Salondaki sessizlik hâlâ üzerimize çökmüştü.
Kimse konuşmuyordu.
Kimse hareket etmiyordu.
Sadece Cihan Ağa bakışlarını tek tek üzerimizde gezdirdi.
Önce babama...
Sonra anneme...
Ardından Emre ile Ayşegül'e...
En son bana ve Berat'a baktı.
"Bu iş burada bitmedi." Kimse cevap vermedi.
"Mehmet Bey... Pelin Hanım..." Başını hafifçe çalışma odasını gösterdi.
"Halide..." Sonra bize döndü.
"Emre, Ayşegül, Ezgi, Berat. Hepiniz benimle geliyorsunuz."
Yerimden kıpırdamadım.
"Ben gelmiyorum." dedim soğuk bir sesle.
Cihan bana baktı. Ne bağırdı, ne de sinirlendi.
Sadece,
"Geleceksin." dedi.
"Neden?"
"Çünkü bundan sonra bilmediğin çok şey var." Dişlerimi sıktım.
"Bilmek de istemiyorum."
Berat burnundan sertçe nefes verdi.
"Baba, Bırak istemiyorsa gelmesin " dedi sabırsızca.
Cihan gözlerini oğluna çevirdi.
"Sana fikrini soran olmadı."
Berat çenesini sıktı.
Tek kelime etmedi.
İstemeye istemeye peşlerinden yürüdüm.
Çalışma odasına girdiğimde istemsizce etrafa baktım.
Beklediğim gibi değildi.
Duvarlarda eski Osmanlı haritaları vardı.
Bir köşede işlemeli kılıçlar...
Diğer tarafta eski tüfekler...
Tavana kadar uzanan kitaplıkların çoğu kalın ciltli tarih kitaplarıyla doluydu.
Kocaman bir masa odanın tam ortasındaydı.
İçimden istemsizce geçirdim.
"Adam aşiret ağası mı... tarih profesörü mü belli değil."
Normalde olsa kendi kendime gülerdim.
Ama gülecek hâlim kalmamıştı.
Cihan masanın başına geçti.
Biz de karşısına oturduk.
Uzun süre kimse konuşmadı.
En sonunda Cihan derin bir nefes aldı.
"Siz Mardinli değilsiniz."Sessizlik.
"Bu yüzden bugün yaşananların çoğu size saçma geliyor."
Babam başını kaldırdı.
"Çünkü saçma." dedi.
Cihan başını hafifçe salladı.
"Sizin için öyle, bizim için değil." Sonra bana döndü.
"Evlat..."
"Sakın bana öyle demeyin." dedim tekrardan, sözünü keserek.
Kaşları hafifçe çatıldı.
"Peki Ezgi." dedi sakinliğini bozmadan.
"Bizim yaşadığımız coğrafyada bazı kararlar sadece iki kişiyi ilgilendirmez.
Aileyi ilgilendirir. Aşireti ilgilendirir. Bazen onlarca haneyi ilgilendirir."
Sinirle güldüm.
"Harika, ben de tam Orta Çağ'a ışınlandık sanıyordum."
Emre başını önüne eğdi. Ayşegül ise sessizce ağlıyordu.
Cihan sözünü sürdürdü.
"Bu yaşananların hiçbirini doğru ya da yanlış diye anlatmıyorum.
Sadece nedenini anlatıyorum. Çünkü anlamadan kabul edemezsiniz."
"O kabul etmez." Berat'ın sesi odayı böldü. Hepimiz ona baktık.Çenesini sıkmıştı.
"Ne anlatırsak anlatalım kabul etmeyecek. Hiçbiri etmeyecek. Direkt konuya geçelim"
Bana baktı. "Sen de biliyorsun." Ben de gözlerinin içine baktım.
"Doğru, Kabul etmeyeceğim." Odadaki hava yeniden gerildi.
Berat sabrını zor tutuyordu.
"Baba, saatlerdir aynı şeyleri konuşuyoruz, ne kadar uzarsa o kadar büyüyecek. Artık kabul etsin. Bitsin bu iş."
Cihan başını yavaşça çevirdi.
"Bitti mi?"
Berat sustu.
"Sözümü kesmeyeceksin."
"Baba ben sadece..."
"Ben konuşurken susacaksın." Odadaki herkes Cihan ile Berat'a bakıyordu.
Berat derin bir nefes aldı.
"Tamam baba."
İlk defa sesinde öfke yerine bastırılmış bir mecburiyet vardı.
Cihan yeniden bize döndü.
"Bakın...Berat sabırsız. uzayan her mesele büyük yaralar açar."
Sonra Emre ile Ayşegül'e baktı.
"Siz. Bu saatten sonra karı kocasınız. İmam gelicek, dini nikahınızı kıyacak. Bi kaç günede resmi nikahınız kıyılcak. Sonra naparsanız yapın, birdaha ikinizide burda görmeyeceğim "
İkisi de sessizce başını eğdi, ayşegül babasının son söylediği cümlede sessizce ağlamaya başladı.
Cihan Ağa bir kez bile kızına bakmadı.
Kendi kızına bile böyle davranan bir adam... Bana neden iyi davransındı ki?
Sonra bana döndü.
"Sen...Henüz eş değilsin. Henüz bu evin gelini de değilsin. Sadece bize emanetsin."
Berat şaşkınlıkla başını kaldırdı.
"Baba? Bizim de nikahımız hemen kıyılsın işte! Neyi bekliyoruz"
Cihan gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
"Sus! Duydun beni, bugünden nikâh gününe kadar...Ezgi bu konağın emanetidir
kimse ona saygısızlık etmeyecek, kimse onu zorlamayacak."
En son gözlerini oğluna çevirdi.
"En başta da sen."
Berat'ın yüzündeki kaslar gerildi. Başını eğdi.
"Anlaşıldı."
İçimde garip bir his oluştu.
Adamın birkaç dakika önce bana söyledikleri hâlâ kulaklarımdaydı.
"Benim karım olacaksın."
Şimdi ise... Babası bana "emanet" diyordu.
Hangisi gerçekti? Hangisine inanmalıydım?
…Hiçbirine.
"Anlatacaklarınız bittiyse ben gitmek istiyorum, kabul da etmiyorum. İstediklerinizi konuşun‘‘ Ayağa kalktım.
O sırada Berat ayağa kalktı önümde durdu sertçe konuştu
"Ezgi saygısızlık yapma, babam konuşuyor burda bişey konuşuluyor, otur şuraya‘‘ dediğinde ona sadece kaşımı kaldırdım,
yanından geçip çıktım.
Arkamdan bi ses duydum "Leyla ilgilen" diye emir verdi dağ ayısı.
Çok sinirlenmiştim. Yine emir veriyordu.
"Gerizekâlı herif! Bu ne saçma sapan şey? Bir de emir veriyor." diye söylene söylene odadan çıktım.
Arkamdan yumuşak bir kadın sesi geldi.
"Ezgi..."
Arkamı döndüm. Benden biraz kısa, sarışın, renkli gözlü, güler yüzlü bir kız bana bakıyordu.
"Ben Leyla." dedi gülümseyerek.
"Berat'ın kız kardeşiyim. Hadi gel, terasa çıkalım. Aşağıda durdukça daha çok sinirleneceksin."
Tam o sırada yanımıza esmer, uzun boylu, sıcak bakışlı bir kadın geldi.
"Ben de Sevda." diyerek elini uzattı. "Kaan'ın eşiyim."
Kaan’ın Ayşegülün abisi olduğunu Emreden öğrenmiştim, yani Abisinin eşiydi sevda.
İkisine de birkaç saniye baktım.
"Toplu karşılama ekibi misiniz siz?" dedim istemsizce.
Leyla kıkırdadı.
"Yok, sadece bu evde yeni gelenlerin ilk şokunu atlatmasına yardım ediyoruz."
Sevda da gülümseyerek başını salladı.
"Özellikle de bizim huysuz erkeklerden sonra."
İstemsizce burnumdan hafif bir nefes verdim.
"Huysuz mu? Bence sizin evdekiler komple sorunlu."
Leyla kahkaha attı. "Bak, işte bunu Berat Abimin yanında söyleme."
"Neden?"
"Çünkü suratını daha da asıyor."
"Zaten sürekli asık."
"Haklısın." dedi omuz silkerek. "Biz de alıştık artık." Sevda hafifçe Leyla'nın koluna vurdu.
"Yeter, kız daha yeni geldi." Sonra bana döndü.
"Hadi gel. Terasta çay içelim. Hem biraz kafan dağılır."
Pek itiraz edecek hâlim yoktu.
Zaten bütün gücüm tükenmişti.
Sessizce ikisinin peşinden terasa doğru yürüdüm.
Terasa çıktığımızda akşam serinliği yüzüme çarptı.
Derin bir nefes aldım. En azından burada bağıran çağıran kimse yoktu.
Leyla masanın üzerindeki sürahiden bardağa su doldurup önüme koydu.
"Önce bunu iç."
Sevda ise içeriye seslendi.
"Fatma Abla! Üç kahve yapar mısın?" Sonra bana döndü.
"Türk kahvesi içer misin?"
"Şu an çimento bile içerim." dedim yorgun bir sesle.
İkisi de istemsizce güldü. Kısa bir sessizlik oldu.
Ben suyu tek seferde bitirdim. Başımı geriye yaslayıp gökyüzüne baktım.
"Biliyor musunuz...ben normalde tatil için gelmiştim."
İkisi de sessizce dinliyordu.
"Mardin'i gezecektim. Dara Antik Kenti, Zinciriye Medresesi, Kasımiye Medresesi,
Fotoğraf falan çekecektim." Derin bir nefes verdim.
"Meğer tur paketinin içinde zorla evlilik de varmış."
Leyla elini ağzına kapatıp gülmeye başladı.
Sevda da gülmemek için dudaklarını ısırıyordu.
"Ne var?" dedim.
"Gülünecek ne söyledim?"
Leyla kahkahasını zor bastırdı.
"Yok...Şu hâline rağmen şaka yapabiliyor olman - Garip geldi."
Omuz silktim.
"Ağlayınca iptal mi oluyor evlilik? Olmuyorsa boşuna yorulmayayım."
Bu kez Sevda da güldü.
"Allah seni..." dedi başını sallayarak.
"Sen bayağı farklısın."
"Yok, Ben normalim. Normal olmayanlar aşağıda.
Koskoca konakta oturmuşlar... Şunu onunla evlendirelim,
bunu bununla evlendirelim.
Pokemon kartı değiştiriyorlar sanki."
Leyla kahkahayı patlattı.
"Ezgi!"
"Ne?"
"Vallahi biri duyacak."
"Duysun."
"Belki utanırlar."
Sevda gülerek başını iki yana salladı.
"Yok. Onlarda o özellik pek yok."
Tam o sırada kahveler geldi.
Sevda fincanları önümüze koydu. Ben fincana baktım.
"İnşallah falına da 'Yakında evleneceksin.' yazmıyordur." Leyla yine gülmeye başladı.
"Yok artık."
"Yazarsa fincanı kırarım."
Kahveden küçük bir yudum aldım.
"Şey soracağım..." İkisi bana döndü.
"Sizin ailede herkes emir cümlesiyle mi konuşuyor?"
"'Gel.'"
"'Otur.'"
"'Kalk.'"
"'Git.'"
"'Konuşma.'"
"'Sus.'"
"Robot gibi."
Leyla kahkahadan gözlerini siliyordu.
"Yok hayır birtek abim öyledir''
Başımı salladım ''Belliydi zaten dağ ayısı''
Leyla kıkırdayarak konuşur
''Hayatımda ilk defa abime böyle konuşan birini görüyorum."
Kaşımı kaldırdım.
"Abin Cumhurbaşkanı mı?"
Leyla kahkahayı patlattı.
"Yok. Ama bizim evde öyle sayılır."
Sevda söze girdi.
"Ciddiyim Ezgi."
"Berat normalde çok konuşmaz. Konuştuğunda da kimse lafının üstüne laf söylemez.
Kaan bile bazen iki kere düşünür.
Konaktaki çalışanlar zaten gözünün içine bile bakamaz.
Çocukluğundan beri böyledir.
Az konuşur... Ama konuşunca herkes susar."
Şaşkınlıkla ikisine baktım.
"Ee? Ben niye susacakmışım?"
Leyla yine güldü.
"İşte mesele de o. Sen susmuyorsun."
Sevda kahvesinden bir yudum aldı.
Sonra bana bakıp gülümseyerek başını salladı.
"Berat var ya..."
"Nolmuş?"
"Yandı."
"Neden?"
"Çünkü hayatında ilk defa kendisinden çekinmeyen biriyle karşılaştı."
Leyla hemen ekledi.
"Hem de ilk günden."
Sevda gözlerini bana çevirdi. "Bu kızla baş etmesi var ya...Allah sabır versin."
Kaşımı kaldırdım.
"Neden ben yandım demiyorsun da o yandı diyorsun?"
Sevda hiç düşünmeden cevap verdi.
"Çünkü sen susmuyorsun."
Leyla kıkırdadı.
"Abi hayatında ilk defa lafını esirgemeyen birine denk geldi." Sevda başını salladı.
"Biz yıllardır alıştık."
"Berat şimdi neye uğradığını anlamıyordur."
İstemsizce gülümsedim.
"İyi olmuş."
"Biraz da o düşünsün."
Üçümüzün kahkahası, o gün ilk defa konağın ağır sessizliğini bozmuştu.