bc

TUTKUNUN KANUNU (+18)

book_age18+
145
FOLLOW
3.3K
READ
revenge
dark
contract marriage
family
HE
love after marriage
opposites attract
second chance
mafia
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
serious
kicking
city
mythology
office/work place
disappearance
rebirth/reborn
like
intro-logo
Blurb

"Bu evlilikte tek bir kanun var: Bedenin bana ait olacak ama kalbini asla dahil etmeyeceksin."Sıradan bir antika restoratörü olarak tanınan Melis Karaca’nın hayatı, ailesinin karanlık geçmişini ve çalınan mirasını ortaya çıkaracak tek ipucunun peşine düşmesiyle altüst olur. Gece yarısı sızdığı antika müzayedesinde hesaba katmadığı tek bir şey vardır: Şehrin en güçlü, en soğuk ve kendi kanunlarıyla hükmeden adamı Karan Sancaktar.Karan, alanına giren ve sınırlarını ihlal eden hiç kimseyi affetmez. Ancak Melis’i polise ya da düşmanlarına teslim etmek yerine, ona karşı koyamayacağı, ağır şartlarla dolu Yasak bir Sözleşme sunar.Melis, düşmanlarından korunmak ve ailesinin katillerine ulaşmak için bu acımasız adamın malikanesine adım atmak ve onun koyduğu kurallara itaat etmek zorundadır. Karan ise uysal ve çaresiz sandığı bu kadının arkasındaki dahi zekadan ve büyük sırdan habersizdir.İki gururlu ruh, aynı çatının altında tehlikeli bir güç oyununa tutuştuğunda, aralarındaki nefret yerini yakıcı bir tutkuya bırakır.Peki, aşka inanmayan bir adamın koyduğu sert kanunlar, kalbini ve arzularını ele geçiren kadın karşısında ne kadar dayanabilir?

chap-preview
Free preview
BÖLÜM 1: GÖLGELERİN MÜZAYEDESİ
İstanbul boğazına tepeden bakan, yüzyıllık geçmişe sahip tarihi köşkün etrafını sarıp sarmalayan nemli eylül havası, şehre yaklaşmakta olan keskin bir fırtınanın habercisiydi. Gökyüzü siyahın en ağır, en kasvetli tonuna bürünmüş, Boğaz’ın çalkantılı ve hırçın suları kıyıdaki kayalıkları döverken devasa maun kapıların ardında bambaşka, dış dünyadan tamamen izole bir imparatorluk hüküm sürüyordu. Yeraltı sosyetesinin, uluslararası antika simsarlarının, borsa spekülatörlerinin ve karanlık servet sahiplerinin yılda sadece bir kez bir araya geldiği gizli ve ayrıcalıklı müzayede gecesi başlamak üzereydi. Melis Karaca, koridorun loş ışığına sığınmış bir gölge gibi sessizce hareket ediyordu. Üzerindeki vücudunu ikinci bir deri gibi saran, sırt dekolteli siyah saten elbise, zarafetini ve kusursuz fiziğini tamamlayan tek detay değildi; dantel eldivenlerinin altına gizlediği mikroskobik boyutlardaki lazer büyüteç, çantasındaki frekans karıştırıcı ve parmak uçlarına sindirdiği özel kimyasal solüsyonlar, onun bu elit salondaki en tehlikeli, en donanımlı misafir olduğunun gizli bir kanıtıydı. Yıllardır kendi öz kimliğini gömmüş, sıradan ve kendi halinde bir antika restoratörü olan Melis adıyla hayatını sürdürmüştü. Çevresindeki herkes onu eski tabloları onaran, tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolmuş naif bir uzman olarak tanıyordu. Ancak bu gece burada, toplumun en tehlikeli adamlarının arasında bulunmasının sebebi profesyonel bir merak ya da maddi bir arzu değildi. Onu ayakta tutan tek bir duygu vardı: İntikam. Ailesinin tam beş yıl önce trajik bir gecede yok edilmesine, Karaca İmparatorluğu'nun bir çırpıda borsa oyunları ve cinayetlerle tarihten silinip gitmesine sebep olan o meşum gecenin tek somut, canlı kanıtı bu salonda sergilenecekti: 17. Yüzyıla ait, İtalyan bir ressamın fırçasından çıkmış mühürlü bir tablo. O tablonun tuvallerinin arasına gizlenmiş mikroskobik şifreler ve boya katmanlarının altındaki özel mühür, ailesinin kanını elinde taşıyanların isimlerini barındırıyordu. Melis, hayatını, özgürlüğünü ve geleceğini riske atarak bu korunan kaleye sızmış, o tabloyu yakından incelemek ve hakkı olanı geri almak için her şeyi göze almıştı. "Saygıdeğer konuklar," dedi sahnedeki müzayede yöneticisinin pürüzsüz, soğuk ve otoriter sesi. "Şimdi gecenin en nadide, en çok merak edilen ve üzerine efsaneler üretilen gizemli parçasına geçiyoruz. Eski Karaca Koleksiyonu'ndan geriye kalan, yangından mucizevi bir şekilde kurtarılan son ve en değerli eser..." Melis’in kalbi göğüs kafesini yırtacak bir şiddetle çarpmaya başladı. Avuç içleri terledi, şakaklarında belirgin bir sızı hissetti. Siyah dantel maskesinin arkasındaki koyu kahve gözleri, sahnenin tam ortasındaki kadife örtüyle kaplanmış devasa çerçeveye kilitlenmişti. Örtü, iki görevli tarafından yavaşça ve törensel bir havayla kaldırıldığında, salondaki ağır havanın yerini birden yükselen hayranlık dolu fısıltılar aldı. Tablo tam karşısındaydı. Ahşap çerçevenin üzerindeki soluk oymalar, boyanın altındaki o gizli mühür... Ailesinin tüm geçmişi, çocukluğu ve trajedisi tam karşısında duruyordu. Melis derin ve titrek bir nefes alarak kalabalığın arkasına doğru hafifçe süzüldü. Müzayede teklifleri milyon dolarlık astronomik rakamlara ulaşırken, onun hedefi bu parayı ödemek değil, tablonun müzayede satışı biter bitmez götürüleceği özel muhafaza odasına ulaşmaktı. Köşkün koridorlarındaki güvenlik kameralarının kör noktalarını, devriye gezen korumaların değişim saatlerini haftalar öncesinden milim milim ezberlemişti. Yavaş ve kendinden emin adımlarla ana salondan ayrıldı, köşkün alt katına giden kavisli, mermer merdivenlere yöneldi. Havada pahalı puro dumanlarının, yıllanmış viskilerin, ağır parfümlerin ve en çok da ölümcül bir tehlikenin kokusu vardı. Merdivenlerin sonundaki güvenlik görevlisinin devriye turuna çıkmasını karanlık bir sütunun arkasında bekledikten sonra, dijital kilitli ve şifreli ağır çelik kapının önüne ulaştı. Çantasından çıkardığı küçük frekans bozucu ve kod kırıcı cihazı anahtar paneline yaklaştırdı. Birkaç saniyelik gerilimli bir sessizlik yaşandı; cihazın üzerindeki kırmızı ışık yanıp sönerken Melis’in alnında bir ter damlası birikti. Sonunda panel hafif bir klik sesiyle yeşile döndü ve ağır çelik kapı hafif bir tıslamayla aralandı. İçerisi bir mahzen kadar soğuk ve sterildi. Melis hızla içeri süzüldü ve kapıyı arkasından dışarıdan fark edilmeyecek şekilde hafifçe kapattı. Tablo, müzayede tamamlanır tamamlanmaz yeni sahibine teslim edilmek üzere iklimlendirmeli, kurşun geçirmez özel bir cam muhafazanın ortasında duruyordu. "Sonunda..." diye fısıldadı Melis. Sesindeki gözle görülür titreşim, beş yıllık yalnızlığın, acının ve birikmiş nefretin bir yansımasıydı. Eldivenlerini düzelterek cebinden çıkardığı mor ötesi ışık yayan lazer fenerini çalıştırdı. Tablonun sağ alt köşesindeki ahşap oyuğa ışığı odakladı. Fırça darbelerinin altındaki o gizli sembolü, ailesinin soyadı mührünü arıyordu. Tam merceğini tabloya yaklaştırdığı, ahşaptaki detayları çözmeye başladığı sırada, ensesinde hissettiği buz gibi bir hava akımıyla irkildi. Odanın havası aniden ağırlaştı, ortamdaki oksijen bir anda çekilmiş gibi yoğun bir basınca dönüştü. Sessizlik, karanlığın içinden gelen, son derece otoriter, alaycı ve buz gibi bir erkek sesiyle bıçak gibi kesildi: "Bana ait olan bir şeye bu kadar yakından bakmak için benden izin alman gerektiğini bilmiyor musun, küçük hırsız?" Melis’in sırtından aşağı buz gibi bir ürperti süzüldü. Tüm kasları kasıldı. Yavaş ve temkinli adımlarla arkasını döndü. Odanın karanlık köşesindeki derin gölgelerin içinden uzun boylu, geniş omuzlu, adeta bir heykeli andıran siluet adım adım ışığa doğru ilerledi. Karan Sancaktar. Şehrin en karanlık güçlerini parmağında oynatan, borsa dünyasını altüst eden, hukukun bittiği yerde kendi acımasız kanunlarını uygulayan Sancaktar Holding'in kudretli yönetim kurulu başkanı. Karan, kusursuz kesim siyah İtalyan takım elbisesinin içinde adeta avını köşeye sıkıştırmış bir yırtıcı gibi duruyordu. Keskin çene hattı, kömür karası sert gözleri ve yüzündeki o tekinsiz, mağrur ifade Melis’in nefesini kesti. Karan, elindeki kehribar tespihi yavaşça parmaklarının arasında çevirerek Melis’e doğru birkaç adım daha attı. Her adımı odadaki mermer zeminde yankılanıyor, aralarındaki gerilimi ikiye katlıyordu. "Karakteristik ve cesur bir duruş," dedi Karan, gözlerini Melis’in üzerinde yavaşça gezdirerek. Ses tonu alçak ama tüm odayı tek başına domine edecek kadar güçlü ve kalındı. "Buranın milyon dolarlık güvenlik ağını aşabilecek kadar zeki, ama benim mülküme ve alanıma sızamayacak kadar tecrübesizsin." Melis çenesini dikleştirdi. İçinde bocalayan korkuyu dantel maskesinin arkasına gizlemeye çalışarak adama dik dik baktı. "Bu tablo size ait değil. Bu eser çalıntı bir mirasın, kanlı bir geçmişin parçası." Karan hafifçe gülümsedi. Ancak bu gülüşte en ufak bir sıcaklık ya da merhamet yoktu; aksine karanlık bir tehlike saçıyordu. Melis’e aralarındaki mesafeyi tamamen kapatana kadar yaklaştı. Aralarında sadece birkaç santimlik tehlikeli bir mesafe kaldığında, Melis adamın pahalı odunsu parfümünün, sigara dumanının ve üzerindeki o ezici gücün kokusunu buram buram hissetti. "Bu salonda, bu şehirde ve benim görüş alanımda olan her şey bana aittir," dedi Karan. Eğilip Melis’in kulağına doğru tehlikeli bir yakınlıkla fısıldadı. "Ve sen, benim çizgimi ihlal ettin." Karan’ın eli aniden hareket etti. Melis ne olduğunu anlayamadan, adamın uzun ve güçlü parmakları Melis’in yüzündeki dantel maskeyi tek bir hamlede çekip aldı. Melis’in pürüzsüz cildi, iddialı koyu renk gözleri, hafifçe aralanmış dolgun dudakları loş ışığın altında tamamen ortaya çıktı. Karan’ın kömür karası gözlerinde çakan o anlık şimşek, Melis’in dikkatinden kaçmadı. Adamın bakışları derinleşti, yüzündeki alaycı ifade yerini tehlikeli bir merak ve sahiplenici bir arzuya bıraktı. Karan, hayatında ilk kez kontrol edemediği bir çekimle karşı karşıyaydı. "Çok güzel bir hırsız," diye mırıldandı Karan, elindeki dantel maskeyi sıkıca kavrayıp cebine atarken. "Ama kuralları çiğnedin. Ve benim dünyamda kural ihlalinin bedeli son derece ağır ödenir." Melis geri adım atmaya çalıştı ancak sırtı soğuk cam muhafazaya çarptı. Kapana kısılmıştı. Karan, devasa cüssesiyle bir elini Melis’in başının yanından cam muhafazaya dayayarak onu tamamen kendi gölgesinin, kendi alanının altına aldı. "Beni polise teslim edebilirsiniz," dedi Melis, sesinin titrememesine büyük bir özen göstererek. "Ama o tablonun gerçekte ne anlam taşıdığını, arkasındaki sırrı asla öğrenemezsiniz." Karan’ın dudaklarında karanlık bir tebessüm daha belirdi. "Polis mi? Ben kendi adaletimi, kendi kanunlarımı kendim uygularım, küçük hanım. Ve seni polise vermeyeceğim. Çünkü bu gece buradan yalnız başına çıktığın an, dışarıdaki adamlar seni diri diri yer." Melis kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun? Kimden bahsediyorsun?" "Bu müzayedeyi düzenleyenlerin, tablonun peşine düşecek bir Karaca varisini beklediklerini anlamadın mı?" dedi Karan. Diğer elinin parmak boğumuyla Melis’in çenesine hafifçe dokundu. Dokunuşu sert, otoriter ama tuhaf bir şekilde yakıcı bir tutku doluydu. "Seni bu odadan çıktığın an ortadan kaldıracaklardı. Ama şanslısın... Ben bu gece seninle farklı bir oyun oynamak istiyorum." Melis adamın temasından kaçmak için başını geriye çekmeye çalıştı ancak Karan çenesini hafifçe sıkarak doğrudan gözlerinin içine bakmasını sağladı. İki gururlu ruhun bakışları loş odada çarpıştı. "Şimdi sana reddedemeyeceğin tek bir seçenek sunuyorum," dedi Karan. Sesi odadaki buz gibi havayı yakıp geçecek kadar sıcaktı. "Ya bu odadan tek başına çıkar ve dışarıdaki kurşunlara hedef olursun... Ya da benimle gelir, benim malikanemde benim kanunlarıma teslim olursun." Melis’in kalbi düzensizce, göğsünü sıkıştırarak çarpmaya başladı. Karan Sancaktar’ın gözlerindeki o karanlık tutku, tehlike ve otorite, normalde kaçması gereken tek şeydi. Ancak ailesinin katillerine ulaşmak, bu tablonun sırrını çözmek için bu adama ve onun arkasındaki devasa güce ihtiyacı olduğunu da çok iyi biliyordu. "Senin kanunun ne?" diye sordu Melis, gözlerinin içine baka baka, meydan okuyan sert bir fısıltıyla. Karan, Melis’in dudaklarına birkaç milim kalacak kadar yaklaştı. Soluğu Melis’in tenini yakıp geçerken alçak ve karşı konulmaz bir sesle mırıldandı: "Benim çatımın altında kaldığın sürece, her şeyinle bana ait olacaksın." Melis’in zihninde fırtınalar kopuyordu. Bu adamın gözlerindeki karanlık, sadece bir tehlike işareti değil, aynı zamanda kurtuluşunun tek anahtarıydı. Karan Sancaktar, yeraltı dünyasının ve iş hayatının zirvesinde tek başına duran bir devdi. Onu karşısına almak ölüm demekti; ancak onun yanına sığınmak, kendi intikam planını yürütmek için kusursuz bir siper oluşturabilirdi. "Bana ait olmak derken neyi kastediyorsun?" dedi Melis, geri adım atmayarak. Sesi bu kez daha pürüzsüz, daha cesurdu. "Ben kimsenin malı ya da oyuncağı olmam. Bir anlaşma yapacaksak şartlar eşit olmalı." Karan hafifçe güldü. Bu gülüş, Melis’in cesaretine duyduğu gizli bir hayranlığın dışa vurumuydu. Elini Melis’in çenesinden yavaşça kaydırarak boynunun hassas kıvrımına doğru indirdi. Parmak uçlarının dokunduğu her yer Melis’in teninde elektriklenme yaratıyordu. "Benim dünyamda eşitlik yoktur Melis," dedi Karan, kadının adını ilk kez telaffuz ederek. Melis adını nereden bildiğini sorgulayamadan Karan devam etti: "Burada sadece kurallar ve o kurallara uyanlar vardır. Benim malikaneme gireceksin. Dışarıya karşı benim müstakbel nişanlım rolünü oynayacaksın. Böylece seni korumam altına aldığımı herkes görecek ve kimse sana dokunmaya cesaret edemeyecek." "Karşılığında benden ne isteyeceksin?" Melis’in nefesleri sıklaşmıştı. Adamın yakınlığı, üzerindeki yoğun baskı vücut kimyasını altüst ediyordu. "İtaat," dedi Karan, gözlerini Melis’in dudaklarına dikerek. "Benden hiçbir şey gizlemeyeceksin. Nereye gittiğini, ne yaptığını, ne düşündüğünü bileceğim. Ve en önemlisi... Benim yatağımda, benim kurallarımla yaşayacaksın. Bedenin bana ait olacak ama kalbini bu oyuna dahil etmeyeceksin." Melis’in yüzüne sıcak bir kan dalgası yayıldı. Karan’ın açık ve küstah teklifi aralarındaki havayı bir anda tutkuyla kavurdu. "Bu bir evlilik ya da koruma anlaşması değil, bu bir kölelik teklifi!" "Bu senin tek yaşama şansın," dedi Karan, tutuşunu sıkılaştırarak. "Dışarıda seni bekleyen tetikçiler benim kadar sabırlı olmayacak. Ya şimdi elini elime koyup benimle gelirsin ya da bu kapıdan çıktığın an hikayen biter." Odanın dışından hafif ayak sesleri ve telsiz cızırtıları gelmeye başladı. Güvenlik ekipleri ve dışarıdaki tehlike odanın kapısına doğru yaklaşıyordu. Zaman tükeniyordu. Melis gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı. Ailesinin yüzleri, yok edilen çocukluğu, intikam yemini gözünün önünden geçti. Bu acımasız adama teslim olmak, şeytanla bir anlaşma yapmaktı. Ama bazen melekleri kurtarmak için şeytanın elini tutmak gerekirdi. Gözlerini açtığında karşısında sabırsızlıkla cevabını bekleyen Karan’a baktı. "Kabul ediyorum," dedi Melis, sesi buz gibi bir kararlılıkla çınladı. "Ama bir şartımla. Tablo benimle birlikte gelecek." Karan’ın yüzünde muzaffer ve son derece tehlikeli bir tebessüm belirdi. Caddeye bakan gizli çıkış kapısına doğru Melis’i belinden tutarak kendine doğru çekti. Aralarındaki fiziksel temas artık kaçınılmazdı. "Anlaşma sağlandı, küçük hırsız," dedi Karan, kulağına doğru eğilerek. "Şimdi Tutkunun Kanunlarına hoş geldin."

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

SENİ DUYMADAN SEVDİM

read
45.6K
bc

GÖLGEDEKİ PATRON

read
7.1K
bc

SAKLI

read
1K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
108.2K
bc

SUSKUN GELİN

read
149.8K
bc

Naz'lı Sevgilim (Türkçe)

read
4.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
599.8K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook