KİMSİN SEN?

1341 Words
5.BÖLÜM ALTAY Sorgu odasından çıktığımda resmen sinirden her yeri dağıtmak istiyordum. Kapıyı açar açmaz bizim meraklı timle yüz yüze geldiğimde hepsi birden hazır ola geçmişti. ‘’Ko...komutanım?’’ ‘’Lan oğlum sizin ne işiniz var burada?’’ ‘’E şey... Arkadaşlar sorgu var deyince biz de merak ettik de komutanım.’’ ‘’Ulan...’’ Gergince nefeslenip yüzümü avuçladım. ‘’Hatırlatın, bu merakınızın hesabını daha sonra keseceğim size.’’ ‘’Emredersiniz komutanım. E biz şimdi izlemeye devam edebiliriz o zaman, değil mi?’’ ‘’Meraklı puştlar sizi.’’ Ağzımın içinde mırıldanıp sorguyu izlemeye döndüğümde hafifçe sırıtıp yeniden kulak kesildiler. Komutanımın bu kıza nasıl bu kadar çabuk güvenebildiğini anlamıyordum. Hayır bir de çok şey bildiğini düşünerek konuşsun diye resmen güvence vermişti bu küçük şeytana. Emindim, bu kız komutanımın sandığı kadar bilgiye sahip değildi. İşin ucunda hapis yolu görününce, o küçük aklınca kendini kurtarmaya çalışıyordu işte. Ama ben de Altay’sam onun kafasındaki planları bir bir ortaya dökecektim. Sorgu bitip kapı açıldığında, hep birlikte komutanı selamladık. Hızlı adımlarla odasına yöneldiğinde onu takip ettim. “Komutanım, konuşabilir miyiz? Ko... Komutanım lütfen bir dakika dinler misiniz beni?” Yüzüme bakmadan odasına girdiğinde içeri girip kapıyı örttüm. “Komutanım...” Silahını masaya koyup sert bir bakışla yerine oturduğunda gergince karşısında dikildim. “Komutanım, lütfen izin verin açıklayayım.” “Neyi açıklayacaksın Altay? Kızın üstüne neden yürüdüğünü mü? Odaya zamanında girmesem kızı neredeyse duvardan duvara çarpmak üzere olduğunu mu? Yoksa bana verdiğin sözünü neden tutmadığını mı?” “O kızın çok şey bildiğini sanıyorsunuz ama onun tek derdi kendini kurtarmak, başka hiçbir şey değil.” Kaşları alayla çatıldığında oturuşunu gevşetti. “Bak sen. Demek tek derdi kendi paçasını kurtarmak, öyle mi?” “Öyle komutanım. Siz hapis yatacağını söylediğinizde resmen boka battığını anladı, amacı bundan kurtulmak. Aklınca cezasını hafifletmek istiyor.” Masanın diğer ucundaki koltuğu işaret etti. “Otur Altay.” Karşısına yerleştiğimde devam etti. “Sence şu an nasıl bir yol izlememiz gerek peki?” “Eğer izin verseydiniz ben onun dilini çözecektim komutanım da...” Ters bir bakış attığında boğazımı temizledim. “Tamam, örgütün onun gibi genç kızları, kadınları kurban olarak önümüze attıklarını daha önce de gördük. Ama kendisi de söyledi, tam 8 yıldır onların arasında. Beyni yıkanmamış olması sizce mümkün mü? Onca yıl o hainlerin ekmeğini yiyip, suyunu içen birinin sizce temiz kalması mümkün mü komutanım, siz söyleyin.” “Bak oğlum, bu söyleyeceğimi aklının bir kenarına yaz ve sakın unutma. Çünkü ne zaman, nerede karşına çıkacağını asla bilemezsin.” Hafifçe nefeslendi. “Hayatım boyunca çok fazla insan tanıdım, hem askerlik hayatımda, hem de özel hayatımda. Gözlerine baktığım zaman gerçekten ne söylemek istediğini çözebileceğim kadar çok insan. Çok fazla sorguya girdim. Belki binlerce. Tüm bu süreçte ne öğrendim biliyor musun?” Merak içinde sessizliğimi koruduğumda devam etti. “Kelimeler tek başlarına yeterli gelmezler. Karşındaki insanın gözlerine de bakman gerekir bazen. O kızın gözlerine baktığımda ne gördüğümü sana söylememi ister misin?’’ Boş bakışlarla gözlerimi kırpıştırdım. ‘’Korku, Altay. 8 yıl önce ailesi, geleceği ellerinden alınan o küçük kızın gözleriydi karşımdaki.’’ Bakışlarımı kaçırıp başımı olumsuzca salladım. ‘’Komutanım, insan sarraflığınıza saygım inanın sonsuz. Fakat...’’ Ellerini birleştirip hafifçe masaya eğildi. ‘’O kız çok şey biliyor. Sandığımızdan çok daha fazla şey biliyor hem de. 8 yıl önce birilerinin Türkiye topraklarından çıkıp da, Bulgaristan’a kadar gidip o kızın ailesini katletmesi, o kızı kaçırıp buraya getirmeleri... Bunların hiçbiri tesadüf değil.’’ Kaşlarım merakla çatıldığında masaya yaklaştım. ‘’Ne düşünüyorsunuz peki? Eğer düşündüğünüz gibi o kız yalnızca bir kurbansa, bizimkilerle bir bağlantısı olabilir mi?” “Sınır bölgesi dahil tüm kritik bölgelerde Büyük Baron'un haberi olmadan kimse hareket etmez, bunu hepimiz biliyoruz. Eğer birileri bu ülkenin sınırlarını aşıp da, basit bir öğretmen ve basit bir yazılımcıyı saf dışı bırakmaya karar vermişse, bu kararın arkasında farklı şeyler olduğu kesin.” “Büyük Baron'la ilişkili olabilir diyorsunuz yani?” “Tüm bu aradığımız cevapları bize tek bir kişi verecek. O da Mihri.” “Onu güvence altına almaktan bahsettiniz. Tanık koruma programına mı dahil edeceğiz?” “Eğer tanık koruma programına dahil edilirse onu uzun süre burada tutamayız. Devlet güvenli bir yerde onu korur, ama işin içine başkaları dahil olduğunda sorgu da onlara kalır.” “Olmaz komutanım, buna izin veremeyiz. Eğer düşündüğünüz şeyde haklıysanız, o piçlere bir adım daha yaklaşmışken ellerimizden kaçmalarına izin veremeyiz. Bu işi sonuna kadar bizim götürmemiz gerek.” Derin nefesini bırakıp arkasına yaslandı. “İşte bu yüzden kızı hem olası tehditlere karşı koruyup sürekli gözümüzün önünde tutmak, hem de istediğimiz tüm bilgileri güvenli bir şekilde ondan öğrenebilmemizin tek bir yolu var.” “Nedir komutanım?” “Onunla evleneceksiniz.” Boş ve anlamsız bakışlarla yüzüne bakakaldım. Evlenmek? Onunla? Kafam karışmış bir şekilde gülmeme engel olamamıştım. “Ko... Komutanım, siz... Siz ne diyorsunuz?” Söylediği dünyanın en normal şeyiymiş gibi yüzüme gayet rahat bakmayı sürdürdü. “Duydun Altay. Mihri'yle evleneceksiniz. Böylelikle hem o kız sürekli gözümüzün önünde olmuş olacak, hem de onu korurken istediğimiz bilgileri elde etmiş olacağız.” “Komutanım yapmayın Allah aşkına. Ne evlenmesi? Üstelik o kızla.” “Altay sana evlenin de çoluk çocuğa karışın diyen mi var oğlum? Geçici bir durumdan bahsediyoruz burada. O kızın hayatta olduğunu bilenler onu rahat bırakır mı sanıyorsun? O kız nefes aldığı müddetçe tehlikede olmaya devam edecek.” Gergince ensemi ovuşturup ayaklandım. “Yok, yok komutanım. İmkanı yok. Yani benden her şeyi isteyin, ama o kızla evlenmemi istemeyin gözünüzü seveyim.’’ ‘’Rica etmiyorum Yüzbaşı.’’ Gergince nefeslenip yeniden yerime oturdum. ‘’Komutanım, bakın...’’ Önündeki dosyayı açıp bakışlarını kaçırdı. ‘’Konu kapandı. Üstlerle görüşüp konuyu bildireceğim. Haber geldiğinde tekrar konuşuruz. Şimdi kızı dinlenebileceği bir odaya yerleştir. Sonra Barbar’la görüşüp bana haber ver.’’ Bir şey söyleyecek gibi olduysam da dinlemeyeceğini bildiğim için selamlamakla yetindim yalnızca. ‘’Emredersiniz komutanım.’’ Odadan çıktığımda resmen kendimi çıkıp dağlara vurasım vardı. Siktir! Ulan hangi ara iş evlilik olayına dönmüştü arkadaş ya! Hayır bir de o kızla evlenmek. Kabus amına koyayım, hem de ne kabus! Ah be komutanım, resmen yaktın beni! ***** ‘’Hacı neydi öyle ya! Altay Yüzbaşım resmen kızı duvardan duvara çarpacak diye bekledim anasını satayım.’’ ‘’Valla Levent Yarbay zamanında girmese içeri kız gidici gibiydi.’’ ‘’Lan kız ağlamaya başlayınca içim bir kötü oldu ha.’’ ‘’Siktir lan Şahin, bu kıza da mı yazıyorsun oğlum? Kız kansız hainin teki. Ne çabuk unuttunuz götümüzde patlatacağı bombayı!’’ ‘’Şş, Yiğido, sakin abi.’’ ‘’Ne oluyor burada!’’ Hepsi hazır ola geçtiğinde diplerinde bittim. ‘’Neyi tartışıyorsunuz lan yine?’’ ‘’Hiiiç... komutanım. Öyle konuşuyorduk kendi aramızda.’’ Tek tek süzdüm. ‘’Oğlum kaybolun lan gözümün önünde. Yoksa yemin ederim günün ilk ışıklarıyla birlikte iflahınızı kuruturum.’’ ‘’Aman diyelim komutanım. Biz de zaten yatmaya gidiyorduk, değil mi beyler?’’ ‘’Aynen hacı. Hayırlı geceleriniz olsun canım komutanım. Allah rahatlık versin inşallah. Rüyanızda bizi görün.’’ ‘’Lan siktirin gidin! Gerçeğiniz yetiyor, bir de rüyamda mı uğraşacağım sizinle.’’ Koşar adım uzaklaştıklarında derin bir nefes alıp sorgu odasına girdim. Bizim küçük şeytan başını masaya dayamış, öylece hareketsiz duruyordu. Ağır adımlarla yanına yaklaştım. Nefes alış verişleri düzenli olduğuna göre iki arada bir derede uyuya mı kalmıştı yani? Hey Allah’ım, işimiz işti. Hafifçe omzuna dokundum, ama tepki yoktu. Şimdi saniyesinde ayağa dikmek vardı da bunu... Levent komutanım görürse kesin belamı sikerdi. Nerede yatıracaktım kızı peki? Kadın koğuşu yoktu kışlada. Revirde sedye üstünde iki büklüm de yatılmazdı. Bizim puştların koğuşu zaten hiç olmazdı. Ee Altay, yine bir kaldı mı bizim oda? Uyandırmaya çalışmakla daha fazla vakit kaybetmeyecektim. İstemeye istemeye kucağıma aldığımda başını göğsüme yasladı direkt. Ulan... şu düştüğümüz hali bizimkiler görse mümkün değil senelerce dillerinden kurtulamazdım yeminle. Uyandırmamaya çalışarak dikkatli adımlarla odama yöneldim. Umarım önümdeki 75 metre boyunca koridorda kimseyle karşılaşmazdım. Sağ salim odaya ulaştığımızda dirseğimle kolu indirip içeri girdim. Kızı dikkatlice yatağa uzandırıp yorganı üzerine çektikten sonra kapıyı örttüm sessizce. Günün aydınlanmasına birkaç saat vardı. Bu saatten sonra uyku falan yalandı zaten. Pencere kenarındaki koltukta takılacaktık mecbur. Önce gidip Barbar’la konuşmam lazımdı ama. Onların bulunduğu bölge ne durumdaydı öğrenecektik. Bakışlarım odadan çıkmadan son kez yüzünde gezindiğinde yarbayımın söyledikleri geçti bir bir zihnimden. Gerçekten sen de benim gibi seçilmiş bir kurban mısın, yoksa bu güzel yüzünün ardında bir şeytan mı gizli? Gözlerinde gördüğüm o korku neden bu kadar tanıdıktı peki? Başıma giren ağrıyla alnımı ovuşturdum. Aklımda ise artık tek bir soru vardı. Kimsin sen göçmen kızı? Kimsin sen?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD