8.bölüm

2511 Words
Zor geçen ilk taziye günü nihayet akşama kavuşmuştu. Yoğun kalabalık gece olup evlerine dağıldığında ev sakinleri yeniden köşelerine çekilip sessiz ağlayışlarına devam ettiler. Zin, toparlanarak ayağa kalktı Halil ağanın yatak odasına gitti. Elbise dolabına girip rahmetlinin kıyafetlerini toplamaya başladı. Zeliha xanım, durumu fark etse de sesini çıkarmadı. Eninde sonunda alınacaktı o elbiseler oradan. Ve şu an ki derdi öyle büyüktü ki Allah düşmanıma bile vermesin diyordu.  Zerya, yengesinin babasına ait olan tespihi almasını önlemek için gizlice cebine attı. Çünkü giyecekleri almak amacıyla odaya giren Zin, her yeri talan edercesine silip süpürüyordu. Askıdaki cekete uzanınca Ariya, hemen ayaklanarak  elinden çekip aldı. Zin, anlamsız bakışlarla onu süzerken cekete sıkıca sarıldı ve '' bu bende kalsın; götürme yenge!'' dedi burnunu çekerek. ''Kız ne yapacaksın bırak hayrına bağışlayalım. İhtiyaç sahipleri var o kadar. Evde kalsa neyine yarayacak?'' Genç kız, ''Zaten bir şey bırakmadın ki. Bu bizde kalsın bari !'' deyince Zin, elini tekrar uzattı  ver dercesine tam  o sırada Ariya' nın ''bunu vermem!'' diye yüksek çıkan sesiyle insanlar etraflarına toplandı. Yazo xanım, buruş buruş olan alnını daha da buruşturdu '' ne bu ses? Dağ gibi oğlum ölmüş sizin tantananızla mı uğraşacağız?'' dedi. Agit' in kız kardeşi Meryem, olayın uzamaması için Zin ' e yöneldi.  '' Ne istiyorsun kızdan zaten üzüntülü görmüyor musun?'' Zin, onu umursamadan ''Ne bağırıyorsun kız ne dedim ki sana ?'' dedi Ariya' ya dönerek. ''Bu babamın dün giydiği ceket onu sana vermem. Babam kokuyor.'' Zin, ''Babası kokuyormuş, senin baban sigaradan başka ne kokardı ki?'' diye kendi kendine mırıldanırken kaynanası kaba etinden hafifçe çimdikleyerek  '' sana mı kaldı kıyafetleri toplamak? Bırak ne istiyorlarsa yapsınlar!'' deyince hışımla arkasını dönen Zin, '' bir de bu Şam şeytanını buraya gelin ettim, bu zamana kadar babası mı durduruyormuş bu kibarcığı 'babam kokuyormuş!''' diye ağzını eğerek taklidini yaptı , mırıldanarak kendi kendine konuşurken '' Bunlar yakında kaleleri birleştirir beni yerimden de eder'' dedi tüm korkusuyla. Ama korkunun ecele faydası yoktu yaptıkları elbet bir gün karşısına çıkacaktı. Eğer iyi eğer kötü... Her şey bir kenara kendi babası da vardı ölümsüz değildi ya? Ölüm er ya da geç onlarında kapısını çalacaktı. Ve yaş kaç olursa olsun anne babaya doyulmazdı, hep ihtiyaç olurdu sesine nefesine. Ölümsüzlük söz konusu olsaydı eğer olması gereken bir baba varsa bu kesinlikle muhtar Fevzi değil, Avdılla ağaydı. Öyle anlayışlı ve sevecen bir adamdı ki oğluyla arkadaş gibiydi. Birbirlerine danışır beraber hareket eder, aynı şeyleri sever aynı şeylerden hazzetmezlerdi. Tıpkı damatları Sidar' dan etmedikleri gibi.   Avdılla ağa ile Arjen, evlerine döndüklerinde kendilerini Sidar- Senem çifti karşıladı. Senem amcasının elini öperken, erkekler de mecburen tokalaştılar. Misafirperverlik her durumda şarttı. Sidar, kıçını yere koyar koymaz yeniden ortalığı kızıştırmak için '' enişte bugün cenaze kalabalıkmış diye duydum doğru mu?'' diye sordu. Avdılla ağa konunun açılması ile gerilirken Senem, ''ettiğin laf mı Sidar? Amcam nereden bilecek?'' diye karşılık verdi. ''Belki görmüştür anlatmak ister diye söyledim.'' Arjen, araya girdi bu defa. Ama karşısındaki adam ne tatlı sözden anlar ne de zehirli dilden. Bildiğini okurdu.  '' Anlatmak isterse anlatır, gitmek istiyorsa gider, sana ne zamandan beri hesap veriyoruz?'' ''Ablanın hatırını geçtim annen için gitmemeliydiniz!'' ''Senin bizimle ne alıp veremediğin var Sidar? Agit ağanın taziyesine de gittik, niye ki sen duymadın sorun çıkmadı ablamla da annemle de . Şimdi ortalığı bulandırınca eline ne geçecek? '' Senem, lafa girdi  ve '' ay gittiğiniz ölüleri olsun Arjen. Hiç dert etmem böyle bir şeyi'' deyince kocası dahil herkes şaşkınlıkla karşıladı sözlerini. Ama o umursamadan '' Arjen' e üç kız buldum istediğiniz an gidip görebiliriz'' dedi. Sidar'ın pörtlek gözleri daha da açıldı duyduklarının şaşkınlığıyla ''kız mı arıyordun sen? '' diye sordu karısına.  Arjen sıkıntıyla yanlarından ayrılarak  son zamanlarda yaptığı gibi kendini odasına kapatmaya gitti. Avluda karşılaştığı Zozan' ın '' keko, aynı evde görüşemiyoruz seninle'' sözleriyle duraksadı. Kardeşine içten bir gülümseme ile dönerek ''biliyorsun Zozan, ekim zamanıdır. Şu işler yoluna girsin bol bol görüşürüz. Hatta tüm kış bıkarsınız benden'' dedi. ''Tamam keko özlediğim için söyledim şimdi yorgunsundur da, sen git dinlen ben sana yemek zamanı haber veririm.'' Arkasından gelen Rojin, ''Keko bilirsin, Zozan yemeği ve saatini asla atlamaz!'' diye araya girdi. Arjen gülümseyerek ona çevirdi bakışlarını sonra Zozan' a ''Ben yemek yemeyeceğim. Zozan, sen benim yerime de yiyebilirsin'' diyerek arkasını döndüğünde kardeşi sinirle topuğunu yere vuruyordu. Görmedi o halini. Odasından içeri adımını atar atmaz giyinme odasına da yaptırdığı kitaplığına giderek kendine yeni bir kitap seçti. Yarı uzanır pozisyonda oturduğu yatağında okumaya başladı.  Ama kısa bir süre sonra gözünün önünden gitmeyen Ariya yüzünden okuyamayacağını anladı. Komodinin çekmecesini açtı ve  son zamanlarda genç kız için kaleme aldığı şiirlerini  not ettiği defterini yeniden eline aldı. ''Sahi Ariya, sen bilmezdin güldüğünde gözlerinin kısıldığını elmacık kemiklerinin pembeleştiğini... Kırmızı yazman yüzünün güzelliğini insanların gözlerine yansıtırdı. Gözleri kamaştırırdı , kıskanarak bakarlardı sana. Ben görürdüm o kıskanç bakışları... Malum sonbahar, anılar canlandı yine Hatırlar mısın Ariya bir öğle vakti yağmur yağmıştı Sen bana '' bir şarkı var çok güzel yeni buldum'' demiştin, ben o zaman duymamıştım Ama pişmanım keşke duysaydım Çünkü sen o şarkının adını hiç söylemedin Gülmediğin zamanlar nadirdi, sinirlendiğinde ilk gözlerine bakardım kirpiklerin birbirine değdiğinde Gözlerin hançer ucu gibi karşısındakini delip geçerdi Korkmazdım, sadece şaşırırdım Bence sen bu dünyaya korkmak, üzülmek, ağlamak için değil, gülmek için geldin Her kahkahan da gözlerin birbirine yapışmış gibi kısılırdı, sen görmezdin sana hayranlıkla bakardım Sana tüm kötülükleri yasakladım, sana gelecek her şey bana gelsin, gözünden düşen yaş benim yaşım olsun sen sadece gül... gül tamam mı? Ariya...'' diye hayallerinde yaşattığı kadına bir şeyler karaladı.  Bir gün bunları yüzüne karşı okuyabilecek miydi? Sanmıyordu. Ama yine de engel olamıyordu yazmaya, düşünmeye, hayaliyle avunmaya. Yetmeyecekti zamanla, daha fazlasını isteyecekti. Farkındaydı. Tatlı esintilerin yerinde sert rüzgarlar yer edinmeye başlamış, ekinler bitmiş ama özlemi artarak devam etmişti.  Günler geçmiş başsağlığına gelen eş ,dost, akraba yavaş yavaş azalmıştı. Yakın aile dostları ailenin erkeklerini tıraş ettirdi, kadınlarının başındaki siyah tülbentlerin yerine beyazlarını alarak Yazo xanım ile gelini Zeliha' nın yaslarına son vermesine vesile oldular. Dolayısıyla herkes normal hayatlarına dönmeye başladı. Yazo xanım, evleri arasında çok mesafe olmasa da oğlunun emanetlerini yalnız bırakmamak için onların yanına taşındı. Zin, kocasının yaptığını unutmamıştı sadece taziyenin bitmesini beklemişti ve biter bitmez de onu cezalandırmak için çocuklarını ardında bırakıp babası muhtar Fevzi' nin evine gitti. Yer minderine kurulmuş, bir elinde sigara diğerinde tespih bulunan, orta boylu, hafif göbekli, takkeli ve aşırı tütün tüketiminden dişleri ve beyaz bıyığının orta kısmı sararmış babasının elini öptükten sonra geçip  karşısına oturdu. ''Sizinkiler nasıl kızım?'' ''İyiler baba. Yasları bitti bugün. Dağ gibi adamı unuttular bir anda.'' Muhtar hafif hafif başını salladı ve ''ölenle ölünmezmiş! Çocukları niye getirmedin?'' dedi. ''Baba ben birkaç gün burada kalacağım.  '' ''Bir şey mi oldu evdekilerle?''  ''Önemli bir şey değil de kalayım ben. Zaten birkaç güne kadar adamı tamamen unutur düğün dernek kurar bunlar. O zaman anlarlar kıymetimi.'' ''Ne demek o? Kim kimle evleniyor?'' Zin, ''Diyar ile Ariya. Tarlalar bizimkilere kalsın diye evlendirecekler. Başta ben istedim şimdi ise nasıl tahammül edeceğim bilmiyorum, onun yüzünden Agit ile tartıştık'' dedi sıkıntıyla. '' O ikisi evlenirse sen kocanla avucunu yalarsın biliyorsun değil mi?'' ''Niye baba?'' İşaret ve orta parmağı arasına sıkıştırdığı sigarasını kızına doğru sallayarak ''Sen nerede yetiştin? Hiç mi aklın yok? Onlar evlenirse malını mülkünü kocası alır seninkine kalmaz bir bok. Size kalması için ya evde kalıp kız kurusu olarak ölecekler ya da yabancıyla evlenecekler ki bir şey alamasınlar'' dedi muhtar. Eliyle ağzını kapatan Zin, '' ben boşuna mı onunla kaymakamın arasını bozdum baba?'' dedi bir anda. Ağzı şaşkınlıktan bir karış açılan  Fevzi, ''Bizim yeni kaymakam mı?'' diye sordu. ''Evet baba. Şimdi ne yapacağım? O tarlalar bizim hakkımız yıllardır gece gündüz demeden Agit çalıştı. '' ''Salak kızım o zaman bu oyunu da  başlattığın gibi sen bozacaksın! Gerisini ben hallederim.'' ''Ama yine de o mıymıntı kız kaymakamla olmasın. Mevki makam sahibi adamla olması sinirlerime dokunuyor.'' ''Sen bunu hallet gerisi bende.  Hadi şimdi bir şey olmamış gibi kendi evine dön'' diyen Fevzi kızıyla el birliği yapıp en azından bu evlilik olayını baltalamaya karar verdi. Gerisi zaten gelirdi, sonra kiminle isterse onunla evlensindi!  Fevzi, Bu başlamadan sona erdirilmeye çalışılan hikayenin de şeytan Beko' su  olmaya karar vermişti.  Kötü bir değil iki değildi ki kökünü kazı sonu gelsin. Bazen canın ciğerin bazen yedi kat el... Öğle yemeği için evine gelen Sidar, kapıya koşturan iki çocuğunun başını okşadı ''hadi dersinize geç kalmayın!'' diye uyararak okula gönderdi. Küçük ama hiçbir eksiği bulunmayan, derli toplu salonuna geçip Senem' in sofrayı kurmasını bekledi. Bir süre sonra Senem ''buyur sofra hazır'' diyerek kocasını yemeğe çağırdı. Sidar, geçip oturdu, önündeki kazan kebabı, köy tavuğu ve bulgur pilavına baktı. Seslice saldı nefesini.  ''Çok güzel görünüyor ama hiç yiyesim yok!'' Hemen endişelenen karısı  ''hayırdır hastalandın mı? Havalarda soğudu tabi'' dedi kendi sorup kendi cevaplayarak. Sıkıntıyla nefesini dışarı salan Sidar, iyice merak uyandırıyordu. ''Öyle bir şey değil. Arjen için bulduğun kızlara baktınız mı siz?'' ''Yok daha gitmedik, nereden aklına geldi bu?'' Elindeki kaşığı bırakan adam  ''ne zamandır aklımda, diyorum ki niye uzaklarda arıyorsun ki bizim Betül' ü niye hiç düşünmedin?''dedi.  ''Olur mu ki? Hiç aklıma gelmedi, anlaşırlar mı sence?'' ''Bak kardeşimdir diye demiyorum çok uyumlu bir kızdır. Benden iyi tanıyorsun ğezalamın ( ceylanım).'' Kocasının tek kelimesiyle mest olan Senem ''valla haklısın en iyisi Betül! Ben bunu bir Arjen' le konuşayım'' dedi. Karısından aldığı sözle neşesi yerine gelen Sidar, bu malı mülkü yavaş yavaş kendi hanesine çekmenin peşindeydi. Birazı Senem' den birazı Arjen' den ömrünce çalışmasa sefa içinde yaşardı artık. ''Hadi Serhat' ı bana ver bakalım sende hazırlan çocuklar okuldan dönmeden seni bırakırım, konuşursun sonra alırım seni '' dedi ve oğlunu kucağına aldı, çocuğuyla oynarken karısı ayakları kıçına vura vura hazırlanmaya gitmişti bile. Henüz bihaberdi kocasının hinlik dolu heybesinin ağzını yeni yeni açmaya başladığından.  Çok sürmeden annesinin evinde aldı soluğu.  Öpüşüp koklaştılar oturup karşılıklı kahve içtiler pek keyifliydi. Kapıda görünen kardeşiyle bir de heyecan sardı. Kolay mıydı, koskoca Eroğlu ailesine kız bulmuştu. Hem de kendi kanından. Kardeşi içeri geçti, yanında sessizce oynayan çocuğu kucağına alarak oynamaya başladı. Senem, kardeşine döndürdü bedenini.  '' Bugün bayağı geciktin az daha gelmesen gidecektik.'' Karnının üstünde hoplattığı çocuğu durdurarak ablasına çevirdi başını  genç adam '' hayırdır benimle bir işin mi var?'' diye sordu merakla. Senem, '' Özledim kardeşimi... '' kafasını salonun kapısından çıkararak ''Ayşe! Ayşe! Arjen ağana bir kahve yap getir'' diye seslendi mutfaktaki kadına. Emine xanım da kızını şaşkınlıkla izledi .  ''Senem sende bir haller var. Sabahtan beri kımıl kımılsın, Arjen' i görünce de gözlerin ışıldadı.'' Arjen, daha da meraklanarak oturduğu yerde duruşunu dikleştirdi ''öyle mi ?'' dedi. ''Ay gözünüzden de bir şey kaçmıyor sizin. Dur kızlar dersten dönmeden anlatayım da olursa sürpriz olsun onlara da.'' ''Hadi kızım çatlatma meraktan. Anlatacaksan anlat.'' ''Anne kardeşime bir kız buldum su gibi...'' dedi tepki ölçmek için ikili arasında göz gezdirdi ve '' Betül!'' diye devam etti. Emine xanım ''hangi Betül?'' derken Arjen, burnundan soluyordu kızın kim olduğu önemli değildi o an. ''Kız anne kaç Betül tanıyorsun? İbrahim dayının kızı görümcem Betül!'' Arjen, hemen ayaklanarak dışarı çıktı. Arkasından seslenen Senem, ''Nereye gidiyorsun, sana diyorum!'' dese de  genç adam umursamadan Arami' ye atlayıp şiddetli esintili günde kendini boş arazilere vurdu yine. Bu defa inşaat temeli gibi yükselen kaderine bir kat daha tuğla örüldüğünden habersiz.  Zin, babasını dinleyerek bir şey olmamış gibi evine geldi. Çantasını mantosunu odaya bırakıp evin balkonuna çıktı.  Kendi evinin avlusunda oturan Ariya' yı görünce hemen toparlanarak planını uygulamaya geçti. Yirmi gün içinde iyice süzülmüş olan Ariya' ın, soğuğa rağmen içi yanıyordu. Kendini şalıyla sarmalayıp gelen Zin' e karşı siyah ince bluzu ve siyah pantolonu ile avluda oturmuş, bir anda alt üst olan hayatına ağlıyordu sessizce. Yengesini görünce göz yaşlarını silerek ayağa kalktı ve ''hoş geldin yenge annemler içeride'' dedi. Zin yenge, ''Ben seni gördüm de geldim canım. İyi misin?'' diye sordu ama Ariya soruya karşılık başını salladı hafifçe. Genç kızın elini tutup avludaki bordo renk minderli sedire doğru çekiştirdi Zin, ''kız ellerin buz kesmiş! Hastalanacaksın bu gidişle '' diyerek sırtındaki şalı da onun omuzlarına attı. ''Sağ ol yenge, iyiyim ben.'' ''Ee Diyar ile konuştun mu? Evlilik işini ne yaptınız?'' ''Hiç sırası değil yenge. Halimiz ortada.'' Tam zamanıydı konuşmanın. Zin, ''He ya gitti dağ gibi amcam! Hem de bir kuru inat uğruna!'' diyerek dizini dövdü numaradan. Ariya şaşkınlıkla yengesine baktı ve '' ne inadı yenge?'' diye sordu. Hemen eliyle ağzını kapattı Zin.  ''Söylemeyecektim. Agit duyarsa beni öldürür!'' ''Ne oldu yenge lütfen söyle.'' Zin, ''Bak söylerim ama benden duymadın. Kocamla, ailemle aram kötü olsun istemem...'' dedi Ariya başıyla onay verince devam etti '' amcan seni oğluna istedi, biliyorsun! Ama baban seni vermek istemedi. Amcan diretti ve kimsesizsiniz ver kızını da bir güvencen olsun bu hayatta dedi. Baban durumu kabullenemedi ve kızımı vermem size dedi evine döndü avlunun ortasında yığıldı kaldı adamcağız. Şimdi söyleyemiyorum amcan çok ağır konuştu çok!'' Gözyaşlarına aldırmadan ayaklanan Ariya, yengesinin kıs kıs gülüşünü göremeden  amcasının evine doğru gitti. Kapıda birden fazla erkek ayakkabısı olduğunu görünce alnını ovuşturdu ''önce babamla konuşayım seninle sonra hesaplaşırız!'' diyerek ayağındaki terliklerle kendini önce evin sonra köyün dışarı attı. Babasının kabrine gidip elini toprakta gezdirerek ağladı '' ölmeyi hak etmedin sen. Ben ölseydim keşke senin yerine. Evlenirdim de onunla yeter ki yaşasaydın. Ya da hiç evlenmezdim dizinin dibinden ayrılmazdım. Giderdik buradan yıllardır yaşadığımız gibi yine yaşamaya devam ederdik. Neden döndük ki? Bir avuç toprak için mi? Madem  sen benim için bu duruma düştün, annemi dul bizi yetim bıraktın bende bunu amcama ödetirim, yedirmem ona malını mülkünü!'' diyerek ayaklandı arkasını tekrar dönerek ''hiç merak etme! Ailemizin güvencesi artık benim'' dedi. Ariya eve dönmek istemedi, rüzgara karşı yürüyerek bir yükseltide bulunan irili ufaklı taşların üstüne doğru tırmanmak için uğraştı. Oraya tırmanırken çarptığı ayağının acısını umursamadan en yükseğe çıkıp oturdu. Uzanıp giden uçsuz bucaksız tarlalarını izledi. Amcasıyla yapacağı konuşmasını kafasında tartıp biçerken dizlerini karnına doğru çekerek ellerini önünde birleştirdi. Soğuğun ve yorgunluğun verdiği etkiyle yavaş yavaş gözleri kapandı. O sırada oralarda dolanan Arjen, genç kızın oraya tırmanışını manasız bulsa da hayranlıkla seyre daldı. Bir süre ne yaptığını uzaktan uzağa izledi. Yakup kahya ve diğer adamları da ikisini birden göz hapsine almışlardı. Kendi kendine konuşan kahya '' akşam oldu neredeyse hava çok soğudu. Ne bekliyorsun adam burada?'' derken Arjen' in seri adımlar ile yanlarından uzaklaştığını görünce  şaşkınlıkla arkasından bakakaldı. Ne olmuştu ki bir anda? Arjen, Ariya' nın yanına vardığında hafifçe öksürdü genç kız tepki vermeyince de inceden dürttü omzundan. Eğilip genç kızın dizlerindeki başını yukarı kaldırdı yüzünün terden sırılsıklam olduğunu görünce elinin tersini kızın alnına değdirdi. Ateşi vardı. Telaşla, genç kızı tek hamlede kucağına alıp aşağıya doğru yavaş hareketlerle indi. İncitmek istemiyordu. Kendisin doğru getirilen arabanın önünde dikilen adama baktı.  ''Arabanın kapısını aç.'' ''Ama ağam bu kız...'' Arjen ''Sana kapıyı aç dedim!'' dedi yüksek çıkan sesiyle.   Yakup, ''Avdılla ağa duyarsa hiç hoşuna gitmeyecek'' diye konuştu  kapıyı açarken. Genç adam, ''Sen yaptıklarımı mı sorguluyorsun? Ağa sen misin ben mi?'' dedi ve genç kızı arabanın arka koltuğuna  yerleştirdikten sonra kahyaya dönüp '' Arami' yi eve götür! Şu adamlara da bir araba gönder kimse de peşimden gelmeyecek!'' diye buyurdu. İstekleri harfiyen uygulandı.  Hastaneye vardığında Ariya' yı tekrar kucağına alıp acil kapısından giriş yaptı. Genç kızı bir sedyeye uzatarak  üstünü düzelttiği sırada ayağının kanamış olduğunu gördü. içi acıdı elinde olmadan yüksek çıkan sesiyle ''Doktor bakmayacak mı buraya?'' dedi. Elif doktor yine nöbetteydi ve bezmişti bu insanların tavırlarından, ''ne bu ses ya? Herkesin hastası var!'' dedi odasında çayını yudumlarken. Ariya' nın başında duran hemşire '' ben ateşini düşüreyim doktor hanım gelir şimdi '' dese de Arjen' in, doktor odasının kapısını sinirle açması kapının duvara çarpmasına sebep olmuştu bile...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD