1. Bölüm: Beyaz Frezyalar (Part 2)

1107 Words
. Annem sanki çok önemli bir şey bekliyormuş da komik bir şey söylemişim gibi gülünce babamda güldü. Onların gülüşüne Kerem’de eşlik ederken boşlukta duran ellerimi bel boşluğumda sabitledim. "Neyse, ben bir üstümü değiştireyim. Hemen geliyorum yanınıza." Merdivenlere yönelip basamakları çıkarken arkamdan Kerem'in sesi geldi. "Bende şu gömleği çıkarayım. Hanım kızıyor…” dedi şakayla karışık bir sesle. Hanım kızıyor... Hanım kızıyor... Hanım kızıyor... Merdivenleri çıktıktan sonra odanın kapısında durmuş Kerem'in söylediği 'Hanım' lafını düşünüyordum. İlk kez söylüyordu ve ne bileyim, biraz değişik hissettirmişti. Kapının kulpunda duran elimle, sanki içeride biri varmış gibi beklerken Kerem birkaç saniye için de basamakları çıkmış yanıma gelmişti. "Hadi Farah, annemler bekliyor." Kulağıma gelen sesiyle başımı sallayıp kapıyı açtım. Odanın kapısını açmamla sabah bıraktığım gibi olmayan odamla karşılaşmam bir oldu. Aynanın önü, yatak başlığı, komodinler, mini raflarımdaki kutuların üstü... Her yerde şeffaf cam vazolarda beyaz frezyalar vardı. Buket buket, beyaz frezyalar... "Bunlar..." dedim gözlerimi frezyalardan çekmeden. "Senin için, bugün..." dedi ve sustu. Bugün evlilik yıldönümümüzdü. "Anladım tamam." dedim söylemek istediği şeyi duymamak için. Aynanın karşısında ben önde o arkada durmuştuk. Ben çiçeklere bakıyordum o gömleğini çıkarıyordu. Frezyaları sevdiğimi biliyordu ama ilk kez alıyordu. Nereden aklına geldi bilmiyorum ama mutlu olmuştum. Sanırım bu evde Kerem’in yaptığı bir şeye ilk kez mutlu oluyordum. "Teşekkür ederim." dedim çıkarmaya çalıştığım ama çıkmayan sesimle. Zaten hep böyle anlarda giderdi lanet olası sesim. Dolaptan aldığı siyah tişörtle aynadan bana bakarken göz göze geldik. "Ne demek..." dedi bana göz kırparken. O giyinip hemen aşağı inerken bende üzerime elime geçen bir elbiseyi giyip saçlarımı tepeden topladım. Bugün öylesine terlemiştim ki parfüm şişesini kafamdan aşağı boşaltıp hızla aşağı, annemlerin yanına indim. Salonu mutfağa bağlayan geniş koridordaki masa hazırlanmış ve annemle babam oturmuşlardı. Babam beni görünce karşısındaki sandalyeyi işaret etti. Küçüklüğümden beri 'Geç karşıma otur da karnımdan çok gözüm doysun.' derdi bana. Kerem'le evlendikten sonra bu söz sadece bir el hareketine kaldı. Kerem elinde küçük bir kase sos ile gelip bir eliyle de sandalyemi çekti oturmam için. "Hadi başlayalım,” dedi otururken. “Bugün size bu güzel mutfakta, güzel yemekler yaptım demek isterdim. Ama bunların hepsi tabi ki de Farah'tan." Kerem böyleydi annemlerin yanında. İş yerindeki ciddi duruşu, çatık kaşları evde annemle babamı görene kadardı. Özellikle annemi görünce küçük çocuğa dönüyor, oturduğumuz masalar, yaptığımız sohbetler hep onun sayesinde şenleniyordu. Sahi ya, anneme bu kadar düşkün olup beni annemle nasıl tehdit edebildi? Normalde akşamları sohbetsiz geçen yarım saatte yemeklerimizi yemiş ben masayı toplamış oluyordum. Ama bugün annem ve babam olduğu için iki saati aşan yemek faslımız Kerem'le babamın çalışma odasına geçip işlerle ilgili konuşmaya başlamasıyla son bulmuştu. Ben masanın bulaşıklarını makineye yerleştirirken annemde elindeki çay bardağı ile yanıma geldi. "Beş yıl bitti, öyle mi?" dedi sakin bir şekilde. Annem normalde asla sakin konuşan bir insan değildi. Kesin bir şey isteyecek ya da bir şey anlatacaktı bana. çünkü genel olarak, bir şey rica edecekken bu kadar uysallaşıyordu. "Evet." dedim gülmeye çalışırken. Tezgahtaki çayımı alıp onun yanına geçerken gözüyle beni takip ediyordu. Yanına oturup çayımdan içerken yavaş yavaş konuşmaya başladı. "İlk evlendiğinizde kabullenemedim,” diyerek başladı konuşmaya. Evet evet, kesin bir şey olmuştu. “Kardeş gibi büyüttük nasıl olur, dedim. Ama sonradan alıştım sizin... Evliliğinize." Hiç evliliğimizi konuşmamıştık annemle bugüne kadar ve konunun nereye gideceğini tahmin edemiyordum. "Ne yalan söyleyim acaba hamile mi de evlendi, dedim kendi kendime. Çünkü çok ani ve beklenmedik olmuştu. Mecburi sebepler aradım durdum. Dedim ya hani kardeş gibi büyüdünüz…” Evet kardeş gibi büyümüştük. O benim hep ağabeyimdi. Aynı kanı taşımıyor olmamız kardeş olmamıza engel değildir demiştim hep. Ama biz hiç kardeş olmamışız, o beni hep farklı bir yere koymuş içinde. Hem de koymaması gereken bir yere. “Sonra öyle birbirinize yakıştınız ki, cemiyette herkesin haset etmediği, maşallah dediği tek evli sizdiniz belki de…” dedi gülümseyerek. Ama bir şey olmuştu kesin, yoksa annem bu kadar lafı çeviren bir insan olamazdı. "Anne kötü bir şey mi oldu?" dedim merakıma yenik düşerek. "Okulun vardı ses etmedim. Restoran açacağım dedin hep arkanda oldum. Ama artık diyorum ki, bir bebeğiniz mi olsa?" Bir şeyler söylemek için dudaklarımı araladım ama geri kapattım. Dudaklarımı kemirirken ben, annem bana içten bir şekilde gülümseyerek baktı. Ama ben ağzımı açıp tek kelime edemedim. Haklı bir isyanda bulunuyordu ama ben istemiyordum. "Şey, Kerem'le hiç konuşmadık.” dedim elimdeki bardağa kayarken bakışlarım. "Neyi konuşmadık canım?" Kulağıma gelen sesle sol tarafıma dönüp bana merakla bakan Kerem’e baktım. Babamla beraber bize doğru gelirken, annemle ne konuştuğumuzu duyduğu kadarıyla merak etmişti. "Bence konuşun derim," annem bana yine içten bir şekilde gülümseyerek baktıktan sonra bardağındaki son yudumu da içip ayağa kalktı. "Oktay işiniz bittiyse gidelim. Geç oldu, çocuklar yorgun." Kem küm etsek de bizi dinlemediler. Babam bana sarılırken saçlarıma sinen yemek kokularını kokladı. Çalışıyor olmamdan çok ama çok memnundu. Bir şeylere emek veriyor olmanın hazzını yaşamam konusunda neden bunca yıl ısrarcı olduğunu bana gururla bakan gözlerinden anlıyordum. Arabayla gözden kayboluncaya kadar arkalarından onlara baktık. "Neyi konuşmadık Farah? Annem ne diyordu?" Kerem, annemlerin arabası evden uzaklaşır uzaklaşmaz yönünü bana çevirmişti. Gel de anlat işte, annem torun istiyor de. Her şeyde arkamda oldular şimdi bizden bir bebek istiyorlar de. Eve geçip odaya hızlı adımlarla çıkarken Kerem de arkamdan geliyordu. Küçük adımlarım onun bir adımına eşit olduğu için çabucak yetişmişti bana. "Farah..." dedi merakla. "Kerem..." dedim. Alışmıştım artık ona adıyla hitap etmeye. "Ne oldu?" "Duşa gireyim, çok terliyim. Sonra konuşuruz." Beni onaylarcasına bakışıyla yatak başlığına başını yasladı. Odadaki banyoya girip hızla duş aldım. Ben öyle duşta gün sonu analizi yapanlardan değildim. İşimi olabildiğince hızlı yapar sonra da yatardım. Yapım böyleydi. Havluyla vücudumu ve saçlarımı sarıp tekrar odaya dönmek için kapıyı açtım. Çünkü öylesine hızlı girmiştim ki kıyafetlerimi yanıma alamamıştım. Kerem'in beni görünce bakışları direk yere kaydı. Sürekli hareket eden bacağını durdu ve yatak başlığındaki vazodan bir frezya alıp kendini oyalamaya başladı. "Annem ne diyor?" dedi dümdüz bir ifadeyle. "Şöyle ki..." diyerek başladım ama nasıl söyleyeceğimi de bilmiyordum. Kerem elindeki ferzyayı yatağa bırakıp gözlerime baktı. Kötü bir şey duymaktan korkuyor gibiydi. "Ne oldu Farah? Bak gerçekten korkmaya başladım. Ne oldu?” dedi ciddiyetle. "Bir bebeğiniz olsun dedi." dedim. Öyle dümdüz çıktı ağzımdan. Cevap vermedi. Gözümde olan gözleri kaydı gitti. Yatağa bıraktığı frezyayı alıp oynamaya devam etti. İstiyordu, deli gibi çocuk istiyordu karısından. Yani benden. Ama benim onu istemediğimi bildiği için bugüne kadar bir kere bile konusunu açmamıştı. Hatta sırf bu çocuk özleminden işyerinde bile kesinlikle bebek görmek istemiyordu. Küçük çocuğu olan çalışanları evden çalışıyordu. "Kerem istemiyor dersin…” dedi. Gözlerime yansıyan şok ifade ona işlememişti. Bana belki de ilk kez bomboş bakıyordu. "Ne?" dedim kendimi tutamayarak. "Ne, ne Farah? Beni sevmeyen, yüzümü bile görmekten korkan karımdan sırf annem istiyor diye çocuk yapacak halim yok.” Ben ağzımı açıp konuşmak istesem de konuşmama izin vermeden ayağa kalkıp elindeki frezya ile çıktı odadan. Ardından bakakalsam da bir şey diyemedim. Ne söyleyebilirdim ki?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD