"Eğer olanları anlatırsan sana yardımcı olabilirim belki kızım. Elimden bir şey gelmez belki ama fikir veririm."
Nedensizce Ali Usta'ya güvenmeye başlamıştım. O benim kurtuluş yolum olabilirdi.
"Usta aslında sevmiyor beni Ateş. Bu evlilik zoraki, ailem fakir zaten hâlimden tavrımdan da anlarsın ailemin durumunun iyi olmadığını. İlk fiyatına bakıyorum yüzüğün işte. Damdan düşen insanın hâlini damdan düşen insan anlarmış, sen de anladın işte beni. Neyse, uzattım lafı kusura bakma. Şöyle oldu. Ateş'in ailesi zengin biliyorsun, benim ailem de cahil paragöz insanlar. Bakma öyle yüzüme aileme ihanet ediyormuşum gibi, valla billa öyleler. Bir ev verdi Ateş'in ailesi bize, karşılığında da beni istediler! Ailem de paçavra gibi sattı beni onlara!"
Ali Usta üzgün gözlerle bana baktığında gerçekten iyi niyetli bir adam olduğunu anladım. Tek dileğim, bu söylediklerimi Ateş'e anlatmamasıydı.
"Deme kızım ya, çok üzüldüm işte buna. Aile işte, atsan atılmaz satsan satılmaz. Bir şekilde dokunuyor hayatına. Ama olan sana olmuş."
Ben duraksayınca tekrar söze girdi. "Korkma kızım, söz aramızda kalacak bütün bunlar. Benden sır çıkmaz, gözün arkada kalmasın. Ateş benim oğlum gibidir ama senin hâlini de göz ardı edemem. Anlat rahatla, belki bir akıl veririm sana."
O an tüm kalbimle güvendim Ali Usta'ya ve devamını anlatmaya başladım.
"Neyse işte usta. Biz Ateş'le böyle zoraki nişanlandık. Beni istemeye geldikleri gün ben olay çıkardım tabii. Tabak, çanak, çatal, kaşık, bıçak... Rvde ne varsa kırıp döktüm. Bağırdım, çağırdım. İstemem o herifi, istemem o psikopatı deyip durdum. Ama ne fayda işte. Benim ablam beni sevmez, kötü niyetlidir. Küçüklükten beri hiç anlaşamayız zaten onunla. Neyse işte benim gözüm dönmüş herkes beni durdurmaya çalışırken ben kırıp döküyorum Ateş'e küfürler saydırıyorum. Ama bilmiyorum tabii Ateşin kim olduğunu, benim lise arkadaşım olduğunu... Tanımıyorum bile adamı ne ismini ne cismine bilirim. Dediğim gibi görücü usulü evlilik bu. Neyse işte ablam olacak o Rojda tam ben böyle sinir krizi geçirirken kapıyı açmış Ateşe ve ailesine. Tabii beni gördüler böyle, duydular bütün söylediklerimi. Ben orada büyük rezil oldum hemen odama gittim. Ateş'in yüzüne bile bakmadım. Hâlâ bilmiyorum tabii beni Ateş ile evlendireceklerini. Neyse işte kaçtım odama kilitledim kapıyı. Sana yemin olsun usta o gün kendini pencereden atmayı, intihar etmeyi düşündüm. Sonra işte kapımı çalmaya başladılar babamgil. Ben açmadım kapıyı, sonra babam kapıyı kırdı. Hiç unutmam, ömrüm yettikçe de bu anıyı hiçbir zaman unutmayacağım. Neyse işte babam kapıyı kırdı tam önümde durdu. Bu evden ya gelinlikle çıkarsın ya kefenle deyip bana çok sert bir tokat attı. Öyle sert bir tokattı ki bu yere serdi beni. Dudağım patladı, burnumdan kan geldi. Annem ile Rojda salağı kaldırdı beni, pansuman yaptılar. Rojda suratımdaki beş parmak izini kapatmak için makyaj yaptı, Annem de o sırada bana pansuman yapıyordu işte. Yanlış anlama Rojda iyiliğinden değil annem zorladığı için yaptı bunu. Yoksa çölde susuz kalsa bir damla su vermez Rojda öyle kötü bir insan. Neyse işte sonra... Bu ikisi birazdan bana Ateş'i dövmeye başladılar. Yok böyle poslu, şöyle yakışıklı falan. Ben bu ikisine inanmadım tabii. Sonra Aslı geldi odaya. Aslı benim en yakın arkadaşım, her sözüne güvenirim. Sonra o da bana Ateş'i övmeye başlamasın mı? Ben içimden geçiriyorum o sırada, beni öldürürse ne işime yarayacak yakışıklılığı diye. Psikopat çünkü adam, ne ismini biliyordum o an ne cismini. Bildiğim tek bir şey var o da tehlikeli bir adam olduğu. Sonra bunlar beni zorladı, onlar önden gitti ben arkadan. Tam salona girdim, Ateş ile göz göze geldim. İşte o an anladım bahsettikleri kişinin Ateş olduğunu. Usta sana yemin ederim, onu gördüğüm ilk an kafamdan aşağı sıcak su boşaldı sanki. Öyle korkunç bir andı işte o an. Neyse sonra kahveleri ikram ettim, oturdum yerime. Ama belli ki ateşin annesi bana ve yaptıklarıma çok içerlenmiş, açtı ağzını yumdu gözünü. Özür dilemem için hem beni, hem ailemi zorladı. Dediğim gibi ailem cahil, paragöz insanlar. Kadın bizi yerden yere vurdu aşağıladı buna rağmen onlardan özür dilediler. Yemin ederim yerin dibine girmek istedim o an. Yaşadığım her saniye lanet ettim öyle kötüydü. Tabii bütün bunlar olurken Ateş gözünü bir an olsun üstümden ayırmıyor sanki gözleriyle öldürecek beni. Sonra işte dayanamadım, yüzükleri taktılar kurdele kestiler falan. Dediğim gibi ben dayanamadım ortalıkta zaten biraz karışıktı fırsattan istifade edip mutfağa gittim. Bizim mutfağın kapısı dışarıya açılıyor. Çıktım kapıdan belki yarım saat boyunca aralıksız koştum. Ayağında da topuklu vardı koşarken. Onları da soydum yara bere içinde koştum durdum. İşte sonra Ateş yakaladı beni saçımdan tuttu. Bildiğin dövüyor beni. Liseden beri kin tutmuş bana zaten. Hoca bizim sınıf çok konuşuyor diye kızlı-erkekli otuturmuştu. Beni de Ateş'in yanına. Dört yıl oturduk birlikte aynı sırada. Bozamazdık da sırayı, o zamanlar hocanın sözü kıymetliydi. Çıkamazdık dışına, cezası ağır olurdu çünkü. Neyse işte dediğim gibi bozamadık sırayı. O yıllar Ateş'in bir grubu vardı kızlı erkekli. Lise çetesi işte bilirsin. O çetenin başı Ateş'ti yanında da bir kız gezerdi sürekli, ismi Nevşin. Allah seni inandırdı Usta, kız sanki kötülük için doğmuş. Okulda aşağılamadığı insan kalmadı. Bu yüzden Ateş ile de, Ateş'in çetesindekilerile de çok kavga ettiler."
Konuşmaktan yorulan boğazımı sıcak çayı içerek biraz dinlendirdim ve kaldığım yerden devam ettim. Olanları zaten hiç kimseye anlatamıyorum ama Ali Usta'ya anlatmak iyi gelmişti. Ve onun bana bakan merhamet dolu aynı zamanda anlayışlı gözleri, içimi ısıtıyordu sanki. İçimdeki bu bir zehir gibi yıllarca taşıyamazdım bunları, birine anlatmalıydım.
"Nevşin. Cidden kötü bir kızdı. Ateş'e de aşıktı. Ama kız çok güzel, baya güzel. Altın sarısı saçları var böyle kalçasına kadar iniyor, masmavi gözleri, bembeyaz teni. Bir kıza göre de uzun baya. Manken gibi fiziği var. Dışı çok güzel. Ama içi güzel değil işte. Neyse Nevşin, Ateş'e aşık olduğu için ve ben de Ateş'in yanında oturduğum için kıskandırdı beni sürekli. Ama sürekli laf atardı bana. Fakirdim ya, oradan vururdu beni hep. Giydiklerimle, saçımla, başımla. Ama ben de güzeldim. Yanlış anlama usta, bunları sana kendimi övmek için söylemiyorum asla."
"Yok kızım estağfurullah. Öylesin zaten, çok güzelsin maşallahın var. Dinliyorum ben seni, belli ki çok içerlenmişsin yaşananlara. Bakma ben de cahilim ama insan sarrafı olduk çalışa çalışa. Acını anlayabiliyorum kızım, sen anlatmaya devam et. Benim için değil, kendin için anlat. Çünkü belli. Bu bir zehir gibi yiyip bitiriyor seni."
Ali Usta dediği gibi gerçekten de insan sarrafıydı. Ve benim ona olan güvenim tamdı. Neden bilmiyorum ama daha önce hiç görmediğim, hiç tanımadığım bu adama çok güveniyordum. O yüzden devam ettim.
"Neyse işte usta. Nevşin böyleydi. Kötüydü, çok kötüydü. Milletin her şeyiyle alay ederdi. Kilosuyla, boyuyla, yüzüyle, durumuyla... Aklına gelebilecek ne varsa, her şeyiyle alay ederdi. Çünkü Nevşin kusursuzdu. Gerçekten kusursuzdu. Hem çok güzeldi hem harika bir ailesi vardı hem zengindi hem dersleri iyiydi, okul ikincisiydi. Okul birincisi Ateş'ti. Kıskanmamak elde değil, bütün okulun gözdesi, öyle bir kızdı işte Nevşin."
Burada duraksadım çünkü devamını anlatmak zordu. "Dediğim gibi Nevşin, Ateş'e aşıktı. Gözlerinden belliydi aşık olduğu. Öyle bir bakardı ki Ateş'e. Ama Ateş duygusuzdu, biliyorsun onu zaten anlatmama gerek yok. Nevşin işte dalga geçerdi bazen milletle. Ateş de bunu köşeye sıkıştırır azarlardı kimsenin kalbini kırma diye. Ateş... Aslında kötü biri değil, iyi biri. Ama bana kötü işte. Herkese açıp bana solan gül sanki. Neyse, Nevşin en çok da bana sataşırdı sınıfta, en çok da Ateş yanımdayken. Özellikle yapardı bunu. Benim annem, Rojda ile birlikte temizliğe giderdi zengin ailelerin evine. Tesadüfe bak işte, Nevşin'in evine de gidiyorlar düzenli olarak. Rojda, yani ablam olacak o kız... Hastalandı bir gün. Nevşin'in ailesi de kendi gibi, kötü. Annem dedi kızım hasta, tek başıma yapamam. Başka gün gelsem olur mu, izin vermediler tabii. İlla da geleceksin. Annem beni aldı yanına mecbur ama ben bilmiyorum bu evin Nevşin'in evi olduğunu. Hay böyle tesadüfe. Kapıda gördüm Nevşin'i... Bana bir aşağılayıcı baktı ki sorma... Yerin dibine girmek istedim yemin ederim. Biz annem ile başladık temizlemeye evi. Nevşin de kuyruk gibi peşimizden geliyor. Bana çok ağır laflar etmeye başladı. Köle, vasıfsız, ancak böyle evleri temizlersin sen, senden bir halt olmaz falan diye! Annem de duyuyor tabii, annemin yanında söylüyor bütün bunları. Sana yemin ederim usta, işin ucunda annemden yiyeceğim dayak olmasa para da umrumda değil ağzını burnunu yırtardım Nevşin'in ama işte annem de benimkini yırtardı. İşin ucunda para var çünkü, bir de düzenli olarak temizliğe geliyorlar ya. Bildiğin maaş. Annem bu işi kaybedemez. Mecbur sustum ben de tüm bu aşağılamalara. Sonra beni Ateş üzerinden vurmaya başladı. Yok ben Ateş'e yaranmaya çalışıyormuşum, yok ben sürtükmüşüm, yok ben Ateş istese onun altına yatarmışım. Ne ırz bıraktı, ne şeref, ne namus. Yemin ederim hak etmedim bu sözlerin hiçbirini. Ateş'le doğru dürüst konuşmuşluğum bile yok. Sadece sıra arkadaşıyım. Ama annemin yanında bana orospu dedi, ben ağzımı açıp tek kelime edemedim ya bana çok koydu işte bu."
Gözlerim dolmuştu. Sesim titriyordu. Ali Usta bana bir peçete uzatıp omzunu sıvazladı.
"Devam et kızım anlatmaya. İçinde tutmaktan ne hâle gelmişsin, vah zavallım, güzel kızım."
"Sonra..." Dedim ve sesim titremesine rağmen devam ettim. "Ali Usta yemin ederim ben bunlara susacak biri değildim. Ben çok hırçınım, çok. Asla kimsenin hakkımı yemesine izin vermem, kimsenin de hakkını yemem. Ama biri benim hakkımı yedi mi, bana hak etmediğim şeyler söyledi mi olay çıkartırım. Beni istemeye geldikleri gece de yaptım bunu. Hayatım boyunca hep böyleydim. Erkek kardeşim ile ablam sürekli dayak yerdi haksız yere. Ailem hep dövdü bizi. Ama en çok dayağı ben yemişimdir. Çünkü asla susmam. Hep konuşurum, hep cevap veririm. Daha çok dayak yesem de umrumda değil. İçimde kalmasın diye hep cevap veririm."
Hıçkırık döküldü ağzımdan. Kendimi zorlukla toparlamaya çalışıp yine de devam ettim konuşmaya.
"İşte ben böyle bir kız iken, Nevşin'in o söylediklerine cevap verememek bana nasıl koydu sen düşün. Annemden de dayak yiyeceğim eve gidince, belli. Annem zor tutuyor kendini üstüme atlamamak için, ben de zor tutuyorum kendimi Nevşin'in üstüne atlamamak için. Nevşin bende ne ırz bıraktı ne namus. Saydırdıkça saydırıyor. Sonra ben dayanamadım, yerdeki kirli bezleri aldım dışarıda yıkamaya gittim. Evleri bahçeliydi. Nevşin de durur mu, peşimden geldi tabii. Ali Usta, yemin ederim ilahi adalet mi dersin, ne dersin... Ben o gün tam dışarı çıktığım anda Nevşin'in babası bir kadınla öpüşüyordu! Allah affetsin, normalde umrumda olmaz ama ilahi adalet işte. Bende ırz namus bırakmayan Nevşin'in babasını öyle gördüm. Öpüştüğü kişi Nevşin'in annesi değildi, çünkü Nevşin'in annesi defalarca okulda görmüştüm. O kadın başkaydı, o da Nevşin gibi sarışındı ama babasının öpüştüğü kadın esmerdi. Gözlerimle gördüm. Tabii Nevşin de benim gördüğümü gördü. Bak Usta, sana yemin ederim Nevşin'in yerinde başka biri olsa olayı hiç görmemiş gibi yapar onu asla mahcup etmezdim. Sonuçta babası aldatmış annesini, onun ne suçu var değil mi? Ama konu Nevşin olunca... Zaten canıma tak etmiş, dolmuşum da dolmuşum. Kaybedecek bir şeyim yok. Tehdit ettim Nevşin'i. Git annemin yanında söylediklerini geri al yoksa babanın rezilliğini bütün okula yayarım, sen de rezil olursun diye. Nevşin de beni tehdit etti, ben de anneni kovdururum diye. Ben susmak zorunda kaldım tabii çünkü annemin düzenli olarak para kazandığı tek ev buydu. Kiraydı, faturaydı derken borca batmıştık. Alacaklılar her gün çalıyordu kapımızı. O yüzden o böyle deyince üstüne gidemedim. Böylece kozlar eşitlendi. Rojda böyle böyle temizliğe gelmemek için çok kere hastaymış gibi numara yaptı. Annem de söz konusu hastalık olunca bir şey demezdi, ben giderdim onun yerine. Nevşin'in evine gitmek cehennem azabından faksızdı. Ama sonra ne oldu biliyor musun? Nevşin'in anlaşmayı bozup defalarca annesine bizim temizliğe gelmememiz, başka birisini bulması için yalvardığını duydum ama Nevşin'in annesi, benim onunla okul arkadaşı olduğumu, Ateş ile aynı sırada oturduğumu, Nevşin'in de Ateş'e aşık olduğunu bildiği için şımarıklık yapma diye yorumladı her seferinde ve bizi kovmadı. Çünkü annem hem diğer temizlikçilere göre hem daha uzun çalışıyordu, hem daha iyi temizliyordu ve daha az para alıyordu. O yüzden annesi Nevşin'in bu söylediklerine kulak asmadı ve annemi kovmadı. Böylece de Nevşin'in bana karşı kullandığı bir koz, silinmiş oldu. Artık şartlar eşit değildi, ben öndeydim. Nevşin beni annemi işten kovmakla tehdit edemezdi. Ama ben onu, babasının yaptığı rezilliği yaymakla tehdit edebilirdim. Bak Usta, tekrar söylüyorum. Ben kötü bir insan değilim, başkası olsa asla yapmazdım bunu ama... Ama canıma tak etti. Annemin yanında bana orospu dedi ya, inanılıyor musun? Hem de hiç hak etmediğim hâlde. Ateş ile elim bile değmemiş ya birbirine, nasıl böyle bir şey söyler? Annem tabii Nevşin ilk bunları söylediği gün çekti beni kenara, tam dövecekken anlattım ona her şeyi. İnandı bana. Çünkü ben anneme kolay kolay yalan söylemezdim, annem de beni dövmedi. Babasının annesini aldattığını da söyledim. Annem meğer biliyormuş her şeyi. Nevşin'e karşı kozlarım artsın diye bana ailesinin bütün pisliklerini anlattı. Meğer Nevşin'in babası dolandırıcıymış, o yüzden zenginleşmiş bu kadar. Nevşin'in annesi de başkasından hamileymiş. Bildiğin iğrenç bir aile. Nevşin'in böyle olmasına şaşmamalı. İşte bunları duyunca benim Nevşin'e olan kozlarım arttı. Annem ama beni uyardı başta, Nevşin'e bulaşma ailesi tehlikeli diye. Ben tamam dedim ama... Ama umrumda değildi ailesinin tehlikesi. Damarıma gerçekten basarsa hiç umrumda olmaz bütün cümle aleme rezil ederdim hem onu hem ailesini."
Durdum. Soluklandım bu kısımda. Her durduğumda yeniden başlayıp olanları anlatmak benim için daha zor bir hâl alıyordu. Tam o sırada Ali Usta beni rahatlatmak ister gibi söze girdi.
"Ona karşı böyle davranman normal kızım. Bak yaptığın doğru demiyorum, çünkü doğru değil. Ama hayata karşı çok dolmuşsun. Nevşin de üstüne gelince dayanamamışsın tabii."
Başımı olumlu anlamda salladım. "Aynen öyle Usta." Ve devam ettim konuşmaya.
"Nevşin soyu kökü asla kurumayan bir yılan gibi yemin ederim. Ben durdurmaya çalıştıkça daha da büyüyor başı. Okulda eskiden de benimle çok uğraşırdı ama bu olaydan sonra iyice çığrından çıktı bu kız. Beni her gördüğü an laf atmaya başladı. Anladı beni güzelliğimle vuramayacak, çünkü güzelim. Ailemden vurmaya başladı, fakirin kızı temizlikçinin kızı, kölenin kızı. Bak ben bunlara da sustum Ali Usta, bunlara da sustum, zor tuttum kendimi. Cevap vermedim, o böyle yaptıkça görmezden gelmeye başladım. Ama durmadı bir türlü. Bu sefer okuldaki arkadaşlarıma sataşmaya başladı. Bu pasaklı, kirli kızla arkadaş olmayın diye diye... Bunlar da ona yetmedi, öğretmenlerin yayında beni rezil etmeye başladı. Ben ona cevap verdikçe bu daha da büyüdü. Ailesi sürekli okula bağış yapıyor, ben okula mecburi destek parasını bile ödeyememiştim. Nevşin'in tarafını tutuyordu sürekli o aptal öğretmenler. İşte kavga büyüdü de büyüdü, büyüdü de büyüdü. Ne okulda doğru dürüst arkadaşım kaldı, ne de beni seven öğretmen. Üzülüyorum tabii ama elimdeki kozu hâlâ saklamaya devam ediyorum. Okulda da tek arkadaşım Aslı ve Deniz kalmış. Onlar da işte çocukluk arkadaşım diye. Nevşin baktı beni vuracak yer kalmadı, Aslı'yla ve Deniz ile uğraşmaya başladı. O zamanlar Aslı biraz kiloluydu, Deniz de kısa boylu. İkisi de çok hassas bu kusur konusunda. Ama Nevşin... Her sınıfta arkadaşı vardı. Aslı ve Deniz'in olduğu sınıfa özellikle giderdi. Sırf onlarla dalga geçebilmek için. Bir gün Aslı'yı köşeye sıkıştırdı sınıfta. 'Obez gibisin, az ye obur. Şişman maymuna dönmüşsün, sen Kerem'i seviyordun bir de değil mi, Kerem sana nasıl baksın. Ben bile sana bakarken midem bulanıyor.' Falan, falan demiş. O zamanlar Aslı'nın sevdiği çocuk vardı, ismi Kerem. O da sınıftaymış rezil olmuş Aslı. Nevşin'in bana olan kin ve nefreti etrafımda yakın olduğum herkese sıçramaya başladı. Aslı da çok hassas. Yemek yemedi günlerce, bayıldı, hastanelik oldu. Sırf Nevşin'in bu sözleri yüzünden. Sonra Nevşin Aslı'ya daha fazla bulaşmasın diye ben Aslı ile olan ilişkimi kestim. Tabii Nevşin durur mu, durmaz. Bir Deniz kaldı koskoca okulda tek arkadaşım. Onu da alacak elimden. Koymuş kafaya."
O günler aklıma geldikçe gözlerim kararıyordu sanki.
"Deniz'in de sevdiği çocuk vardı, lise aşkı işte bilirsin. Onu da adı Emre. Emre de hoşlanıyor Deniz'den biraz. Şansa bak işte, Emre denen bu çocuk Nevşin'in okuldaki yüzlerce arkadaşından biri. Nevşin de gitti Emre'yi, Deniz'e karşı doldurmaya başladı. Bu kız cüce, dört göz, sivilceli. Neyini sevdin sen salak mısın? falan falan diye Emre'yi iyice soğuttu Deniz'den. Deniz çok aşıktı, çok üzüldü tabii hâliyle. Sonra ben Deniz ile olan arkadaşlığımı da kestim. Anlayacağın Nevşin amacına ulaştı. Ah koskoca dünyada bir Arda kalmıştı konuşup derdimi anlatabileceğim. O da kardeşim Arda işte. Sonra Nevşin düşündü, düşündü ben bunu nasıl vururum başka diye. Çünkü Arda daha küçük, onun üstünden oynayamaz. En çok sinirlendiğim şeyi üstüme oynamaya başlayacak belli. Benim de artık canıma tak etti,tek bir şey daha yapsın anlatacağım her şeyi. Zor tutuyorum kendimi. Sonra bir gün beden dersiydi. Herkes çıktı dışarı, hoca yoklama alacak. Yoklamayı aldı, topları dağıttı. Kimse benle oynamak istemiyor. Voleybol oynamayı çok severdim ama okuldan hiç kimse almadı oynamak için. Ben giderdim, kovarlardı. Nevşin de voleybolcuydu, o doldurdu herkesi bana karşı. Erkeklerle futbol mu oynayayım? Hoş, ben oynamak istesem de almazlar aralarına. Erkeklerin yarısı aşık Nevşin'e, korkarlar gazabından. Canım aşırı sıkıldı, o günün sabahında da eve alacaklı dayanmıştı. Annem sinirli, durduk yere bana bana sataşmış, annemden de haksız yere dayak yemiştim. Aslı yok, Deniz yok. Bir başıma kalmışım bu dünyada. Her şey üst üste geliyor sanki. Çıktım işte sınıfa ama o sınıfa çıkarken hissettiğim boşluğu ve acıyı ömrüm boyunca unutmayacağım. Öyle bir acı olamaz, sanki içimden bir parça kopuyor, hayati bir parça ve ben öylece duruyorum. Acı çekiyorum, canım yanıyor ama ben susuyorum. Çok kötüydü, çok."
Gözlerim tekrar doldu bunları anlatırken. "Sonra çıktım sınıfa, herkes dışarıda olduğu için kimse yoktu. Ağlamaya başladım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum, omuzlarım sarsılıyor ağlarken. Nefes alamıyorum ağlamaktan, sanki canım çıkacak. Tam o an sınıfın kapısı açıldı, içeri Ateş girdi. Suyunu unutmuş onu alacak, tam yanımda oturuyor zaten. Ben durdurmaya çalışıyorum hıçkırıklarımı, ağlayışlarımı. Gözlerim de kıpkırmızı olmuş zaten. Gördü beni tabii. Ben sandım suyunu alıp hemen çıkar, umursamaz bile beni. Ama öyle olmadı işte. Tuttu çenemden, elinin tersiyle sildi göz yaşlarımı. Nevşin yüzünden mi diye sordu, hıçkırmaktan konuşacak hâlde değilim, başımı olumlu anlamda sallamakla yetindim. İyi misin diye sordu, ben de çok dolmuşum zaten. Kimsem kalmamış, anlatacak kimsem yok. Başımı Ateş'in omzuna koyup ağlamaya başladım. Hıçkıra hıçkıra hem de. Bunu onu sevdiğim için yapmadım. O anda birine sarılmaya, birinin bani anlamasına ihtiyacım vardı. O yüzden yaptım. İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Aniden kapı açıldı ve içeri Nevşin girdi. Tabii beni Ateş'in omzunda ağlarken gördü. O an bana bir bakışı var... Hayatım boyunca unutmayacağım. Gözleri ile öldürecekti sanki beni. Öyle kin dolu, öyle nefret dolu, öyle öfke doluydu ki... Midem bulandı bu bakıştan. Sonra Ateş beni bıraktı, Nevşin'in yanına gitti. Tuttu bileğinden bildiğin sürükledi kapının önüne sonra kapıyı kapattı. Bir şeyler konuşmaya başladılar ama sesleri duyuluyordu. Ateş, Nevşin'i sert bir dille uyardı. Bir daha bu kıza bulaşma diye. Nevşin çıldırdı, öyle böyle değil. Kıyameti koparacak sanki, öyle bir sinirdi onunkisi. Sonra da... Ateş'le büyük bir kavga ettiler. O gün beden eğitiminin bitmesini beklemeden okuldan kaçtım. Hiçbir şey umrumda değildi. Gittim saatlerce deniz kenarında oturup ağladım hâlime. Hâlâ Nevşin'in sırrını dökmemek için ne bekledim bilmiyorum. Defalarca kavga etmiştim, hakkımı savunmuştum ama artık hiçbirini yapmaya gücüm kalmamıştı çünkü bunları ne zaman ne yapsam her seferinde kaybeden ben olmuştum. O yüzden vazgeçtim. O gün de tesadüftür ki eve biraz geç geldim. Sahil kenarında oturduğum için. Keşke hiç gelmeseydim o gün o lanet olası eve..."
Gözümün önünde anılar canlanmaya başladığında kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı. Bu da yetmezmiş gibi midem de bulanıyordu, geçmişi hatırlamak kesinlikle iyi gelmemişti bana.
"Eve gittiğimde Nevşin'in, bana oynayabileceği en büyük oyunu oynadığını öğrendim. Babamla konuşmuş! Evet, babamla konuşmuş. Hakkımda atıp tutmuş. Orospu demiş, onun bunun koynuna giriyor demiş. Ateş ile gördü ya beni, onun acısını çıkarmaya çalışmış işte. Baktı ki elimde değer verdiğim herkesi almış bu sefer de acı çekmemi istedi. Biliyor babamın cahil olduğunu, namus bekçisi olduğunu tabii. Babam bunu duyunca ve bir de ben o gün eve geç gelince kapıyı o açtı. Normalde hiç açmaz, donakaldım ben karşımda onu görünce. Nereden, diye sordu. Yalan söylemedim, sahil kenarında oturuyordum dedim. Yakamdan tuttuğu gibi içeri çekti beni. Yalan söyleme, erkeklerle takılıyordun değil mi dedi, ben seni orospuluk yap orada burada sürtüklük yap diye mi büyüttüm dedi. Bana bir tokat attı, bütün bilincim gitti sanki. O anki şokla ağzımı açıp tek kelime edemedim. Annem ile Arda ayırmaya çalışıyor, onları da dövüyor. Garibim Arda çok dayak yedi küçük hâliyle beni ayırmaya çalışırken. En sonunda ağzım burnum kan içinde kalınca Rojda beni zerre kadar sevmemesine rağmen o bile geldi, üçü birlikte tutmaya çalışıyor babamı ama ben hâlâ dayak yiyorum. Ağzım, burnum, bütün yerler kan olmuş. Sonra annem, bizim mahallede bir yaşlı amca var, babam onun sözünü dinler diye apar topar onu çağırdı. Sağolsun yaşlı amca geldi, kurtardı beni. Yoksa yemin ederim ölecektim. O günün gecesinde de hastaneye kaldırıldım. Babam vurduğu sırada kafamı masaya çarpmıştım, yedi dikiş attılar kafama. Kolum, bacağım. Her yerimi alçıya aldılar. Öyle dövdü beni bir hiç uğruna. Nevşin'in iftirası uğruna... Sonra annem babama olayı anlatmış. Kızla araları bozuk, iftira atıyor kız ona. Sen niye boşu boşuna hastanelik ettin kızı, diye babama kızdı baya. Annem, babama yalan söylemez. Babam inandı tabii anneme. Beni boşuna dövdüğüne de inandı. Özür mözür dilemedi ama sonra beni hiç dövmedi uzun süre ve üniversite okumama izin verdi çok sonra. Vicdan azabından herhalde, yoksa izin vermez. Neyse bunlar ayrıntılar. İşte ben yedi gün hastanede yattım. Ne Deniz geldi yanıma, Ne Aslı. Nevşin yüzünden hepsiyle aram bozuktu. O kadar kötü hissettim ki kendimi. İçimdeki kin de nefret de büyüdü de büyüdü. Sonra baktım, Nevşin'in benden alacak intikamı kalmamış, artık sıra bende. Çünkü alabileceği her şeyi almış elimden. Ben öyle bir dibi gördüm ki o yıl, hayatımın en kötü senesiydi. Sonra ben kafaya koydum, bunu ona en ağır şekilde ödetecektim. Arda bile dayak yemişti beni kurtarmaya çalışırken babamdan. Sadece bana değil, bütün aileme zarar veriyor! Anneme gittim, dedim ki böyle böyle. Bu kız bana bunları yaptı, ben artık katlanamıyorum. Annem de yapma etme dedi ama yine de anlattı bana ailenin sırlarını. Nevşin babasının dolandırıcı olduğunu, annesinin başka adamdan hamile kaldığını, hatta Nevşin'in babasının dolandırıcılık suçuna bulaşık hırsızlık yaptığını. Evet, Nevşin bir hırsızdı. Ben bunların hepsini topladım, elimde bunlara dair fotoğraflar.da vardı. Şimdi işini bitirdim Nevşin dedim içimden."
Ali Usta üzgün gözlerle baktı bana. "İntikam geçici bir rahatlamadır kızım. Sonra pişman olacağın bir şey yapmasaydın keşke."
İç çektim. Ali Usta gerçekten insan sarrafıydı.
"Sonra olaylar karıştı Ali Usta. Hastaneden çıkar çıkmaz, acım daha soğumamış tökezleye tökezleye yürüyorum. Yine de gittim okula. Nevşin bana sırıta sırıta baktı. Dedim tamam, şimdi bittin sen. Zannediyor ki ona bir şey yapmayacağım. Sustum, sustum diye böyle üstüme çıktı zaten. Öğle arasıydı. Bahçe kalabalıktı. Ne olduysa o gün oldu. Tökezleye tökezleye çıktım bahçeye. Herkes bana bakıyor, Nevşin bütün okula yaymış dedikoduyu. İçimden geçiriyorum sürekli, bitirdim seni Nevşin diye. Orada bir kürsü vardı, tümsek gibi bir yer. Törenlerde çıkmak için. Oraya çıktım, elime de migrofon aldım. Tabii herkes bana bakıyor. Başladım anlatmaya. Neşin'in bütün pisliklerini döktüm ortaya. Bana yaptıklarını, Ateş ile beni gördü diye attığı iftirayı, eve temizliğe gittiğimiz sırada bana annemin yanında attığı iftirayı, babama benim hakkımda yalanlar söyleyişini, benden sonra arkadaşlarıma bulaşmasını, Aslı ile Deniz'i rezil etmesini. Her şeyi, her şeyi anlattım. Bütün okul beni dinliyor, öğretmenler dahil. Müdür beni kürsüden indirmeye çalıştı, Nevşin de başladı hüngür hüngür ağlamaya. Yalan söylüyor, inanmayın diye bağırıyor bütün okula. Ama neden bilmiyorum, bütün okul bana inanıyor o an. Sonra asıl büyük bombayı patlattım. Çok sustuğumu, bu yanlışa ortak olmamak için çok çaba gösterdiğimi ama sonunda dayanamadığımı söyledim. Ve Nevşin'in babasının dolandırıcı olduğunu, annesinin başka adamdan hamile olduğunu, babasının annesini aldattığını ve Nevşin'in hırsızlık yaptığını... Elimde de fotoğraflar var. Bursumdan kalan son paramı verip fotokopi ile çoğalttım fotoğrafları. Kürsü yüksekteydi, attım aşağıya. Havada saçıldı fotoğraflar ve herkesin elinde, elden ele dolaştı. Nevşin sinir krizi geçirdi, beni öldüreceğine dair yeminler etti. Sonra ben kürsüden indim. Nevşin'in daha önce gazabına uğrayanlar yanıma gelip bana teşekkür etti. Sonra herkes, öğretmenler dahil Nevşin'i yuhladı, Nevşin'e aşık olanlar ona küfür etmeye başladı. Nevşin de ağlaya ağlaya çıktı okuldan. Bir ay okula gelmedi, sonra da intihar etti diye bir haber çıktı ortaya."
Derin bir iç çektim. "Eğer öyle olduysa benim yüzümden olmuş demektir. Bugüne kadar bir karıncayı bile incitmeyen ben, bir kızın ölümüne sebep oldum. Ama ben bunu yapmasaydım o benim ölümüme sebep olacaktı. Belki de o yaşlı adam gelmeseydi beni kurtarmaya, babam beni dayaktan öldürecekti. Ona bir dur demek zorundaydım ve o bana başka çare bırakmamıştı. Ateş o günden sonra bana düşman oldu. Nevşin, senin yüzünden öldü gibi bir şey söyledi. Ve Nevşin'in bana dar ettiği okul hayatını o etmeye başladı."
İç geçirdim tekrar. Aklım, artık olanları kaldıramayacak kadar yorgun düşmüştü. "İşte, isteme gecesi evden kaçtığımda da Ateş peşimden gelmişti. Beni buldu, Nevşin'in benim yüzümden öldüğünü ve benden intikam alacağını söyleyip durdu. Ben de tabii kendime ezdirmedim, olay çok büyüdü ve aramızda büyük bir kavga çıktı. Sonra da beni öldürecek misin dedim evet dedi bana silah çekti. Ben daha da ileri gidip ona çok ağır küfürler ettim, karşılığında da bana tokat attı. Sürekli kavga ediyoruz, bu asla bir aşk evliliği olmayacak. Neden Nevşin'in intikamını almak için benimle evlendi aklım almıyor."
Boğazım ağırmıştı konuşmaktan ama sonunda bitmişti. Tam lafım bitti rahatladım derken kapının önünde bir karartı gördüm.
Kalbim gördüğüm şey ile hızlı hızlı çarpmaya başladı.
Çünkü Ateş kapının önündeydi ve... Ve öfkeli gözlerle bana bakıyordu...
Yani... Anlattıklarımı duymuştu!