Yol Ayrımı...

1865 Words
Genç adam, gözü arkada kalsa da; işini çarçabuk halledebileceğinin inancıyla gelinlik mağazasından içeri girdi. Seha'nın giyiminin kuşamının ölçülü olduğuna bu kısa zamanda vakıf olmuştu. Bu sebeple uzun kollu ve kapalı gelinliklerin olduğu standa yöneldi. İster istemez her baktığı modelin onun üzerinde nasıl duracağını hayal ediyordu. Asklıları teker teker kaydırırken eline gelen bir modelle durdu. İçinde hayal ettiği bedene ne kadar yakışacağına o an karar vermişti. Görevliyi çağırdığında istediği bedeni derhal paketlemelerini istedi. Görevli kadın belki de hayatının en hızlı satışını yapmanın şaşkınlığı ile gelinliği hemen hazırladı. Ödemesini de yaptıktan sonra tek amacı gelinliği arabaya koyup Seha'nın yanına gitmekti. Seha, kendini bilmediği bir yerde yalnız bırakan adamın ardından tedirgince beklemeye başladı. Çorbası gelmiş ama Cesur gelmeden ağzına bir lokma sürmek istememişti. O korku ile etrafına bakarken, içeriden çıkıp gelen genç bir adam karşısına dikildi ve Çorbayı beğenip beğenmediğini sordu. Seha ne diyeceğini bilemez bir şekilde adamın yüzüne bakmış, o da arsızca ve teklifsizce karşısındaki sandalyeyi çekip oturma hakkı bulmuştu kendinde. "Seni buralarda ilk kez görüyorum, yabancı mısın?" diye sordu. Seha ise adamı yok saymak için başını Cesur'un çıktığı kapıya çevirip beklemeyi seçti. Ama adam ısrarcı tavırlarını sürdürüyordu. "Ağabeyinin işi uzadı sanırım. Sadece canın sıkılmasın diye muhabbet kurmaya çalışoyorum. Karşında bir cani varmış gibi davranmasan mı acaba?" Ne kadar da pişkin bir adam diye düşündü Seha. Daha fazla burada oturup bu adamı çekmektense çantasını da alıp ayaklandı hemen. Yolunu dış kapıya çevirmişti ki adam kalkıp kolundan tuttu. "Nereye gidiyorsun? Henüz tanışmadık bile." Seha kolunu çekmeye çalışsa da başarılı olamıyordu. Kendisi sesini çıkarmadığı ve adam alçak sesle konuştuğu için halleri restorandaki kimsenin dikkatini çekmemişti. Bir kez daha kurtulmaya çalıştı ve nihayet "Bırak beni. Kocamın yanına gitmek istiyorum." diyebildi. Adamın tek yaptığı ise boş parmaklarını süzüp pişkince sırıtmak oldu. Aklı sıra bu kız yalan söylüyor ve kendinden kurtulabileceğini sanıyordu. Seha bu kez sesini biraz daha yükseltip "bırak kolumu." diye bağırdı. Bu kez herkesin gözü onların üzerine döndü. Adam bu durumdan rahatsız bir şekilde kızın iyice dibine sokuldu ve "O sesini kıs. Evli olmadığını ve sadece benden kurtulmaya çalıştığını ikimiz de biliyoruz. Eğer o adam senin kocan olsaydı, senin gibi bir parçayı burada yalnız bırakıp gitmezdi. " dedi. Seha adamın sözleriyle vurgun yemiş gibi oldu. Sahi hemen geleceğim demişti. Bu kadar süre gelmediyse onu burada bırakmış mı oluyordu. Gözüne hücum eden yaşları engellemek ve bu iğrenç adamın karşısında aciz görünmek istemiyordu. Kolunu tekrar çekmeye çalıştığında çıkmaya çalıştığı kapıdan bir ses duyuldu. "Ne oluyor lan burada?" Vaziyeti gören Cesur, Seha'nın korku ile dolan gözlerini görünce önünü arkasını düşünmeden karısının kolunu tutan adamın yüzüne yumruğunu indirdi. Boş bulunduğu için yere düşen adamı orada da bırakmadı ve yumruklamaya devam etti. "Sen kimsin lan sikik herif? Kimsin de benim karımı rahatsız edip korkutuyorsun? Kimsin lan amına koduğumun pici? İnsan memleketinde namusunu kimseye emanet edemeyecek mi lan şerefsiz?" Cesur vuruyor ama bir türlü hırsını alamıyordu. Kollarından tutup onu çoktan bayılmış olan adamın üzerinden kaldırmaya çalışanlar olsa da onları da savuşturdu. Nihayet eserinden tatmin olduğunda kalkıp; hepsinin üzerinde parmağını teker teker gezdirdi ve "Şerefinizi sikeyim sizin? Bu kız burada tacize uğrarken neden bu piçi durdurmaya kalkmadınız?" diye sordu. Kimsenin verilecek cevabı yoktu. Keza çoğu ne olduğunu anlamamıştı bile. Cesur derileri kızarmış parmaklarıyla Seha'nın elinden tutup onu dışarı doğru sürüklerken gözlerinden süzülen iri iri yaşları son anda farketti. Memleketinde böyle kansızların olabileceğini, gündüz vakti yalnız bir kadını sıkıştırabileceklerini düşünmediği için kendine lanet etti. Arabanın yanına vardıklarında daha fazla beklemeden Seha'yı kollarının arasına alıp sıkıca sarıldı. Kızın bu hale gelmesinde kendisini sorumlu hissediyordu. Ondan biraz uzaklaşıp yüzünü avuçladığında bir yandan da baş parmaklarıyla göz yaşlarını silmeye koyuldu. - Özür dilerim, özür dilerim. Böyle bir şey olabileceğini tahmin edemedim. Seni asla yalnız bırakmamalıydım. - Dileme, geldin sonuçta. - Bir daha asla böyle bir şeyin yaşanmasına izin vermeyeceğim. Hadi topla kendini biraz. - Bitti mi işimiz, gidelim mi artık? - Hemen su koyuverme Seha hanım. Daha çok işimiz var seninle. Ama önce karnımızı doyuralım tamam mı? - Ben bir şey yemek istemiyorum. - Olmaz. Güzelce oturup karnımızı doyuracağız, sonra da eksiklerimizi tamamlayacağız. Bugün işlerimizi halletmemiz lazım. Yemek yiyeceğimiz yerin yakınında belediye binası var. Nikah işlemlerine başlamamız gerekiyor daha unuttun mu? Dairedekiler şimdi öğlen paydosundadır, gitsek de kimseyi bulamayız. O yüzden evvela karnımızı doyuracağız, sonra da evraklarımızı verip arta kalan işlerimizi halledeceğiz. Hadi bin arabaya. Yüzün buz gibi oldu. Cesur ona kızar sanmıştı. Her ne kadar suçu olmasa da buralarda böyle durumlarda hep kadınlar suçlanırdı çünkü. Niye baktın, niye konuştun, sen yüz vermeseydin adam ümitlenmezdi. Daha bir sürü can sıkıcı şey. Ama Cesur öyle yapmamış, hem onu sıkıştıran adama hem de seyirci kalan herkese haddini bildirmişti. Üstelik Seha'ya kızmak yerine, göz yaşlarını silip, böyle bir şeye sebep olduğu için özür bile dilemişti. Seha her nefeste Cesur'a biraz daha çekiliyor ve onun hayatındaki yerini biraz daha benimsiyordu. Arabaya bindikten sonra kemerini bile bağlamış ve ona kırılacak bir eşya gibi davranmıştı. Yol boyu gözleri önünde, Cesur ile girdikleri yolun hayra çıkması için dua edip durdu. Kısa bir yolun ardından geldikleri restoran daha samimi, daha sıcak bir mekan izlenimi veriyordu. Üstelik çalışanların çoğu kadındı ve el ele yemeklerin olduğu tezgaha gittiklerinde tümünün ev yemekleri olduğunu gördü. Az önce içemedikleri çorbanın yerine evvela birer porsiyon et çorbası söylediler, ardından da ortaya bir Besni tavası istediler. Salatası, ayranı, turşusu derken önlerinde doyurucu ve iştah açıcı bir sofra kurulmuştu. Seha iştahlı birisiydi normalde. Bedenen yorulduğu işlerde çalıştığı için kuvvetli yerdi. Ama şimdi karşısında oturan adamın dikkatli bakışları arasında nasıl yemek yiyeceğini bile unutmuş gibiydi. Çorba kasesinin yanındaki limonu Cesur gibi sıktı, baharatları gördükten sonra da pul biber ve karabiberden serpip kaşığı ile usul usul karıştırdı. Sıcacık gelen lavaştan küçük lokmalar alıyor ve sakarlık yapıp rezil olmamak için kendini kastıkça kasıyordu. Cesur ise kızın utandığını anlamış ve kibarlığı bir kenara bırakmıştı. Ortaya gelen Besni tavasının içine lavaşını daldırıp iştahlı iştahlı yemeye başladı. - Çok acıkmışım Seha. İnan bunun tadı böyle çıkıyor. Hadi soğutma da tadına bak. Seha onun bu haline kıkırdayıp lavaşından bir parça kopardı ve tıpkı Cesur gibi tavanın içine daldırdı. Gerçek manada acıktığının bu şekilde anlayabilmişti. Yemeğin üzerine gelen demli çaylarla birlikte keyiflerinin biraz daha yerine geldiğini söyleyebilirlerdi. Cesur telefonundan saati kontrol ettiğinde Seha'nın da dikkatle telefona baktığını gördü. Evlerinde bile telefon olmadığını biliyordu Cesur. Kaldı ki cep telefonu olması daha da zordu. Seha'yı her aradığında ulaşabilmesi, Seha'nın ona her ihtiyacı olduğunda kendini arayabilmesi için bir telefona ihtiyacı vardı. Belediye binasından çıktıktan sonra bu işi de halletmeyi kafasına koydu. Hesabı ödeyip çıktıklarında ise elini yeniden kavradı. Seha da artık alışmıştı bu duruma. Üstelik Cesur elini tutuyorken kendisini daha da güvende hissediyordu. Bu vesileyle onun yürüdüğü yolların nereye çıktığına bakmadı bile. Önce belediye binasında nikah için başvuru yaptılar. Hafta başında memur gelip Sarıyaprak köyünde nikahlarını kıyacaktı. Aslında nikah işlemlerini Besni'den de yapabilirdi ama buraya kadar gelmişken büyük şehirde halletmeyi uygun gördü Cesur. Etrafta Seha ile evleneceği duyulmuştu ve her iki köyden de bu düğünün kurulmasını dört gözle bekleyenler vardı. Bekleyenler kadar istemeyenlerde vardı elbet. Ama Cesur, çıktığı yoldan ne olursa olsun dönmeyecekti. Hele Seha'nın elini bir kez tutup, ona bir kez sarıldıktan sonra dönülmez bir yolda olduğuna artık kaniydi. Belediyeden çıktıktan sonra bir telefoncuya girip, Seha'nın rahatça kullanabileceği bir telefon almayı kafasına koyan Cesur, etrafa biraz bakındıktan sonra aradığını çok geçmeden buldu. Hava ikindiye döndükçe kara bulutlar göğü sarmış ve yağacak yağmurun habercisi çiseler düşmeye başlamıştı. Mağazaya girdiklerinde Seha ilk kez gördüğü eşyalara şaşkınca bakıp kaldı. Çünkü girdikleri yerde beyaz eşya dahil her türlü elektrikli ev aleti vardı. Evvela el ele mağazayı dolaştılar. Cesur konakta kendine ait olan katta Seha'nın işini kolaylaştıracak her şeyin olması gerektiğine kanaat getirmişti. Bu sebeple çay ve kahve makinasından tutun da, elektrikli süpürge, saç kurutma makinesi, çamaşır makinesi, ütü hatta kullanmasını biliyor mu soramadı ama epilasyon aleti bile aldı. Sıra telefon almaya geldiğinde görevlinin gelmesini beklemeye koyuldu. Küçük karısı alışveriş boyunca sesini çıkarmamış hatta ağzı açık bir şekilde Cesur'un aldıklarını seyre dalmıştı. - Sana güzel bir telefon alalım şimdi. İlk etapta öyle çok çetrefilli bir şey olmasına gerek yok. Sen alış, öğren daha sonra daha güzelini daha fonksiyonlusunu alırız olmaz mı? - Gerek var mı telefona? Aynı evde yaşamayacaz mı? - Yaşıyacaz tabii Seha. Ama ben bazen iş için şehir dışına çıkabilirim. Bir şey isteyecek olursun, evdekilere söyleyemezsin. İşte o zaman telefonundan beni arayıp söyleyeceksin anlaştık mı? Hem ailenle rahat rahat konuşmak istemez misin? - İsterim emme bizim evde telefon yok ki? - Merak etme, baban işini yola koyunca seninle konuşmak için eve mutlaka hat alır. Sen eve gidince telefonu göster, bununla sizi arayacam de. Bak iki güne kalmaz hata baş vurur baban. - Hee, öle yapar. Benim sesimi duymak isterler onlar da. - Ben de isterim Seha. Nikahımız kıyılana kada seni aramak, senden haber almak isterim. Ararsam açarsın değil mi? - Açarım elbet, neden açmayam? Hem öğrenmem icap eder nasıl kullanıldığını değil? - Öyle ama ben senin hemen öğreneceğine eminim. Sen akıllı bir kızsın Seha. Her şeyi hemen kapar öğrenirsin ben eminim buna. Seha, Cesur'un onun gözlerinin içine bakarak söylediği şeylere utanarak tepki verdi. Aslında kendi de biliyordu kolay öğreneceğini ama yine de bunları Cesur'un ağzından duymak garip bir şekilde mutlu hissettirmişti. Görevli yanlarına geldiğinde, adamın anlattığı her şeyi büyük bir dikkatle dinledi bu yüzden. Cesur telefonu eline alıp kendi numarasını kaydetti. Bunu yaparken de nasıl yapacağını tek tek anlattı. Seha heyecanla telefonu aldığında ise Cesur kendi telefonundan karısının numarasını ilk kez aradı. Onun çocuk gibi heveslenmesi, en ufak bir şeyde mutlu olması ve yüzünde çok da çaba sarfetmeden böyle güzel gülümsemelere sebep olduğunu bilmek Cesur'a çok iyi geliyordu. Son durakları ise bir kuyumcuydu. Evvela kendileri için birer alyans seçtiler. Seha yine en ucuzlarına, en incelerine gidiyordu. Cesur bu kez de onu dinlemedi ve ince uzun parmaklarında çok güzel duran bir alyans ve taşlı bir yüzük aldı. Kendi eliyle karısının parmaklarına taktıktan sonra ne kendinin ne de Seha'nın beklemediği bir şey yaptı Cesur. O narin eli dudaklarına götürüp küçük bir buse kondurmuştu. Ne kızın o an yaşadıklarından ne de bu hareketinin kendinde bağımlılık yapacağının farkında değildi. Artık geri dönüş yoluna çıktıklarında ise Seha'nın sabahki tutuk halinden eser yoktu. Sürekli elindeki yüzüklerle oynuyor ve Cesur'un bedenini süzüyordu. Cesur bütün bunların farkında olduğu halde onu utandırmamak için farkında değilmiş gibi davranmayı sürdürdü. Besni'ye yaklaştıklarında akşam iyice çökmüş, yola çıktıkları sıra başlayan yağmur iyice bastırmıştı. Silecekler sürekli çalışıyor, Cesur ise hızını düşürerek arabanın hakimiyetini kaybetmemeye çabalıyordu. Çünkü Adıyaman Besni arasındaki virajlı yollar bu havalarda oldukça tehlikelri olurdu. Yanındaki kızın da endişe ile kapı koluna tutunduğunu görünce biraz daha düşürdü hızını. Sonra da sohbet konusu açıp onun korkularını dağıtmayı düşündü. - Seninle tanıştığımız günden beri yağmur ara vermedi farkında mısın? - He ya. o gün de çok yağıyordu hava. Sahi bugün sen çok yordun kendini yaran sızılamadı mı heç? - Ben iyim merak etme. Zaten çok derin bir yara değildi, hemen toparladım. - Ben o gün çok sinirlenmiştim. Sana değil emme biliyon işte. Zahralar ıslanmıştı, unum zayi olmuştu ne edeceğimi bilemedim. - Kaç kere söyleyeceğim sana. Bunun için kızmadım ben. Ama yine de sinirlenince eline silah alma olur mu bundan sonra. Allah muhafaza cana kast edersin, sonra genç yaşımda maphustaki karımın yolunu gözletirsin bana. Seha, belkide Cesur ile bir araya geldiği tüm zamanlar boyunca sesli bir gülüş bahşetti boşluğa. Cesur ondan çıkan bu sesi defalarca kez duymak için can verebilirdi. Dikkatini tekrar toplayıp gözlerini yola çevirdiğinde ise sıra dışı bir durum farketti. İlçeden köye çıkan yol birkaç araç tarafından kesilmişti ve bunu yapan devlet değildi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD