GürTürk timi diğer bordolarla beraber eğitim alanına gelmişlerdi. Efruz kimseyle muhatap olmuyor sadece kendi timiyle konuşuyordu. Gerekmedikçe ağzını bıçak açmıyordu. Yeni ortamlara girmeyi pek sevmezdi. Özelliklede gerim gerim gerinen insanların olduğu ortamlar ona göre değildi. Ve şuan karşısında duran 2 kadın ve 8 adam onu geriyordu. O dağda terörist avlarken bile daha rahattı.!
Kimseyle konuşmadan atış poligonunda boş olan yere geçip silahını aldı. Kimseyle konuşmaya gerek yoktu. GürTürk onu zaten anlardı.
Silahını kendine göre ayarladıktan sonra karşısında duran sabit hedefe ateş etmeye başladı. Baş, boyun, göğüs. Silahın şarjörünü tamamen boşalttığında, kenarı bırakıp hedefi yaklaştırdı. Sadece üç nokta vardı.
"Bütün silahı boşalttın ama sadece 3 noktaya denk getirmişsin." Arkasından gelen sesle derince nefes aldı.
"Tanışıyor muyuz.?" Karşısında ki kadın diğer askerlerden biriydi fakat kim olduğunu bilmiyordu. Bilmeyede gerek yoktu fakat madem laf atmıştı cevapsız bırakacak değildi.
"Üsteğmen Meltem Şafak." Bacakları omuz hizasında açık, omuzları dik ve kaşları alayla kalkıktı. Şuanda kendini oldukça havalı hissediyor olmalıydı.
"Hayır ya da evet demeniz yeterliydi Meltem hanım. Tanışmak istememiştim." Karşısında ki kadının rengi mora doğru yol alırken yumruk atmamak için kendini oldukça zor tutuyordu. Onun ne haddineydi sorgulamak.
"Hep böylemisinizdir Efruz Hanım.?"
"Nasıl.?!"
"Küstah.!"
"Siz hep böylemisinizdir Meltem hanım.?!"
"Nasıl Efruz Hanım."
Efruz bir adımda yanına yaklaşıp sırıttı. Bu kadına kafa atıp burnunu falan kırsa sanırım uzaklaştırma alırdı. O yüzden bunu yapmayacaktı. Bu kadın hiçbir şey için değmezdi.
"İtici, kendini beğenmiş, ortamda dikkat çekmek için her şeyi yapabilecek kadar kalitesiz ve bilip bilmeden konuşacak kadar da cahil. Orada 3 noktanın olmasının sebebi Meltem Hanım bütün kurşunların aynı delikten geçmesi. Daha önce böyle bir başarıya imza atamadığınız için anlamamanız çok normal.!"
Meltem Şafak daha önce yemediği ayarla dumur olmuş ve küçük bir çocuk gibi ayağını yere vurmamak için kendini zor tutuyordu. Bu karşısında ki kadın her şekilde kendinden üstündü ve bunu asla çekemiyordu.
Ne demiştik. Kıskançlık kötü bir şeydir. Meltem Şafak kendi sonunu getirecekti.
GürTürk timi bu çekişmeyi keyifle izlerken, diğer tim ,arkadaşlarının ezilmesine sinirlenmişti. Hepsi Efruz'un haklı olduğunu bildiği içinde sesini çıkaramıyordu. Çıkarsalar aynı duruma, belkide daha kötü hale geceklerdi. En azından onlar bunu tahmin edecek kadar akıllıydı.
"Beni aşağılamaya çalışmak yerine kendinizi, mesleğinize yakışır bir şekilde yukarıya çekmeye çalışın Meltem Hanım. Bana bulaşmayın.!"
Yanlarından ayrılıp poligondan çıktı. Dağda daha mutluydu. Kesinlikle daha mutluydu hemde. Karışan yoktu. İşini hallediyor ve mağarasına geri dönüyordu. Ama şimdi çok fazla insan görüyordu.
Spor aletlerinin olduğu salona geldiğinde üstünde ki kamuflajı çıkarıp sadece sporcu atletiyle kaldı. Barfiks çubuğuna tutunup sporunu yapmaya başladı.
Arkasında birinin olduğunun farkındaydı fakat tepki verme gereği duymadan sporuna devam ediyordu.
"Kaç oldu asker.!" Kartal'ın güldüğünğ belli eden sesiyle oda gülümsedi.
"Daha başlamadım bile komutanım."
Kartal aldığı cevapla kocaman gülüp, oda diğer çubuğa asıldı. Bu kadın çok iyi bir askerdi. Yorulmak bilmiyordu.
"Yarın izinliyiz. Albay'dan izin geldi. Ailen buradaydı değil mi.?"
Efruz kafasıyla onaylayıp hafifçe gülümsedi. Ailesini ilk kez bu kadar sık görmüş olacaktı.
"Buradalar. Yarın benimle gelmek ister misiniz.? Annemin sizinle tanışmak istediğine eminim."
Kartal beklemediği teklifle bir kaç saniye duraklamıştı. Efruz'un onları ailesiyle tanıştıracak kadar değerli gördüğünü bilmiyordu. Daha doğrusu tahmin etmiyordu. Nede olsa kısa zamandır bir ekiptiler fakat Efruz kendinden beklenmicek bir teklif yapmıştı.
"Olur. Bize uyar."
Beraber barfiks çekerken diğerlerinin gelmesiyle ikisi birden yere atlamışlardı. Malesef GürTürk'ün yanında diğerleride vardı.
"Kendi aramızda eşleşelim diyoruz."
Berat'ın dediğiyle kafasını eğip güldü Efruz. Bu fikrin kimden çıktığını az çok tahmin ediyordu. Anlaşılan onunla uğraşmaya devam edecekti. Efruz için sorun değildi. Ama Meltem ufak tefek yaralar alabilirdi. Eh kendisi kaşınmıştı nede olsa.
**********
Efruz ve Meltem yeşil minderin üzerinde karşılıklı duruyorlardı. Meltem tabi ki Efruz'la eşleşmek istemişti. Düşüncelerine göre onu yenebileceğini düşünüyordu. Ah! Bu Meltem çok yanlış şeyler düşünüyordu bu son zamanlarda.
EFRUZ ŞAHSUVAR
Karşımda ki kendinden emin duruş sergilemeye çalışan kadının haline kahkahalarla gülmek istedim.
"O zaman başlayabilirsiniz." Diğer timde ki askerin sesiyle Meltem hareket geçmişti. Bir iş yapıyorsan usulüne uygun yapacaktın. Ve bu Meltem usul falan bilmiyordu.
Yumruğunu sol elimle savurup, sağ elimin parmaklarını düz hale getirip boğazına düzlemesine vurdum.Anında nefesi kesilmiş ve iki büklüm olmuştu. Saçlarından tutup kafasını kaldırdım. Yüzü kızarmış ve boğazında ki damarları şişmişti. Bir şey olmayacağını biliyordum. Fakat çok canımı sıkmıştı ve yorulduğunu bildiğim için uykuya ihtiyacı olduğunu düşünüyordum. Bazen çok düşünceli olabiliyordum. Huyum kurusun.
"İyi uykular." Lafımı bitirip, yumruğu yüzüne indirmem bir olmuştu. Kendinin kaşındığını söylemiştim. Burada ki herkeste buna şahitti. Benimle eşleşmek isteyen kendisiydi. Sonuçlarınada katlanacaktı.
************
Taksiden inip diğerlerininde inmesini bekledikten sonra bahçe kapısına ilerledi. Kısa bir zaman sonra tekrardan evindeydi. Özlemiş miydi oda bilmiyordu. Belki bencilceydi fakat o uzaklığa alışmıştı. Özlemden daha çok merak oluyordu içinde.
"Durmasanıza orada.!" Arkadakileri seslendikten sonra kapıyı açıp içeri girdi. Bu sefer bahçeden sesler gelmiyordu fakat yine birilerinin olduğu bahçede ki iki farklı arabadan belliydi. Arabaların ikiside tanıdıktı. Dayısı Behram ve Demir amcaları buradaydı. Bir kaç adımda kapıya vardıktan sonra zile basmadan time baktı. Hepsi yabancı ve dikkatli gözlerle etrafı süzüyorlardı. Meslek alışkanlığıydı bu durum. Her hangi bir tehlikeye karşı tetikte duruyorlardı. Onların bu haline gülümseyip kapıyı çaldı.
Biraz sonra kardeşi Yamaç kapıdaydı. İlk önce ne olduğunu anlayamamış daha sonra ise şaşkınlık ve özlemle ablasına sarılırken bulmuştu kendini. Daha yeni görüşmüşlerdi fakat yinede özlemişti. Ablası onun canıydı, nasıl özlemesindi ki.
"Nereden çıktın sen.?"
"Sevinmemiş gibi gözüküyorsun.!" Efruz sitemli sesiyle gülümseyip saçlarını öptü.
"Sevinmez olur muyum şaşırdım sadece canımın içi." Özlediği sesinden ve gözlerinde ki parıltılardan bile belliydi.
"Sizde hoşgeldiniz." Arkada ki yabancı adamlara kaşlarını çatarak konuşmuştu. Hepsi heybetli oldukları için epey bir dikkat çekiyorlardı.
"İçeri girelim anlatırım." Hep beraber içeri girdiklerinde Efruz ilk annesine daha sonra ise babasına sarılmış ve diğerlerinide öpmüştü.
GürTürk timi ise salon girişinde sakince duruyorlardı. Hepsi asker olmasına rağmen çok çekingen insanlardı. Nede olsa karşılarında asker ordusu vardı. Çekingen olmaları çok normaldi.
"Bahsettiğim tim arkadaşlarım. Kartal, Berat, Emre, Onur ve Salih. Bu hafta sonu buradayız bugünde izin olunca eve gelmek istedim."
Ali Bey kızının tim arkadaşlarıyla kaşlarını çatmıştı. Tamam kıskanç bir babaydı.
GürTürk timi ise karşılarında ki emekli askerle ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Selam dursalar sanırım çok tuhaf kaçardı. O yüzden hepsi diken üstündeydi. Ve Ali bey'in bakışları pek hoş değildi.
"Hoşgeldiniz çocuklar." Bunu diyen tabiki kocasına ters bakışlar atan İzmir hanımdı. Eşinin yine kıskançlık damarı tuttuğu için kuzsa bile içten içe gülüyordu.
Tim konuşmak yerine kafa sallamıştı. Ortamın bu kadar gergin olmasının sebebi Ali Gurur bey ve onun arkasında ki ters bakışlar atan Behram'dı. Biri kızını diğeri ise yeğenini kıskanıyordu.
"Baba.!" Efruz'un sinirli sesiyle kendine gelip timin önüne geçti.
"Adın neydi asker.!" Gür sesiyle hepsi hazır ola geçmiş ve Kartal kendini tanıtmaya başlamıştı.
"Yüzbaşı Kartal Soylu, Çanakkale/ Emret Komutanım."
"Babanda senin gibi gür sesliydi oğlum." Ali Gurur bey'in söylediği şeyle herkes şaşkına dönmüştü. Kimse bunu beklemiyordu.
"Babanla bir kaç görevde yer almıştım. Çok güzel adamdı ve o adam bu vatanı için kendini feda etmişti. Onunla gurur duymalısın."
"Duyuyorum komutanım.!" Kartal'ın gözledi sulanmış ve sesi boğuklaşmıştı. Konu babası olduğunda kendini tutması epey bir zorlaşırdı her zaman. Çünkü Yarbay Bilal Soylu çok şerefli bir askerdi. Ülkesi için gözünü dahi kırpmadan her şeyi yapabilirdi. Oğlunuda kendisi gibi yetiştirmişti.
*********
19 Mayıs -Pazar
Efruz yerini aldığında tüfeğini çantasından çıkarıp ek parçalarını taktı. Şuanda buradan onu kimse göremezdi. Tahmin bile edemezlerdi.
Çantasından kamuflajları çıkarıp yere serdikten sonra, tüfeğinin çatal ayaklarını takıp yere yattı. Kamuflajı üstüne örttükten sonra artık tamamen gizlendiğine emindi.
1.200 metrelik menzile sahip dürbünden Başkanın olacağı tribüne baktı. Oldukça net bir şekilde gözüküyordu. Ondan ayrılıp etrafı süzmeye başladı. Şuanlık bir sorun gözükmüyordu. Daha kimse olmasa bile her noktayı incelemek zorundaydı.
********
Gösteriler başlamıştı. Stad hınca hınç şekilde doluyken Efruz büyük dikkatle etrafı süzüyor her hangi bir ufak hareketlilikte diğerlerini uyarıyordu.
"Yine gözükmüyorsun nişancı."
Sadece time ait kulaklıktan gelen sesle gülümsedi Efruz. Burdan gözükmesi biraz imkansızdı. En azından kimse tahmin edip dev ekranın üstüne bakmazdı. Baksada siyah kamuflajın altında onu göremezlerdi.
"Kaybolmamı siz istediniz bomba." Alaylı sesiyle güldü Berat. Haklıydı. Emir o yöndeydi ve Efruz en iyi yaptığı şeyi yapmış ve hayalet gibi ortadan kaybolmuştu.
D kapısında ki hareketlilikle oraya döndü Efruz. Bir kaç adam grup halinde ayakta dikiliyor ve etrafı süzüyorlardı.
Dürbünü kendine göre ayarlayıp daha da dikkat kesildi. Görebildiği kadarıyla adamlardan birisi başkanın olduğu tribüne ilerliyordu. Üstünde ki güvenlik yeleğinden dolayı kimse onu durdurma gereği duymuyordu fakat bir terslik olduğu bariz bir şekilde belliydi. En azından Efruz görüyordu.
Adam elinde sıkıca tuttuğu kumandayı tekrardan incelemiş ve derin bir nefes çekmişti ciğerlerine. Yaptığının çok büyük günah olduğunu biliyordu. Fakat yinede yapacaktı. Hem kendi canına hemde bir sürü insanın canına kıyacaktı.
Tribüne daha çok yaklaştığında Efruz sadece GürTürk'ün kulaklığını açıp sinirle fısıldadı.
"Gelen var.!"
Konuşmasının ardından yürüyen adamın göğsüne ateş etmesi bir olmuştu. Saniyeler içinde kurşun adamın göğsünü delip geçmiş ve yere düşürmüştü. Ölümcül değildi fakat bilincini kaybetmişti.
"Berat başkanı korumaya alın, adamın üzerinde bomba var acele et."
Adamın düşmesiyle herkes birbirine girmiş ve kaçışmaya başlamışlardı. Bordolar hem insanları korumaya çalışıyor hemde başkanı güvenli alana götürmeye çalışıyorlardı.
Efruz olduğu yerde dikleşip diğer adamlara baktı. İkisi eline silah almış ve bordolardan birini hedef almıştı. Bu kişi Meltem Şafaktı. O kadından ne kadar nefret etsede bir Türk askeriydi ve onuda korumak zorundaydı. Adamın kafasına nişan aldıktan sonra bir saniye bile düşünemişti. Ve bingo. Bir taşla iki kuş.
Diğer adamla yan yana oldukları için onun kafasından çıkan kurşun diğerinin kafasına girmişti.
"Armut gibi dikilmeyin Meltem Hanım. Açık hedefsiniz. Ben sizi değil başkanı korumak için burdayım." Efruz'un alaylı sesiyle Meltem ayakta durmayı kesmiş ve gizlenmişti. Tabi bunun iş işten geçtikten sonra yapmanın ne anlamı vardı belli değildi. Berat adamın üstünde ki bombayı etkisiz hale getirip diğer askerlere teslim etmişti.
Kendi timinin olduğu kulaklığı aktif halet getirip sordu. "Başkan güvende mi.!?"
"Güvendeyiz. Sen ne durumdasın.?" Kartal'ın endişeli sesiyle gülümsedi.
"Keyif yapıyorum komutanım."
Bu durumda bile sakinliğini korumasına şaşırıyordu GürTürk timi. Suikasta kurban gideceklerdi fakat o hala espiri yapabiliyordu.
"Belli asker belli.! Çık ortaya, dönüyoruz. Bu sefer atlamak yok."
"Burdan atlarsam ölürüm komutanım."
"Neredesin Efruz.!" Kartal'ın sesinde ki endişe tohumları kulaklıktan bile belli oluyordu. Bu adam askerlerini fazla mı düşünüyordu yoksa Efruz'a özel bir durummuydu hala anlamamıştı Efruz.
Düşünmemeye çalışarak üstünde ki kamuflajı attıktan sonra dürbünün camına vuran güneş ışığını GürTürk'lerin üzerine doğrulttu. Hepsi gelen ışıkla başkanı ortalarına almış ve etrafa bakmaya başlamışlardı.
"Buradayım işte komutanım." Dürbünü biraz daha oynattıktan sonra Kartal'ın sinirli sesiyle gülüp durdu.
"İn aşağı asker.!"
"Emredersiniz komutanım." Gülüp eşyalarını toplamaya başladıktan sonra, çıktığı gibi indi.
Bu timle olan görevleri sevmişti. Ona iyi geliyorlardı.
*********
Anlamsız yerde keser ve giderim.
Umarım ağzınıza layık bir bölüm olmuştur. Beğenmeyi ve görüşlerini yorumda belirtmeyi unutmayınız efenim. İyi okumalar.