Ah Kağan. Kağan'ım. İçimde bin bir renk çiçeği açtıran, üstüne rengarenk kelebekleri konduran, benim serseri yârim. O gün bana öyle güzel gelmişti ki bütün kötü düşüncelerimi yerle bir etmişti. O karanlık odunlukta, o kömür karası tozların içinde her zerreme ışık gibi yayılmıştı. Gecesinde sancılanmıştım. Acaba karısı ile buluştu mu, barıştı mı, konuştu mu diye kendi kendimi yiyip bitirirken, sabahın kör vaktinde gelmiş olmasıyla bana dünyaları vermişti. Onun olduğunu anlar anlamaz otuz iki diş sırıtarak yüzümü döndüğüm gibi boynuna kollarımı dolamıştım. Sanki ezelden de benimmiş, hiç kimsenin olmamış gibi uzandığım boynundan hasretle öpmüştüm. Benden böyle tepki beklemiyordu Kağan. Ona öyle içten yaklaşınca belime kollarını doladığı gibi “özlenmişiz sanki” diye sevinçle karşılık ver

