Victor, hoş bir koku ile gözlerini açtı. Mis gibi yemek kokusu tüm odayı sarmıştı.
— Kim pişiriyorsa… ellerinden öpmek istiyorum, — diye mırıldandı.
Hızla yataktan kalktı, üstünü giyinip dışarı çıktı. Ocağın başında Maria’yı gördü; bol çeşit kahvaltı hazırlıyordu. Ortalık sessizdi, başka kimse yoktu.
— Günaydın.
Maria kısa bir bakış atıp tekrar önüne döndü:
— Günaydın.
Victor hafifçe gülümsedi:
— Elinden iş geliyormuş.
— Nasıl yani?
— Yemeklerin kokusuna uyandım. Harikaydı.
Victor ocağın yanına gelip yemeğin kokusunu derin bir nefesle içine çekti. Göz ucuyla Maria’ya baktı; yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı, yemek yapmaktan keyif alıyordu. Bir eliyle tencereyi karıştırıyor, diğer eli boşta duruyordu.
— El lezzetini takdir ediyorum.
Victor ansızın Maria’nın elini tutup dudaklarına götürdü. Maria şaşkınlıkla geri çekildi:
— Ne yapıyorsun?
Victor gayet sakin bir ifadeyle:
— İçeride kendime söz verdim: yemek yapan her kimse, ellerinden öpeceğim.
Maria kaşlarını çattı:
— Bunu bir daha yapma. Biz sadece arkadaşız. Yolumuz bitince de ayrılacağız, hepsi bu.
Victor omuz silkti:
— Tamam, nasıl istersen.
Boş sandalyeyi çekip oturdu, Maria’yı sessizce izlemeye devam etti. Birkaç dakika sonra Lauren odasından çıktı. Uykulu gözlerle ikisine bakıp bir an durdu, sonra dün geceyi hatırlayınca rahatladı. Sessizce lavaboya girdi.
Maria onu izledi, sonra dolaptan bir saklama kabı çıkardı. Fırındaki keki alıp kaba doldurdu:
— Yemekten sonra sen de duş al. Yolumuz uzun, dört beş gün sürecek.
Victor kaşlarını kaldırdı, gülümseyerek sordu:
— Biz evli miyiz? Niye bana emir veriyorsun?
Maria ifadesini bozmadan:
— Temiz olmak kötü bir şey mi? Ama eğer ölmüş hayvan gibi kokmak istiyorsan, karışmam tabii.
Lauren lavabodan çıkıp odasına girdi. Bir süre sonra geri döndü ve Maria’nın yanına yaklaştı:
— Özel konuşabilir miyiz?
Victor anlayışla ayağa kalktı, kendi odasına geçti. Lauren cebinden küçük bir kağıt parçası çıkarıp Maria’ya uzattı:
— Al bunu.
— Bu ne?
— Ailen Washington’da yaşıyor. En son iki hafta önce konuştuk. Bu adreste olduklarını söylediler.
Maria kağıdı açtı, başını hafifçe salladı. İçinde sıcak bir his yükseldi; sanki hedefine bir adım daha yaklaşmıştı.
— Teşekkür ederim. — dedi, sesi bu defa daha yumuşaktı.
— Baban seni neden bıraktığımı sorarsa, ne diyeyim?
— Onlara şöyle dersin: “Bize yeterince zorluk yaşattı ama artık kendi yolunu çizmek istiyor.” Ben de aynısını söyleyeceğim.
Lauren bir an sustu, bakışlarını Maria’nın yüzünde gezdirdi, sonra ona sarıldı.
— Aslında bu evin neşesi oldun. Sen geldiğinden beri burası hep ışıkla doldu, Maria. Biz seni gerçekten çok sevdik.
Maria gözlerini kaçırarak başını hafifçe salladı:
— Biliyorum… ama gitmeliyim.
Lauren yavaşça geri çekildi, sesi titrek ama meraklıydı:
— Peki ya seni kabul etmezlerse?
— O zaman başka bir yol bulurum. Merak etme.
İki dakika sonra mutfaktan Maria’nın sesi yükseldi:
— Kahvaltı hazır!
Üçü birlikte kahvaltı ettiler. Sessizlikte sadece tabakların hafif tıngırtısı vardı.
~~~
Maria ayakkabılarının bağcıklarını sıkarken Victor kapının yanında onu bekliyordu. Tam çıkacakken Lauren içeriden koşarak geldi:
— Maria…
Maria ayağa kalktı, ona döndü.
— Babanın iş yerini biliyorsun, hâlâ aynı yerde. Al, bu para sana yol için lazım olur. — (20 dolar uzattı) — Bir de bu… — (küçük bir kolye çıkardı) — Bu altın. İstersen satarsın, istersen saklarsın, karar senin. Umarım yolculuğun iyi geçer.
Lauren kolyeyi Maria’nın avucuna bıraktı, parmakları Maria’nın elini sımsıkı kavradı. İkisi de sarıldı. Maria’nın içi burkuldu ama dudaklarında sıcak bir gülümseme vardı. Uzun zamandır hissetmediği aile sıcaklığını yeniden hatırlamıştı.
Apartmandan çıkarken bir an durdu, geriye baktı.
Victor hafif bir tebessümle ona seslendi:
— Tamam artık, ağlayacaksan ağla. Bakmayacağım, söz. Dalga da geçmem.
Maria derin bir nefes aldı:
— Galiba… galiba burayla da vedalaşıyorum. Bu his hiç hoş değil.
Victor kolyeyi fark etti:
— O kolye neydi?
— Babamın bana 17. doğum günü hediyesiydi. Tamamen unutmuşum. Neyse, hadi gidelim.
Victor gülümsedi:
— İkinci yolculuğumuz başlıyor o zaman. Hedef neresi?
— Önce babamın iş yeri… sonra Washington.
Victor’un gözleri büyüdü:
— Washington mu? Oraya bir kaç gün yol var.
— İstersen gelmeyebilirsin. Ben tek başıma da giderim, adresi aldım.
Victor başını iki yana salladı:
— Yok, seni öylece bırakamam. Yolda bana ihtiyaç duyabilirsin. Ayrıca… sen ailenin geçim sıkıntısı yaşadığını söylememiş miydin? Washington’da nasıl yaşayabilirler ki?
Maria omuz silkti:
— Bilmiyorum… ama öğreneceğiz.
Apartman bahçesinden çıktılar. Lauren pencereden onları izliyordu. Gülümseyerek el salladı, yanağından bir damla yaş süzüldü.