5.bölüm

2560 Words
Sessizce yenilen akşam yemeğinden sonra yeni odalarına çeki düzen vermek için  evlerine giden kızlar ile Halil ağa,  annesi ve karısıyla baş başa kaldı. Yazo xanım, huzursuzca yerinde kımıldayarak ''Halil oğlum de hadi ne yaptınız şu işi? Konuşamadınız mı kızla? Hayırlı işler bekletilmez'' dedi. Zeliha xanım ikili arasında göz gezdirirken ne olduğuna anlam vermeye çalışıyordu. Halil ağa, kül tablasını kendisine doğru çekerek arkasındaki kanaviçeli beyaz  yastığa iyice yaslandı ve ''daha konuşmadık ana. Zeliha sorsun onu da ben soracak değilim ya.'' ''Kim konuşacaksa konuşsun artık yeter, bu akşam halledin.'' Şaşkın gözlerle etrafını süzen Zeliha xanım, adının geçmesiyle kocasına dönerek '' ne oluyor Halil? Kime ne soracağım?'' Halil ağa sıkıntıyla sigarasından bir nefes daha çekerken annesi, '' Ariya' yı Diyar' la baş göz edelim diyoruz. Sen de usulen kıza sor da gönlü olsun dedik.'' Kocasının aksine Zeliha, sevinçle karşıladı bu durumu ve ''tamam ana bence de çok iyi olur. Tanıdığımız bildiğimiz çocuk Ariya' yı da mutlu eder'' derken Halil ağa  konuşulanları sessizce dinledi. Ağabeyinin söyledikleri ağır gelmişti, annesi ısrar etmese kızını vermezdi. Ama Ariya yine hayır derse babası ses etmeyecekti ve Ariya' yı vermeyecekti.  Öbür evde ise Zin, kaynanası Gule xanımla damda  kurutmaya çalıştıkları dolmalık patlıcan ve biberleri kontrol ederken kaynanası yağmur yağmadan toplama telaşına girdi. O sıra da Zin, başını kaldırıp karşı konağa, amcasının evindeki hareketliliğe baktı. Ariya bir sağa bir sola giderek evini yerleştiriyordu. Mahareti kıskanılacak cinstendi. Hem geleneksel hem çağdaş olan bir yönü vardı ve bunu nasıl bir arada tutmayı başarıyordu kimse anlamıyordu. Zerya hiç ona benzemiyordu, o ablasının aksine tam çağdaş şehir kızıydı. Zin kaynanasının kolunu çekiştirerek '' anne baksana şuna!'' dedi çenesiyle Ariya' yı işaret etti. Gelinine anlamsız bir ifadeyle bakan Gule xanım, başını çevirip Ariya' ya baktı sonra  ''nesi var?'' diye sordu. ''Gösteriş yapıyor anne, bir baksana .'' ''kime ?'' ''Kime olacak anne , bize! Diyar' a isteme sözü ortaya atıldı ya, bak bak neler yapıyor has...'' '' Bak Zin! kızcağız, ne güzel yağmur yağmadan evini topluyor senin gibi boş boş konuşmuyor. Kimi kime isteriz, istemeyiz sana mı soracağız?'' Zin' in kaynanasının dedikleri ile öfkeden burun delikleri büyüdü. Tarlalar için onu Diyar' a istemek ne kadar mantıklı ise kendisinden daha yakın akraba olan bu kızı eve sokup kendine rakip etmek o kadar akıl karı değildi. ''Ben de Zin isem hepinizin gözünde bu gösteriş kumkumasını alaşağı etmezsem!'' dedi içinden meydan okurcasına. Zeliha xanım, kayınpederinin evinden çıktı koştura koştura kendi evine, Ariya' nın yanına geldi.  İçi içine sığmıyordu kadının, artık evden bir damadı olacak kocasına bir dayanak çıkacaktı aklınca. Avlu kapısında  ''Ariya! Ariya! '' diye heyecanlı, yüksek sesle seslenerek kızının dikkatini üstüne çekti. Nefes nefese kaldığını gören Ariya, korkuyla ''Ne oldu anne, kötü bir şey yok değil mi?'' ''Yok kızım hayır... hayırlı bir iş! '' Ariya, şaşkın şaşkın annesine baktı, bu kadar koşturmasını, nefesinin tıkanmasını gerektirecek ne olabilirdi?  ''Nasıl bir iş anne ?'' Avluda ki eski, bordo renk minderli sediri göstererek '' gel oturalım da öyle konuşalım.'' ''Tamam geçelim. Su ister misin?'' diye soran kızının elini tutarak sedire doğru çekiştirdi ve ''Ariya sana bir talip var!'' dedi bir çırpıda. Ariya önce şaşırdı, ardından içine bilinmeyen bir huzur yerleşti bu talip Burhan olabilir miydi ? Neden olmasın diye içinden geçirdi. birbirinden bağımsız olayları kafasında birleştirip gülümserken annesinin ''amcanlar Diyar 'a istiyorlar seni'' demesiyle aniden gülüşü soldu. Annesi onu dürterek ''ee ne diyorsun?'' diye sordu. Başını olumsuzca sallayan Ariya ''Hayır!'' dedi kesin bir dille. ''Kız öyle kestirip atma. Okumuş, ahlaklı,  tanıdığımız bildiğimiz çocuk seni korur kollar...'' Ariya omuzlarını silkerek başını olumsuz anlamda sağa sola salladı tekrar ''...kızım çocuk aslan gibi, yakışıklılığına laf yok zaten! dalyan gibi boyu var kaşlar gözler doğuştan sürmeli. Bir efendi bir kibar. Kime anlatıyorum görmüyor musun sen?'' Annesi doğru söylüyordu Diyar çok yakışıklı kara yağız bir delikanlıydı. Burhan ile kıyaslandığında ise biri yapılı, geniş omuzlara, dümdüz bir  karna  sahipken bir diğeri biraz hımbıl ve göbekli idi. Biri uzun boylu iken bir diğeri Ariya hafif topuklu ayakkabı giyse beş santim ondan uzun dururdu. Ama Diyar otoriter ve sert iken Burhan tam bir beyefendiydi . Aklındaki düşünceleri bir bir kovarken 'kıyasa gerek yok Burhan' a aşığım ' diye içinden geçirdi. Hem o da Ariya' yı seviyordu değil mi? Buğulanan gözleri ile ''ben onunla evlenmek istemiyorum anne babama söyle '' dedi. ''Biraz düşün kızım ondan iyisini bulamazsın.'' Dolan gözleri bir bir akıtırken yaşları, yükselen sesiyle ''Ben onunla evlenmek istemiyorum! '' dedi bu defa. ''Kiminle evlenmek istiyorsun Ariya?'' Annesinin sorusuyla afallayan Ariya ''kimse... kimseyle anne'' dedi. Burhan var demeye cesaret edemedi. iyi ki de edemedi yoksa hayali ile uyutamadığı diğer adama da saf duygularına da haksızlık etmekten başka bir şey yapmamış olurdu. Uyku nedir bilmeyen Arjen, bu gece hiç gözünü kırpacağa benzemiyordu odasının kapısından avluyu izlerken derin derin soluklandı. Annesi için gitmeyi kabul etmişti etmesine de ya annesi ısrar ederse ya evlenmek zorunda kalırsa istemediği bir kızla. O zaman ne yapacaktı? Babası ağa, o ise ağa oğluydu evet' i evet hayır' ı hayırdı, kimse döndüremezdi onları sözünden. Annesi babasının aklına girerse işler o zaman sarpa sarardı işte... Avdılla ağa salondan çıkarken başını kaldırıp oğlunun odasına baktı. Kapıda durup derin düşüncelerle avluyu izleyen oğlunu görünce, onun odasına giden merdivenleri teker teker tırmanarak yanına vardı. ''Nasılsın oğlum?'' diyen babasının sesi ile irkilen Arjen, gelen sese kadar onu fark edememişti. ''İyiyim baba. Sen nasılsın?'' diye karşılık verince Avdılla ağa başını salladı iyiyim dercesine. Oğluna odasını göstererek ''uykun yoksa biraz konuşalım mı baba oğul?'' ''Nasıl istersen baba '' dedi ve eliyle babasını içeri buyur etti. Geniş, ferah, gün  ışığını alan oda akşamları da başka bir güzeldi. Camdan görünen gökyüzü odanın tavanı gibi duruyordu. Biraz geleneksel motiflerle döşenmiş olsa bile gayet şık bir odaya sahipti Arjen. Babasına oturması için yerdeki minderi işaret edip oturturken kendisi de tam karşısına geçip oturdu. Babası sehpanın üstündeki mangala' ya (oyun) bakarak ''tek başına oynamak sıkıcı değil mi?'' Hafif gülümseyen Arjen, '' senin gibi rakip vardı da ben mi oynatmadım baba?'' dedi. Avdılla ağa gülerken ''ben paslandım artık'' ama seninle bir el oyuna yok demem. Bakalım ne kadar eskimişim.'' ''Aman baba deme öyle.  Sen mi eskisin? Kızlar senin benden genç durduğunu söylüyor. Hem daha yaşın kaç? '' ''Oğlum yaşa bakmıyor çökmüşüm ben.''  ''Baba senin yaşadıklarını kimse kaldıramazdı çocuk yaşta, boy boy çocukların oldu. Tüm ailenin yükü bir anda omzuna bindi. Yine şükür sen iyisin, maşallah gepegençsin! Gören kardeş sanıyor bizi.'' Laf kendiliğinden evliliğe gelince Avdılla ağa oğluyla konuşma fırsatı yakaladığına sevindi ve ''öyle! Benim zamanımda işler öyleydi. Senin ki öyle olmayacak ! Uyuyamıyorsun farkındayım üstelik gerginsin. Korkma istemezsen evlendirmem seni o kızla. '' ''Sağ ol baba. Annemi kırmak istemiyorum ama...'' ''Senin evlenip bir ömür geçireceğin kadını annen seçmesin. Varsa bir istediğin onu isteyelim.'' Arjen, iç çekerek ''yok baba kimse yok'' dedi, babası evet dese bile bir araya gelmemeleri için çok kişi çok neden vardı. Sakladı Arjen... ''Nasıl bir kız olsun istiyorsun?'' ''Bilmem hiç düşünmedim baba...Zarif, kibar bir kız ama yeri geldiğinde sert ve güçlü olmalı. Akıllı olmalı, hata yapıyorsa bile neyi niye yaptığını bilmeli. Düğün, taziye ve ev hayatını ayırt etmeli ona göre giyinmeli! En önemlisi hayası olmalı, benle iken nasıl bensiz iken nasıl davranması gerektiğini bilmeli öyle çok güzel olmasına falan da gerek yok...'' Gülümseyerek oğlunun tavırlarını  inceleyen Avdılla ağa '' sen de her genç gibi olursun sanmıştım ama farklısın oğul kız isterken bile farklısın. Kaşı gözü şöyle olsun demedin...'' Arjen başını kaldırıp babasına baktı ''Baba içi güzel olsun yeter. Ben uyandığımda o uyuyorsa o iş yürümez!'' diyerek kararlılığını bildiren bir ifadeyle konuşurken söylediklerinin üçte ikisini karşılayan kızın kim olduğunu kestirmek güç değildi. Fakat imkansız göründüğünü de... Aynı kızı gelin olarak hayal eden bir başka aile ise en  olur, mümkün , şeyi o olarak görüyordu. Zin faktörüne rağmen o gece Ahmet ağanın konağında tatlı bir bekleyiş vardı. Zeliha xanım kızı ile konuşmuştu elbette ki birkaç saate kalmaz bekledikleri olumlu sonucu alacaklardı ama yine de heyecan kaçınılmazdı. Fakat Diyar ' a sormak ancak o gece akıllarına gelmişti. Gerçi Diyar' ın sert görünüşünün aksine itaatkar bir çocuk olduğunu bilen ailesi bu durumda da aynı şekilde itaat edeceğini biliyordu. Genç adam odasına sigara içmeye giderken Annesi de babasının baş  işaretiyle peşinden odasına doğru yürüdü. Gule xanım, bir iki dakika oyalandı sonra açık kapıdan içeri girerek tek başına oturup sigara tellendiren oğlunun yanına oturdu '' oğlum nasılsın?'' '' İyiyim anne hayırdır?'' Gule xanım gülümseyerek ''hayırdır inşallah oğlum, sana bir şey söyleyeceğim.'' Annesinin lafı dolandırması iyice meraklandırmıştı genç adamı yerinde doğrularak ''söyle anne dinliyorum.'' Kadın bir ucu öne düşen tülbendini geriye atarken ''Baban ve amcan bir karar almış seni evlendirmek istiyorlar'' deyip oğlunun tepkisini ölçmeye çalıştı. Diyar, annesine devam et gibi bir bakış attı ama annesi pek anlamadı ne demek istediğini. Diyar, aslında söylentileri duymuştu duymasına da birinci ağızdan hiçbir şey söylenmemişti, her şeye rağmen ''kiminle?'' diye sordu. ''Dotmamın Ariya ile ne diyorsun?'' Buruk bir gülümseme ile annesine bakan Diyar, ''Bana söylenecek bir şey bırakmamışsınız anne.'' ''İstemiyor musun? Bak Ariya' yı tanıyoruz biliyoruz. Bizden biri olması daima iyidir...'' Lafını bölen oğlu, daha önce kafasında tartıp biçtiği bu ilişki için ''Nasıl istiyorsanız öyle olsun anne '' dedi bir aşk beslemese de mantıklı bir karar gibi geliyordu Ariya ile evlenmek. Annesi sevinçle oğlunun yanından ayrılırken bugün de onları yanıltmadığı için şükrediyordu Allah' a. Salona girdiğinde kendine bakan kocasına mutlulukla '' Diyar ,tamam nasıl istiyorsanız öyle olsun, dedi. Sıra kardeşinden gelecek haberde'' dedi. Ahmet ağa başını sallarken '' onlar da bizden iyisini bulacak değil ya. Babamın kırkı çıksın yaparız düğünlerini'' deyip Gule xanımın mutluluğuna mutluluk kattı. Zin, ailesinin neşesine yakından tanıklık ederken, Ariya' nın kabul etmeyeceğini biliyordu ''geriye sadece Ariya' yı bu evliliğe ikna etmek kaldı ve ikna olması içinse sevgilisini açık edip bu ilişkiyi bitirmem gerek'' diye içinden geçirdi. Kocasına işmar ederek üst kattaki evine çıkardı. Agit, banyodan çıkıp tuvalet aynasının önünde boynundaki havlu ile saçını kurutmaya çalışırken arkasından elinde meyve tabağı ile gelen Zin' in bembeyaz vücudunun aksine derin dekolteli zümrüt yeşili mini geceliğinin üstüne saldığı siyah uzun saçları onu on sekizlik kızlarla yarıştırdığını fark etti. Genç adam, karısının ayna da yansıyan davetkar görüntüsüne şaşkınlıkla bakarken 'her gün nasıl farklı biriyle beraber oluyormuş hissi yarattığını' düşünmeden edemedi.  Kocasının derin düşüncelerle saçının hep aynı tarafını kuruttuğunu gören Zin, amacına parmak üzerin de kayarak hızla gidiyordu. Genç adamın arkasında durup elindeki havlusunu alarak ''izin verirsen ben yapayım şeremın (aslanım)'' dedi. Agit sesini çıkarmadan elini indirerek kendini kadınının eline bıraktı. Meyve tabağını bir kenara bırakan Zin adamın etrafında dönerek tam karşısına aynanın önünde oturdu. Yavaş yavaş adamı kendisine doğru çekerek havluyla saçının arkasına  ulaşmaya çalıştı. Adamda uyandırdığı arzuyu çarpan hızlı kalbinden anlayan Zin, elini genç adamın sırtına değdirip hafifçe gezdirdi. İyice sokularak adamın kulağına ''her sana dokunduğumda ilk defa seninle birlikte oluyormuşum gibi hissediyorum, heyecanlanıyorum '' dedi adamı öpüp ayrıldı. Agit, şehla gözlerle kadına bakarken dudağına değen dudaklarla kendinden geçti. Geceliğin eteklerinden tutarak üstünden sıyırdığı genç kadını kucağına alarak uzun beyaz bacaklarını beline dolamasını sağladı.  Kadının sırtı yatağa değerken ''tam zamanıdır'' deyip konuşmaya çalıştığı sıra da Agit, karısının ne yaptığını anlasa da '' şimdi değil'' diyerek işaret parmağıyla Zin'i susturup karısında yeni keşiflere başladı. Güzel geçen saatlerinin ardından yatakta doğrularak ''şimdi seni dinliyorum'' dedi. Zin, nihayet fırsat geldi dedi ve o da yatakta oturarak ''Şeremın, Ariya Diyar' la evlensin istiyorum. Çok memnun olurum ama...'' Agit sinsice gülümsedi ''Ama?'' ''Ariya...Korkarım Ariya kabul etmeyecek ve ne olduğu belirsiz sevgilisiyle kaçacak'' dedi. Agit şaşkınlıkla ''Ne sevgilisi ne kaçması lan?'' iş basit bir kadın kıskançlığından çıkıyor diye düşündü. ''Ben bilmem böyle şeyleri ama herkesin dilinde yakın da tüm köy öğrenir nasıl bir orospu olduğunu... '' Anlık öfkeyle karısının saçından, diğer eliyle çenesinden tutup yüzünü yüzüne yaklaştırarak sıkıca bastırdı ellerini ''eğer yalan söylüyorsan senin o yılan dilini keser sana yediririm!'' dedi dişlerinin arasından. Acıdan gözleri dolan Zin, ''bırak saçımı da yarın git kendin gör her gün ayakları kıçına vura vura kime gidiyor. Dua et de başımızı öne eğecek başka haltlar yememiş olsun'' deyince Agit, kavradığı saçı daha da çekiştirerek '' and olsun ki ikinizden birini gebertirim '' dedi. Adamın sabaha kadar uykusuz kalarak kıvranmasına sebep oldu.   Her hane de değişik bir sebeple uykusuz geceler yaşanıyordu. Kiminin gözüne mutluluktan kimininkine hüzünden kimininkine de kurduğu güzel günlerin hayalinden dolayı uyku uğramamıştı. Sabaha karşı geneli uykuya dalsa da az uyku uyumayı huy edinenlere iki saat fazlaydı bile. Arjen, yine sabahın ilk ışıklarıyla uyanmış Arami' yi tımar ederken ahırın avluyu gören küçük penceresinden, ablası Senem' in eve girdiğini gördü. Bir sorun olduğunu düşündüğü için o da hızla ablasının yanına gitti. ''Hayırlı sabahlar Arjen.'' ''Sana da abla hayırdır ne oldu sabah sabah?'' Kucağındaki çocuğu biraz hoplatıp yukarı çıkardı ve '' annem geceden beri uyutmadı sana kız bakmaya gidecekmişiz.'' ''Onun için mi geldin sen ?'' ''Gelmemi istemiyorsan açık açık söyle!'' yine alınganlığını konuşturmuştu Senem. Bu kadına karşı alttan almaktan bıkmayan Arjen, ''Yok abla istediğini yapmakta özgürsün. Kötü bir şey oldu sandım ben.'' ''Yok bir şey , annem uyandı mı?'' ''Evet ekmek yapıyordu oraya bak istersen.'' ''Hiç kıymetini bilmiyor bu kadın bir yerde çöküp kalacak sonra vay gidenin haline!'' ''Bugün yine ağzından bal damlıyor abla. İstediğin gibi gez evde, ben gidiyorum'' deyip oradan ayrılmaya çalışan Arjen' i kolundan tutan Senem ''tamam tamam bir şey demedim. Benim yüzümden gitme o suratları çekemem. Hazırlan da öğlen olmadan gidip gelelim. Çocuklar Sidar da kaldı.'' ''Gidince haber verirsiniz, gelirim.'' ''Bu kılıkta gelme, yoksa kız kabul etmez seni. Yani ben olsam kabul etmezdim böyle birini.'' Ablasının alaylı sözlerine alayla bakan Arjen, ''İsabet olur abla, ben de senin gibi birini karım diye eve almam zaten!'' dedi. Öfkeli bakışlarını Arjen' in üstünden çekmeden, oğlunun çekiştirdiği şalını arkaya atarak ''Zozan! Zozan! Gelin şu çocuğu alın elimden, işimi gücümü bırakıp sizin için geldim buraya!'' diye bağırdı Senem. Arjen, başını sağa sola sallarken arkasını dönüp yarım kalan işini görmeye gitti, hiç haz etmediği dayı oğluna sabır dileyerek. Gerçi onlar tencere kapak gibiydiler. Arjen, Senem' i de kocasını da annesinin hatırına idare ediyordu yoksa hiç elle tutulur bir tarafı yoktu bu ikilinin. Böyle insan çoktu da hepsi bir arada değildi. Teker teker karşılaşacaktı bir kısmıyla tabi Ariya da. O da o gün gereksiz birine kendi ayaklarıyla gidiyordu. Ariya, sabah uyanır uyanmaz kimseye haber vermeden evden ayrıldı. Sonra Burhan için aldığı hediyeyi unuttuğunu fark edince geri dönüp aldı. Ama evden ikinci çıkışında birine yakalandığını bilmiyordu. Kısa bir süre sonra ilçedeki hükümet konağının önüne geldi. Burhan' ın odasının önüne geldiğinde gördüğü tabelayı okşayarak ''çok yakışmış '' dedi kendi kendine. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde kendisini karşılayan adamın, memnuniyetsiz duruşunu hesaba katmadan heyecanla elinde ki paketi uzattı. Burhan, ayağa kalkıp hediye paketini açtı ''hoş geldin. Sarılmak, öpmek yok mu?''  Ariya, heyecanla ayağını salladı  '' ya sonra! Nasıl beğendin mi canım?'' Genç adam başını sallayarak '' yemekleriniz ve zoraki misafirperverliğiniz gibi bu bakır levhaya isim yazdırıp hediye etmeniz de aynı herhalde'' dedi. Ariya ne dediğini anlamaya çalıştığı adama alnını kırıştırıp baktı ve '' anlamadım?'' deyince Burhan başıyla odanın köşesinde biriktirdiği bakır levha, fincan ve bardakları gösterdi. Ariya, bozuntuya vermese de kırıldı. Yine de gülümsemeye çalıştı '' yöreye has bir şey olduğu için seni sayıp getirmişler. Ama ben bizle ilgili bir şeyler yazdırmıştım.'' Burhan, yaptığı gafla başını eğerken Ariya, avuç içlerini masaya dayayıp öne eğildi '' konumuz bu değil şimdi. Beni evlendirmek istiyorlar'' dedi. Koltuğuna kurulan Burhan, '' kiminle?'' dedi rahatlıkla. ''Önemli mi? Bu sen değilsin benim için önemli olan bu.'' ''Ben ne yapabilirim? Bu yobazlara nasıl laf anlatacağım?'' söylenenlerle Ariya' nın ifadesi değişirken, Burhan pişkince konuşmaya devam etti ''Ama bir yolu var! Eğer beni ilkin yaparsan, seni veremezler belki ilerde evleniriz.'' Başını ağır ağır sallayıp ''ilkim? Belki evleniriz?'' diye tekrarlayan Ariya karşısında ki adam Burhan mı yoksa başka birimi diye şüpheye düştü fakat Burhan' ın başıyla onaylamasıyla yüzüne inen tokat bir oldu. Oda da sesler yükselirken sertçe açılan kapıya dönen bakışlarla ''Ariya!'' diyen adamın öfkeli bakışları kesişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD