Ariya, hastane yoluna girdiği an ailesi ile ilgili kötü bir durum olduğunun farkına vardı. Fakat babaannesi dururken aklına bir başkası hiç gelmemişti. Ağabeyinin yüzünden okuduğu acı dolu gergin ifadeden dolayı dönüp ne olduğunu sormaya cesaret edemedi.
Araba hastanenin önünde durduğunda toplanmış olan insanlara göz gezdirdi, kalabalık erkek gurubun dışında duran bir avuç kadına çevirdi başını , eşarbı kaymış, saçı başı dağılmış annesini görünce boğazına bir yumru oturdu. Nefes alamadı bir an bu her kimse, kesinlikle babaannem değil diye düşündü. Yaşlı bir kadın için annesi feryat figan ağlamazdı herhalde. Yutkunmaya çalışarak ağabeyine baktı ''kim?'' diye sordu fısıltıyla.
Sakin görünmeye çalışan adam, cevap vermeden arabadan indi Ariya' nın kapısını açarak elinden tuttu ''hadi in! Ne olduğunu bilmiyoruz daha'' dedi.
Ariya, onun desteğiyle arabadan indi, yüzüne bakarak tekrar sordu ''Kim?'' diye.
Derin bir nefes alan ağabeyi avucundaki elini sıkarak, ''amcam!..'' deyince gözleri karardı, dizlerinin bağı çözüldü bir anda yere yığıldı. Agit kolundan tuttuğu kızı ayakta tutarak yüzüne hafiften vurup ayıltmaya çalıştı.
İkiliyi gören Diyar, onların yanına geldi ve eğilip kendini iyice salan Ariya' yı kaldırırken ağabeyinin sorgulayan bakışlarına karşılık başını olumsuz anlamda salladı, ''buraya getirdiğimiz de zaten ölüymüş'' dedi kızarmış gözleriyle. Bu olayın baş müsebbiblerinden biri olan Burhan, o sıralarda odasının önünde toplanan kuru kalabalığı baş hareketiyle dağıtırken yanına tüm cesaretini toplayan özel kalemi Ali geldi.
Ali elindeki mendili tampon yapması için uzattı, telaşlıydı. Adam darp edilmişti ve darp eden de yabancı sayılmazdı. Bu iş uzardı muhakkak. Endişeli hali sesine de yansıdı ''kaymakam bey kötü görünüyor burnunuz bir hastaneye görünün isterseniz'' dedi.
Genç adam bir yandan gitmem diye başını sallarken bir yandan da Kalemi Ali' ye dönerek ''kimdi o şerefsiz? Tanıyor musun?'' diye sordu.
Ali, ''tanıyorum kaymakam bey!'' dedi ürpererek. Kendi başına iş açılmaması için duaya başladı daha sevdiğiyle evlenecek çoluk çocuk sahibi olacaktı.
Acıyla yüzünü buruşturan Burhan, '' kimdi bu adam? nasıl odama dalıp beni darp edebiliyor? Üstelik hiçbir şey olmamış gibi adamın gitmesine izin verdiniz. Bu kapıda ki polislerde hesabını verecek!'' deyince Ali' den bir cevap bekledi fakat herhangi bir yanıt alamayınca, ağrının da verdiği etkiyle arkasında dolanan adama sinirle, ''sana bir soru sordum Ali!'' diye gürledi.
''Agit ağaydı kaymakam bey. Ama bence hiç bulaşmayın ona. Zıtlaşmayın derim, çabuk sinirlense de adil adamdır ve hata yapmaz kolay kolay . Hatayı da affetmez '' dedi açık sözlülüğüyle.
Burhan, cevap vermedi alenen bir halt yemesen burnun kırılmazdı diyen adama. Burnundaki mendili çekip baktı. Kanı durdursa da hissettiği acı hafife alınacak gibi değildi. Seri adımlarla koridora doğru yöneldi, kendisine bakan meraklı gözleri es geçerek ardından koşturan kalemi ile otoparka doğru yürüdü.
Arabanın arka koltuğuna kurulan Burhan, sonradan aklına gelmiş gibi ''Ben devlet adamıyım! Bunu onun yanına bırakmam!'' dedi.
Ali ön koltuğa oturup şoföre, ''hastaneye gidiyoruz'' dedi ardından Burhan' a dönerek ''kaymakam bey, zaten odanıza girerken de çıkarken de emin olun kim olduğunuzu biliyordu'' diye karşılık verdi.
Öfkeyle yerinde kıpırdayan adam ''bu hakkı o kırolara sizin gibi çaresizler verdi zaten!'' dedi. Ve sonra kendi kendine ''sen de görürsün Ariya hanım! Beni tanıyamamışsın daha'' diye mırıldandı.
Hemen itiraz eden Ali ''olur mu kaymakam bey, yörede yardımseverlikleri ile bilinirler, bu yüzden de pek sevilir sayılırlar. Aşiretlerinin en önemli özelliği bağışlayıcı, birleştirici ve yapıcı olmalarıdır'' derken Burhan, öfkeyle adamın yüzünü inceliyordu. Hani neredeydi bağışlama? Canını almadı diye sevinmesi mi lazımdı?
Arabası mecburen hastane dışında duran Burhan' ın hastane önünde gördüğü mahşeri kalabalıkla gözleri fal taşı gibi açıldı. Cama doğru iyice eğildi etrafı kontrol etti. Puşili şalvarlı yüzlerce adam öbek öbek gruplaşmıştı. Yüzlerde ciddiyet hakimdi. Ali' ye dönmeden ''ne oluyor? '' diye sordu.
''Hemen öğrenirim kaymakam Bey!'' diyen Ali arabadan hızlıca inip bir iki adama bir şeyler sorup geri döndü. Arabanın camından içeri kafasını uzatarak '' Halil ağa ölmüş! Agit' in amcası yani!'' diye ayrıntılı bir açıklama yaptı.
Gördüğü kalabalıkla ürperen Burhan ''yuh! bu nasıl kalabalık? ''dedi kendi kendine sonra sesini yükselterek ''onunla karşılaşmak istemiyorum! Başka giriş varsa oradan girelim Ali'' dedi. Burhan, ilçe devlet hastanesine yan kapıdan giriş yaparken tanımadığı bir adama sarılmış ve ağlayan Ariya ile şaşkına uğradı.
Kısa bir süre sonra kendine gelen Ariya, nerede olduğunu algılamak için etrafına bakınmıştı, başında bekleyen Diyar' ı görünce tamamen ona doğru dönerek ''babam nasıl?'' diye sormuş Diyar' ın gözlerini kaçırdığını görünce de genç adamın tüm itirazlarına rağmen yattığı sedyeden kalkmıştı. Ayakkabılarının ayağında olmadığını fark etmeyen genç kız, yalın ayak nereye gittiğini bilmeden ağlaya ağlaya hastane koridorunda bir sağa bir sola koşturup durunca peşinden koşuşturan Diyar onu kolundan tutup zorla annesinin yanına doğru çekiştirdi ama Ariya adama büyük zorluk çıkarıyordu.
Burhan, uzaktan süzdüğünde bir anda çökmüş olan kızın kendisinden ötürü böyle olup olmayacağını düşünürken, Ali yanına sokularak ''babasıydı'' dedi. Burhan, umursamadığını göstermek istercesine omuz silkerek '' bana uzman bir doktor bul'' dedi.
Ama Burhan' ın görüp umursamadığı manzarayı içi yanan bir adam daha izliyordu. Bu Mem Arjen' den başkası değildi. Iki defadır Diyar' la beraber görüyordu genç kızı. Ariya için yaşadığı üzüntünün yanına, bir de nasıl bir his olduğunu bilmediği, nereden geldiğini anlamlandıramadığı kıskançlık eklendi bir anda. Gür bir ormanı andıran koyu yeşil gözlerine öfke ve kıskançlık oturdu.
Sinirle yumruk yaptığı ellerini sıkarken, sorgulamaya hakkı varmış gibi ''nasıl bir bağ var aranızda sizin? Neden bir başkası değil de bu adam?'' diye kendi kendine konuştu.
Ariya' nın '' ölmedi değil mi? Kızlarını yalnız bırakıp gitmez ki o. Ölmediğini söyle '' diye yalvaran gözlerle Diyar' a bakıp hiçbir şeyin doğru olmadığını söylemesini umduğunu görmesi Arjen ' in omuzlarının çökmesine neden oldu. Kendini çaresiz hissediyordu. Birkaç adım uzağındaydı ama yoktu. Elinden bir şey gelmiyordu ne destek olup göz yaşını silebiliyor ne de çok istediği babasını geri getirebiliyordu. Hangi ara bu kadar bağlandığını kendisi de bilmiyordu. Oysa onu rüyalarından bile kovmuş, onu sevmeyi kendisine yasaklamıştı. Yasak meyveydi dokunulması yasaktı hani? Ama yasak olan şey her zaman arzulanmaz mıydı? Ariya, artık Arjen için ince bir yürek sızısıydı! Usul usul kanayacak ve gerekli merhem asla oraya sürülmeyecekti ona göre...
Genç kız elinin tersiyle göz yaşlarını silerken Diyar' a '' Zerya biliyor mu? Geldi mi? Annem ne durumda?'' diye art arda sorularını sıraladı.
Nihayet kendine gelen genç kız Diyar' ı sevindirdi içten içe ve '' Zerya ile Berzan' ı almaya gittiler. Annene de sakinleştirici yapıldı dışarıda oturuyor. Sen iyi misin? '' diye sordu.
Ariya' nın gözleri tekrar dolarken kardeşinin dışarıdan yüklesen çığlık sesleri ile o tarafa doğru koştu ardında iki genç adamı da bırakarak. Zerya, duvar dibine çöken annesinin boynuna sarılarak ''anne yalan olduğunu söyle ne olur '' diye feryat figan ağlarken, Ariya' da onlara katıldı. Artık kimsesiz üç kadındı onlar. Uzaktan onlara bakan Arjen, annesi ile ablasının yıllar önce yaşadığı durumu yeni yeni idrak ediyordu.
Agit, dışarıya doğru adımlayan kardeşinin yanına sokularak '' nasıl oldu bir anda sapasağlam adamdı '' dedi.
''Keko, yengemin yardım isteyen çığlıyla evden çıktım nasıl oldu bende bilmiyorum. Arabaya aldım hemen ama yolda vefat etmiş.''
''Zeliha yengem bir şey demedi mi? ''
''Ondan bir şey duymadım zaten Zin yengemin sesine gittim ben.''
Öfkelenen Agit hırsla başını salladı '' ulan Zin! Kim bilir ne yumurtladın adamcağıza. Eğer öyle bir halt yediysen benden çekeceğin var'' diye anlaşılmaz bir sesle mırıldandı.
O sıra da amaçsızca koridoru dolanan Burhan, tırnağında ki cilayı yenileyen, sarışın, renkli gözlü, minyon, çıtı pıtı acil doktorunu gözüne kestirdi. Yavaş yavaş genç doktorun yanına giderek burnuna aldırmadan, kasıntı duruşuyla en az kendisi kadar burnu havada olan kıza elini uzatarak ''merhaba! Ben kaymakam Burhan Akyıldız'' dedi.
Elinde ki bakışlarını başında duran adama çeviren genç kız, '' ah! Merhaba ben de Dr. Elif pardon elimi uzatamıyorum'' dedi dudaklarını büzerek. Aniden ayağa kalktı ve ''ne oldu size burnunuzun hali ne?'' dedi yapmacık bir tavırla.
Burhan, ''ben...'' derken onun emriyle sağa sola bakınmaya başlamış olan Ali , yanında uzman doktorla içeri girdi ve '' kaymakam bey, doktor beyi tanıştırayım sizinle'' dedi.
Burhan, başıyla adama selam verdi ''Elif hanım ilgilenebilir değil mi?'' diye sordu bakışlarını ikili arasında gezdirirken.
Doktor ''siz bilirsiniz, Elif hanım da iyi bir arkadaşımızdır uzman olmasa da '' diyerek arkasını dönüp çıktı.
Burhan, '' bakabilirsiniz değil mi?'' dedi ondan da sesli onay almak için.
Doktor Elif gülümserken ''tabi ki görevimiz kaymakam bey!'' dedi cilveyle. Burhan, gülümsemeye çalışırken acıyan burnuyla ''Ah!'' diye inledi bir anda.
Elif, eline plastik eldivenleri geçirirken '' nasıl oldu?'' diye sorduğu an dışarıdan gelen gürültü ve uğultu ile yüzünü buruşturdu '' her yerde insanlar ölüyor, bunların burada toplanması bir şeyi değiştirecekmiş gibi cenaze hastaneden alınana kadar kafamızı ütülerler. Polis barikatla bile uzaklaştıramıyor bunları buradan biliyor musunuz?'' dedi bir nefeste.
''Siz de burada yenisiniz galiba. Alışmak zaman alacak '' Elif başını sallayıp, adamın burnunu temizlerken '' kırılmamış fena görünüyor ama nasıl oldu kaza falan mı?'' diye tekrar sordu.
Burhan, ''Talihsizlik diyelim. Adamın biri geldi yanıma, ihaleye fesat karıştıracakmış, illegal işler yapmak için rüşvet teklif etti şerefsiz ! Ben kanunsuz iş yapmam deyince önce tartıştık ardından boş anım da bir tane vurdu bana ama hemen cevabını aldı benden'' dedi. Elif hayretle izlerken o, her yalanını bir bir yerine oturttu. Ali, ağzı açık bir şekilde kaymakamı dinlerken ''Sen dışarıda bekle!'' emriyle kapının dışında beklemeye başladı. Cam kapıdan izlediği kalabalığın hali yürek burkan cinstendi.
'Allah sıralı ölüm versin' derler ama ecel, bu defa da sürpriz yapmış tersten çalmıştı Karahan ailesinin kapısını. Beş kardeşin en küçüğü Halil, yüreklere kor bırakarak göç etti dünyadan. Bir ay içinde ikinci defadır taziyeye ev sahipliği yapıyordu bu aile.
Ahmet ağa zorda olsa kardeşinin emanetlerini eve getirdi. Her ne kadar babalarını arkalarında bırakmak istemeseler de çok diretmenin gereği yoktu. Koca kalabalığın içinde herkes ayrı bir köşeye sinmiş ağlıyordu.
Kalabalık ve etrafa dağılmış bir aşiretleri, değer verdikleri dostları vardı hepsi cenazeye katılmak isterdi. Bu asli görevi muhtar üstlendi. Cenaze ertesi gün öğlen kaldırılacağı için merkezdeki üç büyük camii de, ilçe camii' leri ve köydeki camii de salalar okuttu.
Akşam ezanından sonra duydukları isimle yeniden ağlamaya sesli feryatlar etmeye, kürtçe ağıtlar yakmaya başladı Zeliha xanım ve ana Yazo.
Yazo xanım yumruk yaptığı elini bir bir yaşlı göğsüne indirirken '' benim sıramdı oğul benim! Senin ölümünü görmek için mi kaldım bugüne kadar? Havar! Havar! Batıl! Batıl!( battı, öldü) Bu kara günler için mi kaldım aney (annen) kurban? Keşke hasta olaydın malım mülküm sataydım bir yıl sana bakaydım! '' diye kısılan sesi tükenen nefesiyle ağıtlar yakıyordu.
Yazo xanımın bıraktığı yerden Zeliha xanım devraldı sözü '' lo te çıma wakır? Va bari xerab tu çıma lı pıştamın kır? Te baremın gıran kır! Te koma jınan lı ortelığa hişt! havar! Havar! (neden böyle yaptın? Bu kötü yükü niye sırtıma yükledin? Yükümü ağırlaştırdın! Kadınları ortalık yerde bıraktın! '' diye dizini döve döve ağladı.
Saçlarını tutam tutam yolan kız kardeşleri de ağlamaktan bitap düşmüşlerdi. Acıları tarifsizdi. Daha bir ay önce babaları ölmüştü ama bu başkaydı.
O gece aileden olan kimseye uyku yoktu. Serilen sembolik yataklar boştu. Ariya ve Zerya annelerini sağlı sollu sararak oturmuşlardı. Gelen geçen üçlüyü bir arada gördüğü zaman dizlerini döverek ''vah vah! Gepegenç üç kadın !'' diyerek başlarını sağa sola sallayıp duruyordu.
Numaradan ağlamaklı olsa da vicdan azabı çekmiyor değildi Zin, ölseydi ama anında yanımda değil, diye içinden geçiriyordu. Çocuklarını yatırmak için evine gittiğinde kocasıyla karşılaştı. Adamla konuşmadan çocukları yerlerine yatırdı. Onlarda gün boyu perişan olmuşlardı.
Agit, başıyla ona gel dedi. Genç kadın kocasının yanına geldiğinde ''ne söyledin amcama?'' diye sordu lafı evirip çevirmeden .
Korkuyla gözlerini kırpıştıran Zin, ''hiç...bir şey demedim'' dedi fısıltıyla.
''Yalan söyleme! Seni onun yanında görmüşler!'' diye gürledi genç adam.
''Doğru! Ben çamaşır seriyordum balkonda. Bir baktım avluda geziniyor sonra kafamı bir daha kaldırdım amcam yerde hemen yanına koştum. Baktım nefes alıyor bağırdım çağırdım yardım diledim, sesimi duydular da gelip götürdüler. Karısı kızı içerideyken ben yardım etmişim bana hesap mı soruyorsun şeremın (aslanım)?''
Bir anda bu kadar yalanı soğuk kanlılıkla nasıl bir araya getirdiğine kendi bile inanamadı. Ama ona inanmayan kocası, dikkatle gözlerine bakarak ''umarım doğruyu söylüyorsundur!'' dedi dişlerinin arasından.
Zin, bir elinin tersiyle diğer elinin içini dövmeye başladı bir anda, ''ah amca ah! Keşke sağ olsaydın da anlatsaydın şunlara gerçeği '' diye hayıflandı hala kendini inandıramadığına. Balkona çıkıp hava almak istedi. Kocası ''yatalım yarın erkenciyiz'' dedi çıkışına engel oldu. O saatlerde hiç bir manisi olmayan Arjen, odasından çıkarak sonbaharın hafif esintili gecesinde avluda bir başına oturan babasının yanına gidip tepesinde durdu ''baba nasılsın?'' diye sordu. Cenazeye gitmek Ariya' yı uzaktan da olsa görmek istiyordu ama bunu babasına nasıl anlatacağını bilmiyordu.
Babası onu yanına oturtarak '' ben iyiyim asıl sen nasılsın? Sabahtan beri nerelerdeydin?'' diye karşılık verdi.
Gözlerini babasından kaçırdı Arjen, yalan söylemeyi sevmezdi ama mecbur hissetti kendini. ''Arkadaşlardaydım baba.''
Oğluna anladım der gibi başını sallayan Avdılla ağa, '' diyorum ki yarın cenazeye gidelim. Bu iş de orada kapansın'' dedi.
Arjen, ''Taziyeye gitmeyecek miyiz?'' diye sordu heyecanla.
''Gitmek mi istiyorsun?''
''Yok niye gitmek isteyeyim baba? Agit ağanınkine gittik ya ben ondan demiştim.''
''Bu sefer cenazede halledelim bitsin. Git gel yapmayalım. Görünmemiz kafi.''
''Nasıl istersen baba '' deyip odasına çekilen Arjen' i de uyku tutmadı. Genç kızın bitik hali gözünün önünden gitmiyordu aynı anda Diyar' a sarılışı da... Uzamaya başlaya sonbahar gecesi güçlükle sabaha döndü onun içinde cenaze sahipleri için de.
Sabah erkenden hastane önünde toplanan kalabalık öğle saatlerinde cenazeyi hastaneden alıp mezarlığa doğru gittiklerinde birkaç arabada kadınları evden almış mezarlığa götürüyordu.
Mezarlık girişinde omuzlarda görünen tabut ve ardında bin kişiyi bulan kalabalıkla ailesi yeniden yıkıldı. Halil' in ablaları yüzlerini tırmalayıp kanatmış, annesi çökmüş '' orası benim yerimdi senin değil Halil!'' diye dizini dövüyordu.
Tabutu yere indirdiklerinde Ariya ile Zerya bir ağızdan avazları çıktığı kadar '' babamı gömmeyin. Ne olur son kez görelim! Baba!!!'' diye bağırıyorlardı. Zeliha xanım ise başını tutmuş ağlarken '' Zeliha diye seslendi yetişemedim'' diye kendi kendine söyleniyordu kısılmış sesiyle.
Ahmet ağa ile oğlu Agit, cenaze namazından sonra kabre inip Halil ağayı yerine yerleştirdiler Diyar' dan bir bir tahtaları alırken, Ariya erkekleri yara yara aralarından geçip babasına ulaştı. ''Ne olur toprak atmayın. Belki ölmemiştir! Hem burası çok dar, sevmez böyle yerleri, boğar onu. Ne olur amca yapma!'' diye yalvaran gözlerle amcasına bakarken söyledikleriyle erkekleri bile ağlattı. Avdılla Ağa, ağabeyinin ölümünü hatırlayıp ağlayanlar kervanına ufaktan katılırken Arjen, Ariya 'ya destek olamadığı için kendini yedi bitirdi olduğu yerde. Diyar, Ariya' nın kolunu tutup biraz geriye çekiştirdi ama genç kız ''baba!! Babamı göreyim son kez ne olur Diyar!'' diye yakarışlarına devam ediyordu. İmam Sabri efendi yanlarına gelerek ''böyle yapma kızım, rahmetlinin ruhuna eziyet ediyorsun. Baban hepimizin eninde sonunda gideceği yerde'' dedi.
''Ama erken çok erken.''
''Baki Allah! Anneni kardeşini de üzüyorsun böyle yaparak hadi izin ver rahmetliyi hakkıyla defnedelim!'' Ariya, itaatle başını sallarken imam , ''Allah sabır ihsan eylesin sizlere! Hak Teala Cenneti Firdevs de sizi tekrar buluştursun!'' dedi. Cenaze defnedildikten sonra ailenin erkekleri gelen başsağlığı dileklerini kabul edip tek tek tokalaştılar. Eve geldiklerinde o gün ki öğle yemeğini Zin' in babası, Halil' in amcaoğlu muhtar Fevzi verdi. Cenaze sahipleri acıyla kıvranırken yemek yapmakla uğraştırılmazlardı ve ilk üç gün her öğünü bir başka yakın akraba yada dostu verirdi. Bu fırsatı da kaçırmadı Fevzi.