ŞİMDİ BİTTİK

1832 Words
6.BÖLÜM ALTAY Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gözlerimi ovuşturup doğruldum. Bizim göçmen kızı hala uyanmamıştı. Benimse acil duş alıp kendime gelmem lazımdı. Geceden dağınık bıraktığım kıyafet yığınını toparlayıp dolaba yeniden yerleştirdikten sonra temiz üniformamı alıp banyoya geçtim. Barbar’dan aldığım haberler iyiydi. Bizim dışımızda diğer bölgelerde büyük bir olay yaşanmamıştı. Dağdan keşif için inen birkaç puştun avlanması hariç silah bile kullanmamışlardı. Burak Üsteğmen’le de irtibata geçip, onlarda da her şeyin yolunda olduğunu öğrenmiştim. Şimdilik timlere geri çekil emri gelmişti. İlerleyen günlerde neler olurdu Allah bilir. Duştan çıkıp kurulandıktan sonra hızlıca giyinip odaya döndüğümde, meraklı gözlerle odayı tarayan misafirimle göz göze geldim. ‘’Nihayet uyandı birileri.’’ ‘’Neredeyim ben?’’ Masanın üzerindeki teçhizatımı kuşanırken konuştum. ‘’Benim odamdasın. Nasıl, iyi uyudun mu bari?’’ ‘’Senin odanda mı?’’ Yorganı üzerinden atıp hızla ayaklandı. ‘’Ya ne işim var benim senin odanda ya? Niye getirdin beni buraya?’’ Bela diye getirdim seni anasını satayım. ‘’Uyumuş kalmışsın sorgu odasında. Ne yapsaydım?’’ ‘’Ya revire götürseydin, sedyede falan yatardım.’’ Sinirle ya sabır çektim. ‘’Ulan iyilik de yaramıyor ki sana. Sabaha kadar iki büklüm yatmayı mı düşündün gerçekten?’’ ‘’Ya da... ne bileyim koğuşlarda falan boş yatak yok muydu hiç?’’ Ters bir bakış attım. ‘’Onlarca erkeğin arasında mı yatırsaydım yani seni? Ne güzel rahat rahat yattın işte buradaki yatakta. Merak etme, seninle birlikte uyumadım.’’ ‘’Ha uyusaydın bir de! Deli mi ne be!’’ Hafifçe dişlerimi sıkıp önüne adımladığımda bir adım geri çekildi. ‘’Bana bak göçmen kızı, benim ayarlarımla oynama. Yoksa...’’ ‘’Yoksa ne? Yine boğazıma mı sarılırsın? Bu kez gerçekten öldürür müsün beni?’’ Dişlerimin arasında gergince mırıldandım. ‘’Bilerek yapmadım.’’ ‘’Keşke yapsaydın.’’ Anlamsızca yüzüne baktım. ‘’Ne?’’ Dudakları hafifçe titrediğinde başını eğdi. ‘’Komutanınla konuşmak istiyorum ben.’’ ‘’Başka bir emrin?’’ ‘’Ya sen herkese karşı böyle huysuz musun?’’ ‘’Sana karşı biraz daha bonkör davranıyorum bu konuda.’’ Gözlerini devirdi. ‘’İnanılmaz ayrıcalıklı hissettim şu an.’’ Silahımı da taktıktan sonra kapıya yürüdüm. ‘’Kahvaltı zamanı. Yürü hadi.’’ ‘’Ya kahvaltı falan istemiyorum ben. Komutanınla görüşmek istiyorum dedim ya.’’ Elimi kapı kulpundan çekip ters bir bakışla döndüm. ‘’Bana bak kızım, burası dingonun ahırı değil. Öyle canın istediğinde gidip istediğin kişiyle görüşemezsin. Her şeyin bir kuralı, işleyişi var.’’ ‘’Ben senin kızın değilim.’’ ‘’Ben de senin arkadaşın değilim.’’ Omzumdaki apoletleri işaret ettim. ‘’Bunları görüyor musun? Bunları sokaktan toplamadım ben. Yüzbaşıyım, anladın mı? Benimle konuşurken kelimelerine dikkat et. Ayrıca...’’ İşaret parmağımı yüzüne doğrulttum. ‘’Ne için burada olduğunu unutma. Komutanım da dahil herkes senin bir kurban olduğuna inanıyor olabilir. Ama ben inanmıyorum.’’ ‘’Benimle ilgili ne düşündüğünü biliyorum,’’ dedi mahcup bir ifadeyle. Boynuzlarını arada indirebiliyormuş meğer bizimki. ‘’Merak etme, komutanına her şeyi anlattıktan sonra cezam neyse çekeceğim.’’ ‘’Cezalandırılmaktan korkmuyorsun yani?’’ Alayla güldüm. ‘’Hayret. Ben de sen her şeyi anlatacağım deyince hapishane köşelerinden korktuğun için sallıyorsun sanmıştım. Tahminimden cesur çıktın.’’ Dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. ‘’Hapishaneden korkmak mı? İnan bana 8 yıldır yaşadığım cehennemi görsen anlardın. Oranın dışındaki her yer cennet bana.’’ Sakın Altay. Bu kadar kolay güvenemezsin ona. Sakın. Yumuşak karnına oynamasına izin verme. Gözlerimi kırpıştırıp bakışlarımı çevirdim. ‘’Yürü hadi, kahvaltıya geç kalıyoruz. Komutanım görüşmek için çağıracak bizi zaten.’’ Bu sefer sessizce peşime takıldığında birlikte yemekhaneye geçtik. Daha kapıdan girer girmez tüm kışlanın gözü kıza kaymıştı. Bu kadar yoklukta olduğunuzu belli etmeyin bari amına koyayım. Kıza öncelik verip sıraya girdiğimizde tabldotlarımızı alıp bizim timin masasına geçtik. Ayaklanacaklarken elimle işaret ettim. ‘’Afiyet olsun herkese.’’ ‘’Sağ olun komutanım.’’ Göz ucuyla baktığımda bizimkiler sağ olsunlar yine şaşırtmamışlar, yandan yandan kızı kesiyorlardı merakla. ‘’Bugün içinizden geçeceğimi söylemiştim, değil mi?’’ dedim peynirimden bir lokma ağzıma attığımda. Herkesin gözü aynı anda kahvaltısına döndüğünde başımı salladım. ‘’Güzel, kimse unutmamış demek ki.’’ Saatime baktım. ‘’10 dakika sonra tam teçhizat 50 tur.’’ Bombacı heyecanla yerinde kıpırdandı. ‘’E ama... ko... komutanım, 10 dakikaya tam teçhizat hazır olabilmemiz için kahvaltıdan şu dakika uçmamız lazım.’’ ‘’Uçun o zaman oğlum, onu da mı ben söyleyeyim size?’’ Yiğido ayaklandığında son lokmalarını tıkıştırırken yarım ağız konuştu. ‘’Kalkın oğlum, kalkın lan! Ancak yetişiriz!’’ Hepsi ellerinde tepsi ağızlarına lokmaları tıkıştırıp kirli bölümüne yöneldiklerinde çayımı yudumladım keyifle. ‘’Resmen aç bıraktın çocukları.’’ ‘’Onlar alışkınlar, merak etme sen.’’ ‘’Zevk mi alıyorsun herkese böyle davranmaktan yüzbaşı?’’ ‘’Nasıl davranıyormuşum?’’ ‘’Sert, gıcık ve alay eder gibi.’’ Ağzımdaki lokmayı yutup geriye yaslandım. ‘’Birincisi, sert davranmıyorum, olması gereken bu. Komutanları olarak onları sürekli dinç tutmak zorundayım. Biz özel kuvvetleriz, bizde gevşekliğe, rahatlığa asla yer yoktur. İkincisi gıcık veya alay eder gibi davranmıyorum. Olması gereken neyse onu söylüyorum yalnızca. Ha, bizim çocuklar ancak bu dilden anlıyorlar, o ayrı mesele. Merak etme, lafımdan alınıp gücenecek kadar küçük değiller. Ve üçüncüsü...’’ Yan bir bakış attım. ‘’Evet, zevk alıyorum.’’ Yüzünü buruşturup önüne döndüğünde çayımı fondipledim. ‘’Ben bahçeye çıkıyorum. Kahvaltını bitirip gelirsin.’’ Yüzüme bakmadan başını salladığında nefesimi bırakıp tabldotumu kirliye bıraktıktan sonra bahçeye geçtim. Sabah sigaramı yaktığımda bizimkiler tam teçhizat parkura koşturuyordu. ‘’Hadi Hançer! 50! Başla!’’ Hepsinin dudakları gergince kıpırdanırken çınlayan kulaklarıma inat keyifle sigaramdan bir nefes çektim. Ama aklıma komutanımın söylediği evlilik mevzusu geldiğinde fena canım sıkılmıştı yine. Kim bilir ne zaman bitecekti bu iş. Bu kıza mümkün değil uzun süre katlanılmazdı çünkü. Ukala. Çocukları aç bırakmışım. Bir sen düşünüyorsun zaten onları. Hayır sen zaten niye düşünesin ki onları? Benim askerim, ben düşüneceğim tabii ki. Ulan ne saçmalıyorum sabah sabah ya. Kafaya taktığım şeye bak. Bir nefes daha çektim sigaramdan. Siktir et Altay, düşünme. Görev için sadece. Eğer komutanım haklıysa ve bu kız gerçekten bizi hedefimize yaklaştıracaksa, bir süre ona katlanmaya değerdi. Ben ona katlanırdım bir şekilde de, bakalım o bana ne kadar süre dayanabilecekti. Soğuk ve gıcık ha. Yaktım seni göçmen kızı. Çekeceğin var benden. MİHRİ Öküz! Tam bir öküz! Dağ ayısı! Orman kaçkını! Dağlarda geze geze iyice oduna bağlamış. Triplere gel ya. Ukala şey. Neymiş, olması gerektiği gibi davranıyormuşmuş. Nemrut suratlı seni! Allah bilir neler neler çektiriyordur bu çocuklara benim bilmediğim. İştahım zaten yoktu, olanı da kaçırmıştı yüzbaşı bozuntusu. Sinirle tepsimi elime alıp kirli bölümüne bıraktıktan sonra koridora çıktım. Niye herkes bana böyle bakıyordu ki? Niye buraya geldiğimi bütün askeriye biliyor muydu acaba? O kadar hızlı mı yayılıyordu haberler burada? E askeriye kızım burası. Sır tutacak halleri yoktu ya. Boş bakışlarla bahçe çıkışını ararken bilmediğim koridorlara girmiştim. Resmen kaybolduk şuncacık yerde, iyi mi? ‘’Birini mi arıyorsun?’’ Sese döndüğümde başka bir askerle yüz yüze gelmiştim. Omzundaki işaretlere bakılırsa, bizim yüzbaşı gibi bu da rütbeli olmalıydı. ‘’Şey ben... çıkışı arıyordum aslında ama sanırım kayboldum.’’ Ağır adımlarla yanıma gelirken dikkatle süzdü beni. ‘’Adın ne?’’ ‘’Mihri.’’ ‘’Mihri...’’ diye tekrarladı, adımı zihnine kazımak istermiş gibi. ‘’Çok yanlış yerdesin Mihri.’’ ‘’Ben... özür dilerim. Girmemem gereken yerlere girdim sanırım.’’ Bir adım daha atıp aramızdaki mesafeyi neredeyse sıfıra indirdiğinde başını eğip dikkatle yüzümü inceledi. ‘’Girmemen gereken yerlere girdiğin doğru. Ama daha da önemlisi, bilmemen gereken ne kadar şey biliyorsun.’’ Anlamsızca yüzüne baktım. ‘’Anlamadım efendim.’’ Keskin bakışlarıyla koridorun diğer ucunu işaret etti. ‘’Soldan dön, koridorun sonunda görürsün çıkışı. Bir daha da olmaman gereken yerlerde bulunmasan iyi olur.’’ Başımı sallayıp hızla uzaklaştım. Neydi bu şimdi, tehdit mi? Altı üstü çıkışı karıştırdım, bir kelepçe takmadığı kaldı adamın. ‘’Ay!’’ ‘’Arkaya bakarak yürümek de ancak sana yakışırdı.’’ Acıyla alnımı ovuşturdum. Resmen çattık bu yüzbaşına. ‘’Bir şeye bakıyordum, ne olmuş? İnsanlık hali. Ya sen yine bana laf mı soktun yüzbaşı?’’ Hafifçe sırıttı. ‘’Zekan gerçekten gözlerimi alıyor.’’ Sinirle kaşlarımı çattım. ‘’Ya benden ne istiyorsun sen ya?’’ Önüme geçip yürümeye başladığında ona yetişmek için koşar adım peşine takıldım. ‘’Beni bekleyecek misin acaba? Ya kime diyorum ben!’’ Bir kapının önüne geldiğimizde durup ciddiyetle konuştu. ‘’Biraz olsun susmaya ne dersin? Komutanım çağırdı bizi, onunla konuşacağız. Sakın içeride de böyle boş boş konuşmaya kalkma.’’ Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. ‘’Boş boş konuşmak mı? Ya sen...’’ Kapıyı çaldığında içeriden gelen sesle birlikte kapıyı açıp peşi sıra içeri girdim. ‘’Komutanım?’’ ‘’Geçin Yüzbaşı, oturun.’’ Karşılıklı koltuklara yerleştiğimizde komutan gülümseyerek baktı. ‘’Nasılsın Mihri? Dinlenebildin mi?’’ Altay’la göz göze geldiğimizde yeniden komutana döndüm. ‘’Evet efendim, teşekkür ederim.’’ Masaya doğru eğilip ellerini birleştirdi. ‘’O halde şu dünkü konuyu bir de seninle konuşalım bakalım.’’ ‘’Tabii efendim.’’ ‘’Üstlerimle görüşüp seninle ilgili her şeyi aktardım. Yalnız detayları konuşmadan önce sana sormak istediğim bir şey var. Tek bir kelime söylemen yeterli. Buraya getirildiğinde seni kime verdiklerini hatırlıyor musun?’’ Güçlükle yutkundum. ‘’Sa... Sancar Komutan.’’ Başıyla onayladı. ‘’Tam tahmin ettiğim gibi. Açıkçası ben yıllar önce Türkiye’den birilerinin kalkıp da senin memleketine kadar gelip, aileni öldürdükten sonra da seni kaçırıp buraya, Sancar’a getirmelerini basit bir tesadüf olarak görmüyorum Mihri.’’ ‘’Nasıl yani? Siz şimdi... her şey... planlı mı demek istiyorsunuz?’’ ‘’Bunun net cevabını senin bize anlatacağın şeylerle öğreneceğiz. Dün bana bir söz vermiştin, hatırlıyorsun değil mi?’’ Başımla onayladığımda devam etti. ‘’Ben de sana verdiğim sözü tutacak ve bu iş bitene kadar seni koruma altına alacağım.’’ ‘’Şimdi ne olacak peki?’’ ‘’Altay’la evleneceksiniz.’’ Boş bakışlarla yüzüne baktığımda duyduğum şeyi anlamlandırmaya çalıştım. ‘’Be... ben... Şey ben... Özür dilerim, sanırım tam şey yapamadım da. Ne olacak dediniz?’’ ‘’Altay’la evleneceksiniz dedim.’’ Bakışlarım dağ ayısını bulduğunda dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. ‘’Evlenmek mi? Bu adamla mı?’’ ‘’Ben zaten ölüyorum ya seninle evlenmeye!’’ ‘’Ben de ölmüyorum seninle evlenmeye, merak etme!’’ ‘’Pardon da senin o tatlı canını korumak için yapıyorum bu işi. Biraz minnet mi duysan acaba?’’ Sinirle güldüm. ‘’Minnet mi duyayım? Oldu olacak ayaklarına da kapanayım!’’ ‘’Çocuklar...’’ ‘’Ya sen nasıl bir şeysin ya? Küstah, kibarlıktan anlamaz...’’ ‘’Ha ben kibarlıktan anlamıyorum öyle mi? Karşıma geçip nemrut nemrut konuşmayı biliyorsun ama! Ben mi kibarlıktan anlamazım? Ayrıca her fırsatta bana laf sokan sensin yüzbaşı, unuttuysan hatırlatayım.’’ Sinirle güldü. ‘’Bana bak kızım, cidden sabrımla oynuyorsun.’’ ‘’Ne olur oynarsam?’’ ‘’Yeter!’’ Komutanın sesiyle sus pus olmuştuk. ‘’Çocuk gibi didişmeyi kesin. Gerçekten evlenmiyorsunuz yahu, anlayın şunu.’’ Bakışları bana döndü. ‘’Sadece seni gözümüzün önünde ve güvende tutabilmek için yapıyoruz bunu kızım. Bize vereceğin bilgilerle tüm bu süreç bitip tehlikeden tamamen kurtulduğunda her şey son bulacak. Seni resmi olarak devlet korumasına da aldırabilirdik, ama düşündüğüm şeyler doğruysa, tahminimizden çok daha büyük bir tehlikedesin. Ve bu süreçte en iyi şey gözümüzün önünde olman’’ Rahatsızca yerimde kıpırdandım. ‘’Komutanım, en iyisi şey yapalım. Ben yine size bildiğim her şeyi anlatayım, ama siz beni tutuklayın. Oluyor mu öyle?’’ Komutan gülmeye başladığında Altay beyimiz öfkeyle soludu. ‘’Komutanım, gözünüzü seveyim başka bir yol bulalım. Mümkün değil bu kızla bir gün aynı evde kalamam ben. Kafayı yedirtir bana.’’ ‘’A a! Dediği lafa bak. Asıl ben seninle imkanı yok aynı evde kalmam.’’ Komutan elini kaldırdığında yeniden sustuk. ‘’Üstlerin bilgisi var, konu kapandı.’’ Çekmeceyi açıp masanın üzerine kırmızı bir defter bıraktığında ikimizin de bakışları ona kaydı. ‘’Genelde bunu kadınlar alır ama, hanginizin alacağına siz karar verirsiniz artık. Ben sigaraya çıkıyorum. Geldiğimde kaybolmuş olun.’’ Komutan odadan çıktığında merakla deftere uzandım. Aile Cüzdanı mı yazıyordu üstünde cidden, yoksa kafa travması falan geçirdim de zihnimin bir oyunu muydu bu bana? Altay defteri elimden çekip aldığında ilk sayfayı açtı. Yan yana duran resimlerimizi gördüğümüzde, ikimizin de dudaklarından aynı anda aynı şey dökülmüştü. ‘’Şimdi bittik işte.’’
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD