Arabaya bindiğimde kapıyı sertçe kapattım. Arem hiçbir şey söylemeden sürücü koltuğuna geçti. Motor çalıştı ama ikimiz de konuşmadık. Birkaç dakika geçti, sessizlik ağırlaştı. Dayanamadım, ben bozdum. “Beni oraya neden götürdün?” dedim. Gözünü yoldan ayırmadı. “Görmen gerekiyordu,” dedi. “Neyi?” dedim. “Gerçeği,” dedi. Hemen karşılık verdim. “Ben o gerçeği istemiyorum.” Kısa konuştu. “İstemen bir şeyi değiştirmiyor.” Sinirle güldüm. “Tabii, çünkü sen karar veriyorsun değil mi?” dedim. Cevap vermedi. Bu sessizlik beni daha çok sinirlendirdi. “Benim hayatım hakkında karar verme hakkını sana kim verdi?” dedim. Direksiyonu biraz daha sıkı tuttu. “Durum verdi,” dedi. “Ne demek bu?” dedim. Bu sefer net konuştu. “Ailen.” Bir an donup kaldım. “Onları bu işe karıştırma,” dedim. Sakinliğini bozmadı. “Zaten içindeler,” dedi. “Ben değilim,” dedim. “Artık sen de içindesin,” dedi. Sertçe ona döndüm. “Hayır,” dedim. Bana baktı. “Evet,” dedi. Sessizlik tekrar çöktü. Daha yavaş konuştum. “Beni koruduğunu söylüyorsun,” dedim. “Evet,” dedi. “Bu korumak değil,” dedim. “Sen öyle san,” dedi. Gözlerimi kapattım. “Benim hayatımı elimden aldın,” dedim. Sesi değişmedi. “Hayatını kurtardım,” dedi. Gözlerimi açtım. “Bana sormadın,” dedim. Net konuştu. “Sormazdım.” Araba eve girdi, kapı açıldı. Beklemeden indim. Bu sefer hızlı yürüyordum, kaçmıyordum ama uzaklaşmak istiyordum. Arkamdan geldi. “Liya,” dedi. Durmadım. Eve girer girmez döndüm. “Yeter,” dedim. Birkaç adım uzaktaydı. “Ne yeter?” dedi. “Bu,” dedim ve devam ettim. “Benim adıma konuşman, karar vermen, beni bir şeyin içine zorla sokman.” Beni izledi. Daha sert konuştum. “Ben senin değilim,” dedim. Gecikmeden cevap verdi. “Bunu kabul etmiyorsun sadece.” Başımı salladım. “Hayır, bu gerçek,” dedim. Bir adım yaklaştı. “Gerçekler değişir,” dedi. Geri çekilmedim. “Ben değişmem,” dedim. Sesi alçaldı. “Gerekirse değişirsin,” dedi. Gözlerimi kıstım. “Tehdit mi bu?” dedim. Kısa cevap verdi. “Hayır.” “Peki ne?” dedim. “Uyarı,” dedi. Sessizlik çöktü. Daha sakin ama kararlı konuştum. “Kaçarsam ne yaparsın?” dedim. Hiç düşünmeden cevap verdi. “Bulurum.” “Tekrar kaçarsam?” dedim. “Yine bulurum,” dedi. Sesim sertleşti. “Ben bir yere ait değilim,” dedim. Cevabı ağırdı. “Artık aitsin.” Olduğum yerde durdum. Sonra en net cümlemi söyledim. “Ben senden korkmuyorum,” dedim. Gözlerini benden ayırmadan konuştu. “Korkacaksın.” Söz havada kaldı. Bir şey söylemedim. Arkamı döndüm ve yürüdüm. Merdivenleri çıkarken kalbim hızlanıyordu ama bu korku değildi, sıkışmışlıktı. Odamın kapısını kapattım ve kilitledim. Sırtımı kapıya yasladım, derin bir nefes aldım. Sonra alçak bir sesle konuştum. “Buradan gitmem lazım.” Ama içten içe biliyordum, bu evden kaçmak kolaydı. Asıl zor olan Arem’den kaçmaktı.