14

1113 Words
Başımı cama yaslamış ve dışarıda usul usul yağan yağmuru izliyordum. Hayatımda ilk kez bu kadar lüks bir arabaya bindiğim için nefes almaya korkar olmuştum. Tabii bunun bir diğer sebebi de tam yanımda oturan Ateş Karahisar'dı. Ona kapıyı açtığımdan bu yana tek kelime konuşmamıştık. Neden bilmem ama içim içimi yiyordu. Konuşmamız, kavga etmemiz, o gece için birbirimizi suçlamamız lazımmış gibi hissediyordum. Ve aramızdaki suskunluk, bir gerilim hattı gibi tırmanıyordu. Canım feci sıkılmıştı ve onun yanında olmak ortaya çıkmak için pusuda bekleyen anksiyetemi tetikliyordu. "Gezmek istediğin bir yer var mı düğün alışverişi için?" Sorusunu öyle buz gibi bir ses ile sormuştu ki tüylerim diken diken oldu. Tek kelime edemedim uzun süre ama onu sinirlendirmemek için zorlukla da olsa bir şeyler söylemeye çalıştım. İçimden yok demek geliyordu ama... Ama demeyecektim. Onunla daha fazla çatışmak istemiyordum. "Gelinlik için bir yer biliyorum." "Çalıştığın yer mi?" Sorusu ile birlikte gözlerim dehşet içinde açılmıştı. "Sen nereden biliyorsun orada çalıştığımı?" Bu soruma cevap vermedi. Tabii ki beni araştırmıştı. Her şeyi biliyordu hakkımdaki. Ama ben onunla aksine liseden beri ne yaptığını, ne iş yaptığını, ona dair hiçbir detayı bilmiyordum. Benim üstümde kurduğu bu üstünlük ister istemez moralimi daha fazla bozdu. Sanki bir oyun oynuyorduk ve o, oyunda benden çok daha fazla üstündü. Araba bir mağazanın önünde durduğunda ağzım tekrar şaşkınlık ile aralandı. Çünkü bu benim çalıştığım gelinlikçinin tam önüydü! Anlaşılan sadece gelinlikçide çalıştığımı değil, nerede olduğuna dair bütün detayları biliyordu. Başka ne biliyor acaba? Korkuyla ona baktım ama bu çok kısa sürdü. Bakışlarımı anında ondan çektiğimde onun da bana baktığını hissedebiliyordum. Zira bakışları, sicim gibi üzerime yağıyordu sanki. Ve ben, onun aramıza koyduğu buz dağının ardında üşüyordum. O an anladım ki bizden karı koca olmazdı, bizden hiçbir şey olmazdı. "Davetiye mi bekliyorsun inmek için?" Sert bir şekilde sorduğu sorusu ile birlikte kendime gelip arabanın kapısının kırılmayacağını bilsem de oldukça dikkatli bir şekilde yavaş yavaş açtım. Ona ait olan hiçbir şeye zarar vermek istemiyordum. Ama ona zarar vermek istiyordum! Dışarı çıktığımda yağmur yağmaya devam ediyordu. Ama çok hafifti. Yaz yağmuru. En sevdiğim. "Yürüsene!" Verdiği emiri duyduğumda gelinlikçiye doğru ilerlemeye başladım. Ve aklım ister istemez sabah Aslı ile olan telefon konuşmamıza gitti. Ah siktir! Ben Aslı'ya, patrona hasta olduğumu söylemesini söylemiştim! Siktir ya , siktir! Şimdi ben oraya gidince Aslı yalancı çıkacaktı. Bu olsun istemiyordum, beni korumak isterken onu yalancı konumuna düşüremezdim. Anında Ateş'i durdurmak ister gibi koluna dokunduğumda gözleri bir ateş gibi parlayarak bana baktı. Sanki bu temasından rahatsız olmuş gibiydi bakışları. "Ne oldu?" diye sordu sert bir ses ile. "Aslında... Bence buraya gelmek iyi bir fikir değil. Gidelim." İşte aklımca üstü kapalı bir şekilde onu vazgeçirmeye çalışıyordum. "Niye?" Sorusuna ne cevap vereceğini düşünürken bulunduğumuz durumun saçmalığı ile karşı karşıya kalmış hissettim kendime. Daha bir hafta önce bana silah çekip tokat atan adam ile şimdi iki medeni insan gibi konuşuyorduk? Bu çok saçmaydı. Ya ne oldun istiyorsun Rüya? Adam seni öldürsün mü? Medeni hâline denk geldin, kullan bunu. Hiç yapmayı denemiyorsan ama o boşa çalışan aklını kullan! İç sesime hak verip konuşmaya başladım. Ona yalan söylemeyecektim. Yalan söylemeyi beceremezdim ama ona yalan söylemek istemememin tek sebebi bu değildi. Ben yalan söylemeyi becerebilen bir kız değildim, hemen yakalanırdım. Zaten bana olan güvenini hiç yoktu bunu iyiden iyiye sarsmaya niyetim de yoktu. "Sabah işe gitmedim. Arkadaşım da ben hastayım diye yalan söyledi. Şimdi içeri girersem Aslı yalancı çıkacak. O yüzden..." "Tek bahanen bu mu?" Sorusu ile birlikte başımı olumlu anlamda salladım ve "Evet." dedim. "Burada başka gelinlikçi de var. Oraya gide-" Aniden sözümü kesti. "Burada çalışmaya devam etmeyeceksin." Cümlesinin duyduğum an içinde dışarı çıkmak için fokurdayan öfkenin artık sabrı kalmadığını fark ettim. Onun benden tam olarak ne üstünlüğü vardı da o ağzına gelen ve her istediğini söyleyebiliyorken ben söyleyemiyorum? "Nedenmiş o?" Bir kavganın ilk kıvılcımını ortaya atmış gibi sinirlerimi germişti bu soru. "Evlendikten sonra çalışmayacaksın." "NEDENMİŞ O?" diye sorumu tekrarladım ama bu sefer bağırmıştım. Tabii bu da onu kızdırmıştı. "Çünkü ben öyle istiyorum." Ne? "Sen öyle istiyorsun diye öyle olacak diye bir şey yok! Senin emrinle mi hareket edeceğim ben?" "Evet!" dediğinde sinirlerim iyiden iyiye gerilmişti. "Kimsin ya sen?" "Kocan!" Kolumu sertçe tutup beni sürüklemeye başladığında onu zorlukla durdurdum. "Her zaman böyle emir mi vereceksin bana Ateş Karahisar!?" Sorumu duyunca durdu ve öfkeli gözlerini bana çevirdi. "Sen benim karım olacaksın! Ateş Karahisar'ın karısı! Duydun mu? Senin bir namın olacak. Bu yüzden bir gelinlikçide paçavra olarak çalışamazsın duydun mu?" "Sensin lan paçavra!" Lafı beni sinirlendirmişti. "Ben burada namusumla para kazanıyorum. Senin gibi namussuzluk yapmıyorum!" Sorumu duyduğu an gözleri öyle korkunç bir hâl aldı ki söylediklerimden deli gibi pişman oldum. Geriye doğru bir adım attığımda kolumu sertçe tutup beni durdurdu ve sürüklemeye başladı. Siktir! Fazla ileri gitmiştim! Geldiğimiz yer... Burası çıkmaz sokaktı ve beni az önce söylediği paçavra gibi duvara doğru itti. Tam önümde durduğunda yakamdan tutup beni kendine çekmişti. "Ben mi namussuzum lan? Belanı sikerim senin, doğru konuş!" "Sen benimle doğru konuşuyor musun? Piç kurusu! Se-" Devamını getirememiştim çünkü saçımda hissettiği eller canımı acıttı. Dayanamıyordum. Bu adama dayanamıyordum! "Bana bak fahişe." "Sen bana fahişe diyecek son kişi bile değilsin. Asıl sensin o. Her türlü pisliği yapıp bana orospu diyemezsin! Duydun mu piç herif?!" Saçlarımdaki elleri sertleştiğinde ağzımdan acı dolu bir inilti firar etti. Ve o, sanki bundan zevk alıyormuş gibi saçımı daha çok çekti. "Seni son kez uyarıyorum. Bir daha tekrarı olursa bu sefer gözümü kırpmadan seni öldürürüm." Saçımı bıraktı. Sinirden gözlerim dönmüştü artık. Annem ile babamdan da dayak yemiştim ama en azından onların üzerimde bir emeği vardı. Buna adamın üzerimde hiçbir şeyi yoktu! Bana vuramazdı! Boşluğuna geldiği an suratına sert bir tokat attım. Bu öyle bir tokattı ki vururken benim bile elim acımıştı. Sağa doğru çevrilen suratında gördüğüm tek duygu öfkeydi. Tam ondan kaçmak için koşmaya başlayacaktım ki at kuyruğu yaptığım saçından tutup canımı acıta acıta beni durdurdu. "Bırak beni!" Nafile bir çabayla dudaklarımdan infilak eden bu cümle, onda acıma duygusunun zerresini yatmadı. Saçımdan tuta tuta beni tekrar duvara yapıştırdı. "Bu tokat yanına kalır mı sanıyorsun?" Sesi öyle korkunçtu ki tüylerim ürperdi. Baştan aşağı titredim. Sanki konuşmuyordu da üzerime buz dağı fırlatıyordu. "Bana bir hafta önce attığın tokadın intikamıydı bu. Ödeştik işte, bırak saçımı!" Dolgun dudaklarında psikopatça bir gülüş belirdi. "Saçını çektim diye sen de mi benim saçımı çekeceksin?" Onun aksine ben gülüyordum. "Her şey karşılıklı." Usulca kulağıma doğru eğildiğinde kalbim sanki boğazımda atıyordu. "O zaman karşılığını yatakta ver." Saçımı bıraktı. Ama benim kalbim imasıyla birlikte daha da hızlı atmaya başladı. Derin bir nefes çektim içime. Ama nafileydi. Üzerimizde yağan yağmur bile içime yayılan bu sıcaklığı bastırmaya yetmedi. Bu adam çok tehlikeliydi ve de zeki. Ve ortaya attığı koz... Yatakta ödeşecektik demişti. Yani beni... Ah, neyse! Bildiğim her şeyi unutmuş gibi hissediyordum. Tek bir şey hariç! Bu yolun sonu... Bu yolun sonu kesinlikle karanlıktan başka bir şey değildi. Ve benim sonum, bu adamın elinden olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD