Elif odasının kapısını sessizce kapattı. Kapı kapanırken çıkan o boğuk ses, sanki onun içinden kopan bir parçaydı. Duvara yaslandı; ayakta duracak gücü kalmamıştı. Birkaç saniye sonra yavaşça yere çöktü. Odası karanlıktı; ışığı açmak istemedi. Zaten içi aydınlık değildi ki… Bu oda onun sığınağıydı ama aynı zamanda hapishanesiydi. Duvarlar yıllardır onun ağlamalarını, fısıltılarını, susturulan haykırışlarını dinliyordu. Kimseye anlatamadığı ne varsa, bu oda biliyordu. Yatağının kenarına oturdu, titreyen elleriyle Kaan’ın ona aldığı çiçeği aldı. Parmakları yaprakların üzerinde gezindi. “Keşke sen de gidebilseydin buradan,” diye fısıldadı çiçeğe. “Keşke ikimiz de…” Gözlerinden yaşlar süzüldü ama hıçkırarak ağlamadı. Alışmıştı sessiz ağlamaya. Çünkü bu evde yüksek sesle ağlamak bile yasakt

