Yattığı yerde kıpırdanırken başının ağrıdığını hissederek gözlerini daha sıkı kapattı. Uyanmak istemiyordu. Hissettiği baş ağrısı öylesine fazla canını yakıyordu ki uyumak kesinlikle daha iyi bir seçenek olacaktı. Bir kaç dakika sadece uyumak için yatakta dönerken aklına gelen düşünceler ile gözleri kocaman açıldı. Hızla yataktan doğrulduğunda yaptığı ilk şey etrafına bakmak oldu. Serenity'nin misafir odasında olduğunu görmek biraz olsun rahatlamasını sağlasa da en yakın arkadaşı ve onun sevgilisi ile ilgili görüntüler zihnine dolmaya başladı. Korku ve endişe tüm bedenini esir alırken seri hareketlerle ayağa kalktı. Nefes alışı geçen her saniye hızlanıyor, gözlerinin önünde oluşan görüntülerde artıyordu.
Perde aralığından içeriye sızan güneş ışığı sabah olduğunu haber verirken cama ilerleyerek perdeleri tamamen açtı. Beynine doluşan görüntüler aldığı nefesin canını yakmasını sağlıyordu. Nefes alamadığını hissederek pencereyi açtı. Esen rüzgar saçlarını savuştururken nefesini düzenlemeye çalıştı. Kafasını toplaması gerekiyordu. Bu odada olduğuna göre ortada bir sorun olmamalıydı. Sabah olmuştu. Güneş çoktan doğmuştu. Tüm bu olanlar her şeyin bir kabustan ibaret olduğunu işaret ediyordu. Evet, kesinlikle yaşananlar sadece oldukça gerçekçi bir kabustu. O garip yaratıkla asla karşılaşmamış, onunla konuşmamış, Alex ve Serenity'i kanlar içinde görmemişti. Tanrı aşkına yaratık dili bildiğini kesinlikle düşünmüyordu. Sadece Lauren ile ilgili gördüğü görüntüler zihnini ele geçirdiği için ortaya böyle bir kabus çıkmış olmalıydı. Tek mantıklı açıklama buydu. Odanın içinde bir süre dönüp durdu. Kendi zihnine küfürler ediyordu. Bir an önce normal çalışmaya başlasa iyi olacaktı.
Sırf daha normal bir gün geçirmek için arkadaşının evine gelmişti. Ama kafasının içinde ne varsa ona burada bile rahat vermemişti. Odada bulunan banyoya gittiğinde ayna da kendine baktı. Gözlerinin altı kızarıktı. Yanaklarındaki kurumuş göz yaşlarını hissediyordu. Yüzüne bir kaç kez soğuk su çarparak kendine gelmeye çalıştı. Gerçekçi rüyalarında sahiden ağlaması yaşadığı onca saçmalık yüzünden anormal gelmiyordu. Bu yüzden üzerinde durmadı. Sadece arkadaşını bir an önce görmek istiyordu. Belki de iki aşık için güzel bir kahvaltı hazırlasa iyi olacaktı. Düşünüyordu da bu kesinlikle güzel bir fikirdi. Onlarla yapacağı güzel bir kahvaltı her şeyi normal kılacaktı. Bakışları duş kabinine yöneldiğinde yüzünü yıkamaktan fazlasına ihtiyacı olduğunu düşünerek kısa bir duş aldı. Sonrada kıyafetlerini giyerek, saçlarını kuruttu. Normal olmak için hazırdı.
Odanın kapısını açarken huzurlu olduğunu hissediyordu. En azından hissetmeye çalıştığı tek şey buydu. Saçma kabuslar karşısında yenilmeyecekti. Planı neydi? Kötü olan her şeyi yok say, normal davran, normal ol. Bunu yapabilirdi. Oturma odasına geldiğinde gördüğü kişi ise tüm planlarını alt üst etmişti. Bir süre nefes bile alamamış sadece tanımadığı adamı seyrediyordu.
Adam kendi evindeymiş gibi rahat bir şekilde koltuğa oturmuş telefonu ile konuşuyordu. Koltuğun açısı biraz daha duvara dönük olduğundan ilk bakışta Lea'ı görmesi imkansızdı. "Hayır daha uyanmadı... Dozu nasıl hazırlayacağım konusunda ahkam kesmeye son versen... Sadece insan bedeninin böylesine zayıf olacağını hesaba katmadım... Merak etme bu onu öldürmez... Tamam kız uyandığında haber veririm."
Doz... İnsan bedeni... Serenity, Alex... Adamın kendini hala fark etmediğini görerek hızlıca gerisin geri sessizce odaya gitmeye karar verdi. Polisi aramalıydı. Kesinlikle bunu yapacaktı. Arkasını döndüğünde ise az önceki adam bir anda karşısında dikildi. Aniden onu görmek çığlık atmasını sağlarken, odayı Lea'nın çığlıkları doldurdu. Adam bir elini beline diğer elini de susması için ağzına bastırdı. "Sonunda uyandın, uyuyan güzel. Çığlık atan kızlardan hiç hoşlanmam bu yüzden ağzına bir şey tıkıştırmak konusunda beni teşvik etmek istemiyorsan. Elimi çektiğimde bağırmadan konuş!"
Lea ne yapacağını bilememeden iri gözleri ile adama baktı. Sonra da çırpınmaya başladı. Ama adam tutuşunu gevşetmek bir yana daha da sıkıyordu. Baskısı canını yakmaya başladı. Adam elini çektiğinde muhtemelen yanaklarında elinin izi oluşacaktı. "Çırpınmayı bırak! Sana zarar vermeyeceğim. Zarar vermek istesem beş saattir uyuduğun yatakta sana istediğim her şeyi yapabilirdim."
Son sözlerle çırpınmayı bırakarak düşünmeye çalıştı. Ama beyni resmen durmuştu. Adam ona inandırıcı bile gelmiyordu. Hiç tanımadığı birine nasıl güvenirdi? Gözlerinde öyle bir koyuluk vardı ki sanki tek bir ani hareketle onu kolayca öldürecek gibi bakıyordu. Korkmaya başladı. Gözlerine daha dikkatli baktığında kahverengi irislerine odaklandı. Onları daha önce görmüştü. Sonrada kabusunu hatırladı. Kendinden geçmeden hemen önce bu gözleri gördüğüne yemin edebilirdi. Ama o zaman bu durumda kabusu gerçek olurdu. Serenity ve Alex'in cesetleri, o isimsiz yaratık... Gözleri yeniden dolmaya başladı. Şu bir kaç gün içinde ne kadar çok ağlamıştı. Bunun bir sonu yok muydu? Üstelik böylesine kırılgan sürekli ağlayan bir kızda değildi. Ama içinde bulunduğu çaresizliğe başka bir tepki veremiyordu. Eğer Serenity'i kaybettiyse nasıl toparlanırdı, bunu bile bilmiyordu. Sadece her şeyin düşündüğü gibi kabus olmasını diliyordu.
Göz yaşları yavaşça süzülüp adamın elini ıslatmaya başladığın da sert yüzlü adamın bir anlıkta olsa yumuşadığını gördü. Yavaşça başını salladığında da eli dudaklarını örtmeyi bırakmış belindeki elin teması da kesilmişti. Tek sorun o el olmadan ayakta durabilecek miydi? "Kimsin sen?" Sesi oldukça zayıf ve cılız çıkmıştı. Hala ortada Serenity ve Alex'in varlığının olmaması ise göz yaşlarını arttırırken gerçeği ona çok net gösteriyordu. İkisi artık yoktu. En yakın arkadaşı öldürülmüştü.
Adam derin bir nefes alarak gözlerinin önünde şeker misali her an eriyecekmiş gibi duran kıza baktı. Kolunu tuttuğunda kız irkilerek tepki verse de bunu umursamadan onu koltuğa yönlendirip oturmasını sağladı. Bunu yapmasının tek nedeni telefonda duydukları olmuştu. İnsancıl olmadı gerekiyordu. "Adım, Cleon. Şimdi kendini biraz toparlamaya çalış, küçük bir telefon görüşmesi yapmalıyım. Sonrasında seninle uzun bir konuşma yapacağız."
Cleon giderken arkasından sessizce baktı, Lea. Ne diyeceğini bile bilmiyordu. Ne diyebilirdi? Arkadaşını düşündüğü an ayağa kalktı. Kafasındaki soru işaretlerine bir son vermeliydi. Hala her şeye rağmen olanların kabus olmasını istiyordu. Dilediği tek şey buydu. Serenity'nin yatak odasının kapısına geldiğinde eli kapı kolunda bir süre bekledi. Nefes almaya bile korkuyordu. Sadece yanıldığını göstermek adına kapıyı açtı. Gözlerini kapı aralanmadan kapatmıştı. Derin bir nefes aldığında burnuna kan kokusu gelmemesi ile gözlerini açtı. Serenity'nin yatağı topluydu. Ortada kan falan da yoktu. Neler oluyordu? Omuzunda hissettiği el ile irkilerek yerinde sıçradı.
"Hey sakin ol." Arkasına döndüğünde Cleon'a baktı. Beyni mantıklı bir kaç şey bulmaya çalışıyordu. Belki de Cleon, Alex'in arkadaşıydı. Buraya gece gelmişti. Ama peki onlar neredeydi? Serenity ona haber vermeden evden gitmezdi. Sinirleri iyice hırpalanmış Lea bağırmaya başladı. "Sakin olamam. Seni tanımıyorum bile o yüzden bana emir vermekten vazgeç. Arkadaşım nerede?"
Cleon derin bir nefes alarak kıza baktı. Bu işle sahiden uğraşmak istemiyordu. "Seninle konuşma işini gerçekten yapmak istemiyorum. Rodas'ı bekle..." Daha cümlesini bitiremeden Lea tekrar bağırmaya başlamıştı.
"Sana bana emir verme dedim! Hem neden seni dinliyorum ki! Buradan hemen defol. Yoksa polis çağırırım." Cleon sadece kendini sakinleştirmek adına kısa da olsa gülümsedi.
"Olur çağır hiç durma. Ayrıca arkadaşım nerede demiştin öyle değil mi? İki aşıkta o yatakta öldürüldü. Rodas cesetler ile ilgilendi. Bende oda ile... Şimdi çeneni kapatıp bağırmaya son verecek misin? Yoksa hiçte işine yaramayacak polisleri çağırmayı mı deneyeceksin?"
Cleon hiçte etkilenmemiş bir şekilde Alex ve Serenity'den bahsederken Lea olduğu yerde kalakaldı. Önünde duran hiç tanımadığı adama saldırsa mı yoksa ölen arkadaşına mı üzülse karar veremiyordu? Hala akmakta ısrarcı olan göz yaşları yanaklarından süzülürken önündeki adamın yüzüne sert bir yumruk atma dürtüsüne engel olmak istemediği için uygulamaya koyuldu. Cleon'un yanağında tokat sesi yankılanırken hızını alamayarak tekrar vurmak istedi. Ama bu kez bileklerinden yakalandığı için vurmayı beceremedi. Tekme atmak istese de bunu da engelleyen Cleon gülmeye başladı.
"Üzgün mü yoksa hırçın kız mısın? Buna bir karar versen iyi olur! Ayrıca sanırım insancıl davranma sınırım buraya kadardı. Seni Rodas gelene kadar bağlamam gerekecek."
"Hayır. Bırak beni!" Lea çırpınarak kaçmaya çalışsa da hiç bir şekilde adamın gücünü yenemiyordu. Bu onu delirtmeye başlasa da yorulmadan çırpınmaya başladı. Cleon ise onu oturma odasına sürüklüyordu. Lea yılmadan denemeye devam etse de sonu sandalye de bağlanmak oldu. Hemen ardından da oturma odasında tek başına kaldı.
...
Cleon kızı odada yalnız bırakarak yeniden telefondaki kayıtlı tek numarayı aradı. Rodas bir an önce buraya gelmek zorundaydı. Bu kız fazlasıyla sinir bozucuydu. Neden kızla burada kalmak yerine yaratıkların peşinde değildi! Bir kaç çalıştan sonra karşı tarafın sesi sonunda duyuldu. "Söyle Cleon."
"Nerede kaldın? Şimdiye dek dönmen gerekirdi. Kızın uyandığını söyledim."
"Küçük bir kızla uğraşacak kadar iyi olduğunu düşünüyorum, Cleon. Fazla kalabalık oldukları için elimden bir tane Nyx kaçırdım. Onun peşindeyim. Belki de beni kovana götürür."
"Hayır... Hayır... Bu hiçte iyi bir fikir değil. Lanet olası tek başınasın. Beni bekle."
"Olmaz, Cleon. Kız ile kalmalısın ona durumu anlat ve bir Nyx'i peşine nasıl taktığını bul."
"Emir komuta ne zamandan beri böyle oldu, Rodas. Burada olması gereken kişi sendin, ben değil!"
"Ama oradaki kişi sensin. Kız ile konuş bunu becerebileceğini düşünüyorum."
"Senin..." Telefonun kapanma sesi ile elini yumruk yaptı. Biraz daha güç uygulasa telefonu parçalayacaktı. Ama şimdilik bunu yapmamak için telefonu kapatarak cebine koydu. Sakinleşmeye başlasa iyi olacaktı. Ayrıda Rodas neden böyle bir tepki vermişti? Belki de içerideki kız maviydi. Her şeyi açıklığa kavuşturup benliğini geri kazanırsa yanında olmak istemez miydi? Belki de yine içi boş bir kızın peşinde olmalarından endişe ederek uzak duruyordu. Daha önce buldukları bir çok kızın mavi olmasını dilemişti. Ama hiç biri değildi... Birkaç dakika daha kendine izin verdikten sonra bunu yapabilirim diyerek kızın yanına döndü.
Lea artık yorulduğu için çırpınmayı kesmişti. Yaptığı en ufak hareket bileklerini acıtıyordu. Fazlaca çekiştirdiği ipler tenini kesmişti. Yardım istemek için çığlık atmayı düşünmüştü. Ama Cleon ağzını da bağladığı için bunu da yapamamıştı. Bu yüzden yapabildiği tek şeyi yaptı. Arkadaşının üzüntüsünü yaşayarak ağlamak... Ölmeyi sahiden hak etmemişlerdi.
Cleon bitik görünen kıza baktı. Lea onu fark ettiğinde ise öfkesini bakışlarına yansıttı. Belki de yaratık olayı kendi uydurmasıydı. Ortada gerçek katiller vardı ve karşısındaki adam bir katile oldukça iyi uyuyordu. Kızın dibine girdiğinde elleri ile ağzını bağladığı bağı çözmeye başladı. "Sakın çığlık atma konuşacağız ve bana adını söyle."
Lea yine bir emir cümlesi duyarak daha fazla öfkelendi. Ağzını kısa bir süre açıp kapattı. Dudaklarının kenarları acıyordu. "Adım, Lea ve anlatmaya hemen başla. Alex ve Serenity'i neden öldürdün?" Cleon kızın sorusu ile gözlerini devirirken uzun olacağını düşündüğü konuşmaya giriş yaptı. Lanet olsun bunu gerçekten yapmak istemiyordu!
"Öncelikle arkadaşını ve onun sevgilisi ben öldürmedim. Bunu yapan yaratığı gördün. Eğer gelmesek görmeye de devam edecektin."
Lea şiddetle kafasını iki yana sallamaya başladı. Ardından da istemsiz bir şekilde güldü. Sinir krizi geçiriyor olması muhtemeldi. Ama ona inanacak değildi. Bir katil, elbette yalancı da olabilirdi. Yinede yaratık kendi zihninin bir hayal ürünüyse Cleon bunu nereden biliyordu? "O yaratığın gerçek olmasının imkanı yok."
Cleon derin bir nefes alarak kızın önüne bir sandalye çekerek oturdu ve konuşmaya devam etti. "Üzüleceksin ama o yaratık gerçekti. Hatta bir adı bile var, Nyx. Çatal dilleri sayesinde düzgün bir cümle kuramazlar, oldukça hızlı hareket ederler. Kurbanlarını pençeleri ile parçalayarak yemeği severler. Işıktan ise nefret ederler."
Adam, ansiklopediden bir sayfa okur gibi Nyx tanımını yaparken şaşkınlıkla onu dinliyordu. Ne diyeceğini bilemediği için sessizdi. "Konuşmadığına göre devam ediyorum. O iki arkadaşını da Nyx parçaladı. Seninle bağlantısı olduğunu bildiğimiz için seni uyuttuk ve arkadaşım cesetleri ortadan kaldırdı. Onları tekrar görerek aklını kaybetmemen için..."
Lea hala tepkisiz duruyordu. Şu an aklının başında olduğunu bile sanmıyordu. Sadece sessizce dinliyor ve olanları kabullenmeye çalışıyordu. O yaratığı, arkadaşının ölümünü nasıl kabullenecekti! Üstelik nasıl o yaratıkla bir bağlantısı olurdu. "Dediğin yaratıkla nasıl bir bağlantım olabilir?"
"Bilmiyorum. Tek bildiğim Nyx'i çağıran kişi sensin. İnan bana bunu nasıl yapabildiğini bende merak ediyorum, Lea." Cleon bakışlarıyla karşısındaki kızı incelerken, Lea kendi içinde savaş veriyordu. Bunların hiç biri mantıklı değildi. Ama artık mantığın hayatının bir parçası olmadığına da yavaş yavaş emin oluyordu. Yaratığı ilk nerede gördüğü düşündü. Onu ilk gördüğü ana ve oradan da bir kaç saat öncesine döndü. Nyx denilen o şey her neyse onu önce görmemiş. Bir şekilde görmüş gibi kağıda çizmişti. "Onun resmini çizdim."
"Nyx'in resmini mi çizdin? Onu daha önce hiç görmeden mi?" Lea, Cleon'un tepkisi ile başını hafifçe salladı. Bunu nasıl yaptığı bile bilmiyordu. "O halde resme bakarak yada ona dokunarak ya da onu düşünerek bir şey dilemiş olmalısın."
"Keşke çizdiğim yaratık gerçek olup seni parçalasa da bu sayede dünya gereksiz bir sürtükten kurtulsa". Cleon'un sözleri ile kendi sesi zihninde yankılanırken dileğini bir kez daha hatırladı. Yine sessizdi. Sahiden de Laurel'ın ölümü onun yüzünden olmuştu. Peki o halde Serenity ve Alex neden kurban edilmişti? Onlar hakkında hiç bir şey söylememişti. Bir daha o resmi bile gördüğünü sanmıyordu. Çünkü kağıdı parçalamıştı. "Evet. Aptal bir şey dilemiş olabilirim. İş yerindeki kadın öldü. Ama Alex ve Serenity onlar hakkında hiç bir şey söylemedim."
Cleon bir süre düşündükten sonra Lea'ı bulmadan önceki cesedi hatırladı. Zaten o cesetten sonra kızı bulmuşlardı."Nyx'ler hakkında sana sadece sıradan detaylar vermiştim. Daha derine inersek aslında onları nasıl tarif etsem? İnsanların anlayacağı dilden şöyle söyleyebilirim. Lambadan çıkan cin gibidirler. Tek bir dilek hakkın vardır ve sen onu kullanmışsın. Dileğin gerçek olduktan sonra ise dilek sahibinin peşine düşerler. Ödeme olarak en yakınındaki kişiyi kurban olarak alırlar. Bunu sırf dilek sahibi daha çok acı çeksin diye yaparlar. İşin sonunda dilek sahibi kendi özel menüleri olur. "
"Sıradaki yemek ben miyim?"
"Yemek olduğunu sanmıyorum, Lea. Öyle olsa Nyx'i senin üzerinde yakalardık. O daha çok iletişim kurma peşindeydi. Garip olan şey de tam olarak bu."
Yaratığın sözlerini hatırlamak için zihnini biraz zorlaması gerekti. Onun kekeleyerek yarım yamalak kurduğu heceleri birleştirmeye çalıştı. İnsan olmadığını söylemişti. Bu kabul edeceği bir şey değildi. Gerçi bugün olan hangi şeyi kabullenmekte başarılı olmuştu? Bir efendiden bahsettiğini hatırladığında duraksadı. "O bana insan olmadığımı söyledi ve efendinin bundan memnun olacağını."
Cleon o ana kadar sakin görünse de birden endişeli bir şekilde ayaklandı. "Olamaz.... Hemen buradan gidiyoruz." Cleon cebinden çıkardığı bıçak yüzünden Lea irkildi ama tepki vermedi. İpler bileklerinden çözüldüğünde ayağa kalktı. Aklı hala karışıktı. "Nereye gidiyoruz?"
"Rodas'ın yanına umarım çok geç olmamıştır!"