Günler sonra hamile olduğumdan artık emindim. Her sabah gözlerimi mide bulantılarıyla açıyordum. Belim ve kasıklarım şiddetli bir şekilde sancıyordu. Kaynanamla hiç de iyi olmayan aramız, ev işlerine elimi sürmüyorum diye daha da kötü olmuştu. Bir zamanlar zevkle temizleyip kendime yuvam bildiğim evi sevmiyordum artık. Bekarken çalışıp kendi paramla yaptığım çeyizimlerimi bile görmek istemiyordum. Bana ne oluyordu anlamıyordum. Bazen kocamın üstümde açlıkla gezinen gözlerini oymak istiyordum. Kaynanamın susmak bilmeyen ağzını sonsuza dek tıkamak istiyordum. Halimden hareketlerimden şikayetçi olan kaynanam ve kocam anneme şikayet etmişlerdi beni. 'Kızına çeki düzen ver' diye çıkışmıştılar.
Annem birkaç günlüğüne onlarda kalmamı teklif etmişti. Okşayıcı bir sesle ve merhamet dolu öpücüklere boğmuştu beni. Yatışmamı istemişti. 'Hele bir bebeğini kucağına al. Gör bak o zaman her şey düzelecek kızım' demişti. Benimse hiçbir seyin düzelmesini istemek gibi bir niyetim yoktu. Yalnızca bebeğimi istiyordum o kadar.
Abartılı bir sevinç gösterisinde bulunup "Hadi bakalım doktora gitme vaktin geldi. Evde test yaptın hamilesin biliyorum fakat yine de doktora görünsen iyi olur " dedi Orhan az önce banyodan çıkan karısına. "Lavaboyu temizledin değil mi? Yanlış anlama ama kusmuk temizleyemem çünkü görüntüye dayanamayıp bende kusarım"
Soğuk bakışlarımı kocamın üstüne dikip yüzümü kuruladığım havluyu göğsüne sertçe çarptım "Temizledim merak etme" diye çıkıştım. "Benim pisliğim en azından suyla temizleniyor. Ama sen kendini ne yapsan temizleyemezsin. Ölsen bile zina yapan bir pislik olarak anılacaksın" diye lafı soktum öç alır gibi.
Dudaklarını birbirine sıkıca bastırıp bezgince soluk alıp "Sana en pahalı hediyeler aldım. Güllere boğdum seni. Binlerce kez özür diledim." Dedi Orhan vefasız bulduğu karısına. Fakat az önce ettiği sözlerden pişman oldu hemen. Karısının içine işleyen dondurucu gözlerinden korktu birden.
Belirgin bir kinle bakıp "Ve tüm bu basit davranışlarınla kendini iyice rezil ettin" diye lafımı yapıştırdım. "Her gün acaba kendini daha ne kadar küçük düşürecek bu diyorum" deyip evden hışımla çıktım.
Tedavi olduğum merkeze gittiğimizde içip kıpır kıpırdı. Hasta yatağına uzanmıştım oda serindi ve ben ürperiyordum Göbeğim yarısına kadar açıktı. Gözlerimi ultrasondan ayıramıyordum bir türlü. Siyah beyaz ekran peki bebeğim neredeydi
Doktor Hülya "Tebrikler hamilesiniz Mahru Hanım" diye taktir etti hastasını .
Bebeğim bana tutunmuştu demek. Yüzümü göremiyordum ama bugüne kadar en güzel gülümseme belirmişti yüzümde. Ruhumun üzerine çöken karabasan kalkmıştı nihayetinde. Yalnız değildim. Ben ve bebeğim vardık. Bundan sonra iki kişiydim. Yüreğim sevgiyle kabarmıştı. Uzun bir süreden sonra rahat bir nefes almıştım sonunda.
Birdenbire kapı sertçe açılınca irkildim. Kadının biri delirmiş gibi bana bakıyordu. Kesik kesik nefes alıyor göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Orhan'a sorarcasına çevirdim gözlerimi o da bilmiyorum dercesine dudak büktü
Hülya sonlarının geldiğini anlayıp "Ne işin var burada? Seni kovmuştuk defol. Güvenliği çağırın" Diye çığırdı
Hülya hanım aynı zamanda bu merkezin sahibinin karısıydı neden böyle korktuğunu anlamıyordum kapıdaki kadının bana neden öyle baktığını da anlam veremedim
Defne doktor, Rahmi Beyin yaptığı hatayı karısına itiraf edişini tesadüfen duymuştu. "Oldu bir kere. Çeneni sıkı tut yeter" diye konuşmuştu Hülya Hanım. Rahmi Bey ise "Bu skandal duyulursa rezil oluruz belki merkezimiz kapatılır bile" demişti.
Doktor Defne bu hatayı öğrendiği günden beri vicdanı yüzünden uyuyamıyordu. Bu yanlışı öğrendiğini itiraf etmiş susması için yüklü miktarda para teklifi almıştı. İkna edemeyince de tehdit etmişlerdi onu. Defne'nin korkusuz olduğunu görünce de işten atmışlardı.
Ortada bir haksızlık vardı. Defne haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmak istemiyordu. Hasta bilgilerine ne yapıp edip ulaşabilmişti sonunda. Maalesef Arslan Beye yetişememişti. Telefonuna da ulaşamamıştı bir türlü. Mektup yazıp ev adresine gönderecekti.
Nefes nefese "Mahru Hanım rahmindeki bebeğin babası kocanız değil" dedi bir çırpıda.
Hülya Hanım nefretle ayağa fırlayıp kapıya koşup "Güvenlik güvenlik" diye çığlık attı. Defne'yi itti "Defol yalancı "
Donmuş bir haldeydim. Algılarım uyuşmuştu. Ne diyordu bu kadın?
Orhan sinirleri gerilirken "Ne demek bu? Yani karımın başka bir adamdan mı hamile kaldığını söylüyorsunuz? Öyle saçmalık olur mu lan" Diye ağzından tükürükler saçıyordu.
Güvenlikler Defne'yi yaka paça götürürlerken Defne çırpınıp omzunun üstünden Mahru'ya bakıp "Yemin ediyorum bebeğin babası kocan değil. Bebeğinin babası Arslan Karadağ. Yalan değil bu" diye haykırdı.
Arslan Karadağ. Kimdi bu adam? Doktor Defne doğru mu söylüyordu?
Orhan ortalığı yıkıp küfürler savuruyordu şimdi. "Doğru mu lan bu doğru mu?" Deyip Rahmi Beyi yumrukluyordu. Belindeki kurusıkı tabancayı çıkarıp şakağına dayadı birden. "Ya bana gerçeği anlatırsın ya da karınla beraber gebertirim seni" diye böğürdü karısının başkasından hamile kalması canını alıyordu sanki.
Ecel terleri dökerken namlunun ucu şakağına dayanmışken "Karınızın bebeği size ait değil. Maalesef bir karışıklık oldu. Hem siz bir bebek istemiyor muydunuz? Babasının kim olduğu ne fark eder?" diye saçmalamaya başladı
Orhan öfke ve kıskançlıkla doktoru yumrukladı. Duyduklarını hazmedemeyip etrafa saldırdı
Deli gibi korkuyordum. Başka bir adamdan hamile kalmıştım. Midem kasılmış çenem kilitlenmişti. Bir ara Orhan'ın koluma yapıştığını gördüm.
"Hemen kürtaj olacaksın" diye çıkıştı Orhan suçlayıcı bir tavırla bana bakıp "El alemin piçinden hemen kurtacağım seni. Bu günahtan kurtulmalıyız bir an önce. Hadi uzan aç bacaklarını da bir an önce son bulsun bu rezillik kimse duymadan kurtulalım bu piçten" diye ekleyip yumruklarını birbirine vurup durdu bebeğin babasının kim olduğunu merak etti.
Bu acımasız sözler kalbimi kanatmıştı. Sanki ben öyle olmasını istemişim gibi nefretle bakıyordu bana. sözlerinin kini yüzüne yansımıştı onu aldatmışım gibi bakmaya devam etti pembe suratı şimdi hızla kırmızıya dönüşüyordu. Babası kimse kim artık bir önemi yoktu ki. Bebeğim bana aitti. Ve ben onu korumakla yükümlüydüm. Birdenbire nereden geldiğini anlamadığım bir güçle Orhan'ı tahammülsüzlükle itip odadan koşarak uzaklaştım. Orhan'ın ardımdan bana durmam için bağırdığını duyuyordum ayaklarım neredeyse yere hiç değmiyordu sanki göğüs kafesim ağrıyordu. Hastaneden çıktığımda nefes nefeseydim. Ne yapacağımı bilmez bir halde çaresizce etrafıma bakınıyordum.
Ansızın önüme çıkan arabada Doktor Defne'yi gördüm. Arabanın kapısını açmış gelmem için işaret ediyordu. Orhan bana yetişebilir kürtaj olmaya zorlayabilirdi. Hiçbir şey yapamasa da karnıma bir yumruk atması bebeğimi öldürmeye yeterdi. O yüzden hızlıca bindim arabaya.
Kekeleyip "Bu doğru mu gerçekten?" Dedim şoku atlatamadan.
Defne esefle salladı başını "Maalesef doğru. Ve biliyor musun bu onların ilk hataları değilmiş. Polise gidip şikayet edeceğim o canavarları başka çiftlerin hayatları kararmasın artık." dedi kararlı bir sesle.
Yüzüm ağlayacakmış gibi buruştu birden panikle "Ben ne yapacağım şimdi ?" Dedim. İçgüdüsel olarak ellerim kendiliğinden korumak ister gibi karnımın üstünde birleşti. "Bebeğim doğsun istiyorum" diye sızlandım nasıl bir kaderdi bu böyle neden kocam değilde yüzünü hiç görmedim bir adamdan hamile kalmıştım.
Defne cebinden Arslan'ın ev adresini ve telefonun yazılı olduğu notu çıkarıp Mahru'ya uzatıp yumuşak bir sesle "Bu bebeğinin babasının adresi. Ulaş ona kendi aranızda konuşup halledebilirsiniz." dedi şefkatle.
Orhan bebeğin ondan olmadığı için kürtaj olmamı istiyordu. Bebeğimin babası da karısı yerine benim onun bebeğini taşımamı istemeyecekti belkide. İçim kasılıyordu. Korkudan ölecektim neredeyse. bir taraf bebeği istemiyordu öteki tarafta da belirsizlik vardı midem korkudan düğümlenmişti nefes almak bana şimdi sadece acı veriyordu bebeğim ve ben ikimizde Güvende değildik.
Devam edecek.