Albay'ın suratında ki sinirli ifade kilometrelerce uzaktan bile belli olabilirdi. Karşısında rahatça oturan askerinin yüzünde ki soğuk ama aynı zamanda zafer kazanmış gibi olan ifadesi onu çileden çıkarmaya yetmişti bile. 1 aydır bekledikleri asker şuanda tam karşılarında duruyordu. Buna sevinmeleri gereken yerde sinirleniyorlardı. Emirlere karşı gelmek zaten Efruz'a annesinden kalan naçizane bir huydu. Annesi İzmir Özkoç gibi bir kadınken Efruz'un böyle bir asker olması çok ama çok normaldi.
Efruz sakince yerinden kalkıp selam durdu.
"Sat Komandosu Üsteğmen Efruz Şahsuvar / Emret Komutanım." Verdiği selamı alan komutan rahat olmasını emretmiş ve yerine oturmuştu. Yüzü hala sinirden kızarık, alnında ki damar hala belirgindi. Ah Efruz Albay'ın damarına basmıştı resmen. Askerliği yanacak olan kişi GürTürk timinden önce Efruz olabilirdi. Sinirlendirmemesi gereken kişiyi sinirlendirmiş bide dalga geçer gibi 'bini arıyormuşsunuz' demişti. İflah olmaz biriydi Efruz. Hiç gülmeden konuşurdu. Sesinde ki soğuk tını herkesi tedirgin ederdi. Bir kişi hariç. Albay Muzaffer Yaldız. Efruz adamı sinirlendirmek için asker olmuş gibiydi. Muzaffer Yaldız İzmir Özkoç'u tanımasa bile namını duymuştu. Kızıda aynı annesi gibiydi. İnatçı ve sinir bozucu.
Diğerleride oturduktan sonra Efruz'da kendine ayrılan yere oturmuş ve komutanının gözlerinin içine bakıyordu. Yarbay karşısında ki askerine gururla ama aynı zamanda sinirle bakıyordu. Bu iki duygu aynı anda nasıl yaşanıyordu bilinmez fakat yaşanıyordu işte.
"Bilgi ver asker." Albay'ın konuşmasıyla ona döndü Efruz.
"14 ayda, 12 kamp, 4 tane mühimmat deposu ele geçirdim. Yani ele geçirmeden patlattım desem daha doğru olur komutanım. 2 ay önce ki kampı patlatmadan önce planlarını çaldım. Hepsi önünüzde ki dosyada. 19 mayısta bir saldırı planlıyorlar. Planlayanlar artık yoklar fakat tek başlarına yapmadıklarına eminim. O yüzden her ihtimale karşı tedbir almak zorundayız. Onun dışında bir şey olmadı komutanım. Siz destek yolladınız, ben eşek cennetine eşek yolladım. "
"Kızım sen manyak mısın.?! 1 ay önce ki emire neden karşı çıktın.!"
"Başladığım işi yarım bırakmamam gerektiğini siz öğrettiniz komutanım."
Omuz silkmiş ve önünde ki sudan bir yudum içmişti. Ne.? Haklıydı. O Efruz Şahsuvardı. Her zaman haklı olurdu. Şimdi olduğu gibi.
GürTürk timi ise şaşkınca karşılarında oturan kadına bakıyorlardı. Albay'la bu kadar rahat konuşması akıl kârı değildi gerçekten. Hadi ama kadının karşısında oturan Muzaffer Yaldızdı. Diğer bir deyişle Deli Asker. Evet...evet Deli Asker. Oda aynı Efruz gibi gençliğinde dağdan inmez, çatışmalarda her kurşunun önüne atlarmış.
"1 hafta izin veriyorum. Defol git gözüm görmesin seni. Geldiğinde 19 Mayıs için hazırlıklara başlarsınız. Ha.! Bu arada bu yeni timin GürTürk. Artık yalnız değilsin."
İşte şimdi olmamıştı. Efruz yıllardır yalnızdı. Sat olduktan sonra bütün görevleri tek başına halletmiş ve bu sayede yalnız kurt dosyasını tek başına üstlenmeye hazır olmuştu. 15 sene önce kapanan dosya onun başarısı yüzünden tekrar açılmış ve dağ kızı olmuştu. Neydi şimdi bu tim zırvalığı.
Ona sorulmuş muydu ki istiyor musun diye.? Hayır sorulmamıştı. İstemiyordu işte.!
"Ne timi komutanım.! Ben yalnız çalışırım."
"Başlatma yalnızlığına asker. Yeni arkadaşlarınla kaynaşmaya bak. Zira artık her gününüz beraber geçecek."
Albay'ın yüzünde ki sinsi sırıtışında ne olduğunu anlamıştı Efruz. Emirlerine karşı geldi diye sırf inadından yapıyordu. Tek başına daha iyi olduğunu bilmesine rağmen ona gıcıklık olsun diye time dahil etmişti onuda. Çıldırmasına ramak kalmıştı. Gerçekten.
"Ah komutan ah.! " sessizce tısladıktan sonra odadan çıktı. Albay kızın arkasından sırıtmış GürTürk timine dönmüştü.
"Yeni arkadaşınızı sevdiniz mi.?" Emreye bakarak söylediği şeyle Emre bir şey diyemese bile yüzünü buruşturmuştu. Buruşturduğu gibide dudağının kenarında ki yara kendini belli edercesine sızlamıştı.
Bu tim gerçekten çok iyi anlaşacaktı. Gerçekten.!
***********
Efruz kendine verilen odada, günlük kıyafetlerini giydikten sonra "yeni arkadaşlarıyla" tanışmak için odasından çıkmış, bir askerden yardım isteyerek kantine girmişti. Yeni tim arkadaşları köşede ki masanın etrafında oturmuş, koyu bir sohbet eşliğinde çay içiyorlardı. Kendinede çay alıp sorma gereği duymadan yanlarına oturdu. Ne.?! Bu tim onun yeni arkadaşlarıydı. İzin almadan da yanlarına oturabilirdi.
"Selamün aleyküm." Hepsi selam verdikten sonra, çay kaşığını masaya bırakıp bardağı eline aldı.
"Doğru düzgün tanışamadık. Ben Sat Komandosu Üsteğmen Efruz Şahsuvar."
"Ben Yüzbaşı Kartal Soylu bunlarda tim arkadaşlarım Teğmen Onur Kaya, Üsteğmen Berat Bozkurt, Üsteğmen Salih Çelik ve Üsteğmen Emre Kılıç. Memnun olduk."
"Ben pek olmadım.!" Emre'nin burun kıvırmasıyla hepsi kahkaha atmıştı. Yediği dayaktan dolayı memnun olmaması çok normaldi tabi.
"Kusura bakma, sen saldırıya geçince bende karşılık vermek zorunda kaldım." Omuz silkip çayından içti. Haklıydı. Tamam Efruz'da çok normal bir şekilde giriş yapmamıştı ama o Efruz'du. Normal değil miydi böyle hareketler.?
Emre mızmızlansada kafa sallamış ve düzgünce tanışmışlardı. GürTürk timi hala ona alışamamış olsalar bile bir kere bu kadın o time girmişti. Hepsi bu durumu kabullenmek zorundaydı. Artık bütün günleri beraber geçecek ve göreve çıktıklarında birbirlerine güveneceklerdi.
"Sat Komandosu olmaya nasıl karar verdin.?" Bütün timin merak ettiği soru Salih'ten gelmişti. Bu mesleği yapmak kolay değildi fakat Sat Komandosu olmak hiç ama hiç kolay değildi. Aldıkları eğitimler sayesinde her biri birer ölüm makinesine dönüşüyorlardı. Acıma duyguları yoktu. Ölüm korkusu yoktu.
"Annem, babam, dedem, iki teyzem ve manevi amcalarım bordo bereliyken benimde asker olmam kaçınılmazdı. Ben onlardan farklı olmak istedim ve sonuç. "
Eliyle kendini göstermiş ve ardından tebessüm etmişti. Uzun zamandır gerçekten gülmemişti. Tamam bu gülmek sayılmazdı fakat dudak kasları kendi isteği dışında, gülümsemek eylemini gerçekleştirmek için hareket etmişti sonuçta.!
"Annen ve baban devam ediyorlar mı.?" Bu sefer ki soru ise Emre'den gelmişti. Ne kadar ilk karşılaşmaları hoş olmasada buzları eritmek zorundalardı.
"Hayır, annem 29 yaşındayken bir görevde yaralanmış ve bırakmak zorunda kalmış. Babam ise emekli oldu. Göreve çağırılmadığı sürece emeklilik hayatının tadını çıkarıyor. Mesleğine devam eden bir tek ben varım. Manevi amcalarımın çocukları daha yoldalar. Bir kaç sene içinde onlarda olurlar. "
Tim anlayışla kafa sallayıp suskunlaştı. Karşılarında duran bu kadın hepsinden daha güçlüydü. Bu güçlülüğün sebebi fiziken değildi. Ruhendi. Çünkü aldığı eğitimlerin hepsini biliyorlardı. Sat'lar her zaman için daha zor eğitimlere tabi tutuluyordu. Cehennem haftasında ki son eğitimler psikolojik açıdan en zor olan eğitimlerden biriydi.
Askerler asimetrik saldırı ve psikolojik harp tabi tutuluyorlardı. Bu kadın onların hepsinden geçmiş, gizli görevlere katılmış ve üstüne kapanan dosyanın tekrar açılmasını sağlayıp Yalnız Kurtların tek üyesi olmuştu.
Hepsi onunla gurur duyuyordu. Tanımasalar bile bu önemli değildi. O kadınların hor görüldüğü bu devirde, bu yobaz insanların içinde istediği her şeyi başarmış ve kadının harika bir varlık olduğunu tekrardan göstermişti.
Kadınlar istedikleri sürece her şey olabilirlerdi. Gerektiği yerde anne, gerektiği yerde asker. Efruz annesinden bunu öğrenmişti. Dünyanın yarısını kadınlar oluşturur diğer yarısını ise kadınlar yetiştirir. Annesinin ona öğrettiği bu söz sayesinde başarmıştı her şeyi. O yüzden bu yaşına kadar kendisine olan güveni tamdı. Asla kendinden şüphe etmiyordu. O bir Türk Askeri olmuştu. Şüpheye yer yoktu.
"O zaman size iyi geceler. Yarın sabah Ankara'ya gideceğim. Bir kaç gün kalıp dönerim. Geldiğimde saldırı için bir plan oluştururuz. Uygun mudur.?"
Kartal ona onay verdiğinde yanlarından ayrılıp odasına girdi. Evine gitmek istiyordu. 2.5 yıldır ailesiyle görüşmemişti. Görüşememişti. Komando eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra Mustafa Komutanının emriyle gizli görevlere başlamıştı. O süre zarfında izinler kalkmış, telefonla görüşmeler yasaklanmıştı. Daha sonra ise dağa çıkmış ve 1 seneyi aşkın süredir inmemişti.
Annesinin mis kokusunu, babasının güvenli kollarını özlemişti. Birde kardeşi vardı. Biriciği Yamaç. Anne ve babası o 3 yaşındayken kendi istekleri üzerine, Efruz'a da danışarak evlat edinmek istemişlerdi. Efruz büyük bir istekle kabul etmiş ve haftalarca kardeşini merakla beklemişti.
Yamaş eve ilk geldiğinde daha ufacık bir bebekti. Efruz onu ilk gördüğünde resmen aşık olmuştu. Çünkü, Yamaç çok ama çok güzel bir bebekti. O günden sonra ona gözü gibi bakmış ve canı pahasına korumuştu.
Sokakta oynarken her yere düştüğünde elinden tutmuş, her dizini kanattığında üfleyerek yarasını temizlemiş daha sonra hep öpmüştü.
Efruz kardeşine aşık bir ablaydı. Yamaç onun için herkesten kıymetliydi. Sanırım en çok onu özlemişti.
Efruz Komando olduğu tarihlerde, Yamaç okumak için yurtdışına çıkmıştı. Şuanda Ankara'da annelerinin yanında olduğunu biliyordu ve bu ziyaret hepsi için büyük bir sürpriz olacaktı.
Sürpriz yapmayı severdi.
*********