YASAK EŞİK
Sokak lambaları, yağmurun ıslattığı asfaltın üzerinde kirli sarı bir ışık hüzmesi bırakıyordu. Mahallenin girişindeki o eski, demir kapılı bina, her zaman olduğu gibi şehrin gürültüsünden izole bir sessizliğe gömülmüştü. Elif, odasının penceresinden dışarıyı izlerken, kalbinin ritmini değiştirecek o sesi bekliyordu: Motor gürültüsü.
Çok geçmeden, sokağın başından üç motosikletin homurtusu duyuldu. En önde, abisi Kaan’ın kırmızı motoru vardı. Hemen arkasında ise Baran ve Aras. Ama Elif’in gözleri, en arkadan, farlarını bile yakmadan, bir gölge gibi süzülen simsiyah motora kilitlendi. Demir.
Motorlar durdu. Kaan kaskını çıkarıp havaya fırlattı ve her zamanki yüksek sesiyle bir şeyler söyledi. Ama Demir motordan inmedi. Kaskını çıkarmadan, sadece motorun üzerinde öylece durdu. Elif, onun o simsiyah vizörün arkasından nereye baktığını çok iyi biliyordu. Hiçbir yere. Ya da... Her yere.
"Elif! Aşağı gel, annem anahtarı içeride unutmuş!"
Abisinin sesiyle yerinden sıçradı Elif. Üzerindeki hırkaya sarılıp hızla merdivenleri indi. Apartman kapısını açtığında, soğuk hava yüzüne çarptı. Kapının önünde sadece abisi yoktu; bütün ekip oradaydı.
"Al bakalım ufaklık," dedi Kaan, kardeşinin saçlarını karıştırarak. "Hadi içeri gir, hava soğuk."
Elif, "Tamam abi," diye mırıldandı ama gözleri gayriihtiyari arkadaki gruba kaydı. Aras, her zamanki gibi telefonunda bir şeylerle uğraşıyordu. Baran ise elindeki çakmakla oynuyordu. Ve Demir... Demir motorundan inmiş, birkaç adım ötede, karanlıkta kalan bir duvar dibinde duruyordu.
O an Selin’in sesi duyuldu. Arabasından yeni inmiş, yüksek topuklularıyla asfaltta ritmik sesler çıkararak yaklaşıyordu. "Kaan, bu akşamki toplantıyı unutmadın değil mi? Misafirlerimiz olacak."
Selin, Demir’in yanına gidip elini sahiplenici bir tavırla onun omzuna koydu. Demir, istifini bozmadı ama Selin’in eline de bakmadı. Bakışları, apartmanın eşiğinde duran Elif’e takıldı.
Elif, Demir’in o buz gibi, hiçbir duygu barındırmayan ama insanı olduğu yere çivileyen bakışlarından kaçamadı. Demir, bakışlarını Elif’in üzerinde sadece bir saniye tuttu. O bir saniye, Elif için bir asır gibiydi. Sonra Demir, sanki orada kimse yokmuş gibi, Selin’in elini omzundan yavaşça indirdi ve sert bir sesle konuştu:
"Kaan, kardeşini içeri sok. Sokak tekinsizleşiyor."
Kaan kaşlarını çattı. "Haklısın kardeşim. Hadi Elif, içeri."
Elif arkasını dönüp merdivenlere yöneldiğinde, arkasından Demir’in o pürüzlü, derin sesini duydu. Selin’e hitaben ama aslında tüm sokağa bir uyarı verir gibi söylüyordu:
"Bazı çiçekler bu mahallede solmak için çok narin, Selin. Onları rüzgarın önüne atmayalım."
Selin’in kahkahası duyuldu. "Sen de amma korumacı çıktın Demir. Arkadaşının kardeşi diye mi bu ilgi?"
Demir cevap vermedi. Motoruna bindi ve gaza bastı. Elif kapıyı kapattığında, motorun uzaklaşan sesiyle birlikte içinde bir yerlerin de uzaklaştığını hissetti. Demir ona aşık değildi, Demir ona bakmıyordu bile. Demir sadece abisinin en yakın arkadaşıydı ve bu mahallenin "emanetlerine" sahip çıkıyordu.
Elif merdivenleri çıkarken kendi kendine fısıldadı: "Sadece bir emanetsin Elif. Daha fazlası değil."
Ama bilmediği bir şey vardı; Demir, sokağın köşesini döndüğünde motorunu durdurmuş, dikiz aynasından Elif’in odasının ışığının yanmasını beklemişti. Işık yandığı an, Demir yumruklarını sıktı. O kızın masumiyeti, kendi ellerindeki kanlı geçmişle asla yan yana gelmemeliydi.