8.Bölüm

1318 Words
1 HAFTA SONRA GürTürk timi görevden Hakkari'ye geri döndüklerinde yeni gelen timle karşılaşmışlardı. Hiçbirinin onlardan haberi yoktu. Hepsinin hissettiği şaşkınlık sönmeden Albay'ın emriyle toplantı odasına girmişlerdi. GürTürk timi kendi yerlerine geçmiş karşılarında ki yeni 5 kişilik ekibe bakıyorlardı. Kartal arkadaşlarının sorun çıkaracağından korksa bile durum şuanlık stabil gidiyordu. Herhangi bir sorum yok gibiydi. Şimdilik. Efruz hariç hepsi birbirlerine iyi olmayan bakışlarla bakıyorlardı. Efruz'un ise pek umurunda değildi. "Senin neden beren yok." Efruz anlamsız şeyler çizdiği kağıttan kafasını kaldırıp, diğer timde ki esmer kadına baktı. Güzel bir kadındı. Asker olmasa manken olabilecek kadar güzeldi. Yüzünde ki gülen ifade, Efruz için iyiydi. En azından Meltem gibi art niyetli olmadığı belli oluyordu. "Çünkü bordo değilim." Yenilerin hepsi kaşlarını çatmıştı. Diğerleri hakkında bilgileri vardı fakat Efruz onlar için kapalı kutuydu. "Peki nasıl bordoların timindesin.?" Omuz silkip kağıdını buruşturdu. "Sat Komandosuyum. Çağırdılar geldim. Geldiğimde timin yeni üyesiydim." Hepsi tekrardan şaşırmıştı. Böyle bir şey daha önce olmamıştı. Bu durum tuhaflığını korusa bile Efruz emirleri sorgulamazdı. Gel demişlerdi ve gelmişti gerisi onun için önemli değildi. Yeni gelenler daha fazla soru soramadan kapı açılmış ve Albay'la Yarbay içeri girmişlerdi. Hepsi ayağa kalkıp selam vermiş ve emirle yerlerine tekrar oturmuşlardı. "Hepinizin şaşkın olduğunu biliyorum. Çelik Timi bundan sonra burada olacak. Bazı görevlerde beraber olacaksınız. Bakmayın öyle tek çıktığınız görevler devam edecek. Şimdilik bilmeniz gerekenler bunlar. Çıkabilirsini. Kaynaşmayı unutmayın.!" Albay son cümlesini GürTürk timine bakarak söylemişti. Askerlerinin ne kadar suratsız ve inatçı olduğunu biliyordu. Çelik Timi hakkında ön yargılı olmalarını istemiyordu çünkü çok iyi askerlerdi. Hepsi pırlanta gibiydi. **** Hep beraber kantine geçtiklerinde masanın etrafına doluştular. Karşılıklı oturdukladı için birinin konuşmayı başlatması gerekiyordu ve bu şanslı kişi Kartal'dı. "Tanışmaya fırsatımız olmadı. Ben tim komutanı Yüzbaşı Kartal Soylu. Bunlarda silah arkadaşlarım, Üsteğmen Berat Bozkurt, Üsteğmen Salih Çelik, Teğmen Onur Kaya, Üsteğmen Emre Kılıç ve Üsteğmen Efruz Şahsuvar. " Kartal derin nefes alıp arkasına yaslandı. Yeni gelenlerin iyi oldukları gözlerinden belliydi. Hiç biri burnu havada durmuyordu. Sadece hepsinin üzerine yeni gelmiş olmanın verdiği çekingenlik vardı. "Memnun olduk. Bende Yüzbaşı Karan Atay. Silah arkadaşlarım, Üsteğmen Asya Bayraktar, Üsteğmen Hilan Güçlü ve Üsteğmen Ömer Şahin." "Bizde memnun olduk." ***** İki tim arasında da muhabbet güzel ilerliyordu. Hepsi birbirlerini sevmişti ve şimdiye kadar anlaşamadıkları bir konu olmamıştı. GürTürk timi Çelik timine görevler hakkında ve askeriye hakkında bilgi veriyordu. Yine yabani duran Efruz'du. Konuşmaya başladıklarından beri bir iki kelime dışında ağzını bıçak açmamıştı. Çelik timi için bu durum rahatsızlık verici olsa bile GürTürk için çok doğaldı. 1 ay bile olmadan Efruz'a alışmışlardı. "Hiç konuşmuyorsun. Bizi sevmedin mi.?" Çelik timinde ki Üsteğmen Asya'nın konuşmasıyla herkes sus pus olmuştu. Sesinde ki yumuşak tını insanı rahatlatan cinstendi. İyi biriydi ve bu belliydi. "Ah hayır. Sadece pek konuşmayı sevmem. Sizinle alakalı bir durum değil." Gülümseye çalıştı fakat ne kadar başarılı olduğu tartışılırdı. Onlara alışması biraz zaman alabilirdi. Sonuçta GürTürk timine bile tamamen alışmış sayılmazdı. Hala bazı şeyler ona değişik geliyordu. "Anladım. Sorun değil." Asya'nın cevabıyla olduğu yerde kıpraştı. Kızların iyi olduğu belliydi. İlk defa ona biri soğuk yaklaşmıyordu. Genelde bu durum böyle olmuştu çünkü. Çocukluğundan beri soğuk karakteri vardı ve genelde yaklaşılan taraf olmazdı. Konuşmak isteyenlerde ona ön yargılı bakar ve arkadaşlıkları başlamadan biterdi. Askeri okulda da, askeriyede de bu durum aynıydı. Ta ki bugüne kadar. Asya ve Hilan ona ön yargıyla bakmıyorlardı. Hayat hikayesini bile bilmeden onunla arkadaş olmaya çalışıyorlardı. Bu Efruz için değişik bi durumdu. Bu zamana kadar Yamaç ve kuzenlerinden başka arkadaşı yoktu ki onlarlada fazla görüşemezlerdi. Bir kaç haftaya kadar dağlardaydı ve indiği gibide bodoslama bir time girmişti. Girdiği gibide 5 tane has arkadaşı olmuştu. Hepsine güvenebileceğini biliyordu Efruz. ******* Akşam yemeğinden sonra herkes odalarına çekilmişti. Bir kaç gün askeriyede günler oldukça sıradan geçecek gibiydi çünkü görev emri yoktu. Hepsi normal askerler gibi içtima ve eğitimler arasında mekik dokuyacaktı. Kimse paslanmak istemezdi sonuçta. Sabah olduğunda Efruz hızlıca kalkıp eğitim kıyafetlerini giydikten sonra odasından çıktı. Kartal kapısının önünde dikiliyordu. "Tam teçhizatlı eğitim. 5 dakika içinde eğitim alanında ol." Efruz kafa sallayıp hazırlanmak için yanından ayrıldı. Bütün teçhizat takımlarını ayarladıktan sonra hepsini sırtlanıp eğitim alanına gitti. GürTürk timi ve Çelik timinden Yüzbaşı Karan'da yanlarındaydı. Yanlarına gittiğinde üstlerine selam verip yerine geçti. "Yorulursan ben taşırım nişancı." BeratÇın alaylı sesiyle tek kaşını kaldırdı Efruz. Şaka yaptığını biliyordu fakat yinede sinirlenmişti. "Yetişirsen taşırsın bomba." Söylediğiyle herkes gülmüştü. Kimseye bakmadan kafasını eğitim yerde ki taşla oynamaya başladı. Bir askere göre yabani davranıyordu. Her ortama ayak uydurabilmenin bile eğitimini almıştı fakat o sadece dağda kolay adapte oluyordu. Kendini bir robot gibi ona göre ayarlamıştı. "Herkes geldiğine göre başlayabiliriz. Tam tur 2 saat." Diğerleri oflayıp puflasa bile Kartal'ın emriyle başlamışlardı. En önde şuanlık Kartal ve Karan vardı. Eğitimlerde kimin önde olduğunun bi önemi olmadığı için Efruz hızlanıp hepsini geçti. Onlar Efruz'a göre yavaş kalıyorlardı. Daha doğrusu kimse bütün gücünü harcamıyordu. Ama onun için eğitimler bile önemliydi. Kendini sonuna kadar zorlamalıydı. Sınırları olmamalıydı. 2 saatlik koşunun ardından herkes bitik bir şekilde yerde yatıyordu. Hepsi bu tempoya alışık olsalar bile yoruluyordu. Onlarda insandı yahu.! Robot değillerdi ya. "Kahvaltı vakti." Kartal'ın konuşmasıyla yorgunca kalkıp askeriyeye doğru yürümeye başladılar. Sabah ki enerjilerinden biraz bile kalmamış gözüküyordu. Hepsi kahvaltıdan sonra kendine gelirdi fakat önemli olan şuandı. Asya ve Hilan uzun zamandır bu kadar ağır eğitim yapmamışlardı. Ankara'da oldukları için böyle eğitimler fazla olmuyordu. O yüzden onların ikisi hepsinden daha yorgundu. Asya yorgun olsa bile hızlı adımlarla en önde yürüyen Efruz'un yanına ilerleyip yorgunca gülümsedi. "Sen sanki bizimle koşmamış gibisin. Enerjine hayran kaldım doğrusu." Efruz Asya'nın dediği şeyle kafa salladı. Bu koştuğu alan, onun dağda koştuğu kayalıkların yanında çocuk parkuru gibiydi. Yorulmuştu inkar etmiyordu fakat diğerleri kadar değildi. Hepsi dağda görev yapıyordu bunun bilincindeydi Efruz, fakat o dağda görev yapmamış. Dağı yuvası bellemişti. sss kadını gibi ordan oraya atlamıştı. Kimseden üstün değildi olamazdı da zaten. Sadece deneyimleri onu biraz daha güçlü yapmıştı o kadar. "Size afiyet olsun ben odama geçiyorum" Diğerleri dediklerini duymamıştı fakat yanında yürüyen Asya duymuştu. Neden gelmediğini çok merak ediyordu ama soğuk duruşundan dolayı onunla sohbet etmeye çekiniyordu. "Sen gelmiyor musun?" Efruz yorgunca kafasını olumsuz anlamda sallayıp başını kaşıdı. "Neden peki?" "Niyetliyim çünkü." Asya anında gülmeyi kesip kocaman açılmış gözleriyle olduğu yerde durdu. Efruz onu takmadan bir an önce yatağına yatmanın isteğiyle binadan içeri girmişti bile. Asya'nın arkasından gelen Hilan yere baktığı için onu görmemiş ve sırtına çarpmıştı. "Noluyor ya." Hilan'ın şaşkın sesiyle ona döndü Asya. Hala gözleri ve ağzı aynı oranda açıktı. Bu kadın çıldırmış olmalıydı. Aç ve susuz halde kaç kilometre yol koşmuştu ve gıkını çıkarmıyordu. "Niye balık gibi duruyorsun Asya." tim arkadaşı Ömer'in sorusuyla silkelenip kendine geldi. "Efruz oruçluymuş." "Ee ne var bunda." Hilan'ın umursamaz şekilde konuşmasıyla Asya ensesine vurup yüzüne baktı. Hilan'a anca dank etmişti. "Hasssiktir . Ups.! Pardon." Karan komutanına bakarak konuşmuş olsa bile o kendisine bakmıyordu. Hepsi şaşkındı. Oruç tutması kadar doğal bir şey yoktu belki ama o halde hiç ses etmeden kilometrelerce tam teçhizatlı koşması sorundu. Kimse bir şey diyemeden odalarına çekilmiş ve kahvaltıya gitmektende vazgeçmişlerdi. Tim arkadaşı açken yemek yemek onlara yakışmazdı. ******** Akşam yemeğinden sonra hep beraber bahçede oturmuş çay içiyorlardı. "Sat komandosu olmaya nasıl karar verdin." Hilan'dan gelen soruyla bardağını masaya bıraktı Efruz. "Annem, babam, dayım, dedem ve teyzem bordo bereliydi bende değişiklik olsun istedim. " GürTürk timi nedenini bildiği için kendi aralarında sohbete girmişlerdi. "Zorlanmadın mı.? Cehennem haftasının ne kadar zor olduğunu hepimiz biliyoruz." "Zorlandım fakat değiyor. Sonunda istediğimden yerde olduğumu hayal ederek çakıştım hep. Ve sonunda da gerçekten istediğim yerdeyim. Yerdeydim." Fısıltısını sadece yanında oturanlardan Karan ve Berat duyabilmişti. Berat'ın aklına ilk geldiği gün time girmek istememesi gelmişti. O yüzden nedenini biliyordu fakat Karan bilmediği için sessiz kalmıştı. Merak ediyordu aslında ama yanında oturan kadın o kadar soğuktu ki nefes almaya bile çekinecek hale geliyordu. O yüzden susma ve zamanla tanıma hakkını kullanmıştı. Uzaktan koşarak gelen Er'le hepsi yerinde dikleşti. Er nefes nefese kalmış bir şekilde Kartal'ın karşısında durup selam vermiş ve daha sonra herkesin şaşıracağı şeyleri söylemişti. "Komutanım eve gitmekte olan Albay'ın aracına suikast düzenlenmiş. Albay kaçırılmış komutanım." ******* Sizce Albay Muzaffer Yaldız kurtarılabilecek mi.? Dün bölüm atamadığım için çok üzgünüm. Bazı aksilikler nedeniyle tamamını yazamadım. O yüzden şimdiye kaldı. Umarım beğenirsiniz.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD