15

1109 Words
Sakin ol diyor ruhum bedenime, yankılanıyor sanki kulaklarımda bir izdiham sahnesi. Diken batmış dudaklarıma sanki. Kanayan kelimeler dizilmiş boğazıma. Canım yanıyor ama dilim lal kesilmiş. Susmak en acı intihardı hiç şüphesiz. Az önce yaşanan kavgamızdan sonra hiçbir şey olmamış gibi gelinlikçiye gidiyorduk. Hadi yanımdaki adam ruh hastası psikopat onu anladık da bana ne oluyordu da bu kadar sakin bir şekilde ilerleyebiliyordum? Sanki az önce saçı çekilip sürüklene sürüklene ilerletilen ben değilmişim gibi... Olacak iş değil ya! "Bu arkadaşımın çalıştığı gelinlikçi, benim için yalan söylemişti. Buna gitmeyecektik hani?!" dedim öfkeyle ama beni dinlemedi. "Yürü hadi, bozma sinirimi! İstifanı vereceksin daha, o yüzden buna gidiyoruz." Kurduğu cümle zaten gergin olan sinirlerimi daha da germişti. Öfkeyle tuttuğu kolumu ondan kurtarmaya çalıştım ama başaramadım. Çok güçlüydü, olmuyordu. "Ne olsun istiyorsun ya sen? Ben işi bırakınca senin eline ne geçecek? Hayır yani daha evlenmedik bile! Daha şimdiden bana böyle karışıyorsan evlendikten sonrasını düşünmek bile istemiyorum! Farkında mısın bilmiyorum ama ben üniversite mezunu bir işsizim. Ve hayatımı idame ettirebilmek için çalışmam lazım, para kazanmam lazım. Yani senin düşündüğün gibi senin karın olacak insan vasıfsız biri değil sadece sistemin kurbanı, o yüzden işsiz. Ve ben burada namusumla para kazanıyorum kötü bir şey yapmıyorum sen de haddini bil ve buna karışma." Elimden geldiğince sinirlenmeden anlatmaya çalışıyordum ona gerçekleri ama elimde değildi işte söz konusu olunca ister istemez sinirleniyordum ve kelimelerimi seçemeden ona laf atıyordum. O da tabii bana sinirlenip cevap veriyordu ve bu şekilde kavga uzuyordu. Biz kesinlikle evlenmemesi gereken iki insandık, o kadar kız içerisinden niye hala inatla benimle evlenmek istediğini anlamamıştım. Sırf bir intikam için ömür boyu yüz yüze bakacağın bir bedeli niye ödersin ki? Saçma, çok saçma. Yemin ederim bu adamın işlerine akıl sır erdiremiyordum. Psikopat işte, adı üstünde! "Senin anlama sorunun mu var lan? Daha kaç kere söyleyeceğim sana çalışmayacaksın diye. Üniversite mezunu değil misin, vasıfsız bir işçi olarak çalışmaya devam edemezsin duydun mu? Sistem yanlış ise bu benim ya da senin sorunun değil, duydun mu? Şimdi bu gelinlikçiye giriyoruz, lanet düğün için bir gelinlik alıyoruz ve sen de evlendiğin için istifa ettiğini söylüyorsun. Başka bir yalan da bulabilirsin, neticede yalan seninle bütünleşmiş bir şey ayak üstü kırk tane söylersin. Ama ne yap ne et bu dükkandan çıktığımızda onlarla tek bir bağın kalmasın. Senden o attığın tokadın intikamını almanı istemiyorsan derhal bunu yap, duydun mu?" Piç herif! Yine bana emir veriyordu! Attığın tokadın intikamını almanı istemiyorsan... Üstüne üstlük tehdit de etmişti! Allah'ım ben bu adamla nasıl yaşayacağım, yok mu bir kurtuluş yolu falan?! Gelinlikçiye girdiğimde içimden bir ses, nedensizce bu girişimin son olacağını söylüyordu bana. Aslında nedensiz de değildi. Yanımda bu adam varken tabii ki bir nedeni olacaktı. O ve verdiği emirler yüzünden! Girer girmez bütün kızlar başıma toplandı ve beni soru yağmuruna tutmaya başladılar. Neyse ki Ateş denen o psikopat arabadan bir şey alacağını ve birazdan geleceğini söylediği için yanımda değildi de onlarla rahat rahat konuşabiliyordum. Tabii art arda sıraladığı soruların arasında ne kadar rahat olabilirsem... "Oha kızım nişanlanmışsın, niye bize haber vermiyorsun?!" "İsmi Ateş'miş!" "Zengin diyorlar, doğru mu?" "Psikopat da dediler onun için! Sinirlenince on adamı dövmüş mahallenin ortasında!" "Nasıl yakışıklı mı bari?" "Kızım hani sen otuz yaşına kadar evlilik düşünmüyordun? Daha yirmi üç yaşındasın, değil misin? Eee o zaman? Nereden çıktı birden bire bu evlilik fikri o zaman?" "Aman bırak kız istediğini yapsın! Ben gelmişim yirmi sekizime hâlâ bekarım. Evde kaldı diye atıp tutuyor miller arkamdan. Bakma sen bunların dediklerine, evlen valla. Adam da zenginmiş, en iyisini yaptın vallahi. Eee nasıl bari boylu poslu mu? Anlatsana kız niye susuyorsun?" "Rahat bırakın kızı ya! Far görmüş tavşana döndü. Açın etrafını. Sorgu odası mı burası canım?" Canım Aslı'm kurtarmaya gelmişti beni. Bana doğru yaklaşıp ellerinle boynuma doladı aynı şekilde karşılık verdi ve kulağına doğru eğilerek "Buraya gelerek seni yalancı çıkarmadım değil m?i Sen bana benim için hasta demiştin ama ben buraya geldim işte görüyorsun hasta falan da değilim. Patron görürse bir şey demesin, kızmasın sana o yüzden buraya gelirken çok çekinceli davrandım ama... Bir şey olmaz değil mi?" "Olmaz, olmaz. Merak etme. İyi ki gelmişsin hatta. Evlilik arefesinde diye gelmiyor dedim ben patrona. Hasta olduğunu söylemedim. Merak etme." "Gerek de kalmadı zaten." diyerek ofladım. "Ayrılıyorum işten maalesef." "Ne?" "Ciddi misin?" "Oha!" "Ayrılıyor musun cidden? Kızım daha bir yıl olmadı başlayalı!" "Niye ayrılıyorsun peki?" "Aman canım sen de yani! Sorduğun soruya bak. Kızın kocası olacak adam Karun kadar zenginmiş madem... Ee o zaman? Niye çalışsın gelinlikçide? Değil mi canım?" Sorunlardan bunaldığını hissettiğimde Aslı'ya beni kurtar der gibi baktım. Oda bakışlarımdan ne demek istediğim derhal anlamıştı. "Kızlar rahat bırakın Rüya'yı!" "Aaa bak biri geliyor. Bu mu yoksa evleneceğin adam?" Gösterdikleri yöne baktığımda kısa boylu, şişman ve kapkara bir adam gördüm. Tanımıyordum bu adamı. Kızlar ise evleneceğim adamı bu sanmış olacaklar, acıyan gözler ile bana bakıyorlardı. "Aaa Rüya... Bununla ömür mü geçer be? Gencecik, fıstık gibi kızsın. Bu da kimmiş? Çirkin, kara kuru bir şey. Allah affetsin ama öyle yani." "Doğru söylüyor Ceren. Ay Rüya yol yakınken vazgeç. Bak valla billa bununla ömür geçmez. Fakir olsun, yakışıklı olsun." "Ayol nasıl bakacaksın bu adamın yüzüne bir ömür? Çocuk nasıl yapacaksın? Ya buna çekerse? Kız sen baya güzelsin, nereden buldun bunu!" Bıkkın bir nefes verdim. Bu kızların merakı yemin ederim beni öldürecekti. Anlaşılan Aslı Ateş hakkında hiçbir şey anlatmamıştı onlara. Ağzı sıkı Aslı'm işte! Canımsın... "Kızlar saçmalamayın. Ben bu adamı tanımıyorum bile!" diye kısa bir açıklama yaptığımda hepsi bir ağızdan derin bir oh çektiler. Seviyordum bunları. Hepsi iyi niyetli kızlardı. İyiliğimi istiyorlardı o yüzden sorularına kızmamıştım. Buradan ayrıldığımda da onları özleyeceğime emindim. Güzel anılarımız vardı onlarla. "Oha adama bakın! Meteor mübarek!" Gösterdikleri yere baktığımda gelenin Ateş olduğunu gördüm. Cidden fazla... Mükemmeldi. "Lan! Lan bana bir şey oluyor. Oha! Gördüğüm en yakışıklı adam olabilir! Boya posa bak. Endama, heybete bak be! Oha!" "Sanırım ben aşık oldum." Nedensiz bir kıskançlığın kanımda gezindiğini hissettim ve anında savunmaya geçtim. "O benim nişanlım!" Dehşet içinde bana baktılar. Gözlerinde kıskançlık duygusunu görmüştüm. "Hem zengin hem yakışıklı!" "Kızım var ya çok ballısın sen!" "Adam çok iyi, baya iyi yalnız. Yaşadın vallahi." Gözlerim onlarda değil, Ateş'te tutuklu kaldı bir süre. Öfkeli görünüyordu ve beni aradığı belliydi. Kızları umursamadan onun yanına doğru ilerlemeye başladım. Beni gördüğünde duraksadı ve yanıma ilerlemeye başladı. O kızmadan hemen açıklamaya koyuldum. "Kızlarla sohbet ediyordum. O yüzden geç geldim, pardon." Beni şaşırtacak bir şekilde cevap verdi. "Tamam sorun yok. Seçtin mi bir model." Kızların bana baktıklarını hissedebiliyordum. İstemsizce yutkundum. Açıkçası beni kıskanmaları hoşuma gitmişti. Ateş gerçekten çok yakışıklı bir adamdı ve bakışları ulaşılmazdı. Ah bir de bana sorsalar keşke bana ne yaşattığını. Silah çektiğini, saçımı çektiği, tokat attığı o anları... Neyse şimdilik bunları unutacak ve mutlu aile tablosu görüntüsü çizecektim. Aslı inanmazdı belki ama diğerleri inanırdı. Niye böyle bir oyun oynamak istediğimi de bilmiyordum ama... Ama Ateş ile olmak, hoşuma gitmeye başlamıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD