3. Şekerpare

1387 Words
Berat'ın konuşmasının ardından salonda birkaç saniyelik sessizlik oldu. Babam ayağa kalktı. "Ben kabul etmedim." dedi sert bir sesle. Herkes dönüp ona baktı. "Kızımı kimseye zorla vermem. Bu işin başka yolu bulunur." Berat babama bakarak sert bir ifade ile konuştu "Başka yolu varsa söyle de biz de öğrenelim." Tam yeniden tartışma başlayacakken Cihan Ağa elini havaya kaldırdı. "Yeter! Berat saygısızlık yapma büyüğüne!" bütün konağı susturmaya yetmişti. Sırasıyla önce Berat'a, sonra babama baktı. "Bağırarak bir yere varamayacağız."Derin bir nefes aldı. "Mehmet Bey... Gelin." Sonra annelere döndü. "Pelin Hanım... Halide..."Başını diğer odayı gösterdi. "Biz büyükler kendi aramızda konuşalım. Gençlerin yanında konuşulacak mesele değil bu." Babam birkaç saniye yerinden kıpırdamadı. Sonunda istemeyerek başını salladı. Annem de gözyaşlarını silip ayağa kalktı. Halide Hanım sessizce onların peşine takıldı. Kapı kapanırken Cihan Ağa son kez bize döndü. "Akıllı olun. Ses duymayacağım" Kapı kapanır kapanmaz salonda ölüm sessizliği çöktü. Kimse konuşmuyordu. Kimse birbirinin yüzüne bile bakmıyordu. Orda o şekilde daha fazla duramadım ve dışarı çıktım. Çıkmakla iyi mi yaptım kötümü bilmiyordum, bahçede çok sayıda erkek vardı. Onları takmayarak bi kenarda dikilip nefeslendim sonra ise telefonumu elime aldım. Tanıdığım kim varsa yazmıştım ama başarısız, herkes bi şeyler anlatmıştı karahanlılar ile alakalı ve olay çözümlenemiyordu kafamda. Kaçıncı yüzyılda yaşıyorduk, ne alaka berdel, bunlar nasıl saçma kurallardı böyle. ‘‘Bacım içeri geç istersen durma burda daha iyi olur‘‘ dedi uzun boylu, tahminen 30 yaşlarında bulunan adam. Etrafa bakınıp, başımla onaylayıp içeri geçtim. Kısa bir süre sonra bir hışımla Berat içeri girdi. Yüzü eskisinden de sertti. Çenesini sıkıyor, kimsenin gözünün içine bakmıyordu. Sanki üç beş dakika içinde yıllarca yaşlanmış gibiydi. "Berdel kabul edildi. İsteme, söz, nişan neyse hepsi bizde olacak. Şu ikisine ne kına ne düğün hiçbir şey yok. Nikâhınızı kıyıp yollayacağım en hızlı şekilde." dedi sert bir şekilde. Kimseden çıt çıkmıyordu. "Kendi başına gelin güvey oluyorsun. Babamlar daha konuşuyor. Berdel falan kabul etmez bizimkiler." Sertçe konuştum. Berat bana döndü.Dudaklarının kenarı küçümser gibi kıvrıldı. Sanki sonucu benden önce biliyormuş gibiydi. Tam ağzını açıp bir şey diyecekken kapı açıldı. Hepsi geri yanımıza geldi. Ben içimden "Heh... sonunda." diye geçirdim. Babamın yüzüne baktığım an içimdeki umut yavaş yavaş söndü. Annemin gözleri kıpkırmızıydı. Babam ise bana bakmıyordu. Başını öne eğmişti. Ellerini yumruk yapmıştı. Hayatım boyunca babamı böyle görmemiştim. İlk defa yenilmiş gibiydi. Sonra bey amca konuşmaya başladı. "Berdel kabul edildi. Her iki taraf için de hayırlı olsun." Demişti demesine... Ama ben hâlâ idrak edemiyordum. Sanki biri şaka yapıyordu da birazdan 'Şaka yaptık.' diyecekti. Berdel nasıl kabul edilmişti? Babam kabul etmezdi çünkü. Ben babamı tanıyordum. Kafamı iki yana sallayıp hafifçe güldüm. O gülüş, inanamadığım içindi. "Yanlışınız olmalı bey amca. Kabul edilmedi diyecektiniz sanırım. Babam kabul etmez böyle bir şeyi. Değil mi baba...?" Ama babam yüzüme dahi bakmadı. Sessizliği cevaptan daha ağırdı. Bir hışımla yanına gidip gömleğine yapıştım. "BABA! Bir şey söylesene! Niye susuyorsun? Baksana bana baba!" Gözyaşlarımı daha fazla tutamamıştım. Hem gömleğini sağa sola çekiyor hem de ağlıyordum. "Bana bak! Bir şey söyle! Beni burada bırakmayacağını söyle!" Bağırıyordum. Ben babamı biliyordum. Herkes yanılıyor olabilirdi ama babam yanılmazdı. Ben babamı biliyordum. Yapmazdı böyle bir şey. Benden daha mı iyi tanıyacaklardı babamı? Babam sonunda yavaşça başını kaldırdı.Gözleri kıpkırmızıydı. İlk defa bana bakabildi. "Ezgim..." dedi kısık bir sesle. "Affet beni." Dünyam başıma yıkılmıştı. Elim bir anda gömleğinden düştü. "Ne... ne dedin sen?" Sesim bile bana ait değildi. Babam gözlerini tekrar kaçırdı. "Başka çaremiz yok kızım." "Yok mu?" diye bağırdım. "Ne demek yok? Polis var! Devlet var! Mahkeme var! Ben insan değil miyim baba?" Sesim konağın duvarlarında yankılanıyordu. "Sen beni nasıl böyle... Devamını getiremedim. Boğazım düğümlendi. Annem hıçkırarak yanıma gelmek istedi ama Halide Teyze kolundan hafifçe tutup durdurdu. Ben ise olduğum yerde kala kalmıştım. Sanki herkes konuşuyor ama ben hiçbirini duymuyordum. Kulaklarım uğulduyordu. "Neden?" diyebildim sadece. "Neden ben?" Babam derin bir nefes aldı. "Gözümün önünde iki evladımı da toprağa koyamam." Cümleyi duyduğum an dizlerimin bağı çözüldü. Bir adım geriledim. Demek mesele bendim. Benden vazgeçmişti. Kardeşimi kurtarmak için... Benden vazgeçmişti. İçimden acı bir kahkaha yükseldi. Önce hafifçe güldüm. Sonra daha çok. En sonunda gözyaşlarım kahkahama karıştı. "Vay be..." dedim başımı sallayarak. "Demek bu kadar kolaymış." "Ezgim..." diye seslendi annem. Elimi kaldırıp susturdum. "Hayır anne. Kimse konuşmasın. Kızını iki dakikada verdiniz. Bir de bana sabret mi diyeceksiniz?" Salondakilerin çoğu başını önüne eğmişti. Kimse yüzüme bakamıyordu. Sadece biri... Berat. Başımı çevirip ona baktım. O da bana bakıyordu. Yüzünde zafer yoktu. Mutluluk da yoktu. Sadece sert ve yorgun bir ifade vardı. Bu sessizliği Cihan bozdu. "Yeter." Tek kelime... Ama herkes sustu. Cihan ayağa kalktı. "Evlat..." dedi bana bakarak. "Bugün sana ağır gelen bu karar..." Sözünü bitirmesine fırsat vermedim. "Ben sizin evladınız değilim." dedim sertçe. "Sakın bana öyle hitap etmeyin." Salonda yeniden sessizlik oluştu. Cihan birkaç saniye bana baktı. Sonra başını hafifçe salladı. "İnatçısın. Berat'a benziyorsun." İstemsizce güldüm. "Estağfurullah." dedim alay ederek. "Ben dağ ayısı değilim." O an salondaki birkaç genç başını eğip gülmesini gizlemeye çalıştı. Berat ise ilk defa yerinden doğruldu. "Bir daha söyle." dedi dişlerini sıkarak. "Ne dedin?" Ben de bir adım ona doğru attım. "Dağ ayısı dedim. Yanlış mı duydun?" Tam ikimiz tekrar tartışacakken Cihan sertçe elini masaya vurdu. "Geri çekilin!" İkimiz de istemeyerek durduk. Cihan önce oğluna döndü. "Berat. Bugün yeterince rezil olduk. Bir de sen uzatma." Sonra bana baktı. "Sen de artık bu konağın misafirisin. Misafire de ev sahibine de yakışan bir sınır vardır. Dişlerimi sıktım. "Ben misafir değilim." dedim gözlerinin içine bakarak. "Rehineyim." Berat net bir şekilde, yüzünde bir tane mimik yoktu, başını salladı. "Bu konuda haklısın." dedi. "Misafir değilsin..." Gözlerini gözlerimden ayırmadan konuşmaya devam etti. "Benim karım olacaksın." Salondaki sessizlik daha da ağırlaştı. "Bu evin de gelini.'' bastırarak söylemişti. Sinirden elim ayağım titremeye başlamıştı. "Senin..." diye bağırıp üzerine yürümeye çalıştığım anda... Babam benden çok daha hızlı davranmıştı. Bir anda Berat'ın yakasına yapışıp bütün gücüyle duvara yasladı. "Benim kızım hakkında ağzından çıkacak her kelimeye dikkat edeceksin!" diye öyle bir bağırdı ki konağın içinde yankılandı. Berat da boş durmamış, babamın bileğini sertçe kavramıştı. "Elini çek." dedi dişlerinin arasından. Babam bir santim bile geri adım atmadı. "Çekmezsem ne yapacaksın?" İkisinin göz göze gelişi bile ortamı buz kesmeye yetmişti. Bir anda sandalyeler devrilmeye başladı. Kaan ile birkaç adam koşarak araya girdi. "Cihan Ağa!" "Yapmayın!" Sesler birbirine karışıyordu. Tam o sırada Emre de koşarak geldi. İlk defa... İlk defa kardeşim harekete geçmişti. "Baba, ne olur yapma bırak! Berat abi bırak babamı!" diye babamın koluna sarıldı. Sinirden ona döndüm. "Şimdi mi aklına geldi?" diye bağırdım. "Süper Emre! Babam delirdikten sonra mı?" Emre başını eğdi. "Abla ben..." "SUS!" diye öyle sert bağırdım ki olduğu yerde kaldı. "Her şey senin yüzünden! Bir kere olsun 'Ablam evlenmeyecek.' dedin mi? Yok! Geldin şimdi babamı tutuyorsun." O sırada Berat, adamların arasından kurtulup gömleğini düzeltti. Yakası babamın tuttuğu yerden kırışmıştı. Öfkeyle gömleğine baktı. Tam yeniden konuşacakken... "BERAT!" Cihan'ın tok sesi konağın içinde yankılandı. Herkes olduğu yerde dondu. Berat da öyle. Cihan ağır adımlarla oğlunun karşısına geçti. Yüzündeki öfkeyi ilk defa görüyordum. "Sana bunca yıl ne öğrettim ben?" Berat sessizdi. "Konuş!" Cihan "Baba..." Berat "SUS! Karar verilmiş olabilir. Ama bu sana insanların canını yakma hakkı vermez." Parmağıyla babamı gösterdi. "Bak oraya." Berat istemeyerek başını çevirdi. "O adam..." dedi Cihan. "Bugünden sonra sadece misafirim değil." Kısa bir an durdu. "Senin kayınbaban." Salonda çıt çıkmıyordu. "Ben hayattayken...Kayınbabasına saygısızlık eden bir damat yetiştirmedim." Berat'ın çenesi kasılmıştı. Cihan sözlerine devam etti. "Yetmedi...O aynı zamanda benim misafirim. Misafire saygısızlık eden... önce bana saygısızlık etmiş olur." Berat derin bir nefes aldı. "Baba..." "Git." Yerinden kıpırdamadı. "Git dedim!" Hâlâ hareket etmiyordu. Cihan'ın sesi bu kez bütün konağı titretti. "Elini öpeceksin!" Salondan hafif bir uğultu yükseldi. Ben duyduğuma inanamıyordum. Berat'ın yüzüne baktım. İlk defa gerçekten afallamış görünüyordu. "Baba..." "Bu bir emir." "Özür dileyeceksin. Ve Mehmet Bey'in elini öpeceksin." Uzun saniyeler geçti. Berat yumruk yaptığı elini yavaşça açtı. Derin bir nefes aldı. Sonra ağır ağır babamın önüne geldi. Babam da en az benim kadar şaşkındı. Berat başını eğdi. İki eliyle babamın elini tuttu. Yavaşça öpüp alnına götürdü. "Hakkınızı helal edin Mehmet Bey. Sözlerimde haddimi aştım." Babam ne diyeceğini bilemedi. Elini hemen geri çekti. "Estağfurullah..." demekten başka bir şey diyemedi. Cihan başını hafifçe salladı. "İşte şimdi oldu." Sonra Berat'a baktı. "Unutma. Töre önce saygıdır. Saygısını kaybeden.....ağalığını da kaybeder." Berat tek kelime etmedi, başını hafifçe eğdi. Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım. Az önce bana... "Benim karım olacaksın." diyen adam... Şimdi babamın elini öpmüştü. Bu aileyi anlamıyordum. Bir dakika önce birbirlerini öldürecek gibiydiler. Şimdi ise tek bir adamın sözüyle herkes susuyor, herkes yerini biliyordu. İçimden sadece tek bir cümle geçti. "Bunlar gerçekten başka bir dünyanın insanı..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD