- Gürbüz, ne diye burada olduğumuzu bilirsin. Gönül isterdi ki baştan sona rızaya dayalı bir nikah olsun ama hem senin ailenin selameti hem de iki köyün dirliği için böylesi en uygun olanıdır. Bilirsin benim yaşım geçmiştir. Canımın her istediğinde köyleri gezemem. Bu sebeplen birazdan buraya gelecek imam efendi ve iki şahitlen evlatlarımızın nikah akdini yapmak isterim.
- Ama ağam, bu kadar çabuk mu? Yani Seha daha toydur, hazır değildir. Hem o konakta ona düşmanlık besleyen insanlar varken nasıl yaşar? Yavrumun canı yanarsa ben nasıl ederim ağam?
- Gürbüz, kızının canının güvencesi evvela Allah'tır. Ama bilmeni isterim ki hem ben hem de Cesur oğlum kızının canının güvencesi olacaktır. Sana gönlü kırılmayacak, kem söz işitmeyecek diyemem. Ama derim ki ardında onu savunacak, koruyacak bir kocası olacak. Şimdi Seha kızımı çağır da bu akşam kıyılacak nikahın haberini ver. Anası ve kardeşleri de burada olsun.
Gürbüz efendi, Rüstem ağanın sözünün üstüne daha fazla söz söylenemeyeceğini iyi bilirdi. Bu sebeple kalktı ve ailesinin toplandığı ufak, soğuk odaya girdi. Küçük kızı ile oğlunun ısınmak için analarına sarıldığını görünce sıkıntıyla nefes verdi. Rüstem ağanın geliş sebebini ıkıla sıkıla söyledikten sonra kendi önde, ailesi arkada sobalı odaya geri döndüler. Odada iki divan, iki de yer minderinden başka bir şey yoktu. Bir divana babası sığışmışken, diğerinde de Rüstem ağa ile Cesur Sungur oturuyordu. Annesi ile birlikte Rüstem ağanın elini öpüp yer minderlerine oturdular. Seha'nın başı yerden hiç kalkmıyor, Cesur'un bakışları ise onun üzerinden hiç ayrılmıyordu.
Cesur bunca senedir bu yoksul, zavallı aileden babasının ne istediğini bir türlü anlayamıyordu. Onun bu gaddarlığı her ne sebeple olursa olsun akla mantığa sığmıyordu. Gürbüz efendi hanımına ufak bir baş işareti yapınca o da Seha'nın kulağına eğilip bir şeyler söyledi. Genç kız bakışlarını bir an olsun yerden kaldırmadan geldiği gibi çıktı odadan. Cesur bu duruma bozulmuştu, yalan yok. Ama birazdan karısı olacağı düşüncesi ile kendini yatıştırıp Rüstem ağaya döndü.
- Rüstem ağa, bilirsin ki buraya geliş sebebbimiz sadece nikah değildir. Gürbüz beye müjdeli haberi vermeni isterim.
- Pekala oğul. Bak efendi; sana dedim; sadece nikah olmayacak, aynı zamanda Celil'in sana verdiği bütün zararlar karşılanacak dedim. Bu sebeple Sarıyaprak sınırındaki üç büyük tarla, 10 büyük, 20 küçükbaş hayvan ile bugüne kadar olan kaybının parası sana verilecektir. Yarından tezi yok; Cesur adamlarını evini ve damını onarmaları için gönderecek ve ne ihtiyacın varsa görecektir. Ayrıca bu gece dini nikah kıyıldıktan sonra eksiğini görmesi için kızını şehre götürmek ister. Gözün aydın mı diyelim Gürbüz? Artık gurbet elde çile çekmene lüzum kalmamıştır değil?
- Ağam benim gözüm malda mülkte değildir. Az çok bilir, tanırsın beni. Yalan yok, Allah'ın bildiğini kuldan da saklayamam. Senelerdir çok zararımız olmuştur, çok emeğimiz zayi edilmiştir, canımız çok yanmıştır ama benim inan olsun tek derdim kızımın huzurudur. Benim kızım gittiği yerde eza çektikten sonra ne sağdığım inek ne de biçtiğim ekin bana fayda verir. Meramımı anlatabildim mi ağam? Bir kusurum olduysa affola ama benim tek niyazım kızımın huzurudur.
- Seni eyi anlarım Gürbüz. Hak da veririm. Ama sana bu verilenler kızına karşılık değildir sen de bunu bil. Sana verilen bunca maddiyat zaten senindir. Bu zamana kadar elinden alınanlardır. Miras kadar, ananın ak südü kadar haktır, helaldir. Bu yüzden alacak, kabul edeceksin. Senin geride iki evladın daha vardır. Belkim onları okutmak, büyük adam etmek istersin. Onları da düşüneceksin değil?
Rüstem ağa sözünü bitirdiğinde oda kapısı hafif bir şekilde çalındı. Anasının dizinin dibinde pür dikkat konuşulanları dinleyen Neva kalkıp açtı kapıyı. Gelen, elinde çay tepsisi taşıyan Seha'ydı. İnce belli bardaklara çektiği tavşan kanı çayların yanına babasının gurbetten gelirken getirdiği limonlu gofretten de koymuştu. Ellerinde ne varsa onunla, olabilecek en iyi şekilde misafirlerini ağırlamaya çalışıyorlardı. Çayları teker teker dağıttıktan sonra tepsiyi duvar kenarına dayayıp oturmaya niyetlenmişti ki; kapı tekrar çalındı. Gürbüz bey, kızını durdurup kendi davrandı hane kapısını açmak için. Seha'nın yanından geçerken de kısık sesle "Yavrum abdestini tazele." deyiverdi. Kızının gözüne bakamasa da babalık vazifesini yapmak zorundaydı.
Köyün genç imamı, muhtar ve aza heyetinden bir adam nikah için gelmiş ve zaten daracık olan odada kımıldanacak yer kalmamıştı. Yere dizlerinin üzerine çöken imamın karşısına yan yana oturduklarında imam nikah akdine başladı. Tövbe istiğfarını yaptıktan sonra gerekli olan ayetleri de okudu ve ardından Seha'ya döndü.
- Gürbüz kızı Seha. Allahü teâlânın emri, Peygamber efendimizin sünneti, amelde mezhebimizin imamı olan İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretlerinin ictihadı ve hazır olan Müslümanların şahitlikleriyle, 100 Reşat altın mehr-i müeccel ve 10 Reşat altın mehr-i muaccelle, Celil oğlu Cesur'u kocalığa kabul ettin mi?
- Ettim.
- Sen; Celil oğlu Cesur. Allahü teâlânın emri, Peygamber efendimizin sünneti, amelde mezhebimizin imamı olan İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretlerinin ictihadı ve hazır olan Müslümanların şahitlikleriyle, 100 Reşat altın mehr-i müeccel ve 10 Reşat altın mehr-i muaccelle, Gürbüz kızı Seha'yı karılığa kabul ettin mi?
- Ettim
Yanıtlar üçer defa tekrarlandıktan sonra imam efendi ve yanında gelen şahitler, nikahın hayırlı olmasını dileyip Gürbüz beyin hanesinden ayrıldılar. Geride kalanlardan duyulan ise sağır edecek bir sessizlikti. Derken Cesur söze girip; "Müsadeniz olursa Seha ile konuşmak isterim" dedi. Gürbüz efendinin, Allah katında nikahlı olan bu iki gence müsaade etmekten başka çaresi yoktu. Cesur ayaklanınca Seha da babasının onayını almış ve ardından odadan çıkmıştı. sahanlığa çıktığında bedenine çarpan soğuk, ona az önce neler yaşadığını bir kez daha hatırlattı. Orta yerde konuşmak istemeyen Cesur ise sahanlığa bakan diğer kapıyı işaret ederek niyetini belli etmişti.
- Yüzüme bak Seha. Neden bakmıyorsun?
- Ben, böyle acele olacağını bilmiyordum. Şaşkınım kusura kalma.
- Böyle olması daha münasip, sen aklını boş yere kurcalama. Yarın sabahtan gelip seni alacağım ve birlikte Adıyaman'a gideceğiz. Hem resmi nikah işlemlerini halletmemiz lazım hem de ihtiyaçlarını görmeliyiz.
- Benim bir şeye ihtiyacım yoktur. Sana kafa kağıdımı versem de sen halletsen olmaz mı?
- Olmaz. Her genç kız gibi senin de çeyizin için alışveriş yapman, kullanacağın eşyaları seçmen gerekir. Aklında, içinde bir şey kalsın istemem. Bak; gönül isterdi ki; anam kardeşim, hanemin hanımları bu işler için koştursun, heyecanla düğün kursun. Ama sen de durumları benim kadar iyi biliyorsun. Biz bu yuvayı kurarken yalnızız Seha. Her şeyi bir başımıza yapacağız. Ben sana her koşulda arka çıkacağım, sen de benden hangi şartta olursa olsun bir şey gizlemeyeceksin. Bana her koşulda dürüst olacaksın anlaştık mı? Beni tanımıyorsun. Ben de seni tanımam. Ama bilirim ki; malına namusuna sahip bir kızsın. Gözünü budaktan sakınmazsın. Sözünü de esirgemezsin. Ama ne yazık ki bunu da bilirim ki benim hanemde istenmezsin. Seni hor gören, sana eza çektirmek isteyenler olur. Benim olduğum, benim gördüğüm yerlerde senin yerine ben konuşur, ben kötü olurum onlarla. Ama benim görmediğim yerde sana yapılanı benden saklarsan bozuşuruz. Şunu unutma ki senin bu olanlarda hiçbir kabahatin yok. Beni anlıyorsun değil mi?
- Anlarım anlamasına da her şeyi sana yetiştirirsem adım gammaza çıkmaz mı? Bırak da yapabildiğim yerde kendi başımın çaresine bakayım.
- Orasını zamanla hallederiz. Pekii senin yok mu benden isteğin?
- Var. Benim istediğim çul çaput ya da altın pultun değildir ağam. Bilirim kanımdan kimseyi o konakta istemezler ama ben hasretlik çekerim aileme. İsterim ki bana arada da olsa köyüme gelme ferahlığı ver. İstemezsen kalmam, görür hemen dönerim ama ben onlardan hiç ayrılmadım, onların hasreti ne kadar ağırdır bilmem. Ama düşündükçe na şurama, göğsüme bir sancı batar. Beni onların özlemiyle sınama yeter. Geri kalan her şey kabulümdür.
- Ben babam ya da halam gibi vicdansız değilim Seha. Elbette aileni istediğin zaman görebilirsin, gelip yanlarında da kalabilirsin. Şimdi anlaştığımıza göre içeri gidelim. Dediğimi unutma, yarın sabah erkenden seni almaya geleceğim. Kafa kağıdını çantaya koymayı ihmal etme.
Odaya tekrar döndüklerinde Cesur yerine oturmadı. Ama kendisine çekinerek bakan iki çocuğun önünde diz çöküp başlarını okşadı. Kayınannesinin usulen elini öptü. Ve dahi; her ne kadar el öptürmek istemese de Gürbüz efendinin eline de davrandı. Ona göre herkes hak ettiği gibi muamele görmeliydi. Tıpkı karısının ailesinin görmesi gerektiği gibi.
Köseceli'den ayrılıp Rüstem ağayı evine bıraktıktan sonra konağa dönene kadar düşündü Cesur. Seha artık onun karısıydı. Genç kızın beklenmedik nikah karşısındaki şaşkınlığının dağılması kolay olmamıştı ama gözlerinden güvensizliği ve korkuyu okuyabiliyordu. Cesur da farkındaydı onu kolay günlerin beklemediğinin. Bir yandan devletin ona verdiği göreve yoğunlaşacak, bir yandan da ona emanet olan genç kızı ailesinden korumaya çalışacaktı. Üstelik alelade bir emanet de değildi. Allah katında karısıydı ve ne olursa olsun her şeyi ile ona aitti. Soğuk havaya aldırmadan camını indirdi ve sigarasından bir dal çıkarıp dudaklarına yerleştirdi. Arabanın çakmağı ile tutuşturduğu ucu, karanlık yolda sanki yol işareti gibi parlıyordu. Dışarı verdiği her dumanın ardında Seha'nın sureti belirdi. İri ela gözleri, sık ve gür kirpikleri, şekilli kaşları ve bembeyaz pürüssüz yüzü. Bir de o beyaz yüze inat pespembe dolgun dudakları. Boylu posluydu Seha. Üzerine oturan kıyafetlerle daha önce görmemişti ama hatlarının keskinliği belli oluyordu. Ve artık onun karısıydı. Yatağını ısıtacak, sabah uyandığında yanında ilk onu görecekti. Onun hayaline öyle dalmıştı ki; cebinde titreyen telefonu son anda farketti. Arabayı yolun kenarına çekmesiyle kapanmak üzere olan telefonu yanıtlaması bir oldu.
- Komutanım?
- Nasılsın Sungur? Her şey yolunda mı?
- Şimdilik yolunda komutanım.
- Ailen kesin dönüş yaptığına ikna oldu mu?
- Olmaları için elimden gelen her şeyi yaptım.
- İşimizi sıkıntıya sokacak bir şey yapmadın umarım.
- Evlendim komutanım. Haftaya düğünüm var.
- Sungur sen ne yaptın?
- Duydun komutanım, evlendim. Artık daha büyük sorumluluklarım var.
- Umarım işin sonunda pişman olmazsın oğlum.
- O benimle her yere gelmek isterse neden pişman olayım?
Cesur, başlarda ailesini kesin dönüş yaptığına ikna etmek için evlenmesinin yerinde olacağını düşünmüştü. Ama Seha ile bir araya geldikçe buraya geliş amacını bile unuttuğu anlar oluyordu. Eskiden sigara içerken tek düşündüğü göreviyken; şimdi onun yerini ahu gözlü bir güzelin silueti almıştı...
-