Gün boyu merakla Ariya' yı bekleyen annesi, tüm gün arayıp sormamıştı şevkini kırmamak için. Akşama doğru kapı ağzına çıkmış kızının gelmesini bekliyordu. Yazo Xanım da genç kadını yalnız bırakmamak için kapı önüne sandalye atarak oturdu. Yan evden de dışarı da oturan kadınları görenler teker teker yanlarına gelip sessiz bekleyişlerini bozarak Ariya' nın ilk iş günü ile ilgili muhabbete başladılar. Ahmet ağa da yengesi Zeliha xanımın halini hatırını sorup herkesle birlikte beklemeye başladı.
Karanlık artık kendini göstermeye başlamış, hava da iyice soğumuştu.Elinde bir çırpı pamuk dalı bulunan Ariya arkada kuzu önde evin yoluna girince aile üyeleri şaşırmanın yanı sıra garip karşıladılar, ne işi vardı kuzuyla?
Zerya, ablasının önüne doğru koşturarak gidip ''abla tarla bana göre değil deyip çobanlık yapmaya mı karar verdin '' dedi.
Kardeşinin sözlerine gözlerini deviren genç kız ''saçmalama, ben istersem ikisini bir arada da yaparım! Onu bunu bırak ta ahali neden kapıya dökülmüş?'' diye sordu.
'' Herkes işteki ilk gününün nasıl geçirdiğini merak ediyor.''
''En çokta amcam merak ediyor olmalı baksana o bile kendine hakim olamadan beni karşılamaya çıkmış.''
''Aman abla ne taktın adama, duyacak ayıp olacak şimdi.''
Konuşmaları sonlanmadan eve varmışlardı bile. Herkes birer birer eve geçerken Ahmet ağa, yüzüne bile bakmadan geçen yeğenine kulak asmadı. Gençti ,cahildi o da hata yaptığını anlayacaktı bir gün.
Ariya, yüksek sesle '' merak edenlere duyurulur bugün keşif yaptım yarın da icraata başlıyorum'' deyip evin kapısından içeri girdi.
Ahmet ağa, kendisini eve buyur eden yengesini bir köşeye çekiştirdi.
''Zeliha, ben senin ağabeyin sayılırım. Çocukların çocuklarım gibidir. Eğer bir ihtiyacınız olursa çekinmeden söyle. Sen Ariya' ya bakma. Daha gençtir, anlamaz.''
Başındaki eşarbı düzelten Zeliha xanım, ellerini önünde birleştirdi '' Allah eksikliğini vermesin ağabey. Çocukların da senin gibi yakından ilgileniyorlar sağ olsunlar. Şimdilik iyi durumdayız, Halil' siz nasıl olursa artık '' derken usul usul ağlamaya başladı.
Ahmet ağa, ''üzülme, Halil görseydi bu halini çok kızardı. Malın var mülkün var çok şükür çocukların var. Onlara göz kulak ol artık ağlamanın kimseye faydası yok'' diyerek yengesinin kolunu sıvazlayıp evine doğru gitti kendisini uzaktan gözetleyen Zin' in fesatlıklarını hesaba katmadan.
Diyar, kuzuyu avluya götüren Ariya' nın peşinden gidenler arasındaydı. O da ne yaptığını merak ediyordu.
''Bunu nereden buldun?''
Ariya, ''aldım pısmam nereden bulacağım?'' dedi gözlerini kaçırarak.
''Bizim ağılda çok vardı bunlardan... neyse bizim sürülere katalım istersen.''
Ariya kollarını kuzunun boynuna dolayarak '' yok o benimle kalacak!'' dedi.
Diyar, her konuşmasında kendisiyle zıtlaşan kuzenini şaşkınlıkla izlerken, Zerya ,''ağabey gece odasında uyutur daha bunu! Sor bak isim bile vermiştir'' dedi.
İkisi de Ariya' ya bakarak isim söylemesini beklerken o hata yapmış gibi etrafa göz gezdirip ''hiç düşünmedim acaba ne koysak ki?'' dedi kimseden cevap alamayınca ''tamam ben onu da kendim bulurum, yardım etmeyin. Diyar senden bir şey isteyebilir miyim?'' diye sordu.
''Kesmemi istiyorsan daha küçüktür!''
Hızla yerinden doğruldu Ariya.
''Hayır! Ne kesmesi saçmalama. Biraz saman getirelim sizin ahırdan üstünde yatırırız soğuktur şimdi bizim ki. Acaba soba mı kursan?''
Diyar, ''Saçmalama ne sobası Ariya, Berzan' la Zerya gidip getirsin samanı'' Zerya' ya dönerek ''hadi sen git dotmam, Berzan Agit kekonun yanındaydı'' dedi genç kızı gönderip Ariya ile yalnız kalmayı başardı. Kuzuyu kullanılmayan eski ağıla götürürken ''bugün ne yaptın?'' diye sordu.
Durup dikkatle kuzeninin yüzünü inceleyen Ariya, bir şey görüp duydu mu acaba diye kendi kendine düşünürken genç adamın meraklı bir şekilde konuşmasını beklediğini görünce konuşmaya başladı.
''Hiç öyle bir dolaştım. Sonra sürü geçti bu kuzuyu beğendim aldım sonra eve geldim niye sordun ki?''
Diyar, ''öylesine! Mühendis lazım olacak öyle herkese güvenme...'' deyip kızı meraklandırırken, elini cebine atarak bir kart çıkardı '' al bu kızı getir baksın. İşinde iyi olduğu söyleniyor'' dedi.
Ariya, ''Tuba! Niye bu kız? Bir ilgin mi var pısmam kıza karşı?'' diye sordu heyecanla.
''Yok be ne ilgisi? Şimdi sen git gel yaparsın, arabaya tanımadığın adamları alma, laf söz olmasın diye bir arkadaştan aldım kartı. İşinde iyi olduğu söyleniyor.''
Hevesi kursağında kalan Ariya, ''anladım, teşekkür ederim'' dedi. Zerya ve Berzan hummalı konuşmaları ile muhabbetlerini bölerek Diyar' ın oradan çıkmasına sebep oldu.
Zin, genç adamın dışarı çıkmasını fırsat bilip kaynına tebessüm ederek içeri girdi. Aklı beş karış havada görünen gençlere saman yüklü el arabasını işaret ederek '' siz bırakın yorgunsunuz zaten tüm gün okul ders derken... Ben yardım ederim Ariya' ya'' dedi güven veren bir ses tonuyla. Gençler lafı ikiletmeden dışarı çıkarken o yavaş yavaş amacına doğru yol almaya başladı.
''İstersen şu köşeye yığalım samanı daha sıcak orası duvarı evinki ile bir.''
''Olur yenge.''
''Ee hiç anlatmadın, nasıl geçti günün? Alışabildin mi?''
Yerde diz çökmüş bir şekilde oturup samanları kat kat dizerken yengesinin yüzündeki sinsi ifadeyi göremeden '' alışırım yenge, çabuk öğrenirim ben'' dedi.
''Tabi canım sanki bilmiyoruz seni. Ama yine de sana yardımcı lazım.''
''Evet arıyorum birini.''
Zin, ''Kız, arama ben buldum!'' dediğinde Ariya' nın sorgulayıcı bakışları ile karşılaştı ama hemen toparlanarak konuşmasına devam etti ''öyle bakma! Babam duymasın ama bizim Salih var o sana yardımcı olacak. Kız halinle bu işlere kalkıştın ya, cümle aleme yapabileceğini göstermemiz lazım'' dedi kızın aklında herhangi bir şüpheye yer bırakmadan.
Yengesinin bu sözleri ve az önce Diyar' ın yaptığı hareket genç kıza şevk, umut verdi. Her şey bir anda altüst olduysa bir anda da düzelebilirdi. Babası geri dönemese de, ardında bıraktıkları bir bütün olarak yaşamaya devam edebilecekti.
''Çok sağ ol yenge. Nerede bulabilirim adamı?''
''O sabah tarlaya geçecek, merak etme konuştum ben onunla. Gerçi çok zor oldu ama senin değerin de bende büyük biliyorsun.''
Ariya, bu son söz üzerine biraz gerilse de kendisinin yengesi ile bir alıp veremediği yoktu. Belki de Ariya yanılıyordu bu kadın hakkında.
Genç kız, ertesi güne bir önceki günkü kadar erken başlayamasa da yine de fena değildi uyanma konusunda. Dışarı çıktığında beklediği yağmurun yağıyor olduğunu görmesiyle tüm şartların kendisi için yavaş yavaş uygun duruma geldiğini düşündü, sevinci ikiye katlandı. Hemen ağılı kontrol etti kuzu yerindeydi herhangi bir sorun yoktu, mühendis Tuba' yı almak için ilçeye doğru yola çıktı.
Arjen ise önceki gece arkadaşının laflarını tamamlamasına müsaade etmeden, ilk defa oradaki arkadaşlarına karşı saygısız bir harekette bulunup orada kendisi için toplanan insanları ardında bırakarak kendini dışarı atmıştı.
Mustafa, söylediklerinde haklı olabilirdi. Ariya, kaymakamla gizlice görüşüyordu Agit 'te onları yakaladı ve Diyar ile evlenmesi için baskı kurdu genç kızın üstünde. Hem babası da kriz geçirmişti aynı dönemlerde bu yüzden olabilirdi. Ariya' nın kendi ağzından da duymuştu Diyar ile evlenmek istemediğini. O zaman niye ona sarılmıştı? Bilinçsizce miydi? Yoksa Diyar' a mı aşıktı? Diyar, kaymakamı biliyorsa neden sesini çıkarmadı, evlenip olayı kapatacak mıydı? Bilmiyorsa Agit nasıl kabullendi gelin olarak almayı? Burun kırmakla kapatılır mıydı bu mevzu? Peki en önemlisi aralarında ne geçmiş olabilirdi? Genç adam bu ve buna benzer bir sürü düşünceyi kafasında bir kurdu bir bozdu. Boşa koydu dolmadı, doluya koydu almadı.
Genç kızı kaç defa görmüştü ki? Neden bu kadar ağır geliyordu bir sevgilisinin var olma ihtimali? Eğer işin içine kaymakam da girdiyse iyice uzaklaşacaktı Arjen' den. Genç adam, düşüne düşüne kendini tarlada ki odasında bulmuştu. Bütün gece hesapsızca bir sağa bir sola dönmüş sabaha karşı istemsizce gözleri kapanmıştı.
Sabah dışarıdan gelen araba sesi ile uyandı. Bu kız iki günde dengesini bozmuştu her gün uyandığı saatte uyumuştu o gece. Gözlerini ovuşturarak yerinden kalkıp tıklatılan muşamba kaplı tahta kapıya baktı. Gelen Mustafa idi.
Genç adam arkadaşı için yağan yağmura aldırmamış, yanına gelmişti. İğreti bir şekilde pantolon paçalarını yukarı doğru çekiştirerek çamurlanan rugan ayakkabılarına baktı sonra da açılan kapının ardında ki yüze '' aşk olsun sana Arjen, gece ne oldu da fırladın çıktın?'' dedi sitemkar bir edayla.
''Yok bir şey. Yedik ,içtik, konuştuk. Uykum gelince de buraya geldim.''
''Hayatta inandıramazsın beni var sende bir haller.''
''Sende bir haller var asıl sen bu kılıkta çamur da dolanmazdın.''
''Senin yüzünden hep!''
Arjen, ''Pek düşüncelisin bıra ama...'' derken biraz ötesinde buğdaylar arasında gezinen Ariya, yanındaki genç kız ve orta yaşlarda görünen adama doğru baktı.
Mustafa da onu dinlemeyi ve konuşmayı bırakan adamın baktığı yöne baktı '' bu güzel kız ne yapıyor? '' dedi kendi kendine ama Arjen' de duymuştu.
Herkes mi güzel bulmuştu bu kızı yani bir rakibi Mustafa olmamıştı o da oldu artık ''Kimden bahsediyorsun sen?'' dedi dişlerinin arasından.
Mustafa çenesiyle ileriyi işaret ederek '' şu tarlada ceylan gibi seken, ince, zarif ve eşarplı kızı diyorum. Boyuna posuna maşallah! Giyimi bana buralı olmadığını söylüyor sence?'' dedi.
Söylenenin Ariya olmamasıyla rahat bir nefes alan Arjen ''tanımıyorum. Hadi sen git artık iki yabani ceylan bir tarlaya fazla'' adamın anlamayan bakışlarını yakalayınca da '' sende buralı değil gibi çamurda sekiyorsun ya onu diyorum hadi güle güle'' deyip genç adamı karga tulumba geldiği yere gönderdi.
Ariya, Mustafa' nın giden arabası ile Arjen' e el kol ederek yanına çağırdı. Ağa gitmişti ve artık yardım edebilirdi. Dün öyle demişti nasılsa.
Arjen, her ne kadar gitmek istese de kendine hakim olup görmezden geldi genç kızı ama içeri de giremedi. Onunla Konuşmaya can atıyordu.
Ariya, sinsi planlarla gönderilen Salih'i Tuba' nın yanında bırakarak dün arkadaş olduğu adamın yanına geldi.
''Merhaba! Seslendim duymadın galiba.''
''Duydum ama gelmek istemedim'' diyerek kendi kendine triplenen adamı anlamayan Ariya, durumu yanındaki insanlara bağladı ve konuşmasını sürdürdü.
''Sen onlardan mı çekindin? Bayan olan, yani Tuba artık tarlalarımdan sorumlu mühendis. Seninkilere de bakar istersen. Ve diğeri Salih, yardımcım olacak, şansına yağmur yağdı onunda. İşlerim düzeliyor sanki....''
Genç adam kızın kendisiyle konuşmasına ne kadar sevinse de duydukları içinin öfke ile dolup taşmasına sebep oluyordu ''ben ne yapabilirim?'' dedi Ariya' nın sevecen konuşmasına karşılık kaba konuşmasıyla.
''Ben...sana anlatmak istemiştim. Bir şey mi oldu gerginsin?''
Arjen, ''Değilim! Sen...'' deyip konuşmasını devam ettiremedi. Sormak, sorgulamak istiyordu ama hangi sıfatla?
''Ben? Ben seni kıracak bir şey mi yaptım? Dün iyiydik ayrılırken.''
Arjen, ''sen bana hiçbir şey yapamazsın!'' deyip arkasını döndü ve odasından içeri girdi ardında şaşkın bir Ariya bırakarak.
Genç kız, adamın yaptıklarını görünce dünkü adamla bir bağ kuramadı aralarında. O kibar adam birden bire kabalaşmıştı. Hemde nedensizce. Düşünceli bir şekilde, eline istemediği kadar bol malzeme verdiği orta boylu hafif tombul adamın yanına döndü.
''Ne dedi mühendis?''
Tuba, adamın konuşmasına müsaade etmeden ilerden seslendi ''Ariya hanım, gübre atarsak sonuç alabiliriz. Ekime gerek yok '' diye.
Ariya ''Tamam, Salih ağabey yarın halleder. Üstelik bana ismimle hitap edebilirsiniz resmiyeti sevmiyorum Tuba'' diye aynı şekilde ileride dolaşan genç kıza seslendi. Tuba memnuniyetle başını sallayarak yanlarına geldi. Ariya, genç kızı ilçeye götürürken Salih , muhtarı arayarak rapor vermeye başladı. Muhtar, Ariya ile Arjen ismini bir arada duyunca gözleri ışıldadı. Körün istediği bir göz Allah vermişti iki göz.
Fevzi, ''Bugün kız gitti diyorsun, yarın ne yap et ikisi bir araya gelince bana haber ver kökünden halledelim şu işi!'' dedi gençlere atmayı düşündüğü çirkin iftiranın sonunu umursamadan. Ama Allah' ın da bir planı olduğunu hesaplayamıyordu her ikisi de. Aynı şekilde diğer gençler içinde durum aynıydı. Kader ağlarını sağlı sollu örecek olmayanı oldurup bir araya getirecekti onları da.
Fatma Zehra, Mehmet' in yoğun ısrarı ile arkadaşlarına evlenmeden önce son bir iyilik yapıp Berivan'ı çağırmaya gitti akşam ezanı okunmadan hemen önce. Yağmurdan korunmak için hırkasını başının üstüne atıp terliklerinin eteğinin arkasını fiske fiske çamura bulamasını umursamadan koşar adım Berivan' ın evine vardı kapının arkasındaki teli kendine doğru çekip avludan içeri girdi. Salonun kapısını tıklatarak ''Berivan! Halime teyze! '' diye seslendi.
Genç kız kurduğu sofraya oturamadan kapıyı açtı '' hayırdır bu saatte ne oldu böyle?'' diye sordu.
''Ay Berivan, sabaha çeyizi almaya geliyor erkek tarafı. Bir iki parçam eksik acil bize gelmen lazım.''
''Ne eksiği herkes baktı bir eksik gedik görünmüyordu.''
Halime teyze içeriden seslenerek ''ne oluyor, kapı önünde fısır fısır ne konuşuyorsunuz? Fatma kızım gel içeri yemek ye'' dedi.
Kapıya kolunu dayayıp içeri kafasını uzatan Fatma Zehra, '' yok teyze afiyet olsun size. İzin verirseniz Berivan benimle gelsin bir iki iş var yetişmesi gereken '' Yaşlı kadın ağzını açamadan oğlu devreye girdi.
''Sabahtan beri neredeydin?''
''İbrahim ağabey, dedim anamla yetiştiririz ama olmadı. Yarına lazım, acil olmasa gelmezdim biliyorsun '' İbrahim kızın ısrarı üzerine başını sallayıp ''geç saate kalmayın!'' diyerek gönderdi.
Berivan da az önce kızın geldiği şekilde başını yağmurdan korumak için hırkayı şemsiye niyetine açıp ne olduğunu anlamadan hızlı adımlarla yürümeye başladı. Fakat evin hemen yanındaki ahırdan bir el onu tutup içeri çekti. Genç kızın bağırmasına müsaade etmeden ağzını kapattı ve '' korkma benim Mehmet'' dedi.
Bir eliyle damağını yukarı kaldıran genç kız diğer elini kalbinin üstüne koyarak '' ödümü kopardın! Ne işin var bu saatte burada?'' diye sordu.
Mehmet, ''Ben seni görmek için türlü oyun çeviriyorum, sen ne diyorsun şerinamın (şirinim)?'' Berivan üzüntüyle başını önüne eğince ''kaçalım Berivan! Böyle olmuyor'' dedi çenesinden tutup başını yukarı kaldırdığı genç kıza.
''Dedim sana ben kaçıp babamı atamı ezemem, rezil edemem ailemi, keko ikna olacak inanıyorum...''
Mehmet, üzgün bir şekilde öngördüğü acı gerçeği paylaşmaya başladı kızla. ''Berivan, İbrahim tıpkı İbrahim paşanın, kardeşi ve kızına yaptığı gibi yapıp seni bana vermeyecek! Yanında ömrünü çürütecek'' dedi.
Gözleri hemen yaşaran genç kız ''Sen de Evdi' nin Rıhme' den vazgeçtiği gibi benden vazgeçip başkasıyla evlenecek misin? '' diye sordu.
Mehmet , ıslanan al yanakları elleriyle silerek '' Ben Dewreş' in yaptığı gibi uğruna savaşırken ölürüm!'' dedi. Bu aşkın önünde dağ olsa yıkılır yerle yeksan olurdu. Berivan' ın yedi ağabeyi de aynen öyle yıkılacaklardı.
Öte yandan öbür köyde durumlar benzerdi. Aşk her yaşta aşktı. Zin de kocasıyla olan küskünlüğü ortadan kaldırıp eski güzel günlerine dönmek istiyordu. Gece siyahını aratmayan koyulukta ki dantelli geceliğini üstüne geçirip odada kendinden emin adımlarda yatağa doğru ilerledi. Zin' e göre kendisi haklıydı fakat iki gündür aynı oda da onu görmezden gelen Agit' in inadı kazanmıştı. Ama bu seferlik!
Agit, her küs olduğu dönem yaptığı gibi yüzükoyun yattığı halde başını Zin' in yattığı yönün tersi tarafa dönmüştü. Karısının giydiği üstü tüylü topuklu terliğin çıkardığı 'tak tak' sesi karısının kendisine doğru geldiğini söylediği halde gözlerini açıp bakmadı.
Zin, üzerine eğildiği kocasının yüzünü okşayarak ''şeremın, daha ne kadar küs kalmayı düşünüyorsun?'' genç adam ses vermeyince '' haklı olduğum halde benden özür dilemek yerine diletiyorsun ve yine dönüp bakmıyorsun'' dedi.
Tek gözünü açan Agit, '' haklı falan değilsin. Senin dilinin ayarı yok. Beni terk etmekle tehdit edemezsin! Bunu öğrenene kadar konuşmayacağım seninle'' diye karşılık verdi.
''Ben senin için hazırlanıp süsleniyorum gece gece ve sen ise konuşmayacağım diyorsun öyle mi?''
İki gözünü kapatan Agit, kadının onu etkilemesine izin vermeden '' konuşmayacağım'' dedi kararlılıkla.
Zin, yerinden doğrulup tek ayağını hırsla yere vurdu ve gece esen sert rüzgara aldırmadan sabahlığının kemerini sıkarak balkona çıktı. ''Bunların hepsi senin yüzünden küçük yılan, kocam asla bana böyle davranmazdı. Kurtulacağım senden '' dedi kendi kendine amcası Halil' in evine bakarken.
Avludan gelen sesle alt kata indirdi bakışlarını. Kaynanası ile kayınpederinin yine gece atıştırmalığı için tartıştıklarını anladığı an o da üstüne başına çeki düzen vererek alt kata indi.
Ahmet ağa ,kan şekeri düştüğü için bayağı sinirliydi '' size o kadar para veriyorum, o kadar şey aldırıyorum sen bana yiyecek bir şey yok mu diyorsun?'' diyen sesi avluyu inim inim inletiyordu.
Gule xanımın eli ayağı birbirine dolanmıştı ama yine de lafından geri kalmadı ''Wii! Ne bu sinir? sana ne dedim ki? O var diyorum yemem diyorsun bu var diyorum yok diyorsun. Söyle ne istersen onu yapacağım'' dedi.
''Biraz cevizli sucuk, fındık fıstık getir sonra da biraz nar tanele. Çabuk ol bayılacağım, elim ayağım titriyor.''
Gule xanım, ''Bu saate kadar tartışacağına ne istediğini söyleseydin bu duruma düşmezdin'' diye kendi kendine söylenip dışarıya mutfağa gitti.
Zin, mutfağa geçip başıyla selam verdi. Kaynanasının kendi elleriyle kocasına hazırladığı tepsiyi inceleyerek ''anne!'' dedi.
''Efendim Zin, ne dedin?''
Zin, ''Sana bir şey diyeceğim ama kızma sakın bana!'' deyince yaşlı kadın gelinine çevirdi tabakta ki bakışını ve ''söyle bakalım!'' dedi.
''Sen babama bu yiyecekleri veriyorsun ya! Adam kendini daha genç hissediyor, sen ise yaşlı duruyorsun babama göre.''
''Ne diyorsun Zin, Allah aşkına gevelemeden konuş.''
''Hiç fark etmedin mi babam, Halil amca öldüğünden beri onların evinden çıkmıyor. Sakın yengemi nikahına almasın gepegenç kadın tabi...''
Zin aniden çimdiklenmesiyle ''hhiiyh!'' diye yüksek bir ses çıkarıp, kolunu ovuştururken kaynanasının yüzüne baktı, kadının gözleri ateş saçıyordu.
''Terbiyesiz, ağzının lafını bil! Yeğenleri o evde elbette göz kulak olacak!'' derken kocasının odadan çıkıp ''o cevizler pişiyor mu?'' diye avlu da bağırmasıyla tepsiyi alıp hızlıca dışarı çıktı. Zin' e inanmasa da içine kurt düşmüştü bir kere...
Zin odasına geçti. Sinirle gözleri kısılırken sabah yaşanacak olayın hayali sakinleşmesini sağladı yanında rahat uyku getirdi. Saatler hızlı aktı onun için de heyecandan içi kıpır kıpır olan Ariya için de.
Ariya, sabah sabah dondurucu soğuğa rağmen, tarla için aldığı gübreyi serpmeye gidiyordu. Yukarıdan kendisine seslenen Agit 'e baktığın da genç adam '' bu soğukta nereye?'' diye sordu.
'' Tarlaları gübrelemeye gidiyorum .''
''Kürekçi tutmuşsun senin ne işin var orada? Yağmur yağdı yağacak gitme.''
Ariya, ''bakıp döneceğim keko'' deyince Agit ses çıkarmadı gitmesine. Hevesini kırmak istemedi.
Arjen de o saatler de uyanmış evine sığamadığı için de erkenden çıkarken, babası ile karşılaşmıştı.
''Oğul nereye?''
''Biraz hava alıp geleceğim baba.''
Avdılla ağa ''Bu saatte? Oğlum aynı evde yüzüne hasret kaldık yeter artık ne derdin var anlat bilelim. Anan senin üzüntünden kilo verdi inan'' dedi sevecen tavrıyla oğlunu güldürmek için.
''Baba akşam eve gelirim konuşuruz. Hem soğuklarla beraber yağmur da başladı artık eve gireriz baksana iki günde oluşan farka.''
Avdılla ağa, ''Dediğin gibi olsun oğul dikkat et kendine hastalanma'' diyerek oğlunun gitmesine izin verdi. Arjen, gülümseyerek başını salladı. Tarla başındaki odasına doğru yola çıktı.
Kerpiç odasında ki kitapları toplarken bir daha genç kızı görmemek için oraya gitmemeye karar vermişti. Ama dayanamadı, dışarıdan gelen sese bakmak için odasından çıktı. Ariya ile kürekçinin konuştuğunu görünce yeniden içeri girdi. Baktıkça hem sinirleniyor hem bağlanıyordu. ikisinin bir arada olması garip geliyordu ama sahiplenme iç güdüsünden başka bir şey değildi.
Salih, Ariya' ya üst tarafta ki araziye bakmaya gideceğini söyleyip onun arabasını alarak genç kızı orada bir başına bırakıp gitti. Ardında kalan Ariya, gece ayazının dondurduğu küçük su birikintisinin üstüne ayağını dokundurarak ince buzu kırıp kendi kendine oyalanmaya başladığı sıra da hafif şiddetteki gök gürültüsü ile başını yukarı kaldırıp gök yüzüne bakınca alnına düşen yağmur tanesi ile yüzünü buruşturdu. Kırmızı montunun kürklü başlığını kafasının üstüne attı sağa sola ufak ufak yürüyerek kendini ısıtmaya çalıştı. Salih' in yolunu gözledi durdu yaklaşık bir saat geçmesine rağmen ortalıkta görünmüyordu. Hafif başlayan yağmur şiddetini arttırmıştı. Yalnızlığın da verdiği etki ile gök gürüldeyince yerinden sıçradı.
Her hareketini küçük penceresinden izleyen Arjen' in vicdanı el vermedi daha fazla soğukta kalmasına. Puşt Salih de gidip dönmek bilmemişti. Kapıyı aralayarak ''Ariya! '' diye seslendi.
Genç kız arkasını döndüğünde, kendisine gel diye el kol sallayan Arjen' i görünce gidip gitmeme arasında kaldı. Etrafına son kez göz gezdirip ortalıkta kimseyi göremeyince mecburen yanına gitti.
''Efendim?''
''Seninki gelmeyecek galiba geç içeride bekle yağmur dinene kadar.''
Ariya, tereddüt ederek de olsa kendisine eliyle yol gösteren Arjen' e uyup içeri girdi. Tahta kapının hemen arkasında bulunan taşlığa basarak durdu. Arjen ona bakınca da ''ayakkabıları çıkaracaktım'' dedi.
Arjen, ''Çıkarma, geç sobanın karşısına otur'' diye karşılık verdi çatılmış kaşları ile.
Genç adamın yüz ifadesi Ariya' yı ürküttü ''yok burada beklesem daha iyi, şimdi Salih ağabey gelecek, hemen gideriz'' diye konuştu.
''Gelirse gidersin, şimdi geç otur.''
Ariya etrafa göz gezdirdikten sonra geçip oturdu sobanın önüne ve ''sağ ol!'' dedi aynı soğuk ifadeyle.
Arjen, hem genç kız rahatsızlık duymasın hem de etraftan gelip gören olursa endişesiyle hevrani kürkünü omuzlarına atarak dışarı doğru adım attığı sırada yeniden gök gürleyince Ariya, ''gitme!'' dedi yüksek çıkan sesiyle.
Genç adam arkasını dönüp '' iki gündür tanıdığın adamla aynı oda da kalmaktan korkmuyorsun da gök gürültüsünden mi korkuyorsun?'' dedi.
Ariya, böyle bir şey duymayı beklemediğinden, sesini çıkarmadan suç işlemiş gibi sağına soluna göz gezdirdi kitaplık ve hemen sol alt tarafında kaynayan semaveri görünce, ''kimseden ve bir şeyden korkum yok, oturur çay içer misin demeni bekliyordum. Maalesef göründüğün gibi değilmişsin'' diye karşılık verdi.
Kapıyı kapatıp Ariya' ya tamamen dönen Arjen, ''Hiç kimse göründüğü gibi değil. Kolay kolay güvenmemek lazımmış. Bende çay ikram etmek isterdim ama...'' dedi.
''Ne yani sana güvenmemem gerektiğini mi söylüyorsun?''
''Ben diyorum ki bir çay al kendine ve bir tane de bana ver çıkayım."
Ariya, istemeye istemeye ayaklandı. Sonuçta ev onundu ve Ariya ona muhtaçtı şu an. Normalde de böyle biri değildi. Mutlaka bir şey olmalı diye düşündüğünden ses çıkarmadı. Salih şu an gelse çayı falan bırakır çıkar giderdi adam hatasını fark edene ya da o sorunu anlayana kadar da görüşmezdi zaten.
Salih biraz daha geç kalacağa benziyordu. Oradan uzaklaştığını muhtara haber vermişti vermesine ama Arjen' i ortalıkta görmediğini de söylemişti muhtarın arabasının da çamura saplanmasıyla o da bayağı gecikmişti, dolayısıyla işin rengi de değişmişti. Yağmurun hızlandığını görünce hemen yeni bir plan yaparak '' Salih, iki tarla arasındaki seti kaldır ve kızın yanına git '' dedi. Geçmiş yıllar tekerrür ediyordu sanki.
Salih, söylenenleri harfiyle uyguladı ve Ariya' yı bıraktığı yere döner dönmez hemen gübreyi kürekleyip mibzere attı, bir yerlerden çıkıp gelmesini beklediği Ariya' ya bakmak için başını kaldırdığında paldır küldür çamura bata çıka yanına koşturan Hamduş' u gördü.
Arjen, odadan çıktığında adamı görmüştü ama kıza haber vermemişti. Ariya korktuğu için kapıdan da ayrılamadı. Orada öylece durup iki adamı izlerken ne olduğunu anlamadan ikili birbirine girdi. Muhtar Fevzi' nin arabasını görmesiyle de iyice şaşırdı. Hemen toparlanarak başını içeri uzattı ''dışarıda kıyamette kopsa buradan çıkma ''dedi.
Ariya, başını sallayıp oturduğu yerden kalktı, korkuyla küçük pencereye yaklaştığında beş altı adamın birbirine girmiş olduğunu gördü. Ses çoktu ama ne olduğunu anlamıyordu.
Arjen, hızlı adımlarla adamların yanlarına vardığında, Hamduş ''ağam bu puşt setleri kaldırmış tarlalarınızı sel götürüyor'' dedi.
Salih, ''yalan söylüyor gevad, yağmuru ben mi yağdırdım?'' diye cevap verdi. Bu şiddetli yağmurda ortaya çıkan bu adamların bir iş çevirdiği belliydi ama Arjen ne olduğunu anlamadan Salih ile Hamduş arasında buldu kendini. Arjen, elini kaldırıp adamı Hamduş' u durdurmaya çalışırken başının arkasına aldığı kürek darbesi ile yere kapaklandı.