SORGU

1617 Words
4.BÖLÜM MİHRi Gözlerimi alan yoğun beyaz ışığa karşı gözkapaklarım ağır ağır aralandığında, derin bir nefes alıp zihnimi toparlamaya çalıştım. Sonunda o meşhur beyaz ışığı gördüğüme göre... Bitmiş miydi her şey sonunda yani? Kurtulmuş muydum artık cehennemimden? Genzime dolan ilaç ve alkol kokusuna karşı güçlükle yutkunup etrafıma bakındım. İlaç dolu dolaplar, askıda beyaz önlük, cerrahi malzemeler... Aptal Milena, ölmeyi bile beceremiyorsun kızım sen. Kendini öldürmeyi düşünürken olman gereken en son yerdesin resmen. Kulağıma dolan ağır nefes alış verişlerine doğru başımı çevirdiğimde kalakaldım. Bu oydu. Silahını o kararlı bakışlarının ardından tüm cesaretiyle bana doğrultan asker. Hafifçe doğrulmak istediğimde sedyenin gıcırdamasıyla birlikte gözleri açıldığında hızla yerinden doğruldu. Eli sertçe boğazımı kavradığında can havliyle eline yapıştım. ‘’Bı... bırak beni.’’ Bakışları oldukça donuk, ama gözlerindeki ifade bir o kadar tanıdıktı. Saf öfke. Tıpkı 8 yıl önce ailemi katleden, kardeşimi elimden alanlara bakarken içimde delicesine kabaran o duygunun bir yansımasıydı gözlerindeki. Boğazımdan belli belirsiz hırıltılar yükselirken beni duymuyor, eli gittikçe daha sert sarılıyordu boğazıma. Gözümde yıldızlar uçuşmaya başladığında odaya giren doktor, telaşla yanımıza adımlayıp askerin eline yapışmıştı sertçe. ‘’Altay! Altay kendine gel, ne yapıyorsun sen! Delirdin mi! Yardım edin!’’ Odaya giren iki üniformalı asker de telaşla Altay'ın eline yapışmış, dört bir elden beni kurtarmaya uğraşıyorlardı. Nihayet boş bakışlarla gözlerini kırpıştırıp kendine geldiğinde eli boğazımdan çözülmüş, bakışlarındaki öfke garip bir korkuya dönüşmüştü. Ciğerlerim sökülürcesine öksürüp kendimi toparlamaya çalışırken, doktorun getirdiği sudan güçlükle birkaç yudum aldım. ‘’Komutanım siz iyi...’’ ‘’Çıkın.’’ ‘’Ama komutanım...’’ ‘’Çıkın dedim size!’’ Odayı çınlatan sesiyle irkildiğimde askerler yanımızdan uzaklaşırken bakışlarımı kaçırdım. Altay gergince ayaklandığında doktor sinirle üzerine yürümüştü. ‘’Altay neydi az önce olanlar? Ya sen ne yaptığının farkında mısın? Öldürüyordun kızı az kalsın!’’ ‘’Bilmiyorum, ben... Sanırım rüya gördüm, emin değilim. Emin değilim Yasemin.’’ ‘’Lütfen dışarı çıkıp kendini toparla Altay. Çünkü buna gerçekten ihtiyacın olduğu her halinden belli.’’ Doktorun sert tavrıyla gergince nefeslenip hızla odadan çıkıp gitmişti. Elim istemsizce boğazıma uzandı. ‘’İyi misin?’’ ‘’E... evet. İyiyim, teşekkür ederim.’’ Hafifçe nefeslenip yanımdaki sandalyeye oturdu. ‘’Ben Yasemin bu arada. Kışlanın doktoruyum. Senin adın?’’ ‘’Milena. Ya da Mihri.’’ Anlamsızca kaşları çatıldı. ‘’Nasıl yani? İki ismin mi var?’’ ‘’Hayır aslında. Sadece... biraz uzun hikaye.’’ ‘’Pekala, bunları Altay’la konuşursun o halde.’’ Korkuyla oturuşumu dikleştirdim. ‘’N... ne? Onunla konuşmak mı? Beni bu sefer kesin öldürür!’’ ‘’Sakin ol lütfen. Kimsenin seni öldüreceği falan yok.’’ Hafifçe dudaklarını ıslattı. ‘’Buraya nasıl geldiğini hatırlıyor musun peki?’’ Bayılmadan önce ne olduğunu anımsamak için zihnimi zorladım, ama her şey bölük pörçüktü. ‘’Ben... çok emin değilim. Elimde bir sepetle yürüyordum. Sonra o askeri gördüm.’’ ‘’Altay’ı mı?’’ Başımla onayladım. ‘’İçimi büyük bir korku kapladı o an. Sonra gözlerim karardı. Gerisini hatırlamıyorum.’’ Bakışları bir anlık kapıdaki askerlere kaydıktan sonra tekrar bana döndü. ‘’Sana bir şey soracağım Milena. Ama lütfen bana doğruyu söyle, olur mu?’’ Başımla onayladığımda devam etti. ‘’Altay bana... senin bir sepet dolusu bombayla onları öldürmek istediğini söyledi. Bu doğru mu?’’ Ne diyebilirdim ki? Öyleydi, ama vazgeçtim. Aslında yalnız kendimi öldürmek istiyordum ve askeriniz bana engel oldu mu diyecektim? ‘’Milena?’’ ‘’Şey... biraz... karışık orası. Ama niyetim kimseyi incitmek değildi, yemin ederim. Yemin ederim doktor, ben kimseye zarar vermek istemedim.’’ Gözlerim hızla dolduğunda ellerini tuttum, bir kişinin dahi olsa bana inanmasını umarak. ‘’Şşş... Sakin ol, tamam. Tamam, merak etme. Olay her neyse açıklığa kavuşur eminim. Önce şu sorgu işini halletsinler de onlar. Sen de her ne yaşadıysan dürüstçe anlat onlara, tamam mı? Dürüst ol ki sana yardım edebilsinler.’’ İçinde bulunduğum durumdan beni kimsenin çekip çıkarabileceğine umudum yoktu artık. Altay üniformasıyla odaya girdiğinde korkuyla yerimden fırladım. ‘’Kontrol faslı bittiyse kızı sorguya alıyorum Yasemin.’’ Yasemin nazikçe elimi tutup belli belirsiz gülümsedi. ‘’Sakin ol. Sadece olanları anlat onlara. Korkmana gerek yok, tamam mı?’’ Altay kaşları çatık, elindeki kelepçeyi bana doğru uzattığında boş boş yüzüne baktım. ‘’Bunlar...’’ ‘’Seni kırmızı halıyla sorguya alacak halimiz yok herhalde. Uzat kollarını!’’ Ona doğru adımlayıp titreyen kollarımı uzattığımda sertçe kelepçeyi bileklerime geçirmişti. Metalin soğukluğu, başlamak üzere olan yeni bir kabusun habercisiydi sanki. ‘’Yürü!’’ Altay’ı takip ettiğimde koridorda merakla bizi izleyen askerlerin arasından geçip, camla kaplı bir odanın önünde durduk. Kapıyı açıp geçmem için izin verdi. ‘’Otur!’’ Masanın bir ucundaki sandalyeye gerginlikle oturdum. ‘’Bu odada konuştuğumuz her şey Türkiye Cumhuriyeti devletince resmi olarak kayıt altına alınır. Sorduğum sorulara ne kadar dürüst yanıtlar verirsen, senin için o kadar iyi olur. Şimdi.’’ Ellerini masanın üzerine dayayıp sert bakışlarını gözlerime çevirdi. ‘’Başlayalım mı?’’ Hafifçe başımı sallamakla yetindim. ‘’Adın?’’ ‘’Mi... Milena. Ama Mihri diyorlar bana.’’ Gergince nefeslendi. ‘’Bana bak kızım. Benimle lafı dolandırmadan, direkt konuş. Kimsin sen? Gerçek adın ne? Nerelisin? Anlat!’’ Sesi odayı çınlattığında korkuyla yutkundum. ‘’Ge...gerçek adım Milena. Bulgaristan’lıyım. Annem Bulgar, babam Türk.’’ ‘’Ailen nerede yaşıyor?’’ ‘’Onları... 8 yıl önce kaybettim.’’ ‘’Nasıl?’’ Boğazım düğümlendi. ‘’Bir gece evimizi bastılar, kim olduklarını bilmiyorum. Annemle babamı... gözlerimin önünde öldürdüler.’’ Gözlerimi kapayıp hafifçe nefeslendim. ‘’Bir kardeşim var, Dragan.’’ Gözlerim istemsizce dolduğunda hafifçe burnumu çektim. ‘’Onu da kaçırdılar o gece.’’ Bakışları söylediklerimin doğruluğunu ölçüp tartıyor gibiydi. ‘’Türkiye’ye nasıl geldin onu anlat!’’ Hızla gözlerimi kuruladım. ‘’Ailemi öldürenlerden bazıları kardeşimi alıp başka bir yere götürdüler. Diğerleri de beni zorla Türkiye’ye getirdi.’’ ‘’Aileni neden öldürdüler?’’ ‘’Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.’’ Sesim titrediğinde ellerimle yüzümü örtüp hıçkırığımı bıraktım. Yıllardır sessizce, sadece içime ağlamaktan yorulmuştum artık. Eli sertçe masaya çarptığında yerimde irkildim. ‘’Bana bak kızım. Sakın bana duygu sömürüsü yapmaya kalkma, çünkü bunlar bana işlemez!’’ ‘’Gerçekleri sormadınız mı bana? Anlatıyorum işte!’’ ‘’Bana sesini yükseltme!’’ Öfke tüm vücudumu kapladığında karşısına dikildim. ‘’Ne istiyorsunuz benden? Neden öldürmediniz ki orada beni? Keşke kafama sıksaydınız da tüm bu işkence bitseydi artık!’’ Gergince dişlerinin arasında mırıldandı. ‘’Kes sesini.’’ ‘’Hayatım cehenneme dönmüş, ailemi hiç tanımadığım insanlar yüzünden kaybetmişim! Hayatımın son 8 yılı esaretle, işkenceyle geçmiş! Benden neyi duymak istiyorsunuz siz hala!’’ Yumruğunu sertçe duvara geçirdiğinde bakışlarımı gözlerinden çekmemiştim. ‘’Eğer seni tutmasaydım benimle birlikte kaç askerimin hayatına mal olacaktın, farkında mısın!’’ ‘’Keşke sıksaydın kafama ya! Keşke oracıkta öldürseydin beni! Sizi öldürmek için gelmemiştim ki ben! Kurtulmak istedim bu hayattan, anladın mı? Bu cehennemden kurtulmak istedim sadece!’’ Gözyaşlarım hızla akarken daha fazla konuşmaya halim kalmamıştı. Gerçekten tek istediğim bu kabustan sonsuza dek kurtulmaktı. Odanın kapısı hızla açılıp yaşça daha büyük bir asker yanımıza geldiğinde Altay’ı kolundan tutup kenara çekti. ‘’Yüzbaşı yeter!’’ ‘’Komutanım izin verin...!’’ ‘’Yeter dedim! Kendime hakim olacağım dedin, sorguyu sana bıraktım, böyle mi tutuyorsun bana verdiğin sözünü, ha!’’ ‘’Sorulması gerekenleri soruyorum sadece komutanım!’’ ‘’Ama yanlış şekilde soruyorsun!’’ ‘’Komutanım bakın...’’ ‘’Çık odadan yüzbaşı, hemen!’’ ‘’Bu kıza gerçekten inanıyor musunuz yani?’’ ‘’Neye inanıp inanmayacağım beni bağlar. Çık dedim sana yüzbaşı! Seninle sonra konuşacağız!’’ Çenesi gergince kasıldığında bana öfkeli bir bakış atıp hızla odayı terk etmişti. Diğer asker gergince saçlarını karıştırıp, işaret etti. ‘’Otur yerine kızım.’’ Hızla gözlerimi kuruladıktan sonra tekrar sandalyeme oturdum. ‘’Ben Yarbay Levent. Sorguya kaldığımız yerden devam edelim. Bana ailenden bahset.’’ Derin bir nefes alıp kendimi toparladım. ‘’Annem doktor, babam yazılımcıydı. Babam yıllar önce Türkiye’den Bulgaristan’a iş için geldiğinde tanışmışlar annemle. Sonra da evlenmişler. Çok sevgi dolu insanlardı onlar. Herkes çok sever, saygı duyardı onlara. Hala kim, neden böyle bir şey yapar, inanın hiç bilmiyorum. Yemin ederim size.’’ Gergince nefeslenip karşıma oturduğunda ellerini masada birleştirdi. ‘’Neden burada olduğunu biliyorsun, değil mi?’’ Hafifçe başımı salladım. ‘’Az önce Yüzbaşının da söylediği gibi. Yasaklı bölgeye girip, üzerinde yüklü olan bombayla askerlerime karşı bir saldırı girişiminde bulundun.’’ Güçlükle yutkunduğumda hafifçe eğildim. ‘’Bakın, ne düşündüğünüzü biliyorum. Ama gerçekten niyetim askerlerinize zarar vermek değildi. Eğer kendimden geçmeseydim onları uzaklaşmaları için uyaracaktım, ama buna zamanım olmadı.’’ Kaşları anlamsızca çatıldı. ‘’Onları öldürmek için gelmediysen, neden üzerinde bombayla yasaklı bölgeye girdin?’’ Dudaklarım zihnimde dolup taşan her şeyi anlatmak için kıpırdansa da, söyleyeceklerimin nelere mal olacağını kestiremiyordum. ‘’Evet?’’ ‘’Ben... anlatamam.’’ ‘’Kızım terörden sorgulanıyorsun şu an. Bunun kaç yıl yatarı var, haberin var mı senin? Kaç yaşındasın sen?’’ ‘’25 efendim.’’ ‘’Hayatının baharını hapislerde sürünerek mi geçirmek istiyorsun?’’ Gözlerimi yumup doğru olanı düşünmeye çalıştım. Burada bana ulaşabilirler miydi ki? Nereye gitsen buluruz demişlerdi. Buraya kadar elleri uzanır mıydı peki? ‘’Cevap versene kızım. Ne geçiyor aklından, anlat bana.’’ Başımı olumsuzca salladım. ‘’Eğer konuşursam beni asla rahat bırakmazlar. Yapamam. Anlatamam.’’ Gergince çenesini ovuşturup kısa bir an için beni süzdü. ‘’Peki... Eğer anlatacağın şeyler için seni güvence altına alacağımı söylersem?’’ Anlamsızca yüzüne baktım. ‘’N... nasıl yani?’’ ‘’Bak kızım. Belli ki aileni öldürenler her kimse, seni hiç istemediğin bir hayata sürüklemişler bunca yıldır. Olan biten her şeyin hür iraden dışında olduğu aşikar.’’ ‘’B... bana nasıl güvenebiliyorsunuz? Sonuçta askerinizi öldürmeye çalıştım.’’ Hafifçe gülümsedi. Ve bu gülümseme öyle tanıdıktı ki. Babacan ve içten. ‘’50 yaşındayım ve hayatımın son 32 yılını bir asker olarak yaşadım. İnsan sarraflığım vardır anlayacağın. Kime güvenip güvenmemem gerektiğini iyi anlarım. Ve seninle ilgili bildiğim bir şey varsa, o da çok fazla bilgiye sahip olduğun. Ben de tüm bunları öğrenmek için hayatını güvence altına alabileceğimi söylüyorum. Böyle bir teklifi kabul eder misin peki?’’ Yapabilir miydi gerçekten? Koruyabilirler miydi beni burada? Yoksa ilk fırsatta yine kaçtığım cehennemin göbeğine düşer miydim? ‘’Adın neydi senin?’’ ‘’Milena. Ama 8 yıldır herkes Mihri diyor bana.’’ ‘’Pekala, Mihri diyelim biz de sana o halde. Evet, ne diyorsun Mihri. Teklifim kabul mü?’’ Kısa bir sessizlik olduğunda zihnimde bin bir türlü düşünce dönüyordu o an. Bir umut bunca yıldır bana yapılanların bedelini ödetmek için bildiğim ne varsa anlatabilirdim bu askerlere. Sanırım tek çarem onlara güvenmekti artık. Cesaretle yerimde doğruldum ‘’Kabul efendim. Bildiğim ne varsa size anlatmaya hazırım. Ama... beni nasıl koruyacaksınız, bunu da bilmek istiyorum.’’ Dudaklarına hafif bir gülüş yerleştiğinde başını hafifçe çevirip arkasındaki cama bir bakış attı. ‘’Orasını sen hiç merak etme. Kimse sana dokunmaya cesaret edemeyecek kızım. Güven bana.’’
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD