Ariya, kapıya dönünce gördüğü Agit ağabeyiyle kısa süreli bir şok geçirdi. Ne yapacağını bilmeyen bir tavırla boş boş bakarken eli ayağı titremeye başladı.
Burhan' ın, karşısında gördüğü heybetli , kendisinden çok uzun boylu duran, yakışıklı, esmer genç adama bakarak ''sen kimsin? Nasıl böyle girersin odama'' diyen sesi oda da yankılandı.
Agit, Ariya' nın kolundan tutup, arkasına çekerken Burhan' ın masasına doğru yaklaşıp yumruğunu masaya indirdi.
''Ben Ariya' nın ağabeyiyim! Sen kimsin lan?''
Alaylı gözlerle ikiliye süzmeye başladı Burhan.
''Ben Ariya' nın bir ağabeyi olduğunu bilmiyordum! Aklınızca bana oyun mu oynuyorsunuz siz?''
Agit, Ariya ' ya dönerek '' bu hımbıl puştla mı kaçacaktın lan?'' diye sordu. Fakat genç kız hala anlamsızca onları izliyordu. Onun yerine yaşadığı anın bıkkınlığını gösteren Burhan konuşmaya başladı. Bu Allah' ın unuttuğu yerde kesinlikle bir kumpasa kurban gideceğini düşünüyordu.
''Ne kaçması ya ? Defolun çıkın buradan !'' koltuğuna oturarak ''bir ağabeyi eksikti! Hepsi manyak! Geldiğim güne lanet olsun!''
Burhan, Agit' in onun burnuna geçirdiği sert yumruk ile üstünde oturduğu koltukla beraber gidip arkasındaki duvara çarptı. Ariya düştüğü boşlukta bir ara Burhan' ın uğultulu gelen acı dolu inleme sesi ile kendine geldi. Gözlerini kapatıp adamın içler acısı haline başını salladı olumsuzca. Değer miydi tüm bunlara? Ama hakketmişti diye düşündü.
Agit, işaret parmağını Burhan' a doğru sallayarak ''ulan puşt, sen daha manyaklık görmedin ! Bir daha Ariya' nın adını anarken besmele çek! Ama senin yerinde kim olsa aklından geçirmez o ismi!'' dedi sert ve katiyen aksini kabul etmeyen bir tonla. Ardını dönerken Ariya' nın elinden tutarak arkasında sürükledi.
O sıralar da canının derdinde olan Burhan, adamın gittiğini görünce '' devlet dairesinde devlet memuruna şiddet uygulayıp, tehdit edip elini kolunu sallayarak çıkamazsın !!'' dedi burnunu tutarken.
Arkasına bakmayan Agit, boştaki kolunu kaldırarak parmağını salladı ve '' anasını bile bellerim! '' diye karşılık verdi.
Ariya, son kez arkasını dönüp bir yılı aşkın süredir onu kandıran adamın haline baktı. Burhan, burnunu tutmuş fışkıran kanı durdurmaya çalışıyordu. İçi acımıştı genç kızın, peki neden? Onu sebepsiz bırakan adama mı yoksa kendi haline mi? O, Burhan'ı bulmamıştı ki her an karşısına çıkan adam onunla arkadaş sonra sevgili olmak için ısrar etmişti. O taraklarda hiç bezi olmamıştı ki kendisinin. Burhan, ilk erkek arkadaşıydı ve sonunda keşke hiç olmasaydı dedirtmişti. Onunla ilgili gülümseyerek hatırlayacağı tek bir anı dahi olmayacaktı. Ağabeyinin çekiştirmesi ile ardına takılıp odadan çıkarken kapı önündeki kalabalığın konuşmaları birer uğultuya dönmüştü artık.
Ariya, sevgili sandığı adamla ilgili defteri sonsuza dek tozlu raflara kaldırırken Arjen, hayatına yeni bir sayfa açmaya çalışıyor gibi görünüyordu.
Öğlene doğru odasında hazırlandı, aynanın karşısına geçip ideal uzunluktaki koyu kumral saçlarına şekil vermeye koyuldu. Sırtına gözleriyle muhteşem bir uyum sağlayan koyu yeşil spor ceketini geçirip yakasını düzeltti. ''Beni beğenmemek kimsenin haddi değil! Madem kılık kıyafetle beğenecek, beğensin. Bakalım ben onu beğenecek miyim? '' diye kendi kendine konuşurken aynadan kendisine son bir bakış attı. Gerçekten çok yakışıklıydı ve şık giyimiyle de çıtayı biraz daha yükseltmişti. Dışarıdan adının seslenilmesi ile avluda bekleyen ailesinin yanına uzanan merdivenleri ağır ağır inmeye başladı.
Ablası Senem, annesine döndü. Kardeşinin onu bekletmesi sinirlerini bozmuştu. Ufak ufak mızmızlanarak da bunu dile getirmekten kaçınmadı.
''Ha gri şalvar giymiş, ha lacivert ne fark eder bir de kalkmış değiştiriyor. Ayaklarımız koptu burada dikilip onu beklemekten.''
Emine xanım başını sağa sola sallarken derin bir of çekti. Kızını çağırarak hata mı etmişti acaba?, düşünmeden edemedi. Kızına çevirdi bakışlarını ''uğraşma Senem kardeşinle, ne giyerse giysin yakışır ağa oğluma '' dedi kızının alaya dönen bakışları arasında.
Senem, ''Anne ağa değil de marabayı andırıyor senin oğlun...'' dedi annesinin öfkelenmeye başladığını görünce hemen geri adım attı ''tamam tamam toz da kondurmuyor oğluna !'' diye ağzının içinde geveledi bir şeyler.
Nihayet yanlarına ulaşan Arjen, avlunun ortasında tartışan ailesini süzdü göz ucuyla '' birileri yine günahımı alıyor galiba '' deyip şaşkın bakışları üzerinde toplamayı başardı.
Emine xanım gülümseyerek başıyla kızına onu işaret etti ve ''oğlum kim senin günahını alabilir?Hadi Avdılla ağa, biz hazırız çok bekletmeyelim insanları '' dedi. Az ötelerindeki sedir de oturan kocasının ayaklanması ile dördü ve adamları iki arabaya doluşup yola çıktılar. Tozlu toprakları yolları aşa aşa kaç gündür gelmeye niyet ettikleri eve vardılar nihayet.
Arabadan indiklerinde Yakup kahya eline aldığı iki tepsi baklavayı bagajdan çıkarınca Senem '' tatlısını mı yiyeceğiz? Siz kızı görmeye geleceğiz demiştiniz '' dedi şaşkınlıkla.
Arjen, gözlerini devirip ablasına bakarken babası, ''eli boş gelmek yakışır mı bize kızım?'' diye cevap verdi. Senem anladım manasında başını sallarken ev sahipleri misafirlerini karşılamak için kapıya yığılmıştı bile.
İçeri geçtiler. Kadınlar ve erkekler farklı odalara oturtulduktan sonra gelin adayı, İnci, kaynana ve görümcesine selam verdi. Senem kum saatini andıran vücutlu, sarışın renkli gözü kızı görünce '' Bu kızı nerede saklamışlar böyle? '' diye mırıldanıp ağzı açık bir şekilde kızı incelemeye koyuldu.
Genç kız kendinden memnun bir ifadeyle kahveyi yapmak için mutfağa geçtiği sıra da kahyanın karısı Ayşe, yanına gelerek ''şu Senem var ya o çok yaman ona dikkat et'' dedi.
İnci, fincanların yanına bıraktığı lokumlardan birini ağzına atarak ''abla sen merak etme. Ayağımı yer edim gör bak neler edim!'' deyip güldü. Ayşe de gülümseyerek karşılık verdi ona.
Kahve fincanları ile dolu tepsi, bir erkeğin elinde erkeklerin bulunduğu odadan içeri gelince Avdılla ağa '' münasip görürseniz kızla bizim oğlanda birbirini görsün. Sonuçta zaman değişti gençler de görüşmek ister'' deyince İnci' nin babası '' tabi ağam münasiptir. Arjen oğlum diğer tarafa geçip kahvesini içsin'' diye karşılık verdi.
Arjen, kendisine yol gösterilmesiyle, soğuk kanlılığını koruyarak , diğer odaya gitti ve ablasının işmar etmesiyle onun yanına geçerek oturdu. Damat adayının içeri geldiği haberi mutfağa gidince İnci, salına salına kahve tepsisini içeri getirdi. Ve içeri girer girmez Arjen' nin gözlerine dikti gözlerini.
Arjen, ona böyle dik dik bakan kızın yüzünü şaşkınlıkla incelerken ablasının, '' çok güzel kız! Bir de aklını, ahlakını ölçelim '' deyip göz kırpmasıyla ona döndürdü bakışlarını. Elini krem yün halıda gezdirdiğini gördü. Önlerinde durup tepsiyi uzatan kıza teşekkür ederek kahvelerini aldılar.
Emine xanım, fırsat kaçırmadı ''kızım geç iki dakika otur yüzünü görelim'' dedi.
İnci gülümseyerek başını salladı ve tam Arjen' in karşısına geçip oturduğu sırada Senem, '' aa! Kahvemi değiştirir misin? '' dedi. İnci, hızla ayaklanıp kadına yaklaşarak ne oldu der gibi bakış attı. Senem, fincanı işaret etti ve '' kahvemden kıl çıktı!'' dedi.
İnci, başını aniden yukarı kaldırdı, '' kahveden kıl mı çıkarmış? Senin şaşı gözün yanlış görmüştür ''dedi bir anlık sinirle fakat olayın asıl nedenini bilen annesi fincanı alması için işaret etti, susturdu.
Az önce halıdan aldığı kılı fincanın kenarına bırakan Senem '' al, inanmıyorsan kendin bak!'' deyince Arjen, gülmemek için dudaklarını sıkıca bastırıp başını önüne eğdi, annesi ise ablasına susması için en kötü bakışlarını atıp durdu. Fincanı alan İnci, mutfağa geçerken ''yelloz! Beni tongaya düşürdü!'' dedi arkasında biten Senem'i görmeden.
Senem, başını olumsuzca sallarken ''ben olmasam ocaklarını başlarına yıkacak bizimkiler'' dedi kendi kendine. Odaya dönüp Arjen' e kaşlarını kaldırarak olumsuz anlamda başını sallayınca, kendisine bahane bulma işi kalmadığı için mutlu mesut bir şekilde kızla konuşmadan babasının yanına döndü genç adam. O mutluydu da başına örülen çorabın ilk ilmeği atılan Ariya için durum oldukça vahim olacağa benziyordu bir süre.
Zin yengesi, kocasının kendisine yaptığını, dediğini, hazmedememişti. Evinin balkonundan izlediği amcasının avlusunda oturup kahve içtiğini gördü. Fesatlık yolundaki seri adımları Halil ağanın konağına getirdi onu ''Amca!'' dedi endişeli sesi ile.
Duyduğu tını ile bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı Halil ağa ama neydi? Hemen yerinde doğruldu, sakin kalmaya çalıştı ve '' Zin, kızım gel buraya. Ne oldu?'' diye sordu.
Zin birkaç adımla adamın yanına vardı '' ne oldu diye sorma amca, küller başımıza! Yiğidim katil olacak belki de kendi ölecek!'' dedi ağlamaklı bir halle.
''Korkutma kızım ne oldu niye böyle konuşuyorsun?''
Zin, kendi dizine bir şaplak indirdi .
''Kızın evden kaçtı amca sen uyuyorsun! Namusunu temizlemek yiğidime kaldı!''
Kaşları çatıldı, alnı kırış kırış oldu Halil ağanın ''ne saçmalıyorsun sen terbiyesiz?'' dedi bağırarak.
Zin, koca gözlerini daha da açarak ''Kızın orospu olmuş sen bana mı terbiyesiz diyorsun? '' deyince Halil ağa , yüzüne okkalı bir tokat indirdi.
Başı yana düşen Zin, yüzünü tutarak '' sen bana vur amca! Ama git bak evde bildiğin kızın nerede biliyor musun? Kaymakamın koynunda '' deyince Halil ağa, ''Zeliha! Zeliha!!!'' diye karısına seslenirken sıkışan göğsünü tuttu, nefesi daraldı ama yılmadı yeniden açtı ağzını ''Zel...'' derken olduğu yere yığıldı.
Zin, gözlerinin önünde yığılan adama şoka girmiş bir vaziyette donuk gözlerle baktı. Birkaç dakika önce kahvesini içiyordu, sapasağlamdı. 'Benim söylediklerim yüzünden mi öldü?' diye dolan gözleri ile düşünürken adamın kıpırtısıyla gözlerini kırpıştırarak kendine gelmeye çalıştı. Etrafına bakındı kimseyi göremeyince dizlerinin üstüne çöktü ''Amca! Amca iyi misin?'' diye sorduğu adamın yüzünü avuçları arasına aldı, ses çıkarmadığını görünce ''havar havar! Yetişin amcama bir şeyler olmuş'' diye yeri göğü inleten bir sesle bağırdı , insanları etrafına topladı.
Zeliha xanım dışarı çıkınca, gördüğü manzarayla gözleri yuvasından fırlayacak gibi oldu. koşarak adamın yanına çöktü. Yüzünü tokatladı yavaşça, kendine getirmek istercesine ''Halil ağa! Halil, ne oldu sana? '' tepelerinde dikilen Zin' in gözlerine baktı ''ne oldu kızım?'' diye sorarken evinden koşup gelen Diyar' a çevirdi boynunu '' oğlum çabuk bir şeyler yap!'' dedi medet uman gözlerle.
'' Ne oldu burada?''
Zin bakışlarını yere sabitleyerek başını bilmiyorum dercesine sallayınca Diyar, amcasının nabzını kontrol etti, gömleğinin üst düğmelerini açtı ve '' yenge, ambulans geç gelir Tacdin' i çağırayım arabayla götürelim!'' dedi sonra arabayı almak için geldiği gibi hızla evden çıktı.
Konaktakiler ne kadar hızlı hareket ediyorsa Ariya için durum tam tersiydi. Benzer olan şey ağlıyor olmalarıydı. Ariya , burnunu çeke çeke Agit' in peşinden ağır ağsak yürüyerek ilerliyordu. Yüz hatları iyice gerilen Agit, arkasında yürüyen kıza omzunun üstünden bir bakış attı ''ağlamayı kes!'' dedi emir veren sert bir tonla.
Genç kız başını hızlıca öne arkaya sallayarak elinin tersiyle göz yaşlarını sildi. Arabayı park ettikleri yere ulaştıklarında Agit, onun konuşmasına fırsat vermeden '' benimle gel! Seninkini sonra aldırırız'' dedi.
Ariya, sessizce talimata uydu. Yüksek model beyaz arabanın ön tarafına oturdu. Dudağını kemiriyordu içten içe. Rezalet çıkmasın diye şu ana kadar sesini çıkarmayan adam kesinlikle canına okuyacaktı. Elbet vardı bir cezası bu gizli saklı işin ama onunda bir cevabı olacaktı. Dinlenir, dinlenmez o ayrı meseleydi. Arabadaki yerini alan Agit, sesli bir şekilde nefesini salarak ona döndü. Yumuşatmaya çalıştığı sert sesi ile '' Nereden tanıyorsun bu iti?'' diye sordu.
Bakışlarını yere çevirdi genç kız. Şu an yaşayıp yaşattıklarından ötürü utanıyordu. Attığı taş ürküttüğü kurbağaya değseydi bari.
'' Aynı fakültede idik, üst sınıftandı.''
''Sevgilin miydi?'' diye sorulunca bir an duraksayan Ariya, belli belirsiz salladı başını.
''Ne dedi sana? Niye bas bas bağırıyordun?''
Derin bir nefes alan genç kız, ne olacaksa olsun artık diyerek '' ben evleneceğimizi sanıyordum ama o beni kandırmış. Evlenmek istemiyormuş ! Bizi beğenmiyormuş aşağılamaya kalkıştı haddini bildireyim dedim sen geldin.''
Öfkeyle soluyan Agit, '' Nasıl kandırdı? Beğenmiyorsa niye burada çalışıyor? Niye sevgilin oldu?'' Tepki vermedi Ariya, zira kendi de henüz anlamamıştı. '' Aranızda bir şey geçti mi?'' diye sorulunca hızlıca başını sağa sola sallayarak ''hayır!'' dedi.
Güven veren bir ses tonuyla konuşmaya başladı Agit.
'' Korkma aramızda kalacak. Bir şey yaptıysa bedelini ödetirim o dümbüğe!''
Ariya, ''Hayır ağabey! Yemin ederim olmadı bir şey. Ailemin adını lekeleyecek bir şey yapmadım yapmam hem o benim için gelmemiştir. Niye geldiğini bilmiyorum '' dedi ağlamaklı bir ses tonuyla.
''Tamam sana güveniyorum. Bir daha o iti görmeyeceksin, görüşmeyeceksin! Yoluna çıkarsa dönüp bakmayacaksın. ''
'' Görüşmem de konuşmam da bir daha söz veriyorum. Ayrıca bana inandığın için teşekkür ederim keke (ağabey) Agit ve özür dilerim seni de buraya kadar peşimden sürükledim için.''
''Duymamış olayım ben senin ağabeyinim bana anlatman lazımdı önce, bundan sonra gizli iş çevirmek yok. Şimdi ağabey sözü dinle ve bu olayı ne amcam ne de Diyar duysun!'' kaşlarını kaldırarak '' Sen bu adamı unuttuğuna göre (!) Diyar olayını düşün bize bizden başkası yaramaz sen de gördün değil mi?''
Başını ağır ağır sallayan Ariya, ''Babam ne derse onu yapacağım keko!'' dedi yeni hayatını çizecek kalemi babasının eline vermeyi çaresizce kabullenerek.
Agit, memnuniyetle başını salladı , ''Nerede olduğumuzu soran olursa ağabeyimle dolaşmaya çıktık...'' derken çalan telefon yüzünden konuşması bölündü.
Diyar' ın aradığı telefonu açınca duydukları ile yeni yeni düzelmiş olan yüz hatları tekrar gerildi. Başını diğer tarafa çevirerek ''tamam o da yanımda geliyoruz'' dedi. Ariya' nın sorgulayan bakışlarını görmezden gelmeye çalışarak '' bir yere uğramamız lazım'' diye mırıldandı.
Korku sardı tüm vücudunu genç kızın. Zangır zangır titremeye başladı.
''Beni mi sordular sana?''
''Hayır hayır korkma ama şimdi gitmemiz lazım!''
Ariya ile birleşmeleri için inşaata bir kat daha tuğla örüldüğünden habersiz ailesi ile görücü geldikleri evden ayrılan Arjen' in annesi sinirli gözlerle oğluyla kızını süzdü. O anlar da Senem' i boğabilirdi. Beraberinde getirdiğine bin pişmandı. Ablasına yaptığı kaş göz işareti ile benimle dön diyen Arjen' in bakışlarını yakaladı. ''Burada kardeşlik damarınız kabardı değil mi?'' diyerek onlarla aynı arabaya attı kendini.
Arjen sürücü koltuğunu kahyadan devralırken ''Olur mu anne? Biz birbirimizi içten içe severiz sadece gösteremiyoruz değil mi abla?'' diye sordu onaylanması mecburmuş gibi görünen soruyu.
Onaylayan bakışlarla kafasını sallayan ablası ''tabi ki bıremın birbirimizden başka kimimiz var? '' annesine dönerek ''gönlümüz temiz anne bizim ki hep dilde '' dedi.
''Gül gibi kızı delirttin iki dakika da evliliğe mani oldun ! Bu nasıl kardeş sevgisi?''
''Anne kızın ahlakı yoksa benim ne suçum var?'' deyince tartışma çıkacağını, kalplerin kırılacağını hisseden Arjen araya girerek ''Evde konuşursunuz. Nasip değilmiş '' dedi.
Hiçbir şeyden haberi olmayan Avdılla ağa şaşkınca konuşulanları dinledi ve yine anlamadı.
''Ne oldu içeride oğlum?''
Arjen, ''Baba ablamın bilinmeyen meziyetlerini öğrendim'' dedi muzip bir ifadeyle.
Ablası arabanın ön koltuğuna tutunup kalçasını öne kaydırdı.
''Amca şu kahyanın karısına bir ayar vermeniz lazım. Olur olmadık yerlere götürmesin sizi.''
Arjen, ablasına dikiz aynasından bakarken minnetle teşekkür etti gözleriyle. Avdılla ağa sabırsızlıkla ''nesi vardı kızın biriniz anlatın artık!'' dedi.
Emine xanımın sinirli bakışları altında konuşmaya başlayan Arjen, ''baba öyle bir kızdı ki seni ağalıktan annemi xanımlıktan indirebilir bir cinlikteydi!, desem açıklayıcı olur mu? Ha unutmadan dili de ablamınkinden daha sivriydi.''
'Avdılla ağa, 'Oo! Tamam tamam eksik kalsın Emine başka yerdedir belki kısmeti. Bu yaşta evimizden oğlumuzdan olmayalım!'' dediğinde Emine xanım yine küsmüş bir şekilde kollarını kavuşturmuş arabanın arka camından dışarıyı seyrediyordu.
''Aşk olsun size ben sizi savunayım sizin beni konumlandırdığınız yere bakın!'' diye sitem etti Senem.
''Olur mu hiç kızım sen başkasın. Hep söylerim içinde kötülük yok bir kere, bak dayınlar senden ne kadar da razı. Tek şikayetini duymadık'' diyen Avdılla ağa ile biraz da olsa bozulan havası düzelen Senem, ''durun o zaman ben de Senem isem dostumu arayıp Arjen' e kız bulacağım aha bu da anneme sözüm olsun!'' diyerek Emine xanımın kaybolan neşesini yerine getirmeye çalıştı. Başarılı da oldu.
Arjen ''Abla dur şu hezimeti atlatayım'' diyene kadar ablası, Zin' i aramıştı bile. Normal başlayan konuşmanın sonu kadının kahkahaları ile devam ederken evlerine varan aile bireyleri teker teker arabadan indiler.
Emine xanım kızını bekledi. Senem telefonu kapatıp yanlarına doğru adımladı '' bir bir ölüyorlar kıran süpürüyor sanırsın!'' dedi keyifle.
Arkasını dönen Avdılla ağa ile Arjen anlamsızca ona bakınca '' Halil kriz geçirmiş ! Ölüm döşeğindeymiş. Babamın kanı yerde kalmadı çok şükür bu günleri gösteren rabbime!'' dedi ellerini semaya açarak.
''Ne diyorsun abla?''
Senem, ''Bıremın (kardeşim), aynı benim gibi oldular arkasında iki kız bırakıp gidiyor diyorum. Tıpkı babam gibi ocağı söndü onun da. Ah Zerya vah Ariya!'' diye keyifle numaradan dizini dövdü.
Ariya ismi kulağında dönmeye başlayan Arjen , ''ölmüş mü ki abla?'' diye sordu bu defa.
''Ağlamaklıydı Zin, ölür diyor!''
''Allah herkese yardım etsin. Hadi içeri geçelim '' diyen Avdılla ağaya ayak uydurup içeri giren aile bireylerini takip etmedi, edemedi Arjen, indiği arabaya yeniden binerek hastaneye doğru yol aldı.