TANIDIK KORKU

1599 Words
3.BÖLÜM ALTAY Kışlaya girdiğimizde araba durduğu gibi kızı kucaklayıp revire yöneldim. İçeri girdiğimde onu sedyeye uzandırırken, Yasemin meraklı bakışlarla yanıma geldi. ‘’Altay, bu kız kim?’’ Son kez kızı süzdüğümde gergin nefesimi bırakıp geri çekildim. ‘’Kansız bir terörist.’’ ‘’Ne? A... ama bu kız...’’ ‘’Bu kız ne, Yasemin? Fazla mı masum? Fazla mı güzel? Hain olamayacak kadar yumuşak bir yüzü mü var? Bu kız ne!?’’ Sakinleştirmek istercesine ellerini kaldırdı. ‘’Tamam, sakin. Sakin ol lütfen. Sadece şaşırdım, hepsi bu. Sen... neden bu kadar öfkelisin?’’ Gergince elimi saçlarımdan geçirdim. ‘’Bu melek yüzlü şeytan bir sepet dolusu bombayla neredeyse timimin yarısını benimle birlikte havaya uçuruyordu Yasemin! Sence bu öfkelenmem için yeterli bir sebep mi?’’ ‘’Altay...’’ ‘’Yasemin, bu kızı ne yap et bir an önce uyandır. Düştü kaldığı bir anda kucağıma. Nesi var bakarsın. Uyanır uyanmaz bana haber ver, sorguya alacağız.’’ Derin nefesini bıraktı. ‘’Tamam, merak etme sen. Hadi git dinlen, sakinleş biraz. Uyandığında haber veririm.’’ Başımla onaylayıp revirden çıktığımda, kapıda beni bekleyen iki askere döndüm. ‘’Revirin önünden ayrılmıyorsunuz. Gözünüz, kulağınız kızda olsun. Anlaşıldı mı?’’ ‘’Emredersiniz komutanım!’’ Kızı çocuklara teslim ettikten sonra durum değerlendirmesi için Levent Yarbay’ın odasına geçtim. ‘’Gel!’’ ‘’Komutanım?’’ ‘’Gel Altay, otur.’’ Kapıyı örtüp karşısına yerleştim. ‘’Durum ne?’’ ‘’Kız hala baygın olduğu için Yasemin’e teslim ettim. İki kişi de kapıda. Uyanır uyanmaz haber verecekler. Ardından direkt sorguya alırız.’’ ‘’Barbar’dan haber?’’ ‘’Yolda görüştüm komutanım. Şimdilik onların bölgesinde herhangi bir hareketlilik görünmüyor.’’ Başıyla onayladığında tek kaşını kaldırıp dikkatle süzdü. ‘’Neyin var senin? Niye bu kadar sinirlisin?’’ ‘’Hiç komutanım. Sadece biraz gerginim. Şerefsizlerden birini kaçırdık ya, ona canım sıkılıyor.’’ ‘’Merak etme. Şu kız bir uyansın da, bakalım bize neler anlatacak. Ya da anlatacak mı, göreceğiz.’’ ‘’Komutanım, izin verin ilk ben görüşeyim onunla.’’ ‘’Neden?’’ Gergince yutkunup oturuşumu biraz daha dikleştirdim. ‘’Ben onu her türlü konuştururum. Lütfen izin verin.’’ Başını hafifçe yan yatırıp masaya eğildi. ‘’Bana bak Yüzbaşı, eğer aklından tahmin ettiğim şey geçiyorsa, buna izin vermeyeceğimi bil.’’ ‘’Komutanım...’’ ‘’Yüzbaşı! Biz her şeyden önce bu vatanın hizmetkarlarıyız! Şahsi meselelerimizden önce vatan millet meseleleri gelir!’’ Sesini hafifçe yumuşattı. ‘’Sen aileni kaybettiysen, ben de kardeşim dediğim adamı, onun hanımını kaybettim. Bu senin kadar benim de meselem. Ama önceliğimiz... vatan. Beni anlıyorsun değil mi?’’ Dişlerimi gergince sıktığımda başımı eğip sallamakla yetindim sadece. ‘’Güzel. Bu konuda anlaştığımıza göre, şimdi sorgunun ilk kısmını almana izin verebilirim.’’ ‘’Sağ olun komutanım.’’ ‘’Hadi git biraz dinlen sorguya kadar. Yorgunsun sende.’’ ‘’Emredersiniz komutanım.’’ Selam verip odadan çıktığımda hala içimdeki öfkeyi dindiremiyordum. Emindim, o kız basit bir teröristten çok daha fazlasıydı ve ben de bunu ortaya çıkarmak için ne gerekiyorsa yapacaktım. Komutanımı karşıma almak da buna dahil. Yiyeceğim cezalarsa umurumda değildi. Gergince nefeslenip kontrol etmek için bizimkilerin yanına kantine geçtim. Görür görmez ayaklandıklarında oturmalarını işaret edip sandalyeye kuruldum. ‘’Herkes iyi, değil mi?’’ ‘’Evet komutanım. Asıl siz nasılsınız?’’ ‘’İyiyim, bir sıkıntı yok bende, merak etmeyin. Levent Yarbay’la görüştüm şimdi. Durum bilgilendirmesi yaptım.’’ ‘’Komutanım, şey, kız... uyandı mı?’’ Ya sabır çekip derin bir nefes aldığımda dirseklerimi dizlerime dayayıp eğildim. ‘’Bana bakın Hançer timi. O kızın ne kadar melek yüzlü olduğu zerre sikimde değil. Birinizin bile ona merhamet göstermesini istemiyorum, duydunuz mu! Uyanır uyanmaz Levent Yarbay’la beraber sorguya alacağız. Ne bildiğini öğrendiğimizde de cezasını sonuna kadar çekecek.’’ ‘’Emredersiniz komutanım.’’ Ağrıyla başımı ovuşturup ayaklandım. ‘’Ben odama geçiyorum. Bir şey olursa haber verirsiniz.’’ Kantinden çıkıp odama döndüğümde kapıyı hızla örtüp dolabıma yöneldim. Tüm rafları alt üst ettiğimde elim hala boştu. ‘’Allah kahretsin!’’ Etrafa saçtığım kıyafetleri umursamadan çalışma masasının çekmecelerini kurcaladım, ama elime geçen tek şey içi boş ilaç kutusuydu yalnızca. Öfkeyle kendimi yatağa bıraktım. ‘’Sakinleş Altay, sakinleş. Derin nefes al. Onsuz da... Hassiktir! Olmuyor işte amına koyayım, olmuyor!’’ Öfkeyle ayaklandığımda yumruğumu dolabın kapağına geçirdim. Başımın ağrısı gittikçe artarken ellerim acıyla saçlarıma gitti. ‘’Siktir... Dur artık Allah’ın cezası... Dur artık...’’ Yatağın dibine çöktüğümde başımı ellerimin arasına aldım. Dinmesini umarak aldığım her ilaç beni gittikçe daha da mahvediyordu sanki. Ama yapamıyordum, dayanamıyordum. Beni ele geçiren bu lanet baş ağrılarından kurtulamıyordum. Ama bu sefer almayacaktım. Odağımı değiştirmem lazımdı sadece. Sıcak bir duş beni yeterince gevşetirdi. Banyoya yöneldiğimde sıcaklığı ayarlayıp soyunduktan sonra, kendimi suyun rahatlatıcı etkisine teslim ettim. Her bir damla vücudumda akıp giderken zihnimde olan tek şey o kızı konuşturma arzusuydu. Aklımda bir an için bayılmadan hemen önce göz göze geldiğimiz an canlandı. Akşamüstü çok net görememiştim gerçi ama, elaydı sanırım gözleri. Bakışlarındaki korku, endişe... adına her ne diyorlarsa işte. Bir an için bana bile acaba mı dedirtmişti. Ama hayır. Oğuz’a söylediğini unutma Altay. Hainin güzeli çirkini olmaz. Odağını, amacını şaşırma. Hepsi bir oyundan ibaret yalnızca. Bunu sakın aklından çıkarma. Suyun sıcaklığı ağrılarımı yavaş yavaş bedenimden uzaklaştırırken kireç gibi olmuş yüzü geldi bu kez gözümün önüne. Tek amacı bizi öldürmek olan bir kansız, neden bu kadar korkardı ki? Neden bayılana dek beklemişti düğmeye basmak için? Neden imkanı varken patlatmamıştı beni? Düşünme Altay, düşünme oğlum. Düşündükçe saçmalıyorsun yalnızca. Hem niyeyse niye amına koyayım! Belki ilaç verdiler, mala bağladı kız. Belki ölüm korkusundan basmaya cesaret edemedi bir an. Olamaz mı? Sikerim böyle işi! Suyu kapatıp sinirle havluyu belime sarındıktan sonra giyinmek için odaya geçtim. Kapım aniden açıldığında şaşkın bakışlarımla birlikte Yasemin’le göz göze geldim. Utanarak başını çevirdi. ‘’Altay ben... Ben çok özür dilerim. Kapıyı çaldım aslında ama, ses gelmeyince merak ettim. O yüzden yani şey...’’ ‘’Tamam Yasemin, sorun değil. Duştaydım, duymamışım. İyiyim de. Başka bir şey?’’ Yarı çıplak olduğumu unutup çatılmış kaşlarını bana çevirdi. ‘’Ya sen niye geldiğinden beri beni azarlayıp duruyorsun?’’ ‘’Ne?’’ ‘’Evet, bağırıyorsun, azarlıyorsun. Altay ben çocuk değilim. Bu kışlanın doktoruyum. Lütfen benimle bir yetişkinmişim gibi konuşur musun?’’ Gergin nefesimi bırakıp ıslak saçlarımı karıştırdım. ‘’Yasemin, bak. Yeterince gergin bir gündü, tamam mı? Sana patladıysam özür dilerim. Niyetim seni kırmak değil. Sadece... biraz yalnız kalmaya, kafamı toparlamaya ihtiyacım var.’’ Bakışları yumuşadığında ağır adımlarla yanıma gelip, aramızdaki mesafeyi kapattı. ‘’Biz kaç yıldır birlikteyiz seninle bu kışlada? Tam 5 yıldır. 5 yıldır ne zaman canım sıkkın olsa sen yanımda olmadın mı? Şimdi de izin ver ben senin yanında olayım. Canını sıkan her neyse lütfen paylaş benimle.’’ ‘’Yasemin, yardımcı olmaya çalıştığının farkındayım. Ama... şu an gerçekten konuşmak için iyi bir zaman değil.’’ Hafifçe yutkunup başını sallamakla yetindi yalnızca. ‘’Şimdi izninle, sorgudan önce biraz dinlenmem lazım.’’ ‘’Peki. O halde... sana iyi geceler.’’ Cevap vermeyip kıyafet yığınına yöneldiğimde sessizce odadan çıkmıştı. Elime ilk geçen siyah eşofman altıyla ve siyah tişörtümü üzerime geçirip, komodinin üzerindeki sigara kutumu kaptığım gibi bahçeye çıktım. Bu gece de uyku yoktu bana. Sigaramı yakıp derin bir nefes çektim. Yasemin, Levent Yarbay’ın eşi Dilek abladan sonra zaman zaman da olsa dertleşebildiğim tek kadındı. Mezun olduktan hemen sonra atanmıştı buraya. Ailesi de dahil hepimiz onun bu ilk görev yerinde zorlanıp kaçacağına emin gözüyle baksak da, o hepimizi ters köşe yapmış ve başarılı bir 5 yılı arkasında bırakmıştı. Oldukça akıllı, bir o kadar da duygusal bir kadındı. Yine de benim için iyi bir dosttu. Bakışlarım karargahın karanlık bahçesinde gezinirken sigaramdan bir nefes daha çekip, kulağıma çalınan konuşmalara dikkat kesildim. ‘’Oğlum komutan niye bu kadar sinirlendi ki bize?’’ ‘’Ne bileyim amına koyayım, ben de bir bok anlamadım.’’ Bizim boş boğaz takımı istirahat yerine dedikodu keyfini tercih etmişlerdi anlaşılan. ‘’Altı üstü kız uyandı mı dedik arkadaş.’’ ‘’Komutanım, kız sonuçta bizi patlatacaktı. E haklı olarak Altay komutanım da bize bir zarar gelecek diye korktu yani.’’ ‘’Yok hacı yok, Altay komutanda farklı bir iş var.’’ ‘’Nasıl?’’ ‘’O kıza basit bir terörist gözüyle bakmadığı her halinden belli değil mi? Oğlum bir ben mi görüyorum lan bunu?’’ Sigaramı ayağımla ezip yanlarına geçtiğimde endişeyle ayaklandılar. Hepsini gözlerinde şimdi sıçtık ifadesi vardı. ‘’Hayırdır lan? Gece gece dedikoduya başlamışsınız yine. Bir çekirdeğiniz eksik elinizde.’’ ‘’Ko... komutanım, biz şey...’’ Bir adım atıp önüne geçtim. ‘’Siz ney Şahin?’’ ‘’Biz sadece... merak etmiştik komutanım.’’ Gergince nefeslenip sakin kalmaya çalıştım. ‘’Bana bakın boş boğaz takımı. Bir daha sizi ilgilendirmeyen konuları düşünüp de kafanızı yormayın, anlaşıldı mı? Ha bu kadar merak ediyorsanız, merakınızı gidereyim. Evet, o kızı basit bir teröristten daha fazlası olarak görüyorum. Ve sorguladığımız zaman bunda ne kadar haklı olduğumu Levent Yarbay da, sizde anlayacaksınız.’’ ‘’Komutanım...’’ Elimi kaldırıp susturdum. ‘’Bu kansızların elinde ailem de dahil nice silah arkadaşlarımızın, yurttaşlarımızın kanı var. Bu kız da o kansızlardan biri. Bu yüzden yüzünün güzelliğine aldanıp da onu baş tacı edecek halimiz yok. Anlaşıldı mı?’’ ‘’Anlaşıldı komutanım.’’ Başımla onayladım. ‘’Güzel. Şimdi herkes odasına. Adam akıllı dinlenin. Her an desteğe çıkabiliriz.’’ ‘’Emredersiniz komutanım.’’ Ekip odalarına doğru dağıldığında gergince yüzümü ovuşturup revire yöneldim. Şimdilik ağrım geçmişti, ama olur olmadık bir zamanda yeniden tutmasını istemiyordum. Yasemin’den bir güzellik istesem fena olmayacaktı sanırım. Revirin önüne geldiğimde askerleri selamlayıp içeri girdim, boştu. ‘’Doktor Yasemin nerede?’’ ‘’Odasından alması gereken bir şey varmış komutanım. Hemen geleceğini söyledi.’’ Ağır adımlarla sedyede hala baygın yatan kızın yanına geldim. Aldığı serumlarla rengi bir nebze daha yerine gelmişse de, hala kötü görünüyordu. Kenardaki sandalyeyi yanına çekip oturdum. Kaçabileceğinden değildi ama, bu kızı gözümün önünde tutmak istiyordum yine de. Gözünü açar açmaz ona soracağım yığınla soru vardı. Ellerimi ensemde birleştirip oturuşumu biraz daha gevşettim. Deli gibi uykum vardı ama bir kabusu daha şu an kaldırabilecek durumda değildim. Bu yüzden sadece gözlerimi dinlendirmekle yetinecektim. Ama vücudum çoktan kendini servis dışı moduna almıştı bile. Ne kadar süre daldığımdan emin değildim. Kulağıma belli belirsiz çalınan gıcırtı sesiyle refleks olarak hızla yerimden doğruldum. Zihnim hala derin bir uykudayken, adımın defalarca kulağımın dibinde çınlamasıyla gözlerimi kırpıştırıp kendime geldiğimde fark etmiştim, elimin bu küçük şeytanın boğazına nasıl sertçe sarıldığını. Üstelik öldüresiye bir hırsla. Ela gözlerindeki korku ise bana hiç de yabancı gelmemişti bu sefer.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD