ve beni sürüklemeye başladı. Az önce ona yetişmek için yürüdüğüm hızın yaklaşık iki katı ile gidiyorduk şimdi. Çünkü beni bildiğin sürüklüyordu arkasından!
"Yavaş olur musun biraz? Ateş! Ateş! Ateş! Kime diyorum ya ben? Duymuyor musun? Alo?"
Hayır duyuyordu ama duymamazlıktan geliyordu bilerek. Hayır yani anlamıyorum, gerçekten anlamıyorum. Bilerek mi yapıyor? İlla bir yolunu buluyor ve beni sinir ediyor!
Adı üstünde. Psikopat!
"Hadi ıslanmak mı istiyorsun? Hızlı yürü!"
"Evet ıslanmak istiyorum."
Anında kolumu bıraktı. "Islan o zaman!"
Bu şekilde kavga ede ede ve ben onun peşinden koşa koşa bir şekilde kuyumcuya gelmiştik.
İçeri girdiğimde derin bir oh çektim. En azından burada bana laf atmazdı da kısa bir süreliğine de olsa kafamı dinlerdim.
"Kolay gelsin Ali Usta." dediğinde seslendiği adama baktım. Altmışlı yaşlarda, kır saçlı, güler yüzlü bir adamdı bu. Neden bilmem, iyi birine benzettim.
"Ooo hoşgeldin Ateş evladım. Yanındaki hanım kız kim?"
Sahi, kimim ben? Yani Ateş'in nesi oluyorum tam olarak?
Ateş'in bu soruya ne cevap vereceğini merak ettiğim için soru dolu gözlerle ona baktım.
"Nişanlım usta."
Omzumdan tutup yapmacık bir gülümseme ile beni kendine doğru çektiğinde ben de onun gibi yapıp yapmacık bir şekilde gülümsedim. İnsanların yanında mutluymuş gibi davranıp bir nevi oyun oynuyorduk. Bunu neden yapıyorduk bilmiyorum ama ikimiz de insanların bizi mutsuz ve sürekli kavga eden bir çift olarak görmesini istemiyorduk belki de.
"Aaa hatırladım." dedi Ali Usta söze girerken. "Geçen gün annen ile baban gelip bizden nişan yüzükleri satın almıştı. niçin olduğunu söylememişlerdi, meğer senin içinmiş! Hayırlı olsun Ateş evladım, sana da hayırlı olsun Hanım kız. Adın ne?"
Sorusunu anında cevapladım. "Rüya."
"Ne güzel bir isim. Ateş ile Rüya. Allah bir yastıkta kocasın."
Nedense içinden bu duaya amin demek gelmedi de neyse.
"Amin."
"Amin."
Ateş ile aynı anda söze girdiğimizde yapmacık gülümsemeler ile birbirimize baktık. Ah insanlar bir de bizi mutlu sanıyor. Halbuki bir bilseler aramızda ne fırtınalar kopuyor...
"Maşallah, çok yakışıyorsunuz."
Aynen usta. Çok yakışıyoruz. Öyle böyle değil. O kadar yakışıyoruz ki hatta geçen bu Ateş evladın bana tokat attı. Ben de bugün ona tokat attım. Diğer çiftlerin aksine biz de konuşarak değil, şiddetle anlaşıyoruz.
"Sağol usta. Şimdi bize uygun bir model verirsin değil mi?"
"Vermez olur muyum?" diye Ateş'i anında onayladı Ali Usta ve tezgahın altına doğru eğilip küçük bor kutu çıkardı.
"Laf aramızda, bunlar benim özel tasarımlarım. Ee tabii yılların ustalığı var üstümüzde, yaptık biz de bir şeyler. Hadi seçin birini."
Hayran gözlerle önümdeki yüzüklere baktım. Gerçekten hepsi de birbirinden güzeldi, Ali Usta doğru söylüyordu. Hepsi özel tasarımdı sanki. Sanki değil hatta öyleydi. Ama içlerinden biri diğerlerinden daha güzle geldi gözüme. Ortasında pembe, küçük bir elmas vardı. Ve etrafında beyaz elmaslar. Bir çiçek deseni oluşmuştu ve o çiçek deseninin ortasından geçen altın bir yaprak vardı ve o Altın yaprak uzanıp yüzüğün halka kısmıyla birleşmişti. Tek kelime ile harikaydı, bayılmıştım ama pahalı bir şeye benziyordu.
"Hadi seç birini Rüya."
Ateş'in sesini duyduğumda ben zaten kararımı çoktan vermiştim. Şimdi o yüzüğü gösterip Bu ne kadar diye sorarsam görgüsüzlük olurdu ve Ateş bana çok kızardı, biliyordum.
Ama ne yapayım? Ben yokluktan geldim. Bir şeyi beğenmeden önce fiyatına bakardım hep. Kahrolsun fakirlik.
"Hadi Rüya, seçsene birini! Sabaha kadar seni mi bekleyeceğiz burada?"
Benden uzun süre cevap gelmeyince Ateş bıkkın bir nefes verdi, Ali Usta da ortamdaki gergin havayı dağıtmak ister gibi gülen bir yüz ile söze girdi.
"Tamam kızma sen de hemen Ateş oğlum. Rüya kızım belli ki kararsız kalmış ama..." dedi ve içinden benim beğendiğim pembe Elmaslı, altın yapraklı yüzüğü çıkardı. "Sanki Rüya'nın bunda gönlü kaldı gibi hissettim. Öyle değil mi Rüya?"
Utangaç bir ifade ile gülümseyip başımı olumlu anlamda iki yana salladım ve cevap verdim. "Valla kahin gibisin Ali Usta maşallah sana."
"Tamam alıyoruz."
Ateş aniden söze girince şaşkınca ona baktım. "Bir fiyatını sorsaydık önce!"
Ah keşke söylemeseydim bunu. Ateş bana öyle bir bakış attı ki yerin dibine girmek istedim ve gözlerimi hemen dışarı çevirdim. Bana demişti, fiyatı boşver diye. Şimdi bu yaptığımı görgüsüzlük olarak algılıyordu. Zengin adam tabii, bir de bana bak! Ben on yıl düzelmem daha.
"Sana ne fiyatından Rüya?"
Ali usta tekrar arabuluculuk yapmak ister gibi söze girdi. Ah be ustam bir tek sen anlıyorsun hâlimi.
"Ateş oğlum. Sen de her şeye kızıyorsun. Allah sabır versin valla Rüya'ya. Altı üstü fiyatını sordu kız, sinirlenme bu kadar sakin ol." Ali Usta, sen var ya... Harikasın.
Ateş göz ucuyla bana baktı. Gözleri ismi gibiydi. Sinirliydi.
"Daha alışverişin başında fiyata takılmamasını söyledim ama dinlemiyor beni hiç. O yüzden sinirlendim usta." Önemsiz bir konuymuş da konu gereksiz uzuyormuş gibi eliyle bir hareket yaptı boşver dercesine.
"Neyse borcumuzu söyle. Sen de onu bize paket yap."
"Valla bu çok değerli bir taş. Bu yüzüğün yapımı on bin ama benim ikinize düğün hediyem. Sen beş bin ve-"
"Usta!"
Anlaşılan Ateş'in öfkesi sadece bana değildi. Uçan kuşa bile durduk yere sinirlenecek bir potansiyel vardı onda.
"Değerli bir taş belli. On bin de değil daha fazladır kesin. Yapma böyle usta, piyasanın hâli kötü biliyorsun. En çok etkilenenlerden biri de sensin. Ben on iki bin veriyorum buna. Konu kapanmıştır."
Çok fazla. diyemedim çünkü... Çünkü dikkatimi çeken başka bir detay vardı. O da Ateş'in iyi kalbiydi...
Herkese açıp bana solan güldü sanki onun kalbi.
"Ama oğlum, olmaz. Benim sana düğün hediyem olmasın mı? O kadar hukukumuz var. Kabul etmi-"
"Konu kapanmıştır dedim usta!"
İyiliği bile öfkeyle yapıyordu bu adam! Şaka gibi yemin ederim.
"Oğlum o k-"
"Usta, eğer biraz daha itiraz edersen bozuşacağız seninle. O kadar emeğin var üstümde, piyasayı sen öğrettin bana. Şimdi zararına mal satmana izin verir miyim hiç?"
Ali Usta kabul etmiş gibi başını salladı ve güzel bir bilezik, yanına da küpeyi bana doğru uzattı.
"Bari bunları Rüya kızıma hediye etmeme izin ver oğlum."
"Sadece küpe." dedi Ateş ben de üstelemedim. Ali Usta'yı sevmiştim benim yüzümden zarar etmesi en son isteyeceğim şey bile değildi.
Ali Usta küpeyi bana doğru uzattığında gülümsedim ve taktım. Duvarda duran küçük aynadan kendime baktığımda küpenin bana oldukça yakıştığını görmüştüm ve hoşuma da gitmişti açıkçası.
Tam o sırada Ateş'in telefonu çalmaya başladı. Ay yemin ederim bitmiyor bu adamın telefonları...
"Tamam sen şu beşi bir yerde mi ne onu da seç. Ali Usta göster sen Rüya'ya modelleri. Ben iki dakika telefonla konuşup geliyorum." dedi ve dışarıda çiseleyen yağmura rağmen telefonu açıp dışarı çıktı.
"Alo! Salih ben sana demedim mi dosyaları fiyat listesine göre sırala diye? Alacaklı gelecek senin yaptığın iş mi oğlum? Ulan bir gün gelmedim altı üstü mahvetmişsiniz her şeyi. Yarın işe geleyim hepinizi toplayıp sıra dayağı çektireceğim, bekleyin siz!"
Ateş dükkanın önünden uzaklaşmaya başladığında son sözleri bunlar olmuştu. Çok sinirliydi. Ters bir anına gelsem var ya... Öldürürdü kesin beni bu manyak!
"Boşver sen şimdi beşi bir yerdeyi. Ben sana güzel bir tane ayarlarım. Gel, yeni çay demlemiştim karşılıklı içelim."
Ali Usta'yı aşırı sevmiştim. Çok sıcakkanlı bir adamdı. "Peki usta, nasıl istersen." deyip onu onayladığımda dükkanın içindeki koltuklara doğru ilerledim ve tekli olana oturdum. Ali Usta da iki çay bardağı ile yanıma gelip birini önüme koydu ve tam karşıma oturdu.
"Ee kızım, nasıl tanıştınız Ateş ile anlat bakalım."
Ali Usta'nın sorusunu duyduğumda yüzümde istemsizce kara bulutlar gezmeye başladı.
"Liseden arkadaşım."
Aynı şekilde Ali Usta da bu cevabımı duyduktan sonra hoşnut olmayan bir ifadeyle yüzüme baktı.
"Sen yoksa o Rüya mısın? Başta ihtimal vermedim ama..."
Ağzım şaşkınlıkla aralandı, kalbim korkuyla çarpmaya başladı. Ne oldu da o iyi yüzlü adam bir anda bu ifadeye bürünmüştü? Ateş benim hakkımda ne anlatmıştı Ali Usta'ya? Bunu öğrenmenin tek bir yolu var, Ali Usta'nın bir şekilde ağzını aramalıyım.
"Hakkımda bir şey mi söyledi?"
Sustu. Cevap vermedi. Ben ise onu konuşması için teşvik etmeye çalışıyordum. "Hadi Ali Usta, söz aramızda kalacak. Benim hakkımda ne dediğini bilmeye hakkım yoktu."
Ali Usta sonunda dayanamayıp anlatmaya başladı. "Kızım, Ateş seni hiç sevmezdi. Senden hep kötü bahsederdi. Ne ara aranızı düzeltiniz?"
Ali Usta... Benden bir şeyler saklıyordu.