Arjen, genç kızın ürkek bakışlarını yakalayınca yüz ifadesini toparladı, yanına yürüme işini de ağırdan alarak devam etti. Onu korkutmak istemiyordu ama konuşmadan gitmek de istemiyordu.
Ariya, başta korksa da karşısında tanıdık bir yüz görmenin rahatlığı anında üzerine çöktü yine de etrafta taş, sopa kendini koruyacak bir şey var mı diye bir bakındı. Yoksa böyle bir yerde kendini nasıl korur sesini duyururdu. Genç adamın ona doğru gelişiyle o da mecburen bir adım attı ''merhaba!'' dedi korktuğunu belli etmek istemedi. Diyar, kimseye karışma, konuşma gibi türlü tembihlerde bulunmuş olsa da bu kendisine yaklaşan adam dün ona yardımcı olan adamdı üstelik Diyar da kendisiyle tokalaşıp konuşmuştu.
Arjen de sakin bir şekilde gelip tam karşısında durdu ve '' merhaba korkutmadım değil mi? '' dedi. Genç kızın başını olumsuzca sallamasıyla rahat bir nefes aldı. ''
''Bugün daha iyi gördüm sizi.''
Ariya '' Evet iyiyim tekrar teşekkür ederim dün için'' dedi alnını ovuşturarak genç adamın adını hatırlamaya çalıştı. Önceki gün uykuyla uyanıklık arası ismini duyduğuna emindi ama neydi? Aniden elini öne doğru uzattı ''resmen tanışmadık sizinle ben Ariya Karahan siz de Ahmet' ti değil mi?'' diye hatırında kalan ismi söyledi aynı anda kendini resmen tanıtarak güvenceye aldı soyadıyla tıpkı Diyar'ın dediği gibi.
Arjen, başta hoşlanmasa da isim olayının yanlışlığından sonra sesini çıkarmadan elini uzatıp kızın yumuşacık elini sıktı ''evet doğru hatırladınız. Sabah sabah ne işiniz var burada, öğrenmem de sakınca var mı?'' yarın öbür gün Ahmet der ise kimse anlamazdı ama Arjen, kaç tane vardı ki?
Genç kız, karşısındaki adamın akıcı ve kusursuz Türkçesinden etkilenmişti. Kendi ailesinde bile aksan kendini ele verirdi ara ara. Burada böylesi imkansız gibi düşünürdü hep.
''Artık buradayım, sanırım komşu olduk.''
''Öyle mi? nasıl?''
Ariya, ''Bu gördüğünüz tarlalar benim'' dedi parmağıyla boydan boya işaret ederek.
Arjen, tek kaşını kaldırarak başını ağır ağır salladı ardından ''bir yanlışınız olmasın bu ayak bastığınız yer Eroğlu toprağı'' dedi.
''Ama Diyar bu taştan ötesi senin demişti.''
Duyduğu isimle gerilen Arjen, '' Diyar ağabeyiniz yanlış göstermiş, bakın bu taş değil şu diğer kaya parçası sınır'' dedi.
Ariya, gülümseyerek özür diledi. Birkaç metre karışıklıktan sorun çıkmaz herhalde diye düşünüyordu. Bir karış toprak için dökülen kanlardan bihaberdi.
''Artık komşuyuz madem, siz biz olayını kaldırsak Ahmet.''
''Olur tabi bırakalım Ariya. Ee ne yapacaksın burada?''
''Ben de onu düşünüyordum, diyorum ki acaba senin bir arkadaşın var mı bana kürekçilik ( kürekçi, tarlaya bakar sular gübreler... ve gelirin yüzde otuzunu alır) yapacak ya da sen bana da yardım edebilir misin?''
Arjen, başını eğip kıyafetlerine baktı kardeşleri haklı çıkmıştı, şalvar ceket ve altında da lastik çizme. Madem Ariya da onu kıyafete göre değerlendirmiş ve gevende sanmıştı biraz eğlenmek hakkımdır diyerek diliyle cıkladı.
'' Sana yardımcı olamam ağam çok kızar sonra. Kürekçileri kendi köyünün, aşiretinin gevendelerinden ya da fakirlerinden seçmen lazım.''
''Ya! Peki bulmaya çalışacağım artık. Ama bir baksana senin baktığın tarla ile benim tarla arasındaki farka. Haksızlık var ortada bana sulama suyu versen olmaz mı?''
Kızın kurnazlığına içten içe gülen Arjen, ''olmaz, ağam beni kovarsa ne yer ne içerim sonra? Bu su davası yapılırken ne sen ne de ben vardım. Hem senin yeniden ekim yapman lazım. Diyar ağabeyin söylemedi mi?'' dedi yeniden ağabey kelimesinin üstüne basarak.
''O benim ağabeyim değil. Yani ben ona öyle hitap etmiyorum. O da ekim yapman lazım dedi de nasıl yapacağım?''
''O niye sana yardımcı olmuyor? En azından tohumluk falan alman için yol gösterseydi.''
''Ondan yardım almamam lazım artık hem kendim yapabilirim. ''
Arjen, başını sallayarak ''tabi ki yapabilirsin. Her sabah gelecek misin sen?'' diye sordu.
''Evet artık benim sorumluluğumda buralar.''
''Ben hep buradayım sana yardım ederim ama sizinkilere söylememen lazım.''
''Bu iyiliği bana neden yapacaksın ki? Hem niye söylemeyeyim?''
Bir an afallayan Arjen, ''anlamıyorsun bu işten belli, ee onların sana yardım etmesini de kabul etmiyorsun. Peki bu işten nasıl alnının akıyla çıkmayı düşünüyorsun? Ben de karşı tarafın adamıyım söylersen yardım etmeme izin vermezler'' dedi.
''Doğru söylüyorsun. Hemen mi ekmem lazım? Yağmur yağmazsa o tohum da boşa gitmez mi?''
''Çiftçiler ekim yaparken bu kuşa, bu taşa, bu da toprağa diye yaparlar alışman lazım Ariya. Kısmetin kadar çıkar, buranın yağmuru da kötüdür dikkat etmek lazım.''
Adamın konuşması hoşuna gitmişti genç kızın. Tam sohbeti koyultmuş bir şekilde konuşurlarken Arjen' in evinin arkasındaki toprak yoldan yükselen toz ve duman, arabanın Arjen' in köyünden onlara doğru geldiğini gösteriyordu. Genç adam kızın dikkat kesildiği yöne döndü. Durumu fark edince Ariya' ya dönerek ''şimdi gitsem iyi olacak ağam geliyor seninle görmesin beni '' dedi ve vedalaşarak arkadaşlarının yaklaşan arabası nedeniyle evine doğru gitti. O, sabah sabah gelen arkadaşlarını karşılarken Ariya tarlasında dolaşmaya devam etti aynı anda arabadan inen iyi giyimli adamları süzerek komşu ağayı tanımak istedi.
Mehmet ile Mustafa arkadaşlarının doğum gününü bahane ederek uzun zamandır onlardan uzak duran arkadaşlarını görmeye gelmişlerdi. Mustafa, Arjen' e sarılmaya çalışırken genç adam kendisini uzaktan izleyen genç kızı unutmadan geriye çekilerek elini uzattı.
''Artık kucaklaşmakta yok ha Arjen?''
''Sevgilim misin ki kucaklayacaksın beni Mustafa?''
Mustafa gülerken Mehmet ''Birimizden bir şey mi duydun Arjen, uzun zamandır dost meclisine de katılmıyorsun'' dedi.
''Yok kardeşim duysam da sence takar mıyım?''
''Öyleyse sorun ne ? Telefonlara bile bakmıyorsun. Hadi alıştık ona. Bak doğum günün diye işe gitmeden evine uğradık yoktun, seni görmek için yana yakıla gezdik ancak kahya burayı gösterdi de bulduk. ''
''Sağ olun bundan sonra hep buradayım.İstediğiniz zaman gelin.''
Kafasını odanın kapısından içeri doğru uzatan Mustafa ''burası yeni karargahın mı?'' diye sorunca Arjen, başını sallayarak cevap verdi.
Mehmet dayanamadı, ayak üstü muhabbetlerine ''sen bana bir ay önce ne söz verdin? Hani Berivan' ı kaçıracaktık '' sözünü sıkıştırdı.
Arjen, ''Kızla konuştun mu ki? Ya o seninle kaçmak istemezse? Git onunla konuş hallet sonra ben devreye girerim'' dedi anlaştılar.
Mustafa, mahkemesi olduğu gerekçesiyle ilçeye dönmek için Arjen ile vedalaşıp arkasını dönerken Ariya' yı gördü ve ''bu kızın ne işi var burada?'' diye sordu.
Arjen omuz silkti ''nereden bileyim? gelenin geçenin çetelesini mi tutuyorum?'' diyerek hiçbir ilgisi olmadığını vurgulamak istercesine konuştu.
''Arjen ağa, geçenlerde bu kızla Agit ağa kaymakamlıkta olay çıkardılar. Kaymakamın burnunu kırmıştı Agit. Yer yerinden sallandı. Tabi sen asosyal adamsın onu da duymamışsındır.''
''Nasıl bir olay? Ne işi var kaymakamla? Seninle boşuna mı arkadaşlık ediyorum bana yurttan ve dünyadan haberler veresin diye arkadaşız değil mi?''
Mustafa, arabasına binip kapıyı çekmeye çalışırken Arjen kapıyı tutunca ''demek öyle ha! Tamam gece dost meclisine gel , sana doğum günün için hazırlık yaptırmıştık, orada sana anlatırım olayları'' deyince sözleşip Arjen'i merakta bırakarak ayrıldılar yanından. Bir Merakta kalan Arjen değildi. Zin de bir sonraki adımlarını merak ediyordu.
Bu yüzden sabah uyanır uyanmaz çocukları okula gönderip babasının evine doğru yürümeye başladı. Aynı köyde yaşamanın verdiği rahatlıkla kolayca baba evine varınca babasının, evin dışında güneş alan duvar dibine tabure atarak birkaç ihtiyarla beraber çay içerken aynı anda köyün delisini ortalarına aldıklarını ve konuştuklarını görüp izlemeye koyuldu.
Muhtar Fevzi deliye, '' seni evlendirelim mi?'' deyince deli Hamza gülerek başını salladı.
''Topal Hamdi' nin dul karısını alalım mı sana? Öldü gitti Hamdi kadın evlenmesin mi?''
Deli '' yok o duldur istemem ''deyip omuz silkince keh keh güldü '' kızı bulsak biz kendimize alırız lo Hemzo!'' diye dalga geçip sarı dişlerini göstererek pis pis gülüştüklerini gördü.
Gözleri kesişen babasını baş işaretiyle eve çağırdı. Yaşlı adam şalvarını yukarı çekip düzeltti, evine doğru yavaş yavaş giderken önemli bir şeyler olduğunu yoksa kızının sabah sabah gelmeyeceğini düşündü. Odasına geçip oturdu Zin' i karşısına alarak '' ne oldu yaptın mı dediğimi?'' diye sordu.
''Yaptım baba. Amcama evlenmem dedi oğlunla. Ama bu defa da tarlaları aldı.''
Gözlerini kısarak kızına baktı ve ''nasıl aldı?'' diye sordu.
''İşte o öyle evlenmem deyince kayınbabam esti gürledi sonra Ana Yazo da demiş ki Ariya babasının yerine tarlalara baksın. Kayınbabam kabul etmiş ama kimse de yardım etmeyecek demiş, kaynanamdan sabah duydum bunları da.''
Muhtar kafasını ağır ağır sallarken kaşıdı '' o yaşlı cadı az mıdır? Neyse şimdi böylesi de iyi ben hallederim. Kürekçi falan lazım olacak sen gizlice Ariya' ya bizim Salih' i söyle onu tutsun. Tarlalar Avdılla' nın bitişiği olan değil mi?''
''Evet baba.''
''Tamam çok iyi. Üç beş güne kalmaz o kızı öyle ya da böyle Avdılla' ya kakalarız!''
''Nasıl olacak o iş? Avdılla evli barklı adam.''
Muhtar, ''Kendine alacak değil ya çoban moban biri alır! Sen kızla Salih' in işini hallet. Ya kendi size bırakacak tarlayı ya da....kısmet bu işler Zinamın (Zin' im)!'' deyince Zin mutlu mesut bir şekilde ayaklandı '' baba sana bir kahve yapayım anamı da çağıralım içeriz'' dedi.
Ariya' nın kösteği kadar desteği de vardı. Bu sadece kardeşi değil, karşı çıktığı amca çocuklarıydı da. Zerya ile Berzan okuldan erken çıkarak ona ilk gününde destek olmak için yanına gelmeye karar verdiler. Zerya da babasının ölümünün ardından çok üzülüyordu ama ablasından farklı olarak kendisini hiç yalnız bırakmayan, attığı her adımda destekçisi olmakla beraber ağlaması için sağlam bir omuz olan Berzan vardı bu yüzden daha erken toparlanıyordu. Yalnız genç kız hala kendisine yanık olan amcaoğlunun farkında değildi. Babası tüm kardeşlerini Ariya'ya yardımcı olmamaları konusunda sıkı sıkı tembihlerken genç adamın neden onunla geldiğine de anlam veremiyordu dolayısıyla.
''Pısmam acaba yanına yiyecek almış mıydı ablam?''
Berzan, ''Sen de bir şey yemedin, farkında değilsin ama iyice zayıfladın'' diyerek kendisine okul ev arası kullanması için tahsis edilen arabayı bir ciğercinin önün de durdurdu.
''Ben iyiyim sağ ol! Hep yanımdasın ama ablam tek başına kaldı iyice ne yiyor ne içiyor hasta da oldu.''
''Yanında ben olmayacağım da kim olacak dotmam? Ariya abla ciğer sever değil mi? Gerçi soğuyacak ama...''
''Evet soğur da o öyle de sever pisboğazdır biraz ama o da eskidendi. Doğru diyorsun kaç kişi kaldık ki? Ama yine de ben senin kısmetini kapatıyormuşum gibime geliyor.''
Ocakbaşının önünde ayakta dikilen ikili sipariş için düşünürken bir yandan da muhabbetlerine devam ediyorlardı.
''Kısmetimi mi o niye? Sen sakatat yemezsin ama değil mi?''
Zerya ''Doğru yemem. Öyle pısmam kızlar beni yanında görünce yaklaşamıyorlar sana'' dedi üzüntüyle.
''Ben yaklaşmalarını istemiyor olamaz mıyım?''
'' Ha bunun için de beni kullanıyorsun yani?''
Gevrekçe kahkaha atan Berzan ''bunun için desteğin lazım sende yardım edersin herhalde '' dedi.
Onlar muhabbet ederken hazırlanan siparişleri aldılar ve Ariya' nın yanına gelmek üzere tekrar yola çıktılar. Arjen' in de genç kıza yemekle ilgili bir sürprizi vardı.
Kendisine yemek getiren adamını başından savarak sofrayı dışarıya evin önüne serdi. Gelen yiyecekleri bir bir özenle sofraya dizerek tarladan gözünü ayırmadan bakan Ariya' yı çağırmaya gitti. Genç kız kabul etmedi yemek teklifini. Çantasındaki elmayı çıkarıp göstererek ''Benim yemeğim var sağ ol'' dedi.
''Bununla doyacak mısın?''
''Pek iştahım yok zaten. Doyurur beni.''
''Davete icabet etmemek büyük ayıptır buralarda. Hem insan hiç arkadaşını kırar mı?''
''Hayır ama nasıl olur?''
Arjen, ''Güzel olur güzel, hem sen kahvaltı da yapmamışsındır daha'' deyince Ariya usulca başını salladı. Tam Arjen ile gitmeye niyetlenmişti ki kardeşinin kendisinin yanına elindeki poşeti sallayarak koştuğunu gördü. Berzan, kimse görüp de babasına yetiştirmesin diye Zerya' yı almak üzere oraya bırakıp gitmişti.
Ariya, Arjen' e teşekkür ederek yanından ayrıldı. Kardeşine doğru yürüdü. Sarıldılar birbirlerine. Sonra bir düzlük bulup kardeşinin kitaplarını altlarına alarak oturdular.
Zerya ablasına dönerek ''Abla, yarın yanın da üstüne oturulacak bir şey getir. Böyle hastalanırsın yoksa'' dedi.
''Tamam zaten yarın mühendis de getirmem gerekiyor. Arabayı getirirsem bir düzen oturturum herhalde.''
''Sadece buraya mı bakıyorsun?''
Ariya '' Yok ama burada oturacak yer var hem...'' Arjen' i anlatıp anlatmamak arasında kaldı ve vazgeçti '' hem sen beni düşünme son senen okuluna bak'' dedi.
''Okul tatil olunca sana yardıma gelirim.''
İkili yemeklerini yerken Arjen, Ariya yanına gelmeyince yemek yemek istemedi ve küçük bir tabureye oturarak sırtını evinin duvarına verdi, bacak bacak üstüne atıp kitap okumaya koyuldu. Yemeği biten Zerya, ayağa kalkarak etrafa göz gezdirdi ileride oturan Arjen' i görünce ''Abla kim bu şalvarlı entel? Az önce konuştuğun adam mı? '' diye sordu.
Zerya' nın söyledikleriyle Ariya orada kimin olduğunu bile bile ayağa kalkarak ''kimden bahsediyorsun?'' diye sordu. Arjen' i bunca işin gücün arasında oturmuş kaygısızca kitap okuduğunu görünce şaşırsa da, adamın pürüzsüz Türkçe' sinin kaynağını da bulmuş oldu.
Kardeşine döndü ''o bizim köyden değil. Yemek teklif etti kabul etmedim. İyi biri gibi. Bu arada ayıp değil mi tanımadığın adama lakap takmak?''
''Sanki ne dedim abla. Neyse Berzan gelecek senin de işin yok eve dönelim istersen.''
''Yok sen git annem merak etmesin, ben kendim gelirim amcam sizinle görüp de mırın kırın etmesin.''
''Abartma o kadarını yapmaz amcam.''
''Onun neler yaptığını, yapabileceğini tahmin dahi edemezsin!''
Zerya, ablasının söylediklerine anlam veremediği için omuzlarını umursamazca silkerek yerdeki kitaplarını toplamaya başladığı sırada gelen koyun sesleri ile kafasını sese taraf çevirdi. Gördüğü koyun sürüleri ile ağzı açık kaldı. Üç koca adam sürüyü zor zapt ediyordu. Sürüden ayrılmaya çalışan koyunların peşinde bir sağa bir sola koşturuyorlardı. Hemen her yaz köye gelirlerdi ama hiç bu kadar köyün dışına çıkmamışlardı. Böylesi bir manzaraya da daha önce tanıklık etmemişlerdi dolayısıyla.
Ablasını dürterek ''baksana şunlara abla, bir tarlalara dadanırlarsa tarumar ederler ortalığı'' dedi.
Ariya, kardeşinin aksine hayranlıkla izledi kendilerine doğru sürüyü .
''Zerya, şu küçücük kuzuya baksana yemesinden ne çıkar bunun?''
Zerya, ''Sen böyle mi sorumluluk aldın abla? Neyse ben gideyim Berzan 'ın arabası göründü sen de dikkat et kendine'' diyerek ablasını arkasında bırakarak amcaoğluna doğru gitti.
Ariya, kardeşini gönderdikten sonra arasında kaldığı sürünün içinden gözüne kestirdiği küçük kuzunun peşinden koşturmaya başladı. Yavru kuzunun annesi de peşlerinden yavaş yavaş giderken sürüden ayrılıp Arjen' in tarlalarına girdiler beraberce. Genç adam, kızıp sinirlenmek yerine ayağa kalkıp hayranlıkla Ariya' yı izlemeye başladı. Ceylan gibi sekiyordu resmen.
Genç kız çobanın, '' ne yapıyorsun abla sürüyü dağıttın'' diye bağırması ile yaptığı hatanın farkına varıp çobanla beraber bir araya toparlamaya çalıştı hayvanları. Ama önlenemez bir şekilde sürü tarlalara doğru dağılıyordu. Önde ve en arkada gelen çobanda koşturdular hemen ağanın buğdayları ayaklar altında eziliyordu. Başka kimsenin değil ağanın!
Arjen, yavaş yavaş onlara doğru gelirken Ariya' nın çığlığı ile önce duraksasa da ne olduğunu anlamadan koşmaya başladı.
Ariya, şok olmuş bir halde sarnıca düşen koyunun ardından bakakaldı. Çoban genç kızın üstüne üstüne yürüyerek ''koyunumu telef ettin. Davarı dağıttın. Hiç mi davar görmedin sen?'' diye bağıra bağıra konuştu.
Genç kız, sarnıca doğru eğilip koyunun ardından baktı ama görünmüyordu korkuyla titredi, adamı duymamak için kulaklarını eliyle kapattı. Arjen, çobanın yanına ulaştığında nefes nefese kalmış olmasına rağmen ''hemen davarını topla çık tarlamdan'' dedi.
Arjen' i tanıyan çoban, hemen kendini savunmaya geçti ''ama ağam, bu kadının suçu hayatında davar görmemiş gibi...'' derken lafını bölen Arjen ''sana açıklama yap demedim hayvanını al-çık- git. Bir sürüye çobanlık edemiyorsan etme bırak. Kimseye yükleyemezsin beceriksizliğini'' dedi dişlerinin arasından.
Çoban, karşısındaki adamın gözlerinin ateş saçtığını gördü bir an, hemen diğer arkadaşlarıyla beraber yoldan çıkan hayvanları toplamaya başlarken, Ariya, yavru kuzunun acıklı meleyişine tanık oldu. Gözünden aşağı yaşlar boşalmaya başladı.
Arjen, kuzuyu kucaklayarak Ariya' nın yanına çöktü '' ağlama! Bak toparlanıp çıkıyorlar '' Ariya tepki vermeyince ''Ariya! Kaldır başını yüzüme bak. Bir şey olmadı bak halloldu'' dedi.
Başını utanç ve üzüntü ile kaldırdı Ariya, kuzuyu işaret etti, '' öksüz kaldı. Aynı benim gibi bir kanadı kırıldı. Hem de benim yüzümden...'' dedi burnunu çekerek.
'' Süt kuzusu değil bu, kendini kurtarmış üzülme! Kendi başına büyüyebilir, bak senin gibi o da başarabilir. ''
'' Olsun! Her yaşta bir anne babaya ihtiyaç vardır. Koşturmasaydım düşmezdi benim peşime takıldı...''
Arjen, başını kaldırıp ileriye doğru baktığında çobanın ayak sürüyerek evinin önünde beklediğini gördü. ''Sen kalk toparlan ben hemen geliyorum'' diyerek adamın yanına gitti.
'' Ne bekliyorsun burada?''
''Ağam ben sahiplerine ne diyeceğim hem o kız, koyunu telef etti hem de siz..''
Arjen, ''Davarına sahip çıkamamanın sonucu bu. Seni süründürmek var da neyse...'' elini cebine atarak bir miktar para çıkardı ve ''sen şimdi bunu benden alırsın, gider koyun sahibine de öldü , kurt kaptı ne yapayım? der parayı ona vermez cebe de atarsın... ''
''Ağam...''
Elini kaldırıp adamın konuşmasını kesti ''tamam, al bunu ve konuyu kapat sağda solda konuştuğunuzu duymayayım!'' diyerek bir miktar daha para verip adamı gönderdi. Ariya' ya doğru gülümseyerek döndü, kuzuyu tekrar alıp gözü hala sarnıçta olan Ariya' nın kucağına bıraktı.
''Al cezanı çek bakalım!''
Genç kız anlamsız gözlerle ona bakınca , '' al ,sen besle büyüt!'' dedi Arjen, Ariya başını olumsuzca salladı.
''Tarlaya zarar verdiklerini ağaya söylemeyeyim diye de ben bir şey demeden kuzuyu bana verdiler. Ben uğraşamam sen bakarsın artık.''
''Gerçekten mi?''
''Hiç şaka yapar gibi bir halim var mı?''
Genç kız, yüzüne baktı hakikaten çok ciddiydi, sinek çarpsa kırk parçaya ayrılırdı '' ben sana parasını vereyim o zaman, hepsi benim yüzümden oldu zaten'' dedi.
Arjen, ''eğer öyle bir şey yaparsan seninle konuşmam tek başına kalırsın burada'' dedi en ciddi ifadesiyle. Genç kız, bunu göze alamadı bugün Arjen olmasa, çobanlar onun kim olduğunu anlayıp dinlemeden sinek gibi ezerlerdi onu. Ariya, teşekkür etti. Yanına aldığı kuzuyla gözü arkasında kalan sarnıçta olarak eve doğru yürüdü. İlk günü tam bir hezimetti. Ama Arjen için değil!
Arjen, akşam eve döndüğünde ailesi doğum günü sebebiyle güzel bir sofra hazırlamıştı. Artık pasta börek dönemini geçtiğini yıllar önce belirttiği için öyle bir çabaya girmemişti ailesi. Bir arada huzurlu bir yemekle bugünü kapatmışlardı. Genç adam onlarla biraz vakit geçirdikten sonra hazırlanarak arkadaşlarıyla buluşmak için avluya geçerken babası ''Arjen!'' deyip kendisine dönmesini sağladı el işareti ile de yanına çağırınca hemen yönünü değiştirerek ona doğru yürüdü.
''Efendim baba?''
''Zamanı değil ama senin oda yaptırdığını duydum. Gün içinde dinleneceksin diye ses çıkarmadım o zaman ama bakıyorum geceleri de orada kalmaya başladın. Derdin ne oğul?''
''Yok bir şey baba beni kendine dert etme.''
'' Gece dönünce konuşuruz istersen oğlum.''
''Senden saklayacak bir şeyim yok baba meraklanma ! Şimdi dost meclisine gideceğim istersen sen de katıl bize.''
Avdılla ağa ''Odamızı işgal etmişler tew isimde vermişler . Ne işim var sizinle? '' dedi gülümseyerek. Arjen de aynı şekilde gülümseyerek karşılık verdi ve arkadaşlarının yanına doğru yola çıkarak gün boyu içini kemiren olayı anlamaya çalıştı.
Eve çok uzak olmayan odaya girdiğinde arkadaşları ayaklanarak karşıladılar onu. Gece sofrası kurdurmuşlardı onlar da, çiğ köfteler, meyveler ve tatlılar... Herkesle teker teker tokalaştı. sonra Mustafa' nın yanına oturdu. Hal hatır sorduktan sonra iyice eğildi genç adama doğru.
''Ee bıra sabah sözün yarım kaldı.''
''Hangi söz?''
''Agit ve kaymakam.''
''Doğru ama ben de tam anlamadım ki, adliyeden çıktım bir arkadaşa uğrayayım dedim girdim o tarafa bir baktım bu Agit küfür ede ede o kızı arkasına almış çıkıyordu. Bir süre sonra kaymakam çıktı ağzı gözü kan içindeydi onun. ''
''Sormadın mı ne olmuş? Neden olmuş?''
Mustafa, ''Kimse anlam veremedi kız daha önce bir iki defa gelmiş sonra da Agit işte.'' Gülerek anlatmaya devam etti ''Kaymakam iki üç gün burnunda çiçek açmış gibi tamponla geziniyordu ortalıkta ''dedi.
''Agit niye dövdü ki acaba?''
genç adam ''Ne olacak belli ki kızın kırığı...'' deyince Arjen , elini arkadaşının koluna atarak devam etmesini engelledi, öfkesi kabardı. Ama kime? Arkadaşının sözünün doğru olmama payına karşılık arkadaşına mı? Yoksa bugün onunla tanışan kızın gerçekten bir şeyler çevirip Agit' i oralara sürüklemiş olabileceğini düşündüğü için ona mı?
Diğer yanında oturup hiçbir konuşmadan haberi olmadan boyuna sigara tellendiren, aşk acısı çektiği belli olan Mehmet'in sevdiceği Berivan, şiltelerin altında kalan sandığını açmak için teker teker döşekleri yere indirip bir kenarda üst üste dizdi. Açtığı çeyiz sandığından, kendi elleri ile beyaz kumaş üzerine işlediği kuş figürlü kanaviçe yatak odası takımından bir çift yastık kılıfı alarak gazeteye sardı. Döşekleri tekrar yerine yerleştirdikten sonra üstündeki hırkayı önüne doğru çekiştirdi kollarını da göğsünde bağlayarak hazırladığı paketi koltuk altına sıkıştırdı.
Kapıdan çıkmak üzereyken ''anne ,ben Fatma Zehra' ya gidiyorum. Çeyiz sermeye çağırdı '' diye başını odaya doğru uzatarak haber verdi.
Yaşlı kadın yerinden kımıldamadan ''bizi niye çağırmadı. Yaşlılar çeyiz bakamaz mı?'' dedi.
''Anne yarın akşam söyleyecekmiş size. Biz kızlarla sermeye gidiyoruz daha.''
''Bana bak yalan söyleyip Mehmet' le falan görüşürsen kekon bacaklarını kırar.''
Oflayan Berivan, ''yok anne vallahi ona gitmiyorum. inanmazsan gelir sorarsın sonra'' dedi.
Halime, ''Tamam git ama amcanların evinin önünden geçme sakın!'' diye uyarıda bulunarak kızını arkadaşına gönderdi.
Berivan topuklarını yere vura vura yürümeye başladı hırsını yerden almak istercesine. Arkadaşının evine gelince, genç kızın süslenmiş püslenmiş bir şekilde arkadaşlarını ağırladığını görünce içten içe kıskançlığına engel olamadı. Kol altına sıkıştırdığı paketi çıkararak, ''Al canım çam sakızı çoban armağanı!'' diye arkadaşına uzattı.
Fatma Zehra, Berivan' a sarıldı ''canım gelmen yeterdi zahmet etmişsin'' deyip paketi açınca gördüğü şey ile gözleri doldu ''kız bu benim modelini çıkaramadığım kanaviçe değil mi? Anam çeyizini mi bozdun sen?'' diye sordu.
Berivan usulca başını salladı.
''Hayırlı uğurlu olsun canım! Güle güle kullan.''
''Kız yazık senle Mehmet' e çok üzülüyorum. Yeter artık bu çektiğiniz adam okudu etti memur bile oldu bu keke İbrahim neye inat ediyor anlamıyorum?''
Üzüntüyle başı önüne düşen Berivan, ''kaç defa dedim size, kekomun derdi para pul değil, diyor ben kardeş bildim evime aldım o gelip kız kardeşime göz koydu. Bunu hazmedemiyor'' dedi.
Araya giren Zeynep, ''kız Fatma herkes senin kadar şanslı mı ? Seni bir dönem liseye gönderdiler gittin ta kaç köy öteden Ali' yi buldun. Onun yüzünden okulundan oldun yine de bırakmadın adamı. Hoş o da seni bırakmadı ya. ''
''Mehmet' te beni bırakmadı ki!''
''Bu gidişle o seni bırakır. Kalk, al eline bohçanı bir gece yarısı git amcanın evine otur kalkma!''
''Wış!! Ben nasıl edeyim bunu anama babama?''
''Valla Zeynep haklı. Ali kaymakamlıkta işe girmeseydi babam vermezdi, ben de kaçardım. Senin ki daha kolay amcaoğlundur evlendirirler hemencecik aile arasında kapatırlar, benimkinin sonu kesin ölümdü. Kusura bakma ama sen bu çocuğu sevmiyorsun.''
Berivan, ''Hiçbir şey bilmiyorsunuz siz! Ölümden öte rezillik var bu işin sonunda. Ölürüm de kaçmam kekom illa bir gün müsaade verecek'' dedi boynunu bükerek.