Can Kırıkları....

1065 Words
Adli Tıp, çeşitli diğer mesleklerin de ilişki içinde olduğu, mükemmel işlemek zorunda olan Adalet'in bir parçasıydı. Adalet herkes için eşit dağıtılmalıydı. Yaşarken nasıl adil muamele görmeyi hak ediyorsak; bir ölüyken de adalet bizim için kusursuz işlemek zorundaydı. Saatlerdir oturduğu sandalyeden, duyduğu sesle kalkıp kendine geldi. -Narin! Gelen çocukluk arkadaşı, şimdi İstanbul emniyetinde başarılı bir cinayet büro komseri olan Serdar'dı. Çocukken bir dakikalarını ayrı geçirmez, gelecek hayalleri kurar ve onları gerçekleştirmek için birbirlerine söz verirlerdi. Aralarında bir kan bağı yoktu ama kardeş kelimesinin altı ne kadar doldurulabilirse bu ikili onu yapardı. İkisi de adaletin farklı alanlarında hayata karşı savaşıyordu şimdi. Narin ağır adımlarla ilerledi. Saatler önce girdiği katatoni hali kaslarında yoğun ağrılar bırakmıştı. Serdar'ın yanına geldiğinde boynuna sarılıp ağlamaya başladı. Serdar dün gece dava, şüpheli ölüm dosyasına dönüştürülüp önüne geldiğinde ismi görmüş fakat Narin'e söyleyememişti. Ama onun haberi bu şekilde alacağını da düşünmemişti. Çünkü Narin'in bugün izinli olması gerekiyordu. Ekstra yoğunluk olunca bir iki davayı alması istenmiş o da yapacak işi olmadığı için kabul etmişti. -Ablam ölmüş Serdar... -Biliyorum canım, biliyorum... -Onu son kez göremedim bile. Ona çok kırgındım bizi bırakıp gittiği için. Ne ben aradım ne de o. Otopsi raporunu gördün mü? Üç yıldır ağır antipsikotik ilaçlar kullanıyormuş. Ne yaşıyordu? Bana ihtiyacı var mıydı? Düşünmeden duramıyorum. Aklımı kaybetmek üzereyim. -Şimdi bunları düşünme. Hadi üzerini değiştir de seni eve bırakayım. Sana anlatacaklarım var. Burda olmaz... Narin, kendisine söyleneni yaptı. Kurumdan çıktıklarında yağmur hâlâ aynı şiddette devam ediyordu. Serdar'ın arabasına yöneldiler. Yağmurdan sırılsıklam olmuş bedenlerini deri döşemelerin üzerine bir külçe gibi bıraktı ikisi de. Hiç konuşmadan 45 dakika yol gittiler. Eve vardıklarında, Serdar Narin'in çantasından anahtarı çıkarıp, çocukluğunun geçtiği evin kapısını açtı. Ve en son 3 yıl önce babasının da vefatıyla derin bir sessizliğe gömülen, üzerinde hiç bir değişiklik yapılmayan, klasik döşemeli eve girdiler. Serdar kombinin derecesini yükseltip montunu peteğin önündeki sandalyeye astı ve kendisi de peteğe yaslanır şekilde yere oturdu. Narin üstünü değiştirip geldiğinde Serdar'ın ne kadar ıslandığını fark etti. -Sana verebileceğim bir şeyler bakayım, böyle ıslak oturma. -Hiç gerek yok, ben ısındım bile. Lütfen otur. Seninle konuşmam gereken önemli konular var. -Seni dinliyorum. -Ablan ve eşi bundan üç yıl önce Türkiye'ye dönüş yapmış. Ama dönüşlerini sır gibi saklamışlar. Muhtemelen korktukları bir şey ya da birileri vardı. Ama şimdilik önceliğimiz biraz daha karmaşık. Çünkü ablanın şimdilerde 5 yaşında olan bir oğlu varmış. Narin şaşkınlık, üzüntü, merak gibi bir çok duyguyu aynı anda yaşıyor ve pür dikkat Serdar'ı dinliyordu. -Yurda döndükten üç ay sonra eşi Gökhan'ın cansız bedeni Sarıyer ormanında bulunmuş. O sırada ben bu davadan habersizdim. Dosya kayıtlara mafya hesaplaşması olarak geçmiş. Gökhan, ülkeden gitmeden önce burada büyük işlere kalkışmış. Kaçar gibi gitmelerinin sebebi de sanırım kalkıştığı bu tehlikeli iş. Narin beynini esir alan mengenenin acısıyla aniden kalkıp evin içinde dolaşmaya başladı. -Ahhh abla, kimlere bulaştın sen? Şirin hukuk fakültesini bitirdikten sonra stajını yapmaya başlamış ve stajdan sonra çalıştığı şirket sebebiyle de genelde mafya ile bağlantısı olan şahısların davalarını almaktaydı. Tabii ev halkının bundan pek de haberi yoktu. Gökhan'la da bir dava sebebiyle tanışmış ve aşık olmuştu. Gökhan'ın bulaştığı pislik her neyse onu da içine çekmiş ve ailesinden koparmıştı. -Ablan sizi korumak için gitmiş olabilir Narin. -Nasıl yani? -Ne Tunalı ailesinin ne de başka bağlantılarının sizden haberi yok. Ablan ve Gökhan sizin bir kaza sonucu öldüğünüzü ve Şirin'in bu hayatta tek başına kaldığını söylemişler. Ablan evlenmeden önce soyadını değiştirmiş. Biraz araştırma yaptım. Aynı soyadla Antep'li bir aile, İstanbul'a büyük kızlarının mezuniyetine gelirken Yalova yakınlarında trafik kazası geçiriyor ve hepsi ölüyor. Arabada seninle yaşıt bir genç kız da var. Yani Şirin hakkında kim yüzeysel bir araştırma yapsa bu yalana çabucak inanır. Ablan kendisini sizin için öldü gösterirken, sizi de başkalarına karşı öyle göstermiş. Ablan sizi bulaştığı her neyse ondan korumak istemiş. Narin duydukları karşısında neye uğradığını şaşırmıştı fakat bir şekilde kendini toplamayı başardı. -Üç yıl önce dedin. Demek ki o ilaçları Gökhan'ın ölümünden sonra kullanmaya başladı. Ama kanında yüksek dozda metilfenidat vardı. O ilaç doktor kontrolünde verilir. Ona nasıl erişip bu kadar yüksek dozda alabilmişti ki? -Sanırım otopsi sonucu bize beklediğimiz ip ucunu verecek. -Cinayet olabileceğini mi düşünüyorsun Serdar? -Emin değilim. ... Ertesi gün siyahın en koyu tonunu seçip giydi diğer siyahların arasından. Genelde siyahtan başka renk tercih etmezdi. Renk diye kabul ettikleri de siyaha yakın koyu tonlardı zaten. Annesinin çekmecesinden siyah bir şal alıp, kapıda onu bekleyen Serdar'ın arabasına bindi. Kendi arabası hâlâ kurumun otoparkındaydı. Mezarlık yolu boyunca hiç konuşmadılar. Defin alanına geldiklerinde mezarlık görevlileri haricinde biri kadın 4 kişi vardı mezarın başında. Diğerlerine göre daha cılız olan adam sarsılarak ağlıyordu. -Ah Şirin neden gittin? Mehmet'i nasıl bıraktın? Yakıştı mı sana hiç? Serdar'a bakıp olay karşısındaki şaşkınlığını gizleyemedi. -Kim bu adam? -Hasan Tunalı. Ailenin en büyük üyesi. Çocukluğundan kalma mental rahatsızlıkları var. Zararsız biri. Yanındaki de eşi Feryal Tunalı. Narin kadının yüzündeki ifadeye takılmıştı. Korku, endişe, bilinmezlik vardı ama asla üzüntü yoktu. Üzüntüyü nerde olsa tanırdı. Ablası onu terk ettikten sonra, öldüğü güne kadar babasının gözlerinde ve aynada gördüğü yüzünde her gün tanımıştı. -Peki diğerleri? -Kısa ve orta yaşlı olan evin emektarı. Hasan'nın yakın dostu. - O? Dedi. Herkesten geride, donuk ve ruhsuz bir ifadeyle ellerini önünde birşleştirmiş, ölüye saygısını sunan adamı işaret ederken. -Uzun boylu ve asık suratlı olan en küçük kardeşleri Turan Tunalı. Ailenin bütün işlerini o yürütüyor şimdilerde. -Mehmet'i görmek istiyorum. -Narin şimdi olmaz. Herkes seni öldü biliyor. Dava bu aşamadayken ortaya çıkamazsın. -Umrumda değil. Mehmet'i o mafya bozuntularının eline bırakamam. -Peki ne sıfatla çıkacaksın karşılarına? -Olduğum gibi, teyzesi olarak. Benim kendi adıma ne kaybedecek bir şeyim ne de tutunacak kimsem kaldı Mehmet'tenn başka. Gerçek eninde sonunda ortaya çıkacak ve çıkaran ben olacağım. Serdar Narin'in ne kadar kararlı olduğunun farkına vardı. -Sakın benden habersiz adım atma! Diyebildi. Defin işlemi bitti ve Tunalı ailesi mezarlıktan ayrıldı. Narin yavaş yavaş Şirin'in mezarının başına gelip çöktü ve içinde tuttuğu gözyaşlarını serbest bıraktı. Konuşmadan sadece ağladı. Onun acısını, başında bekleyen Serdar'dan başka uzaktan izleyen biri daha vardı. Turan Tunalı... Defin esnasında ailesinin üzerinde gezinen gözleri fark etmiş ve kim olduklarını merak etmişti. Abisini ve yengesini kâhya ile konağa gönderdikten sonra bir mezar taşının arkasına geçip o gözlerin sahiplerini dikkatle inceledi. Önlerinden geçen çiftten kadın olan; "Mehmet'i bir an önce görmek istiyorum, o ablamdan bana kalan tek şey." Dedi. Duyduklarına inanamamıştı. Bu kadın Şirin'in kardeşi miydi? Kendini toparlayıp kadını tepeden tırnağa süzdü. Kızıl kahveye çalan saç rengi, yeşil ve şekilli gözleri, mimikleri Şirin'i andırmakla birlikte bambaşka bir havaya sahipti. Nerden çıkmıştı bu kadın? Bütün tekdüzelği yerle bir edebilirdi... Narin eve gelip, can kırıklarının acısıyla yığıldığı yerde uyuya kaldı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD