Ariya, arabanın ön koltuğuna kurulurken Diyar, Arjen' le tokalaşıp vedalaştıktan sonra şoför koltuğuna geçip oturdu. Genç kız, hastalığını unutmuş bir vaziyette aynadan arabanın arkasında durup ona, öküzün trene baktığı gibi bakan Burhan' ı izliyordu. Diyar arabaya binince ona dönüp '' senden bir şey istesem yapar mısın?'' diye sordu.
''Söyle! Yapabileceğim bir şeyse...''
''Merak etme iki dakikanı almaz.''
''Şimdi merak ettim işte dotmam.''
Ariya işaret parmağıyla aynadan Burhan'ı göstererek, ''şu arkada ki göbekliyi ezip geçer misin?'' diye sordu.
Diyar başını eğip baktı . O sırada görüş alanına arabasına doğru yürüyen Arjen girdi, Ariya' ya çevirdi bakışlarını.
''Seni hastaneye getirdiği için mi?''
''Yok yok o değil şu kenarda duran pengueni dedim ben!''
Diyar şaşkınla Ariya' ya baktı sonra dikiz aynasından dışarı ve ''Ha sen şu kravat takanı diyorsun!'' dedi arabayı çalıştırırken başını sağa sola olumsuzca salladı ''benimle evlenmemek için katil olmamı istiyorsun yani!'' dedi.
''Yok canım evlenmek istemediğim doğru ama katil olman konusunda yanılıyorsun bu adamdan sayılmaz bakmadın mı tipinde meymenet yok. Vursak belki kim vurduya gider.''
Hastane kapısından arabayla çıkarken Diyar elini, saçma sapan konuşan dotmamının alnına doğru uzatınca genç kız istemsizce geri çekildi ve ''ne yapıyorsun pısmam?'' diye sordu.
''Hala ateşin var mı diye bakıyorum, dediklerin hiç normal bir insanın kuracağı cümleler değil.'' Ariya' nın konuştukları saçma da olsa Diyar' ı sevindirmişti babası öldüğünden beri ilk defa bu kadar uzun konuşuyordu genç kız.
''Neyse geçtin gittin zaten boş ver!'' diyen Ariya sargıdan dolayı ayağını sıkıştıran terliği ayağından çıkardı, ayağını diğer bacağının üstüne atıp bu kadar sıkı pansuman yapılacak ne olduğuna baktı.
Diyar, durumu yeni fark edip ''ayağına ne oldu?'' deyince Ariya omuz silkti bilmiyorum diye.
''Bu hava da artist gibi giyinip dolaşırsan hasta olursun orada burada bayılırsın böyle. Ne oldu da çıktın evden?''
Ariya, ''daraldım çıktım işte'' dedikten sonra eliyle alnına vurarak ''benim üstümde şal vardı! geri dönüp almamız lazım'' dedi.
''Dönemem evdekiler meraktan öldü boyuna arayıp duruyorlar, hem baktım ben orada bir şey kalmamıştı. Önemli miydi?''
''Bilmem ki Zin yengenin şalıydı, isterse ayıp olur diye dedim.''
Diyar elini sallayarak ''boş ver onda daha ne şallar vardır kim bilir?'' deyince ikisi birden kaç zaman sonra ilk defa içten güldüler. Herkes onlar kadar neşeli değildi o sıra.
Avdılla ağa eve girince gelen tartışmalar üzerine sesin geldiği salona doğru yönelmiş bir süre kapı ağzında durup tartışan çocuklarına izlemişti. Avdılla ağaya göre Senem haklı da olsa haksız da olsa hep haklıydı. Nazı da niyazı da haklı yereydi, kendisine ne kadar babasızlığını hissettirmemek için uğraşsa da illa ki vardı bir eksiklik.
Ayaklanan Senem' e ''kızım seninle iki dakika konuşalım misafir odasına geç otur. Bende geliyorum'' deyince genç kadın başını sallayarak diğer odaya geçti.
Avdılla ağa geride kalan ahaliye dönüp ''tüh, yazıklar olsun size! Bir ablanızın gönlünü hoş edemediniz. Size kaç defa diyeceğim ne derse he deyin geçsin ağabeyimin emaneti o!'' dedi.
Rojin kendini savunacak gibi olsa da annesi durdurdu ve '' babanı dinle!'' dedi.
Avdılla ağa odadan çıkarken geriye döndü ve ''Emine, Sidar' ı ara çocukları getirsin gelsin. Hemen kalk kızlarla Ayşe' ye yardım edin dört dörtlük bir davet sofrası hazırlayın'' diye buyurur buyurmaz Emine ve kızları ayaklandı. Kendisi ise torunu yerine koyduğu Serhat' ı Zozan' dan alarak Senem' in kırılan kalbini onarmaya gitti.
Odaya girdiğinde Senem' i ağlak bir vaziyette gördü, içi cız etti adamcağızın. Hemen Senem' in yanına oturdu. Eliyle başını okşadı.
''Kızım neden ağlıyorsun? ''
''Amca nasıl anlatayım sana, ailem diyorum kardeşlerim diyorum geliyorum her biri bir tarafa kaçışıyor. Kendimi fazlalık gibi görüyorum bu evde.''
Yeğeninin durmaksızın başını okşayan Avdılla ağa, '' hiç olur mu öyle şey sen bu evin ilk göz ağrısısın her zaman yerin ayrıdır bu evde de bende de. Senin kardeşlerindir hepsi seni çok sever . Kusurları varsa affet'' dedi.
''Benim kardeşim öldü amca, babamdan iki ay sonra o da öldü. Bunlar beni abla görmemekte haklı. Aynı anadanız ama babalarımız ayrı.''
''Kızım sen benim gözümde hepsinden daha kıymetlisin. Çocuklar daha onlar ne dediklerini bilmiyorlar.''
Arjen, arabadan inerken Ariya' nın arkasında bıraktığı şalı eline aldı. Elinde toparladı gözlerini kapatıp koklayınca değişik bir parfüm kokusu aldı,'' hiç Ariya kokmuyor bu!'' dedi kendi kendine sonra ''neyse onun sırtındaydı onundur herhalde!'' deyip eve girdi, evde bir koşuşturma bir heyecan olduğunu görünce anlam veremedi. Kapının ağzında bulunan ayakkabıları görünce o da misafir odasına doğru gitti. Babasıyla ablasının ağlamaklı konuşmalarını izledi. Konu kendisine gelince de merakına yenik düşüp içeri girdi.
Senem, ''amca aha Arjen' in yüzü burada! Ben bugün sana ne dedim de öyle kaçar gibi çıktın evden?'' dedi.
Yine alttan almaya gayret etti genç adam.
''Sen onun için mi ağlıyorsun abla? Ben senin dediklerin için çıkmadım ki evden, işim vardı.''
''Yok kardeşim hiç öyle deme ben biliyorum ne olduysa ben Betül dedikten sonra oldu. Annem kız bul dedi ben de en iyisini söyledim fena mı ettim?''
Ufak ufak sakalını karıştıran Arjen, ''abla sorun sen ya da Betül değil ki! Benim aradığım, istediğim evlilik tarzı bu değil. Hem ben daha küçüğüm ne istiyor bu annem benden?'' dedi gülümseyerek.
''Arjen, unutmuş gibisin.''
''Neyi abla?''
''Yarın sabah yirmi yedi yaşına giriyorsun. Sidar senle yaşıtken iki yıllık evliydik biz.''
''Sen hatırlıyor musun doğduğum günü?''
Senem, ''Nasıl unuturum üç gün anamı kıvrandırdın doğmadın inadından, sonra doğar doğmaz tas gibi gözlerle etrafını süzüyordun tanımak istercesine!'' dedi gülerek.
Arjen, ''Neyse abla hala aynı inat adamım ben, evlenmem için baskı yapmayın bana. Sonra bir yerlere sığamıyorum'' diye boynunu bükerek konuştu ablasının gülümsemesi eşliğinde.
Konuşmalarla neşesi yerine gelen Avdılla ağa başını odanın kapısından dışarı doğru çıkararak '' Rojin! Rojin! Gel buraya kızım.'' diye seslenince Rojin koşar adımlarla babasına doğru geldi.
''Kızım gel ablanı öpte barışın!''
Genç kız babasının dediklerini yapınca Senem de özür diledi kardeşinden. Adamın neşesi hepten yerine geldi.
''Ne yemek yaptınız bak Sidar da gelmek üzere.''
Senem, ''Amca biz gidecektik. Gerek yoktu '' dediği sırada Rojin, ''baba; bamya, pilav, kavurma ve salata Ayşe abla önce den de dolma yapmıştı'' dedi.
''Çiğ köfteyi de sen yaparsın Senem değil mi?''
Genç kadın ''yaparım amca!'' dedi keyifle.
Ailenin neşesi yerine gelince Arjen arkasına sakladığı şalı alıp odasına gitti. Şalı nadir kullandığı pantolonların bulunduğu bölmeye yerleştirdi dolabında. Ardından yıkanarak hazırlanan sofranın başına geçti. Herkes bir aradaydı aile dediğin böyle olurdu. Öbür köyde de durum farklı değildi. Hastalığı duyan aile bireyleri Ariya eve geldiğinde onu kapıda karşıladılar. Tek tek ona sarılarak geçmiş olsun dileklerini ilettiler.
Amcası Ahmet ağa da evine gelerek yeğeninin iyi olduğunu gözleriyle görmek istedi. Kimse ona Ariya' nın dışarıda bir başına bayıldığını söylememişti. Adam, genç kızın hastalandığını oğlunun da onu doktora götürdüğünü sanıyordu. Varsın öyle bilsindi! Yeni bir tartışmaya mahal vermeye gerek yoktu.
Ariya, amcası oturduktan sonra biraz uzağında oturan babaannesinin yanına oturarak ''amca ben Diyar' la evlenmeyeceğim!'' dedi bir anda.
Şaşırdı yaşlı adam, babası tamamen kabul etmese de evet gibi algılayıp kabullenmişlerdi ''ne demek oluyor bu? Baban sağ olsaydı neyse de şimdi üç kadınsınız anam da katılmış size oldunuz dört! Erkeksiz ev mi olurmuş?'' dedi kaşlarını çatarak.
Ariya, ''Amca! Ben oğlunla evlenmem, babamın işlerini de ben yaparım malı mülkü vardı ekinlerini de ekmişti zaten!'' Zeliha xanım şaşkınlıkla kızını izlerken Zin, '' Agit baksın eskiden olduğu gibi, sen kız başına ne yapabilirsin ki?'' diye araya girdi.
Ariya inatla ''Hayır dedim ben yapacağım! Kimseden bir şey istemiyorum, dilenmiyorum da'' deyince Agit, karısına döndü sert bir tavırla ''Zin! Sen karışma çocukları al eve git, geliyorum '' dedi.
Yazo xanım oğlunun sinirlendiğini görünce kaş göz edip ben hallederim dedi. Torununa döndürdü bedenini.
'' Ariya sen git içeride dinlen. Zerya sende ablana yardım et. ''
Oğlu, gelinleri ve iki büyük torunuyla baş başa kaldı Yazo xanım ve '' oğlum, kız hasta ve üzülmüş, düğün dernek sırası değil zaten. Bırak oyalansın yapamadığını anlayınca o da vazgeçer'' deyince hepsine mantıklı geldi.
Ahmet ağa, '' Diyar sen sabah erkenden buraya gel Ariya' yı götür Halil' in tarlalarını göster ama hiç yardımcı olmayacaksın' ' dedi parmağını sallayarak.
Diyar, ''Tamam baba nasıl isterseniz'' diye karşılık verdi babasına. Ariya' ya aşık olmasa da severdi, artık amcasının emanetiydi de bu yüzden zor gelecekti babasının istediklerini yapmak.
Herkes evine dağıldıktan sonra Agit' te kendisine ait olan kata geçti. Odasına girince Zin' i bulamadı uzun zamandır görüşemiyorlardı, taziye için bazen alt katta da kalıyordu genç adam. Çocuklarının odasına baktı Zin onları yatırıyordu. Genç adam pijamalarını giyerek yatağına geçti beş dakikaya kalmadan koyu gri kadife pijama takımıyla Zin kapıda göründü. kocasının şaşkın bakışları altında '' bir şey istiyor musun?'' diye sordu.
Adam, ''Bir yere mi gidiyorsun?'' deyince Zin, ''artık çocuklarla yatacağım ben!'' dedi.
''Sen amcamın yasını mı tutuyorsun bu hal, tavır, kıyafette neyin nesi? ''
Adam karısını iliklerine kadar tanıyordu babası ölse böyle giyinmez ayrı yatmazdı. Altında yatan nedeni öğrenmek ister istemez pişman da oldu kadının istediğini vermişti çünkü.
''Amcamın öldüğü gece yaptığını unutmadım! Babamın evine gidecektim de çocuklara acıdım da kaldım. Haklı olduğumu o günde gördün bugün de. Nerede kaldı sözün?''
''Sen beni gitmekle mi tehdit ediyorsun? Bugün gidersen yarın yerine yenisini getiririm! Gel şimdi yatalım yoksa kötü olacak.''
Zin, her ne kadar öfkelense de bugün Agit' e ayak uydurmazsa sonunun kocasının istediği gibi olacağını biliyordu. Kocasını ne kadar sevse de bir o kadar da korkuyordu. Tıpış tıpış yatağına gidip yerine yattı. Bugün olmamıştı ama yeni gün ona doğacaktı. Emindi! O emindi de birileri gün doğmadan uyanmıştı. Onlar o geceyi kendilerine gün kılacaklardı.
Diyar, sabah güneş doğmadan amcasının kapısına dayandı. Abdest almaya kalkan babaannesi çalan kapıya baktı.
'' Hayırdır oğlum karga bokunu yemeden?''
Diyar yaşlı kadına sırnaşarak yanaklarından öptü.
''Ana sende olmasan ne yaparız biz? Hadi Ariya' yı çağır da gidelim.''
''Nereye gidiyorsunuz diyorum doli kera (eşek dölü).''
''Sen bunamışsın vallahi bunamışsın ana! Dün sen ne fikir verdin babama ? Adam beni uyutmadı vallahi bir saatlik uykuyla ayaktayım çağır şu kızı da gidip gelelim.''
''Tamam geç otur iki dakika da uyandırayım kızı hastaydı tüm gece o da uyumadı.''
''Hastaysa gitmese mi acaba? ''
''Bakayım hele.''
''Aman babamla uğraşamam çağır da gelsin, çok kalmaz bende yanındayım.''
Yaşlı kadın torununun odasına gidip usulca yatağına oturdu başını okşayarak ''Ariya, güzel kızım de haydi kalk! Diyar seni bekliyor!'' bir iki defa kıpırdansa da uyanamadı genç kız zaten uykuyu seven bir yapısı vardı üstüne hastalıkta eklenince yerinden kalkmak yerine yorganı kafasına çekerek öbür tarafa döndü.
Yaşlı kadın sinirlendi, ''aa sizinle mi uğraşacağım? Biri çalışacağım der diğeri karga bokunu yemeden kapıya dayanır. Git Diyar git! Ariya dün söylediklerinden vazgeçti '' diye yüksek sesle konuşunca Ariya yerinden sıçradı ''gitme! Geliyorum '' diye bağırarak ev ahalisini ayaklandırdı.
Kısa bir süre içinde hazırlanıp salona gitti. Diyar, aşağıdan yukarıya doğru Ariya' yı süzdü ''üstüne kalın bir şeyler al. Ha uzun kalacaksan yiyecekte al yanına '' diyerek uyarınca genç kız elindeki elmayı gösterdi ''yanımda'' dedi.
Beraber arabaya binip yola koyuldular Halil ağanın tarlasını komşu köyün tarlasından ayıran sınıra doğru. Ariya, arabanın ön camından dışarı baktı. Farlar açık olmasa göz gözü görmezdi.
''Pısmam, daha dışarısı karanlık nasıl ayırt edeceğiz tarlaları?''
''Daha köyün içindeyiz ondan öyle açık alanda her şey ayırt edilir. Hem köy yeri karanlık aydınlık bilmez uyku sevmez ona göre.''
Ariya başını salladı. Yolun kalanı sessizlikle geçti. Arabadan indiklerinde Diyar iki elini belinin arkasında birleştirerek çenesiyle ileriyi gösterdi '' bak şu gördüğün taş tarla sınırı sağ taraf sizin sol diğer köyün sakın bulaşma oraya!'' dedi.
''Bana benimkiler lazım gerisi beni ilgilendirmez.''
Başını salladı Diyar, elini uzattı öne doğru '' şu ilerideki büyük tepeye kadar genişliğine sizin, tepenin aşağısı bize ait! Uzunlamasına ise mezarlığın önüne doğru sizin, arkası diğer köyün!'' diye açıklama yaptı. Gençler konuşana kadar hava iyice aydınlanmıştı.
Ariya, ''Tamam! Buğday ekmişti değil mi babam?'' Diyar başıyla onaylayınca ''peki niye birazı çıkmış birazı çıkmamış?'' diye sordu.
''Eh be dotmam, anlamadığın işe niye girersin bilmem ki?''
''Tamam öğrenirim hem sen nasıl öğrendin sanki?''
Derin bir nefes alan Diyar, yeniden konuşmaya başladı.
''Yağmur yağmadı daha o yüzden çıkmamış bugün yarın yağmazsa da mecburen yeniden ekersin! Kuşlar tarlada tohum bırakmamış olacak.''
''Son bir soru soracağım. Bu yan tarla niye yemyeşil?''
''Onların suyu var bu tarlanın yok! Sen çok bulaşma yan taraftakilere bir tavsiye daha vereyim, kendine kürekçi tut tek başına yapamazsın. Döneceğim ben ya sen?''
''Sen git ben biraz dolaşayım, burayı tanıyayım sonra gelirim eve.''
''Yol uzun araban yok! İstersen ara gelir alırım'' dedi Diyar babasının hoşlanmayacağını bile bile.
''Yok pısmam, sen git ben yürür gelirim artık yardım almamam lazım.''
Diyar, ''Sen bilirsin dikkat et kendine. Bir şey diyen olursa kim olduğunu unutma, soyadını söyle yeter!'' içi el vermese de kuzenini arkasında bırakıp giderken aniden arkasını döndü ve ''Ariya! ben de seninle evlenmeye meraklı değilim biliyorsun değil mi?'' dedi. Genç kız başını hafifçe sallayarak biliyorum dercesine sözlerini onayladı.
Ariya ilk defa geldiği tarlalarında, kimse olmadığı için, ürkekçe dolaştı. Biraz ötede küçük bir ev vardı evden ziyade her şeye benziyordu ya neyse! Diyar yaklaşma dediği için öbür tarafa döndü. Biraz daha öne doğru yürüdüğünde önüne kocaman bir sarnıç çıktı. Korkudan yüreği ağzına geldi, elini ağzına götürerek ''o karanlıkta yürümüş olsaydım kesinlikle içindeydim!'' dedi kendi kendine.
Ariya, yalnızlık korkusunu bastırmak için kendi kendine mırıldandığını sandığı şarkıya kendini kaptırıp yüksek sesle söylemeye başlayınca, gece Sidar eniştesinin kötü bakışlarını gereksiz sözlerini daha fazla çekemeyip arkadaşlarıyla görüşme bahanesiyle yaptırdığı odasına gelip uyuyan Arjen' i de uyandırmıştı.
Arjen, sabah erkenden duyduğu bet sesle ''kim bu şark bülbülü!'' deyip yavaş yavaş dışarı çıktığında gördüğü şeyin rüya olmamasını umdu. Doğum günü hediyesinin bu saatte böylesi güzel bir kızdan böylesi berbat bir ses olacağına sevineceğini bilemezdi! Gülümseyerek ona doğru giderken bastığı eski pamuk saplarının ayakları altında çatırdamasıyla genç kızı korkuyla durduğu yerden sıçrattı.